Month: Mart 2010

Hafta Sonu Babaları

(Yeşim ÇOBANKENT 20 Mart 2010, Hürriyet Cumartesi)

Rüzgar (6.5) ve Deniz (4), ebeveynleri boşanmış pek çok arkadaşları gibi babalarıyla sadece haftasonu vakit geçiriyor. Ancak onların babası “çocuklarıyla alışveriş merkezlerinde sıkıntıyla zaman öldüren erkek” klişesinden çok farklı. Haftasonu babalığı kavramına taptaze bir yorum getiren Rıza Reman, bu uğurda internet sitesi bile kurdu: “Bazı gerçekler antipatik olabilir ama çocuklarımızı sadece haftasonları gördüğümüz bir gerçek. İsterseniz bize ‘haftasonu babası’ yerine ‘haftaiçi bekarı’ diyebilirsiniz, zaten üyelerimizin de yarısı kadın!”

Üst düzey yönetici Rıza Reman (44) minik oğullarının heykeltıraş annesiyle evliliğini geçen yıl sonlandırdı. Öncesinde de bir yıl eski eşiyle ev arkadaşı gibi yaşadı. Sırf çocuklarının düzeni bozulmasın diye. Şimdi aynı gerekçeyle çocuklara yakın bir semtte oturuyor: “Çocuklar konusunda hiç kavga etmedik, şanslıyız. Küçük oldukları için velayetleri annelerinde. Ancak onlarla olabildiğince vakit geçirmem konusunda anlaştık. Bu konuda çok sıkıntılı hikayeler duydum. En aşırısı mahkeme kararıyla eve yaklaşması yasaklandığı için çocuklarıyla sadece gözetim altında iki saat geçirebilen bir baba.”
Reman boşandıktan sonra, babaların çoğu gibi çocuklarını haftasonu görmeye başladıysa da, onlardan çok farklıydı. Çünkü oturup bu konuda ciddi ciddi kafa yordu: “Bekar ebeveynlerin dertleştikleri bir akşam yemeği sırasında aklıma bir internet sitesi kurmak geldi. Bebek Parkı’nda haftasonu çocuğunun elinden tutup dolaşan en az 50 bekar baba görürürsünüz. Yapacak pek bir şey bulamazlar, aynı şeyleri ben de yaşadım. Seçenekler fast-food restoranları ve alışveriş merkezleriyle sınırlı ve doğrusu bir erkeğe de böylesi daha kolay geliyor. Erkeğe çocuk baktırmak zor iş, kadınlar kadar ehil değiller. Bu konuda danışabilecekleri insanlara da ulaşamıyorlar. İngilizcem iyidir, İnternette çok araştırdım ama yalnız bir babanın çocuğuyla nasıl vakit geçireceğine dair hemen hemen hiçbir bir kaynak bulamadım.”
Kendi babasının deneyimlerinden yararlanmak gibi bir şansı da yoktu Reman’ın, zira ailesini 20 yıl önce bir trafik kazasında kaybetmişti. Sadece yurtdışında yaşayan bir kızkardeşi olsa da, ailesiyle geçirdiği mutlu zamanları her zaman hatırlıyor. “Babam milli atletti, birlikte spor yapardık. Ailece yenen akşam yemekleri çok önemliydi.”
ÇOCUKLAR YAŞADIKLARI ŞEHRİ KEŞFETSİN
Bir derginin beş yıl önce verdiği “İstanbul’da Çocuklarla Yapılacak 600 Şey” adlı ek; tam da bu konuda kafa patlattığı sıralarda imdadına yetişti: “Müzeler, oyun parkları, sanat atölyeleri, anaokulları, spor etkinlikleri vardı listede. ‘Madem yapılacak bu kadar çok şey var, deneyelim bakalım’ dediğimiz ilk eğlence, Olivium’daki tırmanma duvarıydı. Miniatürk’e ve yedi yıldır görmediğim Ayasofya’ya da gittik. Çocukların yaşadıkları şehri tanımalarını istedim.”
İş bu kadarla kalmadı. Rıza Reman internet sitesini kurduktan sonra oteller ve kulüplerle de işbirliği yaparak haftasonu programları düzenledi. Kampçılık, sörf, kayak ve yelken gibi sporların işe katıldığı etkinliklerdi bunlar: “Hocalardan birebir ders alındığı için bu tür sporların grup halinde yapılması daha mantıklı. 150-200 Euro yerine adam başı 15 Euro ödüyoruz. Mesela benim çocuklarımdan biri yüzme biliyor, diğeri bilmiyor. İkisine aynı anda yelken öğretmek ve idare etmek zor. Halbuki kendi yaş ve seviyelerinde başka çocuklar olsa işler daha kolay olacak. Hem grup psikolojisiyle, öğrenirken daha çok eğleniyorlar.”
Sitenin bir başka amacı da aynı durumdaki insanların sorunlarını paylaşmak: “Çocuklarla babalar arasındaki bağ haftanın 5 günü kopuk, 2 günü de alışveriş merkezlerinde geçerse hiçbir şey olmuyor. Birbirlerine güvenleri, sevgileri ve saygıları zor gelişiyor. Yapılanlar kısıtlıysa, paylaşılan şeyler de sınırlı. Keşke insanlar boşanmasa ve çocuklar anne-babalarıyla bir arada büyüse. O süreç yeterince sancılı, sonrası daha da zor. Çıkış noktam şu; tamam ilişki bitti ama artık çocuklarla yeni bir hayat düzeni kuralım. Yalnız kalınca, bu düzende çok fazla şeye ihtiyacınız olduğunu anlıyorsunuz. Kadınların dayanışma içinde akıl alabilecekleri çok insan var. Oysa erkekler neredeyse tamamen yalnız kalıyor ve kendi başlarına bir şeyler yapmaya çalışıyor. Boşandığınız için bu konuları çiftlerle konuşamıyorsunuz, evlilikten çıktığınızdan kadın arkadaşınız olmuyor, erkekler de pek bir şey bilmiyor. Ben çok zorlandım, ki pek çok babaya göre şanslı sayılırım. Çocuklarımla doğduklarından beri ilgilendim, altlarını temizledim. Yemek yapabilen bir erkeğim.”
ÇOCUĞUMUZLA BİRLİKTE BÜYÜYELİM
Reman hayatını çocuklarına göre düzenliyor; iş seyahatlerini haftaiçi yapıyor, pazar akşamlarıyla perşembe arası sosyalleşiyor. Yine de “ihmalkar boşanmış babaların” hesabını ondan soruyoruz: “Erkekler buna biraz da zorlanıyorlar galiba. Yalnız kalınca, ne yapacaklarını bilememenin korkusuyla kaçıveriyorlar. İlişkinin nasıl bittiği de önemli, bir hayatı geride bırakmaya çalışırken çocuklarını ihmal edebilirler. Böyle genellemelerden kaçınıyorum ben, çünkü tanıdığım çok iyi babalar ve hayatını değiştirmek için çocuklarından uzaklaşan anneler de var.”
Reman ise çocuklarının hiçbir anını kaçırmak istemiyor: “İlk adımlarını gördüm, ilk sevgililerini görmek de istiyorum. Çocuk doğduğunda kuracağınız bağı 13-15 yaşından sonra kuramazsınız. Boşandığınızda o bağ biraz gevşiyor ister istemez ama ucunu bırakmadan sıkı sıkı tutalım ve çocuklarımızla beraber büyüyelim. Bu bağın kurulmasına en küçük bir katkıda bulunmak bile beni çok mutlu eder. Boşanırken çocuklarının düzenini fazla değiştirmemek ve tutulmayacak sözler vermemek de önemli. Siteyi iki hafta önce açtığımda sadece erkeklerle kısıtlanmasın diye haftasonu ebeveyni demek istedim aslında, fakat bu laf kulağımı tırmalayınca haftasonu babasında karar kıldım. Ama isterseniz haftaiçi bekarı da diyebilirsiniz, zaten üyelerimizin yarısı kadın!” www.haftasonubabasi.com

Üst düzey yönetici Rıza Reman (44) minik oğullarının heykeltıraş annesiyle evliliğini geçen yıl sonlandırdı. Öncesinde de bir yıl eski eşiyle ev arkadaşı gibi yaşadı. Sırf çocuklarının düzeni bozulmasın diye. Şimdi aynı gerekçeyle çocuklara yakın bir semtte oturuyor: “Çocuklar konusunda hiç kavga etmedik, şanslıyız. Küçük oldukları için velayetleri annelerinde. Ancak onlarla olabildiğince vakit geçirmem konusunda anlaştık. Bu konuda çok sıkıntılı hikayeler duydum. En aşırısı mahkeme kararıyla eve yaklaşması yasaklandığı için çocuklarıyla sadece gözetim altında iki saat geçirebilen bir baba.”

Reman boşandıktan sonra, babaların çoğu gibi çocuklarını haftasonu görmeye başladıysa da, onlardan çok farklıydı. Çünkü oturup bu konuda ciddi ciddi kafa yordu: “Bekar ebeveynlerin dertleştikleri bir akşam yemeği sırasında aklıma bir internet sitesi kurmak geldi. Bebek Parkı’nda haftasonu çocuğunun elinden tutup dolaşan en az 50 bekar baba görürürsünüz. Yapacak pek bir şey bulamazlar, aynı şeyleri ben de yaşadım. Seçenekler fast-food restoranları ve alışveriş merkezleriyle sınırlı ve doğrusu bir erkeğe de böylesi daha kolay geliyor. Erkeğe çocuk baktırmak zor iş, kadınlar kadar ehil değiller. Bu konuda danışabilecekleri insanlara da ulaşamıyorlar. İngilizcem iyidir, İnternette çok araştırdım ama yalnız bir babanın çocuğuyla nasıl vakit geçireceğine dair hemen hemen hiçbir bir kaynak bulamadım.”

Kendi babasının deneyimlerinden yararlanmak gibi bir şansı da yoktu Reman’ın, zira ailesini 20 yıl önce bir trafik kazasında kaybetmişti. Sadece yurtdışında yaşayan bir kızkardeşi olsa da, ailesiyle geçirdiği mutlu zamanları her zaman hatırlıyor. “Babam milli atletti, birlikte spor yapardık. Ailece yenen akşam yemekleri çok önemliydi.”

Continue reading

Nasıl İyi Baba Olunur?

“Nasıl iyi baba olunur?” sorusunun tek bir cevabı yoktur elbette ki; üstelik her yiğidin yoğurt yeyişi farklı olduğu gibi her babanın yoğurt yeyişi de farklı olacaktır… Uzatmayayım, çok beğendiğim internet fikirlerinden biri olan Uzman.TV‘de bambaşka bir konu hakkında gezinirken tesadüfen “İyi Baba Kime Denir?” sorusuyla karşılaştım (sadece soruyla değil, Psikolojik Danışman Seçil Akaygün Cüntay’ın cevabıyla da karşılaştım, devam edince “Nasıl İyi Baba Olunur?” ana başlığı olduğunu da gördüm. Malum, konumuzla birebir ilgili sorular… Sizlerle de baylaşmak istedim.

Uzman.Tv‘nin içine dalınca ilgilendiğini konuda birçok videoya rastlamanız mümkün, hatta  Çöp Çocuk – Çocuk Çizgilerindeki Giz kitabıyla hatırlayabileceğimiz (en azından ben direkt öyle yaptım)  Sabiha Paktuna Keskin bir çok önemli soruya cevap vermiş (Dikkat Eksikliği Tedavisi, Ailelere Ergenlik Rehberi, Annelere İpuçları vb…) ve inanılmaz sayıda seyredilmiş. Tıklayıp bir göz atmanızda fayda var…

Doğa düşkünü babalar ve çocukları

Ortak noktaları doğaya düşkün olan dört farklı baba… Küçük yaşta bebeklerini yanlarına alıp dağa tırmanan, kampa giden yürüyüşe katılan cesur babalar ile yaşam tarzlarını  konuştuk.

(Akşam Pazar, 14 Mart 2010, Ekin Türkantos)

Doğaya düşkün, dağa çıkmaktan, yürüyüş yapmaktan, bisiklete binmekten, kamp hayatından keyif alan babalar, çocukları olduktan sonra da yaşam şekillerini değiştirmedi. Bu hobilerini çocuklarıyla paylaşıp,  onları da küçük yaşta doğayla buluşturan babalardan kimisi sosyal sorumluluk projesi kapsamında, kimisi de doğanın zengin nimetlerinden faydalanmak amacıyla onlarla birlikte el ele verip çeşitli yerlere geziler düzenledi. Bunun çocuk gelişimi üzerine olumlu yanlarından da bahseden babaların ortak görüşü ise ‘Bizler kendine güvenen çocuklar yetiştirdik’ oldu.
Ailecek spor yaparak mutluyuz
Caner Odabaşoğlu, 35 yaşında. Macera Akademisi kurucu ortağı
‘Oğlum Can Berk 19 aylık. O beş aylık olduğundan beri spor yapıyoruz. Yazın bisiklete biniyoruz, orman yürüyüşleri yapıyoruz. Henüz annesinin karnındayken ailecek nasıl açık havada olabileceğimizi araştırmaya başladık, koşuya uygun  bebek arabası bulduk. Dünyada yaygın bir yaklaşım bu ama baktık Türkiye’de marjinal olmuşuz! Spora meraklıyız çünkü ailece bu şekilde mutluyuz. Adım Adım Oluşumu (AAO) kapsamında Antalya maratonunda da Can Berk ile koştuk. Türkiye’de hayırseverlik koşusu kavramını başlatan bir platform olan AAO’da koşarken çevrenizden bir STK’ya bağış desteği vermesini istiyorsunuz. Hem koşmaya, sağlıklı olmaya dikkat çekiyorsunuz, hem de STK’nın faaliyet alanına. Oğlumla beraber başarmak fazladan fiziksel yorgunluk getirmiyor ama psikolojik ve lojistik olarak işi zorlaştırıyor. Onun ihtiyaçlarını öngörmek ve temin etmek temel önceliğim.
Varış çizgisini ne pahasına olursa olsun değil, oğlumun huzurlu olduğu şekilde geçmek önemli. Doğaya ve spora dönük bir baba olmanın dezavantajı, hobi ve uğraşlarınıza hamilelik ve doğumdan sonraki ilk aylarda ara vermenin getirdiği boşluk, depresyona meyilli zaman. Bu dönemde sabırla çözüm yolları aramanız gerekiyor. Hobinizi paylaştığınız, size güvenen bir eşinizin olması da çok önemli. Can Berk, şimdiden iletişime çok açık, pozitif enerji dolu bir küçük adam. Televizyon gibi onu tembelleştiren oyalayıcılardan uzak tutup ona istediği ilgi ve zamanı ayırıyoruz.’
Oğlum çadır kurdu, su taşıdı, atın doğumuna şahit oldu
İsmail Şahinbaş, 42 yaşında. Sırtçantam gezi dergisi yayın yönetmeni, turizmci, fotoğrafçı.
‘Oğlum Deniz Önen 8 yaşında. Onu büyüdükçe zor olmayan yürüyüşlere katarak, çekimlerde yardımcı olmasını sağlayarak olayın içine kattım. Deniz’in de içinde bulunduğu ‘İnce Belin Buğusu’ ve ‘Çay ve Göç Yolunda Yörükler’ belgesellerini çektim. Ayrıca ‘Sırtçantam’ dergisi için pek çok gezi konusu çekiminde yanımda oldu. Her şeyden önce kendisine güvenen bir insan yetiştiriyorsunuz. Belgeseli çekerken 4 yaşındaydı ve 5 gece çadırda kaldı. Su taşıdı, keçilerin ve atın doğumuna şahit oldu. Oğlakları besledi, kamp ateşi için odun taşıdı. Daha ne olsun. Bir gün ‘Okulda yörük göçü yaptığından ve gördüklerinden arkadaşlarına bahsettin mi? diye sormuştum. Cevabı çok net olmuştu: ‘Anlatsam da anlamazlar ki!’ Benim çocukluğum küçük bir köyde geçti. Deniz ise Cihangir’de doğdu. Hala evin içine çadır kuruyor, evin içinde fotoğraf çekiyor. İşim gereği geçtiğimiz yılı Kocaeli’nde geçirdim. Deniz benimle Yuvacık’ta kaldı.  Gündüz köpeği ile gezip, balık tuttu, tavşanları yakalamaya çalıştı. Bence temelde doğa sevgisini ve güven duygusu kazandı. Bunu yaşamının her evresinde anımsayacaktır. Evin içinde benim tüm kamp malzemelerimi kullanıyor. Derslerini başında baret ya da alın feneri ile yapıyor. Televizyonda, İZ TV ve National Geographic Wild izliyor. Okulunun fotoğrafçılık kolunda. Bazı hafta sonları kamp kurmaya ve doğayı gözlemeye gidiyoruz. Kendi sırt çantası, matarası, fotoğraf makinesi ve batonu var.’
Babalık içgüdüleri   emekle canlı kalıyor
Haldun Aydıngün, 52 yaşında.  Maratoncu ve dağcı
‘Kızım Bengi, 20 yaşında. Şu anda Avustralya’da üniversitede okuyor. Ben 1978’den beri dağcılık yapıyorum. Doğmadan önce onu göğsümde taşıyacak bir düzenek satın almıştım. Erkeklerin babalık içgüdüleri kadınların annelik hisleri gibi güçlü ve kendiliğinden değildir. Emek verilerek canlı tutulması gerekir. Kızımla ilk kez doğaya çıktığımızda 45 günlüktü. Sıcaklığını, nefes alışını, rüzgarda saçlarının dalgalanışını hissettim. İki aylıkken gene göğsümde küçük bisiklet turları, 6 aylıkken de kayak yapabiliyorduk. Benim için en kötü baba tipi kendi hobilerini ve özlemlerini zorla çocuğuna yaşatmaya çalışandır. Bu nedenle onu zorlamadım. 3 yaşında kamp yaptık. 2006’da 3936 metrelik zirveye birlikte ulaştık. Üç yıl boyunca Likya Yolu’nun değişik etaplarını yürüdüm. İnsanın kızıyla dağlara gitmesi hem keyif, hem de endişe kaynağı oluyor. En çok sevdiğiniz ortamı onunla paylaşıyor, öte yandan onu tehlikeli bir işe götürdüğünüz için de tedirgin oluyorsunuz.’
Çocuğum olduktan sonra hayat tarzımı değiştirmedim ve o hep benimleydi
Timur Danış, 54 yaşında. Organik pazar gönüllüsü ve ürün temsilcisi
‘Oğlum Yunus, 9 yaşında. Yunus’tan önce ne yapıyorsam, sonra da aynısını yaptım. Annesi çalışıyordu. Yunus’a ben bakıyordum. Bir süre sonra deneyimli bir çocuk bakıcısı oldum. Bu aynı zamanda katlanılmaz bir durumdu çünkü evde zaman geçmiyordu. Biz de çaresiz sokaklara çıkıyor, dağlara yürüyüşe gidiyorduk. Yunus iki yaşına geliyordu, o günlerde Amerika Irak’a saldırmaya hazırlanıyordu. Ülkenin her yerinden tepkiler geliyordu. Evimizde savaşı beklemek dayanılmazdı. Ankara’ya yürümeye karar verdim. Yunus yaşamımın o kadar merkezindeydi ki onun da yürüyüşe katılması normaldi. Annesinin isteklerini yerine getirdik, Yunus’u da arabaya koyup yürümeye başladık. Ne güzel ki ülkem savaşa karşı çıkıyor biz de oğlumla Ankara’ya, barışa yürüyorduk. Ancak basının göbeğinden itirazlar gelmeye başladı. Onlara göre, hava soğuktu, çocuk üşürdü, baba çocuğunu kullanıyordu. Yunus’un etrafında çok fazla fotoğraf makinesi ve polis telsizleri belirmeye başlayınca, İzmit’ten onun eve dönme vakti geldi. O günü hiç unutmayacağım. Doğum günümdü. Teoman’ın ‘Bugün benim doğum günüm, babamın öldüğü yaştayım’ sözlerini mırıldanarak Ankara’ya yürüdüm. İstanbul’a döndüğümde Türkiye savaşın kendi topraklarında başlamasına engel olmuştu. Ülkem, oğlum ve ben ülkemin savaşa girmesini engellemiştik. Bana oğlunu kullanan baba denmesine o kadar kırılmıştım ki    üstesinden gelmek için Yunus ile 3 bin kilometrelik bir yolculuğa çıktık. Sonra gezi başımızdan geçenleri Git’e yazdım. Bana söylenen kem söz sahiplerine verdiğim yanıtın küpürü olarak hala da dosyamda durur.’

Doğaya düşkün, dağa çıkmaktan, yürüyüş yapmaktan, bisiklete binmekten, kamp hayatından keyif alan babalar, çocukları olduktan sonra da yaşam şekillerini değiştirmedi. Bu hobilerini çocuklarıyla paylaşıp,  onları da küçük yaşta doğayla buluşturan babalardan kimisi sosyal sorumluluk projesi kapsamında, kimisi de doğanın zengin nimetlerinden faydalanmak amacıyla onlarla birlikte el ele verip çeşitli yerlere geziler düzenledi. Bunun çocuk gelişimi üzerine olumlu yanlarından da bahseden babaların ortak görüşü ise ‘Bizler kendine güvenen çocuklar yetiştirdik’ oldu.

Continue reading

Bir Erkek Olarak Baba

Bu aralar listemde birikmiş bir sürü blog ve site var tanıtılmayı bekleyen… Hepis de birbirinden güzel siteler, o yüzden aceleye getirmek de istemiyorum… Öte yandan yeni keşfettiğim bir blog’da tam da “baba olmak” konusunu ilgilendiren bir yazıya denk geldim bugün… Sallamayayım, hemen bahsedeyim istedim…

Kim Lan Bu Hayatımın Erkeği?” isimli blogun alt metni aynen şu: “Erkeklere harcadığım vakti ilime yatırsaydım, mutfak aletleriyle atomu parçalamıştım.” Dili ve içeriği oldukça hoşuma giden blogun sahibesinin babasıyla ilgili yazı –Bir Erkek Olarak Baba– şöyle başlıyor:

Açık diyeyim, ben babasına aşık kızlar ekolünden değilim. Babasından allah gibi korkanların yanından geçmediğim gibi, babasıyla kanlı bıçaklılardan olmadığım için may-be the force with me.

Ben babasıyla şarap içip felsefe, siyaset ve tercihan tarih konuşan kızlardanım; senede takribi 2 ila 3 kere. Benim kafamdaki baba figürü; Xhanos antik kentindeki Athena tapınağının sütun çapını bilen, lakin benim yaşımı bilmeyen adamdır. Ve ben o adamı severim.

Ve tamamını okumak için de tıklayıp kendi yerine gitmeniz gerekiyor… ;)

© 2018 Baba Olmak

Theme by Anders NorenUp ↑