Month: Temmuz 2007 (page 2 of 6)

Biyolojik baba için ‘ilk’ karar

(21 Temmuz 2007, Radikal)

Çocuk sahibi olmak isteyen lezbiyen bir çifte sperm bağışı yapan İrlandalı bir adam, ülkenin hukuk tarihine bir ilk olarak geçecek kararla, biyolojik baba olarak çocuğunu kendi yaşadığı ülkede tutma hakkı kazandı.
Eşcinsel çiftlerin aile hukukuna dahil edilmediği ülkede, Yüksek Mahkeme’nin kararına göre, Britanya’da evlenen ve sperm bağışıyla sahip oldukları 14 aylık çocuklarıyla Avustralya’ya taşınma kararı alan lezbiyen çift, çocuğu Avustralya’ya götüremeyecek. Çocuğu tatillerde, en fazla altı haftalık bir süre için yanlarına alabilecekler. Biri İrlandalı, diğeriyse Avustralyalı olan iki kadın, Ocak 2006’da Britanya’da evlenmişti. İrlandalı kadın, kendisi gibi İrlandalı bir erkekten aldığı spermlerle hamile kalmış, biyolojik babayla da çocuğunu görme ve çocuğun babasının kim olduğunu bilme hakkını saklı tutan bir sözleşme imzalamıştı. Lezbiyen çift, babanın ziyaretlerini kısıtlamaya başlayıp, Avustralya’ya taşınma kararı alınca ipler kopma noktasına gelmişti.

Bebeklerin şehir Turu

(21 Temmuz 2007  – Radikal)

Fransa’nın küçük şehri Cap-d’Ail’de, iki buçuk yaşlarında üç kız çocuğu, kreşten firar edip şehir turu yaptı! Çocuklar güvenlik açısından korunaklı olan ve olayın yaşandığı sırada 12 yetkilinin bulunduğu bir kreşten çıktı. Okulun yüksek ve ağır kapısını nasıl açtıkları anlaşılamayan üç kafadar, birkaç saat sürdürdükleri gezintilerinin ardından kendilerini tesadüfen fark eden bir esnaf tarafından durduruldu. Polisin haberdar edilmesiyle üç küçük ailelerine iade edildi.

İki Haftanın Ardından

Bu sabah 09.20 sularında iki haftayı bitirdik… Oysa sadece bir iki gün geçmiş gibi… İlk günlere göre rengi, ısısı, şekli şemali iyice oturdu veledimizin. Hatta günlük yaşam düzeni bile yoluna girmeye başladı… (Hatta belki bakışları da değişmiş, anlam kazanmış olabilir ama üstüme alınıyor da olabilirim) Gittikçe alışıyoruz birlikte yaşamaya… Annesiyle birlikte emme ve emzirme konusunda gittikçe daha iyi anlaşıyor olsalar da kızımızda bir “Oburix” tavrı yok değil… Dakikalarca kana kana süt emdikten sonra sadece on dakika içinde tekrar emmek isteyebiliyor… (Balık hafızası da olabilir şimdilik… Zaman zaman unutup karnının doyduğunuz tüm süreci “reset”leyebiliyor)

Banyo yapmaktan keyif alıyor, üstüne karnı da doyduğunda saatlerce gıkını çıkarmadan uyuyabiliyor. Son iki gündür akşamüstleri hava almaya çıkıyoruz. Dün ana kucağıyla gezerken bugün an kucağı pusetine bağlıydı ve ilk kez ailecek sokakta da gezindik. (Farkında olmadan annesini ittirip bebek arabasının hakimiyetini elime geçirdim) Arabası itilmeye devam ettikçe (hele de yol taşlı ve sallantılıysa) keyfine diyecek yok hanfendinin.

İki hafta, tüm o çok yorulacaksınız, çok uykusuz kalcaksınız korkutmalarına oldukça rahat ve keyifli (heyecanlı) geçti. Artık sanırım yavaş yavaş kızımızla etkileşimimiz de artacak ve herşey çok daha heyecanlı hale gelecek. Hafta sonu ilk kez çocuk doktoruna gideceğiz, ardından da kısa bir şehirler arası yolculuk yapacağız. Bu yolculuğa göre bundan sonraki hafta sonlarında hep birlikte ne derece gezenti olabileceğimiz de çıkacak ortaya…

Çabucak geçti iki hafta…

Bıngıldak Mevzuu

İlk duyduğum zamandan beri hala her duyduğumda güldürür vebi “bıngıldak” kelimesi. Elin yabancısı güzel güzel, en basit haliyle “soft spot” (yumuşak nokta) demiş geçmiş işte. Bebek kafasında bulunan yumuşak yerlere denmektedir bıngıldak. 6 adet olurlarmış. (Ben de duyunca şaşırdım bu sayıyı) En dikkat çekenleri tepede ve kafanın arkasında bulunanlar olduğu için iki hatta sadece tepede var gibi geliyor değil mi. (Ben kızımın hem tepesindekini hem de kafasının arkasındakini kendisini her tuttuğumda hissediyorum)  Medikal olarak “fontanel” deniyormuş. İnanılmaz büyük bir fonksiyonu var bıngıldakların bebek (ve hatta anne) için: Koca kafalı veletlerimiz, doğum esnasında annelerin içinden rahat çıkabilsin, kafaları esneyebilsin diye düşünülmüşbir tasarım harikası bıngıldaklar.  Kafatasının belli kısımları sertleşmiyor ve beyin kalın bir zar tabakasıyla korunuyor. Böylece kafa, dar alandan geçerken esneyebiliyor. (Aksi taktirde ya bebeklerin daha küçük kafalı ve küçük beyinli ya da annelerin çok daha geniş kalçalı tasarlanmaları gerekecekti) (“Çok yaşa bıngıldak” diyoruz bu durumda)

Bazı kişilerin dokunmaktan çekinecekleri bir hissiyat verse de o kadar da hassas yerler değil bıngıldaklar. (Tabii ki abartıp parmağınızla içeri doğru zorlamanın da gereği yok) Bımgıldakların en önemli işlevlerinden biri de bebeğin kafasını olası darbelerden korumak. Özellikle ilk aylarda veletler biraz daha koca kafalı olduklarından ağlık merkezleri kafalarında oluyor. Bunun soncunda da kafanın ağır gelip fa üstü düüşe; kafa üstü çakılma vakalarına ianılmaz sıklıkta rastlanabiliyor(muş). Bu tip durumlar için de, kafada bazı yumuşak alanlar olmasının sağladıkları oldukça fazla.

En büyük ve farkedilir bıngıldak olan tepe bıngıldak’ın yok olması ortalama 18 ay sürermiş. (Elbette ki 9 – 12 ay civarında kaybolduğu da olurmuş…) Kafanın tam olarak sertleşmesi ve yumuşak noktaların yokoluşu bebeğin artık yavaş yavaş kendi başına yürüyebildiği döneme denk gelirmiş. (Tasarımda mükemmellik, kusursuz zamanlama diye de özetlenebilir) Dolayısıyla veletleri bıraktığınızda kafa üstü yıkılmayı kestiklerinde bıngıldakların da bir işlevi kalmıyor ve başka diyarlara göç ediyorlar…

Biraz daha detaylı bilgi ve ilgili bir takım linkler şurada…   

Günde kaç defa ya da kaç günde bir…

Doğumla birlikte iş bitmiyor. Hatta asıl iş doğumdan sonra başlıyor malumunuz. Doğumdan önceki soru kalıpları çok belli bir takım soruları içerirken doğumdan sonraki sorular çok daha anlık; günlük karşılaşılan durumlarla ilgili olabiliyor.

İlk günlerdeki sorulardan bazıları:

  • Günde kaç defa emzirilmeli?
  • Uyanmasa da iki saatte bir uyandırıp emzirilmeli mi?
  • Emdiğini nasıl anlayacağım?
  • Karnının doyduğunu nasıl anlarız?
  • Anne sütü ona yetiyor mu?
  • Anne sütünü biberonla versek sonra memeyi yadırgar mı?

gibi sorular oluyor, bir takım soruların yanıtını buluyorsunuz, bir takımını çevreden duyuyorsunuz, bazılarını kontroller sırasında doktorunuz söylüyor, bazıları için önce doktor arkadaşınızı sonra onun çocuk doktoru arkadaşını arıyorsunuz filan derken öğrene öğrene veledinizle birlikte büyüyorsunuz…

Derken sorular, ortada olan şeylerden çok olmayanlara da çevriliyor: “Velet kaka yapmıyor ne olacak?” gibi. Günde 7-8 bez değiştirirken bu sayı azalıyor, azalmakla kalmıyor ortada kaka olmayabiliyor. Bu durumu anneanneler, babaanneler normal karşılayıp, 1-2 gün kak yapmaması normal dese de “taze annecik” ve “taze babacık” (biz yani) için yepyeni araştırma konuları doğuyor. :)

Gelelim, bugün öğrendiklerimize:
Herşeyden önce (biz bulmayı becerememiş de olabiliriz) yerli kaynaklar bu konuda zayıf çıktı. Normal sayıyla ilgili bilgi verseler de anormal durumun hangi noktada başladığına dair, hangi nooktada üzerinde “panik” yazan düğmeye basılacağına dair bilgi yok. (Aslında panik olunacak bir durum da yok ya…)
Yabancı kaynaklarda ise durum çok farklı. Konuyla ilgili İngilizce siteleri turaladığınızda (veya doğru anahtar kelimelerle “gugılladığınızda” sayfalarca bilgi bulabiliyor, hatta çapraz okumalarla kendinizi garanti altına alabiliyorsunuz.

Bizim durumumuzda (“2 haftalık, sadece anne sütü ile beslenen velet” durumu yani), bir kaç gün ortalıkta kaka görünmemesi son derece normalmiş. Bunun en önemli sebebi, anne sütünün mucizevi bir besin oluşu, bebeğin anne sütünün neredeyse tamamından faydalanabilmesi ve atık olarak çok azının vücuttan atılmasıymış. Ki bir miktar atık da gaz olarak bünyeden çıkmakta zaten. Yanı sıra veletlerin çok hareket etmemesi de kabızlığa veya kaka konusunda tembelliğe yol açan bir durum.
Kaka yapamama veya kabızlık durumuna genelde besin türünü veya alışık olduğu beslenme metodunu değiştiren bebek ve çocuklarda rastlanırmış. (Anne sütünden mamaya, mamadan katı yiyeceklere geçiş esnasında filan). Ancak bir çok kaynakta, çok çabuk panik olmaya gerek olmadığını aklaşık 3-4 gün kaka yapılamamasının normal olduğu belirtilmiş. (Çok daha uzun sürelerden bahseden yazılar okudum ancak o kadar da rahat olmamak lazım)

Kakasıını yapamayan veletler için de çözümler var. Biraz dış desteğin faydalı olduğu durumlar var. Bacakları göğüse doğru iterek hafif masajlar; karnı ovalamak; “hadi kızım, aslansın sen, kaplansın sen, ıkınnn!” diye tezahürat yapmak bunlardan bazıları. Dr.Sears.com’da, veledi göğsüne kadar ılıık suda biraz oturtmanın da biraz pis ama etkili bir yöntem olduğundan bahsediliyor.

Uzatmayayım. Yukarıda bahsettiğim yöntemlerin hiçbi medikal geçmişe (en azından bana ait) dayanmadığını, sadece internette okunmuş, derlenmiş bilgiler olduğunu, bebeğinizle/çocuğununuzla ilgili sağlık konularında, içinizde en ufak bir kaygı veya şüphe varsa mutlaka bir doktora başvurmanızın önemini hatırlatmak isterim.

Konuyla ilgili daha fazla internet kurcalamak isteyenler için arama kelimelerinde önerilerim: “stool”, “constipation”, “constipation in babies”

Linkler ise şunlar:
Babies and Constipation (Bu vesileyle Dr.Greene.com‘u bulmuş oldum)
Childhood illnesses: Constipation
Constipation in Children
constipation, infant

Older posts Newer posts

© 2019 Baba Olmak

Theme by Anders NorenUp ↑