Avcumuzu Yaladık :)

Evet, bir kısım müdavimlerimizin zaten çoktan haberi olduğu üzere, fasulyemiz cinsiyetini belli etmedi bugün. Zaten ortalama değerlere göre cinsiyetin rahatlıkla belli olacak halde görünmesine daha iki hafta var. Herşeyi ortalama değerler arasında olan veledimizin de herşeyi gayet normal ve yolunda olduğundan cinsiyeti de bugünlük anlaşılamadı. (Sağolsun Sedat Bey görsün diye çok uğraştı, ultrasonla evirdi çevirdi ama yok, ser verdi sır vermedi velet) Bu konuda çok heyecanlıysanız iki hafta sonra gelin, yoksa bir sonraki rutin randevunuz dört hafta sonra dedi Sedat Bey, biz de yiğitliğe bok sürdürmediğimizden, dört hafta sonra geliriz, görürüz dedik. (Dört hafta sonra geldiğinizde, hiçbir yanılma payı olmadan %100 öğreneceksiniz dedi doktorumuz.)

Bu hafta “ikili test” için kanı alındı Deniz’in; ikili test yavru’da Down Sendromu olup olmadığını anlamaya yarayan testlerden biri, bu testteki veriler ışığında daha ciddi bir test olan amnio sentez yapılıp yapılmama kararı veriliyor. Doktorumuz uzun uzun anlattı bu konuları… Netice itibariyle, anne karnından su alınarak yapılan amniyo sentez riskli bir test olduğundan (Bebeğin bu sırada kaybedilme riski 1/250 gibiymiş) öncesinde ikili testle kontrol ediliyor. Istenen aralıkta veri alındığında amnio senteze başvurulmuyor… Test sonuçları bir haftaya kalmadan elimizde olacak bakalım.

Doktorumuzla sohbetimiz sırasında ultrason cihazlarının çeşitlerini ve farklarını, doppler’in zararlı olup olmadığını öğrendik. (Değil diyebiliriz çok uzatmadan) Akabinde ilk kez bu hafta ultrason aktivitemiz oldukça uzun sürdü, ilk kez kameramızı şarj etmiş olarak gittiğimizden rahar rahat kayıt da yapabildik. Fasulye tam anlamıyla fıldır fıldır içerde. (Dışarda da aynı hiperaktiviteyi sergilemeyeceğini umduk açıkçası)

13 hafta 4 gün itibariyle fasulyemizin boyu 7.41cm; (artık dşük ihtimali %1,25 civarına inmiş durumda) ense kalınlığı normal, burun kemiği oluşmuş ve görülebiliyor (önemliymiş), omurga ve kaburgalar görünebiliyor. (Hatta foroğraflarda da var, üzerinde yazılı hangisinin hangisi olduğu. Yine fotoğraflardan birinde de ayan beyan görünüyor; kendileri sırıttılar bugün bize. (Güleç yüzlü bir velet olacak herhal.)

İki ay sonra Fetus Sağlığı Merkezi’ne giderek “Detaylı fetal ulrason”a girecekmişiz, randevu almak çok zor olduğundan, şimdiden randevu almamızı söyledi doktorumuz, hay hay dedik. O da bize detaylı fetal ultrasondan bahsetti, veledin ultrasonda tepeden tırnağa en detaylı şekilde incelenmesi, herhangi bir sorununun olup olmadığına bakılması anlamına geliyor.

Neyse, şu an için fazlasıyla erken olmakla birlikte doğumun Memorial Hastanesi‘nde yapılabileceğini konuştuk (Köprüde trafik olurda nasıl geçeriz konulu tez çalışmama yakında başlayacağım) yanı sıra Deniz de yoga yapmaya tekrar başlayabileceğini öğrendi. (Doktorumuz, Deniz’in son bir ayda yaklaşık 1,5 kilo aldığını görünce,”Başla zaten sen Yoga’ya, durma” dedi…:) ) Çıkışta da Bahariye’ye gidip hamile pantalonu aldık Deniz’e…

Günün Fotografı 1
Günün Fotografı 2
Günün Fotografı 3
Günün Fotografı 4

İşte Bir Büyük Gün Daha…

Nerdeyse 1 aydır beklediğimiz randevu günümüz sonunda geldi. 14.30’da doktorumuzda olacağız. 13 – 14 Hafta arası bir yerlerdeyiz (tam olarak 13 hafta 4 gün denilebilir), yani “Birinci Trimester” denen ilk üç aylık dönemi de tamamladık.

Fasulye artık, “tane fasulye” olmaktan çıkıp yaklaşık 7-8 santim’e ulaşmış olmalı (net ölçüyü doktordan sonra biliyor olacağız) ama “tane fasulye”nin yeşil uzun bir “taze fasulye” halini adlığını varsaymak zor değil.

Teorik olarak “taze fasulye”nin cinsiyeti de oluşmuş durumda. Sanırım 18-20 haftalık olduğunda ultrasonda gayet net anlaşılabiliyor cinsiyet ama çok daha öncesinde ultrasonda cinsiyetini göstermiş fasulyelerin hikayelerini duydum. (“Yiğidin malı meydanda olur” modeliyle bu haftalarda cinsiyet öğrenme ihtimalmiz de oldukça kuvvetli yani)

Dolayısıyla bugünkü doktor ziyaretimizin en önemli yanı; işte bu beklentimiz. 3-4 saat sonra “kız babası” veya “oğlan babası” gibi sıfatlara kavuşabilirim. Arkadaşlarım, “Tamam en önemlisi sağlıklı olması” diye başlayan cümlelerini “Tamam da senin içinden geçen, gönlünde yatan hangisi?” diye bitiriyorlar. Cevabım gerçekten klasik: “O kadar fark etmez ki!” Sonuçta; hayatımızda ilk kez, hiçbir şekilde reddemeyeceğimiz, sırt çeviremeceğimiz, vazgeçemeyeceğimiz, herşeyiyle kendi “mamül”ümüz olan “bir şey”imiz olacak. Atamayacağımız, unutamayacağımız, aklımızdan çıkaramayacağımız “tek şey”imiz…

Geçen gün hayallere dalmış trafikle cebelleşirken fark ettiğim şey, yalnız kaldığım anlarda zihnimi meşgul eden şeyler eskiden işle alakalıyken artık ciddi bir yüzdenin de bu “velet” meselesi olduğunu fark ettim. (“Aydım” da denilebilir) Ve yine son günlerde bir kaç kez hayalimde velede farlı farklı hitap ediverdiğimiz gördüm. Bazen, “oğlum” diye bahsediyorum, bazense “kızım”… İkisi de içimde farklı bir heyecan karıncalanması yaratıyor. Neyse… Bir kaç saat daha bekleyeceğiz artık. (Asıl bugün belli olmazsa bekleyiş çok daha heyecanlı sürecek orası kesin)

Bunu da aldım…

Evet, bunu da aldım! Metallica parçalarının Ninni olarak düzenlenmiş versiyonları.

Rockabye Baby! serisinde benzer bir çok rock grubunun derleme albümlerini bulmak mümkün. (Sadece Metallica almadım, Pink Floyd ve Nirvana da aldım) Diğerlerini sırayla toplarım diye düşünüyordum ki AllTunes.com’dan çok çok daha ucuza download edebileceğimi gördüm.

Amazon.com’a girdiğinizde parçalardan ufak kısımlar dinleyebiliyorsunuz, favori parçalarınızın bir de ninni versiyonlarını dinlemenizi öneririm ;)

Rockabye Baby! Lullaby Renditions of Metallica
Rockabye Baby! Lullaby Renditions of Pink Floyd
Rockabye Baby! Lullaby Renditions of Nirvana
Rockabye Baby! Lullaby Renditions of Led Zeppelin
Rockabye Baby! Lullaby Renditions of  Radiohead
Rockabye Baby! Lullaby Renditions of The Cure
Rockabye Baby! Lullaby Renditions of  Coldplay
Rockabye Baby! Lullaby Renditions of Tool

Kendi göbekbağıyla hayata döndü

AA – CHICAGO – Kan kanserine yakalanan altı yaşındaki kız çocuğu, kendi göbekbağından elde edilen kanın nakledilmesi yoluyla hastalıktan kurtuldu. ‘Pediatrics’ dergisinin haberine göre, Illinois’deki bir hastanede üç yıl önce kendi göbekbağından elde edilen kanın nakledildiği kanserli çocuğun hayatı kurtuldu. Uzmanlar, ilk kez bir kişinin lösemiye yakalanıp da kendi kendine verici olduğuna dikkat çekti. Kimliği açıklanmayan kız çocuğuna 2003 yılında kan kanseri teşhisi konmuş, hasta ilaç tedavisine cevap vermiş ancak on ay sonra kanser nüksedince tekrar ilaç tedavisi uygulanmıştı. Kanserin yine nüksedebileceğini düşünen uzmanlar, kan nakli yapmaya karar verdi. Ailede uygun verici bulunamayınca çocuğun doğumdan sonra dondurularak muhafaza edilen göbekbağından yararlanıldı.

Kaynak: Radikal Gazetesi, 6 Ocak 2007

Çocuk koltuklarına dikkat!

AP – YONKERS – Consumer Reports dergisinin testi, arabada kullanılan çocuk koltuklarının saatte 56 km. hızda giderken meydana gelen kazada bile işe yaramadığını ortaya koydu. Dergi, testi uyguladığı 12 araba koltuğundan sadece ikisini tavsiye edebileceğini belirtti, en kötü sonuç aldıkları Evenflo Discovery’nin zorunlu onarım için üretici tarafından geri istenmesini talep etti. Evenflo’ysa Consumer Reports’u kendilerinden bilgi almamakla suçladı.
Ulusal Otoyol Trafik Güvenlik Kurumu’ndan Nicole Nason “Müşterilerin çocuklarını kucaklarında tutmanın koltuğa koymaktan daha güvenli olduğunu düşünmelerini istemeyiz” dedi. En güvenilirden en tehlikelisine koltuklar şöyle sıralandı: Baby Trend Flex-Loc, Graco SnugRide, Chicco KeyFit, Peg Perego Primo Viaggio SIP, Compass I410, Evenflo Embrace, Britax Companion, Graco SafeSeat, Safety 1st Designer, Combi Centre ST. Kesinlikle önerilmeyen çocuk koltukları ise Evenflo Discovery ve Eddie Bauer Comfort.

Kaynak: Radikal Gazetesi, 6 Ocak 2007

“Babalık” Beyinde Değişimlere Yol Açıyor (Eğer maymunsanız)

Yazıyı bugün yolladı Deniz: “Changing connections:Fatherhood alters the structure of your brain—if you are a marmoset” The Economist dergisinden, 24 Ağustos 2006 tarihini taşıyor.

Bilim adamlarının afrikalı maymunlar üzerinde yapmakta olduğu çalışmalar, çocuk sahibi olmanın babalar üzerinde fiziksel değişime yol açmadığı yanılgısını çürütmek üzereymiş. Çocuk olmanın babaların beyinlerini de fizisel olrak etkilediği gözlemlenmiş. Çozuk sahibi olmanın, dişilerin beyinlerine -çoğu pozitif anlamda- etkileri olduğu uzun zamandır bilinmesine rağmen, yakın zamanlı çalışmalara göre baba olan maymunların beyinlerinde, diğerlerine göre daha fazla aktivite saptanmış. (Fare erkeklerin yavrularını yediği düşünülürse; maymunlardaki tabii ki bambaşka bir durum) Maymunlarla ilgili yapılan araştırmalara göre, yavruların özellikle ilk üç ayında babaların çok aktif olduğu, hatta bebeği kucakta taşıma ıoranlarının annelere göre daha fazla olduğu; sadece bebeğin beslenmesi gerektiğinde yavruyu anneye uzatan babalar olduğu saptanmış…

Çok uzatmayayım; yazının tamamını şurada okuyabilirsiniz; isterseniz daha detaylı da araştırabilirsiniz. Buyrun: Changing Connections

Metallica Toddler…

Metallica ToddlerÖzel olarak planlanmış bir şey olmasa da ister istemez bu şekilde ceryan etti. Veledimize aldığım ilk kıyafet yanda fotoğrafı görülen tulum (veya body) (ingilizcede toddler diye geçen zımbırtı) oldu.

Metallica.com ‘dan kendime t-shirt alırken (Yıl sonu indirimini beklediğinize çok ucuza kapıyorsunuz t-hirt meselesini – üstelik artık sadece siyah değil, başka renklerde de t-shirt bulunuyor) iki tane de fasulyeye aldım. Sanırım “christmas” arefesi oluşundan, çok da kısa sürede geldi. Yandaki fotoğrafta çok net hisedilemese de inanılmaz komik aslında ürünün kendisi. Gerçek boyutu ancak elle tutulunca anlaşılıyor.

Bu arada; “neden bebeklere sadece beyaz body veya tulum yapılır ki” sorunsalına da bir çözüm kendisi. Mis gibi siyah… Baba-oğul / baba-kız giyeceğiz artık… :) (Bunun bir sonraki adımı “Metallica Lullabies; ondan da daha sonra bahsedeyim…)

Göbek Meselesi

Deniz’in hamileliğini duyan herkesin ilk tepkilerinden biri karnına bakıp “Aaa… Hiç belli olmuyor” demekti. (Aslında biraz daha detaya inip cinsiyetçi bir şekilde olayı analiz edecek olursak, kadınlar genelde “Kaç haftalık? Aaa.. Hiç belli olmuyor!” derken, erkekler genelde… “Aa… Hiç belli olmuyor? Cinsiyeti belli mi?” cümlesiyle yanıt veriyorlardı.

Diyeceğim o ki… (Başlığa geri dönüyorum) Son 2-3 gündür, ikimizin de anlamadığı şekilde, birdenbire Deniz’in karnı belli olmaya başladı. Hele de üstünde kıyafet yokken, bariz bir şekilde, anormal bir çıkıntı var artık karnında. (Sanırım, kilo almadan önce bebek efendi geliştğinde ve ortaya çıktığında, özellikle de en başta, vücut yapısının içinde kaybolamıyor çıkıntı)

Tabi bu arada karnın belli olmasından çok önce göğüsler “Geliyoruz biz!!!” demeye başlamışlardı. (Bu hızla giderse Pamela Anderson Deniz’in yanında halt edecek) şimdi “Pamelaların” yanına bir de büyüyen karın eklendi. Yani, neymiş? Eksikler hergün biraz daha tamamlanıyormuş… :)

Takvimimize bakacak olursak; bugün 11 hafta 5 gün’deyiz. Dolayısıyla hem 11 hafta hem de 12 hafta’dan bazı gelişmeleri alıntılıyorum:

11 Hafta:
– Yaratığımızın adı artım “embriyo” değil, artık bir “fetus”umuz var. 
– Gebeliğin en kritik dönemi ona ermiş bulunuyor,
– Velet 3 santim civarında, beyni hızla gelişiyor ve boyutunun yaklaşık yarısını kafası oluşturuyor. (Koca kafa sendromu)
– Gözler kapalı ve iris oluşmaya başlıyor
– Böbrekler çalışıyor ve idrar üretimi başlamış… (Yani veled içeri işiyor sanıyorum?) (Not alınacak, Sedat Bey’e sorulacak)
– Rahim, greyfurt büyüklüğüne ulaşmış

12.Hafta:
– Diş etlerinde 20 dişin yeri belli olmuş
– Sestelleri oluşumunu tamamlamış. (İçerde şarkı söyleyebilir yakında)
– Her iki cinste de dış genital organlar oluşmuş. (Dikkatli bakılabildiğinde ciniyet belli yani aslında… Hadi bakalım…)(Büyükbaba ısrarla kız istiyor ama bu saatten sonra değişiklik mümkün olur mu pek sanmıyorum)
– El ve ayakta tırnaklar uzamaya başlamış.
– Sinir sisteminin olgunlaşmasıyla refleksler gelişmeye başlamış.
– Bazı kemikler sertleşmeye başlamış…

Durum böyle… Velet daha parmak kadar bile değil, ama ses telleri, tırnakları, kıl kökleri filan var… Mucizeye şahit oluyoruz. :)

Ada Geldi!

Ada & SelcukCuma akşamı anne ve babası doktorlarıyla görüşüp pazartesi sabahı için randevulaştılar. Normal doğumdan vazgeçmişlerdi. Gelsindi artık Ada… Zaten neredeyse 4 kilo olmuştu, annesi de gerildikçe geriliyordu zaten. (Önümüz bayram, yılbaşı, paldır küldür doğmaya karar verir filan…) Beklemeyelim dendi, Pazartesi alalım bu veledi. Verilen kararın rahatlığı ile haftasonunu geçirmek için kiralanan filmlerle eve gelindi…

Ama Ada, “Dünyaya ne zaman geleceğime ben karar veririm” dedi. Sibel’in “suyu” cumartesi sabah 6.00 sularında “geldi” Doktorlarına telefon edildi ve iki saat içinde ameliyathanedeydiler. Ada da 23 Aralık 2006, 08.30 civarında “Höyyyt, geldim işte, kendi istediğim saatte, tüm saçlarımla, karşınızdayım” dedi. (Madem acele ediyorsunuz, o zaman ben de acele ederim, çıkıveririm işte durumu oldu, iyi de oldu, cumartesi olunca herkes çok daha rahat görmeye gelebildi Ada’yı.)

Sonuç itibariyle, Sibel’le Selçuk’a yılbaşı hediyesi olarak hesaplanandan bir kaç gün önce bir “Ada” geldi. Analı babalı, keyifli ve mutlu bir kız olacak, kocaman olacak… (Neyse işte, çok toparlayamadım… Konsept “baba olmak” olunca, Ada’nın babasıyla veya babanın Ada’sıyla çekilmiş ilk fotoğrafını  buyrunuz koyuyorum; İyi ki doğdun Ada!)

Genetik miras direkt anneden cenine geçer

(Radikal, 20.12.2006) Gebelikte annenin genetik mirası cenine, özellikle beyin gelişimi sırasında, doğrudan geçiyor. Bulgu otizm, gelişim bozukluğu ve çok sayıda insanı etkileyen bir bağırsak hastalığının anlaşılmasına yardım edebilir. Ekip başkanı Jacques Mallet, aileden gelen genlerden bağımsız olarak annenin önemli etkisini tespit ettiklerini, cenin gelişiminde beynin yanı sıra kalp ve sindirim sistemi gelişimine bağlı olarak ilk kez annelik serotoninin önemini bulduklarını belirtti.

2.89’luk Fasulye Bize El Mi Salladı?

Bugün doktorumuzu değiştirdik. Hiçbir şikayetimiz olmamasına rağmen (Ki üstelik süper bir kişi olarak tanımlayabiliriz kendisini) doktorumuz Türker Bey’e gitmeyeceğiz artık. Zaman içinde muhtemelen gittikçe zorlaşacak kontroller için karşıya geçmek. (şişli’nin trafiği ve park sorunu da malum) Öte yandan doktorumuzun normal doğum yerine sezeryan eğilimli olması… (Bu konuda da günahını almayalım tabi, sonuçta gördüğümüz o ki karar aslında anne’nin oluyor bir sorun veya risk olmadıkça)
Yeni doktorumuz Sedat Bey. Koşuyolu’nda, hem eve yakın, hem çok yakın bir kaç arkadaşımızın doktoru olması, genç oluşu, hepsinden önemlisi “Doğum normal bir şeydir, sezeryan cerrahi bir müdehaledir, ciddi bir sorun olmadıkça hastaya cerrahi bir müdehalede bulunulmaması lazımdır” sözüne tav oluşumuz sebebiyle bugünden başlayarak Sedat Bey’e gitmeye başladık. (Bir kaç güne doğuracak bir arkadaşımızın verdiği gazların da etkisi büyük) Fazlasıyla evhamlı, pimpirikli, temkinli ve tedbirli olan bir önceki doktorumuza göre (Ki bütün bu özelliklerin hepsi gebeliğin özellikle de ilk aylarında mutlaka sahip olunması gereken özellikler aslında) Sedat Bey daha az yasakçı çıktı. (Çiğköfte hala yasak ama salam sosis ve hamburger çok iyi pişmiş olmaları şartıyla yenilebiliyor artık) Bu arada kalkan bazı başka yasaklar da oldu. (Burada detayına girmeyeceğim)

Bunları geçelim, daha heyecanlı haberler var. Veledin yaşını (!), boyunu, kalp atışının hızını biliyoruz artık. Bunlardan da önemlisi, kol ve bacak taslaklarını (doktorumuz böyle diyorsa biz de böyle diyeceğiz ne yapalım) sırtını, kafasını gördük ilk kez… İlk kez “bebek” fikri “bebek gerçeği” en somut şekilde ete kemiğe büründü her ikimiz için de. Üç doktor ziyaretimiz arasında en heyecan verici, en gerçek olanı buydu…

2.89 santimlik boyuna rağmen elleri, bacakları var veledin, üstelik hareket ediyorlar. (Doktor, “hareketli bızdık” demiş ekrana bakarken, ben o sırada bir yandan elimdeki kamerayı ayarlamaya çalışıp bir yandan da ultrason cihazının ekranına bakmaya çalışırken anlamamıştım, Deniz söyledi sonradan… Hayal meyal bir elin hareket ettiğini gördüğüm an, sanırım baba olacağımı en gerçek idrak ettiğim andı… (Bunu bilehare daha uzun yazacağım sanırım) Bir ara veledin hareketlerini mi çekeyim, Deniz’in ekrana bakarkenki ışıl ışıl halini mi çekeyim bilemedim, o yüzden her ikisi de yarım yarım kayıtlı artık…

Dakika’da 161 kalp atışına sahip, 2,89 boyunda 9 hafta 5 günlük bir fasulyemiz var içerde. 9. hafta itibariyle düşük riski %5’e inmiş, 12.haftada %1,25’e düşecekmiş… Doktorumuz bir dolu kan testi istedi, öte yandan da önümüzdeki süreci, hangi hafta hangi test ve tetkiklerden geçeceğimizi inanılmaz bir süratle saydı. “Hadi şimdi siz sorun”a karşılık aklımıza soracak hiçbir şey gelmemesi enteresandı… (Tabii ki çıktıktan sonra geldi sorular aklımıza… Bir dahaki sefere soracağız artık)

Bir sonraki randevu 8 Ocak’ta… (Acaba bu kadar beklemek yerine eve ultrason filan mı alsak…?)

Günün fotoğrafı 1
Günün fotoğrafı 2
Günün fotoğrafı 3

Baba N’aber

Baba olmak isimli bir blog’a yakışacak bir yazıcık buldum. (Aslında ben bulmadım, Deniz yolladı) (Buraya koyayım diye yollamadı çünkü haberi yok…) (şimdilik) Neyse… Ege yazmış, benim hiç dinlemediğim, Deniz’in ise Ankara’dayken sürekli dinlediği, hatta artık online dinlediği Modern Sabahlar’dan Ege yazmış: “Gecenin üçünde balkonda donla sigara içmemin bir sebebi var: Babayım ben… ” Ben de alıp linkini koydum, gidiniz okuyunuz. Hatta konuya (Konu: Baba olmak) ilişkin bazı önemli tespitleri de var: “Evde Bebek Büyütme” Okuyunuz… ben de bu sırada (her ne kadar sık güncellenmese de) favori bloglarım arasına ekleyeyim.

Baba Olmak!

“Baba Olmak!” Yazacak o kadar çok şey var ki, neresinden başlasa bilemiyor aslında insan. Belki de o yüzden başladığım yer bir blog kurmak. (Bomboş bir blog’u defter gibi önüne açınca sanırım yazmayı ertelemek daha zor.) Yazmayı ertelememek de lazım çünkü gün boyu kafamda yazdıklarım, üzerlerine yenileri geldikçe silinip yok oluyor sanki. Günlük yoğunluğun en büyük dezavantajlarından biri bu olsa gerek.

Bir kaç amacım vardık “Baba Olmak” domaini seçip alırken:

  • Düşüncelerimi yazmak, bir yerde toplu halde tutmak ve paylaşmak
  • Başkalarının düşüncelerini duymak, benle aynı durumda da olabilirler (Benim durumum? 7 haftalık bir mercimeği olan baba adayı) babamla aynı durumda da olabilirler (Babamın durumu? 30 senelik kazık kadar bir mercimeği olan kıdemli baba) Sonuçta her erkeğin, hatta kadının da baba olmakla ilgili mutlaka fikirleri vardır. Paylaşmak isterlerse işte meydan.
  • Neden “Anne Olmak” diye site var da “Baba Olmak” diye site yok serzenişi
  • 7 Haftalık bir mercimeğe web sitesi yapmanın erken olacağı düşüncesiyle daha genel bir şey yapma fikri…
  • Ve daha başka bir çok minik tefek sebep.

Sonuç itibariyle görünümle ilgili işleri daha tamamlanmamış olsa da, uzun bir yolun başında ilk yazı ve “Baba Olmak” (Kağıt kalemle yazılmış bir iki şey de yok değil, daha onlar da buraya taşınacak ;)

İkinci Randevu: Kalp Atışı!

Ne yalan söyleyeyim doktorumuz bir kaç kere göstermiş olsa da fasulyenin kalp atışını görmemiz mümkün olmadı. Çok da çaktırmadık doktora tabi. Dolayısıyla olayı ancak bir süre sonra, internette yaptığımız araştırmalar sonucu aydınlatabildik. (Hem nereye bakacağımızı, hem de baktığımız yerde ne göreceğimizi bulduk) Sonrasında kamerayla çektiğim ultrason görüntüsünü tekrar incelediğimizde veledimizin kalp atışını gördük.

Bilmeyenlere önemli not: Bu velet milletinin anne karnında ilk oluşan organı kalp. Malum kalp dediğimiz zaten “kas” dolayısıyla bu veledin ilk oluşan kasları hemen kasılmaya da başlıyor ve oluyor kalp. Oluşmakta olduğu keseciğin içinde ortalarda arayınca da göreniyorsunuz, kenara yapışık kasılıp duran bir şey aramakta fayda var. O zaman buluyorsunuz…

(Bu arada gebelik.org sitesinde tam da bu linkte kalp atışı olayını animasyonlu hale getirmişler, çok net görünmesini sağlamışlar, önce bu animasyon üzerinde çalışıp sonra doktora gidilebilrmiş…)

Doğum Günü Hediyesi

Mercimek'in Kesesi 15 Kasım 2006Deniz’in sürpriz doğum günü hediyesi “fasulye”nin kalbini dinletmekmiş bana. Ama onun bilmediği bunun için daha erken olduğuydu. Ki dinletmek olarak bilinen şey de göstermekmiş. (Görüntü herzamanki gibi sesten önce geliyor yine) Sonuç itibariyle, arabayı ben kullandığım için sürprizin doktora gitmek olduğunu ister istemez çözmüş oldum, akabinde de deniz, kalp atışı için daha erken olduğunu öğrenmiş oldu.

Yine de şişli’de Türker Bey’in muayenehanesine gittik. (Çarşambaları muayenehane’de hasta kabul etmemesine rağmen sağolsun, günün anlam ve önemi sayesinde bizi kabul etmişti) Böylelikle ilk ultrason deneyimimizi yaşadık. Fasulyenin (ki şu an için mercimek demek daha doğru olacak sanıyorum) kendisini göremediysek de “kese”sini gördük, boyunu posunu (hatta yaşını öğrendik: 6 hafta) Doktorumuzdan neler yenilip neler yenilemeyeceğine, nelere dikkat edileceğine dair bilgilerimizi aldık, bir sonraki kontrol için randevulaştık ve çıktık.

Çok net görememiş olsak da… Evet, fasulye içerde, oralarda bir yerde…