Aslında bir çok şey yazdım en son yazımdan, mektubumdan beri. Üstelik de aynen mektubumda dediğim gibi hepsi gerçek kağıtlara, gerçek kalemle yazılmış mektuplar. Özellikle de İstanbul’da geçirdiğim acemilik eğitimi boyunca her hafta sonu ziyaretime geliyor olsa da o ziyaretler esnasındaki anıları bile not aldım. O mektupların ve notların çoğu eve ulaştı ve saklandı bile. (Hoş, bir kısmını belki Babaolmak.com’a eklemek de söz konusu oldu ama henüz vakit bulunamadı…)
Ardından Kırklareli’nde geçirmeye başladığım dönemde hafta sonları çarşı izinlerinde günümün neredeyse tamamını internette geçiriyor olsam da önce Babaolmak.com’daki teknik sorunlar, uzun süren bir taşınma dönemi derken Babaolmak.com ister istemez biraz atıl kaldı…
Uzatmayayım. Sonunda yağ, un, şeker hepimiz biraradayız ve dolayısıyla şartlar elverdiğince helva yapabilir durumdayız
Uzun bir aradan sonra ne aradaki doktor kontrolü, ne hastalık, düşüp kalkıp yaralanmalar ne de benzeri detaylardan bahsetmeyeyim dedim. (Onlara da sıra gelecek…)
Şimdilik Z’nin son 2-3 aydaki incilerinden birkaçını paylaşayım. Not defterimi açıp her okuduğumda neşelendiren incilerinden birkaç tanesi:
Ağustos:
Ziyaret esnasında birlikte (kucağımda) gezinirken, kapalı alanlarda kepimi çıkardığımdan Z. alıp başına takıyordu. Ama dışarı çıkacağımızda takmak mecburi olduğundan kepi elinden almak biraz zor oluyordu:
- Babacım ver o şapkayı artık ben takayım
- … (Daha da sıkı sarılır başındaki şapkaya)
- Bak, askerlerin dışarda şapka takması lazım…
- Ama ben de asker çocuğuyum!
Sessizlik, ve şapka kendisinde kalır…
Ziyaret alanınında gezinirken bir otobüs durağına girip oturduk. Sen, elindeki mendille hemen durağı temizlemeye giriştin, önce oturma yerlerini ardından da durağın iç duvarlarına giriştin…
- Z.’cim, hadi yeter artık bu kadar temizlik. Bu durak çok kirliymiş, kolay kolay temizlenmez
- (Omzunun üzerinden şöyle bir dönüp) Ben de zor zor temizliyorum zaten…
Eylül:
Acemilik dönemi bitip de iki günlüğüne izinli olarak çıkınca, daha arabada:
-Senin saçların ve bıyıkların uzasın artık!
Yemek yediğimiz bir restoranın sahibi kocaman bir oyuncak kuzu hediye etmiştir Z.’ye ama Z’nin aklı bir süre sonra -yine- kapının önündeki baloncuya kaymıştır:
- Bak amca sana kuzu hediye etti, artık balon almaya gerek yok.
- Bu kuzuyu şimdi sen tut, bana da balon alalım…
Ekim:
Son olarak da birkaç gün önce kulağıma gelen bir lafı var, öğlen yemeğinde bakıcısına kurduğu cümle şu:
- Bas git sen, ben de kendi yemeğimi kendim yerim!
Bu da bonus olsun, daha bu hafta sonu, cumartesi sabahı uyandığında annesine söylediği cümleyi de özel bir keyif alarak yazayım:
- Bugün babamı görmeye gidelim!

