Popo vs. Göt

Detaylarını sonra yazacak olmakla birlikte geçen hafta baba-kız tatildeydik. Bir akşam üstü 3-4 kişi bir vosvos içinde kumsaldan eve dönerken arkada oturan Z’den şöyle bir cümle duydum:

“Kumsalda popişime kum kaçmış galiba, kaşındırıyor…”

Bunun üzerine arabadaki diğer bir büyük çocuk “nerene? nerene? diye sorduğunda inanılmaz bir netlikte şu cevap geldi:

“Götüme! Götüme diyorum, kum kaçmış, galiba kaşındırıyor… Götümeeee!!! Götümeeee!!!”

Bu, Z’nin ağzından “göt” kelimesini ilk duyuşum oldu. Tereddütsüz, kendinden emin, olabilecek en düzgün net ve tabii ki inanılmaz vurgulu bir kullanımdı… Sonrasında kimse yorum yapmadı ve konu kapandı (Elbette benim yüzümde kaytan bir gülümseme kaldı) Yaklaşık bir haftadır aklıma her geldiğinde bu sahne gülümseyiveriyorum…. (Götümeee diyoruuuum… Götümeee…)
Bu sabah ise, az önce ikinci olay yaşandı…

Z. kahvaltısını ederken hızlı ve yarım yamalak bir duş yapıp çıktım, yanında beni belimde havluyla gördüğünde “Sadece alt tarafını mı yıkadın?” dedi. (Bu aralar sokakta yazlık terlik ve sandalatlerle gezdiğinden akşamları yatmadan bacaklarını yıkıyoruz) “Hayır” dedim, “tüm vücudumu yıkadım ama kafamı ıslatmadım…” Bunun üzerine ikinci bir kez “sadece alt tarafını mı yıkadın?” diye sorunca: “Boynumu, göğsümü, kollarımı, koltuk altlarımı, göbeğimi, belimi, popomu, bacaklarımı, dizlerimi ve ayaklarımı yıkadım” dedim…
Bir an durup, “götünü de mi yıkadın yani?” diye soruverdi. “Göt yerine popo demeyi tercih ediyorum, daha kibar böylesi, evet popomu da yıkadım” dedim. Bunun üzerine “Ama erkekler göt diyorlar popoya” diye cevapladı. Elbetteki “hangi erkekler?” sorusunun cevabı “okuldaki erkekler” oldu. Ben de tekrar “popo” demeyi tercih ettiğimi böylesinin daha kibar bir ifade olduğunu bir kez daha söyleyince “Evet ben de popo diyorum zaten” dedi ve konu kapandı.

“Göt”ün nerden çıktığı böylece anlaşılmış oldu… :)

 

Babaolmak.com’dan Kişisel Bir Top 25

Aslında babalar günü için bir çok dosya fikrim vardı. Ve bu onlardan biri değildi. Bu sadece kendim için oluşturmayı planladığım bir derlemeydi. Aklıma gelen iki derlemeden kendim için olanıydı. Babaolmak.com’un dört yılı aşkın geçmişi içinde en hoşuma giden, en özel bulduğum yazıları derleyeyim demiştim. Yazıları belirlemek çok uzun sürmekle birlikte sonunda tamamlanmıştı. Hoş, Top 10 diye başladığım lide 40 yazıyı geçince hiç değilse 25 olsun diye çabalayıp 25’e indirmiştim binbir uğraşla ancak her yazıya ufak tefek açıklamalar yazmaya da hevesli olduğumdan taslak olarak durup duruyordu.

Şimdi bir daha el atmayı deniyorum bakalım… Bu sefer kendimden beklentim de o kadar yüksek değil. Açıklama yok mesela, bazı yazıların başlığı anlatıyor içeriğini, bazıları ise bir takım sürprizlere gebe… (İkinci derleme mi? Onu çok az daha beklemeniz gerekebilir…)
Okumaya devam et

Babalık Depresyonu

Parents dergisinin Haziran 2011 sayısında “Babalık Depresyonu” konulu bir yazı ve konuyla ilgili farklı babaların görüşlerini bulabilirsiniz. O ki, söz konusu babalardan biri de benim. Yazının ve görüşlerin tamamını okumak için gidip dergiyi satın almanız gerekse de yapabileceğim şey en azından konuyla ilgili benim yazdıklarımı buraya yapıştırmak.

Bu arada yazıda kullanılan fotografı arkadasım, Rüzgar’ın annesi Selda Dölekoglu çekmişti. (Dinemiz de derler, portfolyosunu ya da blogunu filan arayacak olursanız)

Buyrunuz yazı aşağıda:

2006 yılının Kasım ayında öğrendim baba olacağımı. Büyük bir heyecandı. Zaten öğrendiğim gece Babaolmak.com’u açtım ve özellikle de hamilelik süresi boyunca neredeyse gün gün yazdım her şeyi. Yazmak, sadece heyecanımı paylaşmak değil aynı zamanda heyecanımı bastırmamı ve sakinleşmemi de sağladı sanıyorum. Kızımız Temmuz 2007’de doğdu. Artık neredeyse dört yaşında. Şimdi dönüp de o ilk yaz aylarımıza baktığımda çok belirgin bir depresyon hatırlamıyorum. (Sanırım eşimde daha fazlaydı)

Doğumdan öncesine dair hatırladığım en belirgin kırılma noktası, benzer zamanlarda haöilelik yaşamış, bizden 2-3 ay önce doğum yapmış bir tanıdığın kızının hiçbir belirti görülmeden, bir çok taramaya rağmen down sendromlu olarak doğduğunu öğrenmem olmuştu. Etkisinden günerce çıkamamış, hamilelik sürecinin hiç sorunsuz devam etmesine rağmen böyle bir şeyle karşılaşılabileceğini kavramış oldum. Bu olay, o güne kadarki pembe gözlüklerimin düşüp kırılmasına sebep olmuştu.

Doğumdan sonra ilk bir ay kızımız yeterli anne sütü olmaması sebebiyle beslenememiş ve zayıf kalmıştı. Bu dönem bir miktar stres ve korku yaşandı. Özellike eşimin bu konudaki gerginliği ister istemez bana da yansımıştı. Ancak hem çocuk doktorumuzunanlayışı ve desteği hem de eşimin inadıyla bu dönemi mamaya geçmeden atlattık. İlk duygulara baktığımda tüm bekleyişimiz boyunca kendimizi bu olaya, artacak sorumluluklara, değişecek paylaşım oranlarına ve üç kişi olmaya çok hazırlamışız ki nerdeyse hiç sıkıntı yaşamadık. Ama zaman içinde birbirimize vakit ayırmayı, özen göstermeyi unuttuğumuz da bir gerçek. (Bunu çok çok sonra fark ettik açıkçası)

Sanırım bu dönemde annenin yükünü hafifletmek adına atılacak her adım hem anne tarafında hem de kendi içinizde çok şey bulmaya; ilişkinizin değişirken aslında yeniden tanımlanmasına sebep oluyor. İşlevsizmiş gibi hissetmek yerine operasyonun bir parçası olmak çok işe yarıyor. Öte yandan daha önce de dediğim gibi, anne-baba olurken karı-koca olmayı da unutmamak, ne olursa olsun birbirinizi boşlamamak gerekiyor.