Month: Haziran 2009 (page 1 of 2)

Çocuk bezi değiştirme aralığı kriz yüzünden 6.2 saate çıktı

Bundan sonra yoluna Ontex olarak devam edecek olan çocuk bezi firması Canbebe’nin Tüketim Ürünleri Genel Müdürü Özgür Akyıldız, verdiği rakamlarla krizin çocuklara nasıl yansıdığını gösterdi. Akyıldız, geçen yıl ortalama 5 saatte bir değiştirilen bezlerin, bugünlerde 6.2 saatte bir değiştirildiğini açıkladı.

Haberin tamamını Hürriyet’in web sitesinde okuyabilirsiniz. Sabah dikkatimi çeken bir haberdi, link vereyim istedim. 24 Haziran 2009 tarihli Hürriyet Gazetesi‘nin ekonomi sayfasındaydı haber…

Tüm Çevre Kirliliği ve Kimyasallara Rağmen Anne Sütü Hala En Sağlıklı Seçim mi?

Breastfeeding / Emzirme #3 - Looking Right Into Her EyesFlickr albümümdeki bir fotoğrafa yazılan bir teşekkür yorumu ile yine yabancı bir sitede bir fotoğrafımın kullanıldığını öğrendim. (Fotoğraflarımın -aslında Z’Nin fotoğrafları- kibarca izin alınarak kullanılmasından çok hoşlanıyorum) Üstelik daha önceki makalede kullanılan seriden bir fotoğraf. Konu yine anne sütü, bu sefer biraz daha popüler ve bilinen bir blog: Poptech

Sürekli takipçiler hatırlarlar daha önceki makale: The Many Benefits of Extended Breastfeeding idi. Bu seferki yazı ise kirlenen çevre koşullarına rağmen hala anne sütünün en iyi seçim olup olmadığını sorgulayan bir yazı: Bottle rockets: Is a polluted breast still best? Yazıda kullanılan fotoğrafın orijinaline şu linkten ulaşabilirsiniz.

Niye Bağırıyorsun Evladım?

Bugünün araştırma konusu velet milletinin ortalık yerlerde, parkta, bahçede veya markette avazları çıktığı kadar bağırmaları.

Kızımız bu aralar oldukça gürültücü ve zaman zaman bağırarak bir şeyler yaptırmayı denediği oluyor. Sadece bir silah olarak kullanmıyor elbette sesini… Yüksek tonda da konuşulabildiğini fark ediyor, sesini keşfediyor. Bizler de bir şeyleri bağırarak istediğinde en sakin halimizle istediği şeyi elde etmesinin bu şekilde mümkün olmayacağını anlatıyoruz. (Anında sesi de isteyiş şekli de değişiyor elbette…)

Dün akşamüstü kalabalıkta bağırma ile de tanıştık. Aslında yanlış ifade etmeyeyim, ben olay mahalinde yoktum Z ve annesi büyük bir marketteyken olay yaşanmış… Bunun üzeirine de konunun araştırılması şart oldu…

Bu gibi durumlar için ana başvuru kaynağımız Babycenter‘da  konuyla ilgili yazılmış bir yazı bulduk. Birebir olarak halka açık yerlerde (hatta markette) bağıran çocuklar, sebepleri ve neler yapılabileceği ile ilgili yazı.

Yazıyı ingilizce okumak istemeyenler ve armut pişse ağzıma düşse diyenler için ufak bir özet yapayım:

Bu velet meilletinin kalabalık içinde bağırması veya çığlık atmasının ana sebebi genellikle ebeveyne karşı inat etmek, sinirlendirmek, utandırmak, delirtmek olmadığını söylüyor uzmanlar. Ana sebeplerden biri “keşif” hem seslerini hem de kalabalık bir yerde ses kullanımını keşfediyorlar. Yanı sıra talepte bulunuyorlar aslında. “İlgi” talep ediyorlar ve bunu kalablık bir yerde bağırdıklarında daha çabuk elde edebileceklerini biliyorlar… “Benimle ilgilen!” “Ve bunu şimdi yap” demenin bir şekli kalabalıkta bağırmak.

Kişisel tecrübemize dönecek olursak, Z., tek tük kelimeler söylemeye, anlaşılmaz cümnleler kurmaya başladığı ilk günlerden beri sesini bir ilgi isteme aracı olarak kullanıyor. Bunu en net yaşadığımız ortam otomobil yolculukları, ne zaman otomobilde eşimle sohbet etrmeye kalksak ve bir süreliğine kızımızı kendi haline bıraksak hemen o da konuşmaya ve bizlere bir şeyler söylemeye başlıyor ve sesi gittikçe yükselerek bizi kendi aramızda konuşamaz hale getiriyor. (Hala devam ediyor bu)

Konumuza dönelim. Yüksek tavanlı çok geniş mekanlarda bağrıldığında veya çığlık atıldığında oluşan yankının da çozukları cezbettiği söylenenler arasında.

Peki ne yapmak lazım, neler yapılabilir, neler denenebilir?

Continue reading

Birkaç İnci

Uzun zamandır yazmak istediğim bir derleme aslında bu… Üstelik yazmayı erteledikçe Z’nin incilerden maalesef unutulanlar oluyor…  Annemiz ufacık bir defter tutuyor incileri not etmek için, ben de aklıma ilk gelenler, son zamanlarda bizzat duyduklarımdan bazı favorilerimi yazıp sonra da annemizin defterinden kopya çekeceğim. (Hem onun defterinde gündüz biz yokken dökülen incilerden seçmeler de var)

– İki gün önce Meydan Alışveriş Merkezi’ndeki minikler için dönmedolabı gördü ve binmek istedi. Kapanış saatine çok yakın, hava karanlık, kimse yok, görevli çocuğun ısrarıyla baba-kız bindik. (Hiçbir sorun olmadığına, kesinlikle taşıyacağına ikna etmesi gerekti çocuğun beni) Minik dönmedolaptan etrafa bakınıp anneye el salladık… Sonra aşağıdan elinde beyaz renkli bir pamuk helvayla geçen bir abla gördü Z., kız pamuk helvadan büyük parçalar koparıp yiyordu… Bana dönüp, çok normal bir şeyden bahseder gibi, son derece sakin, “Abla tavşandan yiyor” deyip geçti…

– Banyoları artık duşakabinde, ayakta yapıyor. Duşun ahizesini yukarda yüksekte babasının boyuna göre ayarlanmış görünce “banyonun ucu çok yüksekte, yetişemiyorum ben, baba onu buraya taksın” dedi

– Annesinin kurabiye yaparken içine yumurta da koyacağını öğrendiğinde “içinden omletler çıkacak kurabiyenin” diye tepki verdi…

– Kendi kitabının sayfalarını karıştırırken  “Burası anne-babalar için, burası da ben’ler için” diye yazılı ve resimli sayfaları gösterdi…

– Kurşun kaleme inatla “turşun kalem” diyor, tükenmez kaleme de “mesela bu da iş kalemi” demişliği var… (Galiba, belki, mesela gibi kelimeleri inanılmaz kullanıyor)

– Bir akşam annesine (ben de yanındaydım, bizzat şahidim) “Ben uyurken el kullanıyorum” dedi. (Evet, birinin elini tutmadan uyumamaya devam ediyor)

– Üç tekerlekli bisikletinin bazı lüzumsuz parçalarını sökmeye çalışan bakıcı teyzesine “Mine’ye bir formil (formül) buldum, torna (tornavida) gerekiyor sana” demişliği var… (Bazen hepimizi korkuttuğu bir gerçek)

– Makarna yerken “enteresan bir şey” demişliği var… :)

– Bir restoranda garsonun uzattığı lolipop çok mahçup şekilde “Ama ben şeker yemiyorum…” diyerek reddetti (birkaç kere farklı yerlerde yaşandı bu durum) şaşırıyor adamlar ne yapsınlar… :)

Bu anların, sözlerin ucu yok aslında… Sonra devam edeyim en iyisi ;)

Suçlu çocuk yoktur

(Ayça şen, 11 Haziran 2009, Radikal)

Güneydoğu’da taş atan çocuklara çocuk muamelesi yapılmıyor, hatta halkımız ‘iyi oluyor terörist döllerine’ diyor diye o kadar şaşırıyordum ve bunun için aklı selim sahipleri nasıl harekete geçmez diye küçük dilimi yutuyordum ki, geçenlerde hiç de öyle olmadığıyla ilgili nefis bir telefon aldım.
Önce işkillendim. Malum; iyilik yapıyoruz diyen grup, kurum, kuruluşlardan, yardım gecelerinden, hayır için bu gecelere bilet kesmelerden tiksinti oluştu pek çoğumuzda.
Telefondaki sese “şimdi size nasıl güvenebilirim, nereden bileceğim ki bu bir rant işi değil” deyince “mesele rant peşinde koşmak olsaydı daha kÇ¢rlı bir konu seçerdik. Zaten kuruluş değiliz, tamamen bireylerin bir araya gelmesiyle bu yasayı değiştirmeye çalışıyoruz” dedi.
Hemen konuya girdik: Konu, Terörle Mücadele Yasası’nın değiştirilip, taş atan çocukların 34.5 yıl ile yargılanmaması, eğitim ve çocuk haklarının korunması.
Güneydoğu’da çıkan olaylarda kışkırtılan küçük çocuklar, yüzlerini elleriyle örtüp taş atıyorsa, yüzünü kapadığı için daha fazla yılla yargılanıyormuş. Çocuk nereden bilsin  yüzünü kapatmayı, çocuk nereden bilsin taş atmayı, polisi, terörü. Ayrıca bu çocuklardan pek çoğu gözaltında, eylem sırasında şiddet görüp ölüyor (bakın travma yaşıyor demiyorum, ölüyorlar) ölmeyenler, büyüklerle aynı koğuşta kalıyor, büyüklerle aynı şartlarda ceza alıyorlar.
18. yüzyılda, çocukların büyükler gibi cezalandırılamayacağına uyanmıştı insanoğlu adaleti diye biliyordum oysa.
Aradan 300 yıl geçti. Ne bir pedagog, ne okul, ne insan hakkını geçtim, çocuk oyun hakkı.
Durum fena.

Tamamını okumak için buraya tıklayıp Radikal’deki ilgili sayfaya ulaşabilirsiniz…

Older posts

© 2018 Baba Olmak

Theme by Anders NorenUp ↑