Month: Nisan 2011 (page 1 of 2)

4 (26-27-28 Nisan 2011)

Salı aksamı M. Abla ve L. geldi. Çok özlemiş M. Abla’yi görmen lazımdı. Kucağından inmedi. Hatta şımardı bir güzel. Kıymalı mercimek yapmıştım onu yedi, biraz havuç salatası biraz da pirinç pilavı. Kolayca uyudu, gece hiç kalkmadı ve nerdeyse hiç öksürmedi.

Çarşamba babaanne ile evde keyif yaptılar. Kahvaltıda icine taze (ve hormonlu) çilek doğranmış ballı kahvaltılık gevreğini yedi. Öğlen etli yaprak sarma yemiş. Akşam da az mercimek yanında etli yaprak sarma yedi.

Aksama kadar iyi olsa da yatmadan önce saklambac oynarken uyku gelmesinin yanında promosyon olarak gelen arıza haller kendini gösterdi. 5-6 dakika böğürdu. Sesi kısıldı ve elbette öksürmeye başladı. Beraber yattık. Gece çok öksürdü, üstünü örtmemeye uğraştı vb vb. uyandığında da tersten kalktı biraz. Öğlen anneanneme gittiler. Mönüde pirinç çorbası, tavuk kanat ve salata varmış. Aksamsa istek üzerine yeniden etli sarma yemiş. Gece kendi yatağında yattı, geç uyudu ve sabah zorla uyandı. Zeynep giyinip okula gitmemek konusunda ısrarcı olduysa da ikizi Samra hiç sorun çıkartmadı. Güzel güzel okula gitti.

Sanırım bu kadar? Hiç film veya tv seyretmedi. Karsı komşunun dört yasindaki oğlu B.nin Cumartesi 14’deki doğumgününe davet edildi. Gelirim dedi. L. ona koooocaman bir kedi maskotu getirdi. 2010 Avrupa Basketbol Şampiyonasının sanırım. Kuymak özlemiş, annem bir sabah idareten bir şey yaptı.

Çocuklara Anlatılamayacak 25 Şey

Hafta sonu gazetede gördüğüm eğlenceli bir listeydi bu. Detayları için gidip orijinal yerinde okumanızı önereceğim ancak listeyi buraya almadan da edemeyeceğim elbette:
Continue reading

Neye Niyet Neye Kısmet (Ya da Winnie the Pooh: Geçen Haftanın Filmi)

Babaolmak.com’u (ya da Babaolmak.com’un babasını) takip edenler muhtemelen biliyorlardır. Babanın asıl işi web yayıncılığı. Yayıncılık alanındaki asıl alanı ise sinema. Türkiye’nin ilk sinema sitesi Sinema.com ile başlayan yayıncılık yolculuğunda Sinema.com‘un 2010 yılında el değiştirmesi ve video sitesine dönmesiyle birlikte Sinema.com’un tüm içeriği, arşivi, geçmişi artık Filmlerim.com adresinde yeni tasarımıyla sinema meraklılarıyla, sadece seyretmeyi değil okumayı da tercih edenlerle buluşuyor.

Ben de uzun zamandır ara verdiğim yazı yazmaya yeniden başlamışken Z. ile gittiğimiz filmleri de yazayım dedim. Ancak yayımlanacak yere karar veremediğimden hem Filmlerim.com‘da hem de Babaolmak.com’da olsun yazılar diye düşündüm. İlk olarak da geçen hafta sonu Z. ile birlikte seyrettiğimiz Winnie the Pooh ile başladım… Buyrunuz:

Açıkçası, Pazar günü öğleden sonra sinema gişesinin önündeki sırada bulunma sebebimiz Ayı Winnie’yi seyretmek değildi. Asıl amacımız Rio’yu seyretmekti ama oldukça erken gitmiş olsak da sadece en ön sırada yer kalmış olması bir son saniye değişikliğine itti bizi.

Z.’ye papağan değil de ayı’yı seyretsek olur mu diye sorduğumda, söz konusu ayının da “Winnie the Pooh” olduğunu ilettiğimde sorun çözülmüştü. Ki ben biletlerin ödemesini yapana kadar Z, sinemanın fuayesine giriş değil çıkış tarafından girmek üzere çoktan yol almaya başlamış, engel tanımayıp tersten girdiği fuayede dondurma dolabının cam vitrinine yapımıştı bile.

Sonunda salona girmeyi başardığımızda pazar günü gidilen her “çocuk filmi”nde olduğu gibi salonun tıka basa dolu olduğunu gördük, yerimizi bulup yerleştiğimizde film başlıyordu. İlk anda gitmeyi planladığımız Rio’ya göre Winnie’yi daha çocuksu bulduğumdan en baştaki içsel serzenişim film boyunca sıkılacağım yönündeydi. Ama içimden bir ses yine de iyi yaptığımızı söylüyordu çünkü film üç boyutlu olmadığı için dört yaşındaki Z’ye daha uygundu. (Bundan önceki üç boyutlu gösterim tecrübelerimiz gösterdi ki Z gözlüğe en fazla ilk yarı tahammül edebiliyor, sonrasında gözlüksüz seyrediyor, bu da fena halde flu bir görüntü, daha çabuk konsantrasyon bozulması ve Z’nin sinema salonunda özgürce gezinmeye başlaması olarak dışarı yansıyor.)

Oysa, film başlar başlamaz serzenişimin ve önyargımın yersiz olduğu ortaya çıktı. Ayı Winnie, gerçekten çok eğlenceliydi. Her şeyden önce Türkçe dublajın büyük başarısı, çevirinin düzgünlüğü ardından da elbette ki filmin kendisi. Çeviri ve dublaj pek çok filmde seyreden yetişkinin filmin içine girmesine büyük bir engelken Winnie’de tam tersi olmuştu benim için.

Filmin konusuna kısacık değinecek olursak; “Arkadaşları Christopher Robin’in bıraktığı notu yanlış okuyan ve kaçırıldığını zanneden kafadarların Christopher’i kurtarmak üzere yaptıkları hazırlıklar” olarak tek bir cümleyle geçebiliriz. Ama elbette ki Eeyore’un kuyruğunu kaybetmesi ve film boyunca herkesin bir yandan da onun kuyruğunu araması, Winnie’nin filmin başından sonuna açlığıyla ve mide gurultusuyla baş etmek zorunda kalışı gibi yan hikayeleri de es geçmemek lazım.

İtiraf etmem gerekir ki, temposu neredeyse hiç düşmeyen filmin yetişkinler için (ya da en azından benim için) en büyük esprisi, bir hikaye kitabınn kapağının açılıp sayfalarının çevrilmesiyle son derece klişe şekilde başlayan filmin yol boyunca o kitapla bağlantısını hiç kaybetmeyip, hem sayfaları hem kitabın yazılarını, tipografisini, harflerini filmin öğeleri, dekorları, sahneleri olarak kullanmaya devam etmesiydi. Sırf bu sebeple bile yetişkinlere önerebilirim filmi.

Hollywood -ya da Pixar- animasyonlarına göre 69 dakikalık nispeten kısa süresiyle 3-5 yaş çocuklarının konsantrasyonları göz önüne alındığında çok daha makul bir süreye sahip film, bu yaş çocuk sahibi ebeveynler için bu haftalarda önerilebilecek en iyi film.

– Bu arada yazının orijinalini okumak isterseniz Filmlerim.com’a ya da tam şuraya tıklamanız yeterli olur.
Winnie The Pooh’nun resmi sitesi de tam şu adreste.

3 (21,22 Nisan 2011)

Perşembe akşamımızın olayı birlikte yemek yapmak ve sonra takılmaktı. Bir ihtimal pazar-pazartesi’den beri yıkanamamanın acısını çıkartırız ve yıkanırız da diyordum ama net olarak red edildi. Sonradan anlattığım gibi ben daha salata malzemelerini hazırlarken bıçakla parmağını kesmesiyle tüm planlar değişti. 10-15 dakika göz yaşı döktü ve hem parmağının acısı hem de uykusuzlukla tam bir canavara dönüştü. Sakinleştiğinde bile kendi kendine her şeyin tersini istemeye sonra bir daha tersini istemeye başladı.

Büyük bir uğraşla yoğurtlu ıspanak yedi. Süzme yoğurdu bu sefer de normal yoğurda dönüştürmemiz gerekti. Sol elinin bir parmağı kesik olmasına rağmen yarasını bahane ederek çatak kaşık kullanamadığına ikna etti beni. Çoğunu ben yedirdim ıspanağın. Ispanakları çatala doladığımda doladığım için; dolamadığımda dolamadığım için ağladı. Sonrasında pişen bezelyeden yemek gibi planımız varken vazgeçip benim ıspanağımı da yedi. Bir süre sonra bezelyeden de istedi ama pek yemedi.

İstemese de “bu gece benle yatar mısın” diyecektim ki tahmin ettiğim gibi istedi. 21.30 gibi de kolayca uyudu. Uyumadan parmağındaki yüzük hakkında konuştuk. Evililik yüzüğüymüş çıkarmak istemedi. Siz de çıkarmıyorsunuz dedikten sonra artık yüzüğümüzün olmadığına şaşırdı. Artık evli olmadığımızı, yüzük de takmadığımızı anlattım. Çok net bir kavrayış olmadı. Barış sevmediği için takmıyormuş ama kendisi takacakmış. Uykuda canı yanmasın diye çıkarmaya ikna oldu.

Sabah tam olarak tersinden kalktı. Yataktan çıktıktan az sonra pijamalarıyla sokak kapısının önünde “anneme gideceğim” modunda ayakkabı giymeye çalışıyordu. Zor vazgeçti. Biraz süt ve ballı gevrekten sonra çok uzun bir süre buzdolabu üzeindeki mıknatıslı geometrik şekilleriyle oyalandı. O kadar uzun ki servis aradığında hala pijamalarıyla oradaydı. Binbir dil ve gerilimle hızla giyindi. Çıkarken polarını giydi ama ne yağmurluk ne palto giymedi, almadı, bana da aldırmadı. Evde bırakmadığımız sürece çıkamadık. Servis için otoparktan geçerken de bir anda “yaralılar okula gitmez, ben okula gitmeyeceğim” diyerek tam bir keçi misali inat etti ve yerinden kıpırdamaz hatta beni eve çekiştirir olunca kucaklayıp servise götürmek zorunda kaldım. Servise binerken hostes ablasına “hiç ağlamadım kiiii” diyordu.

Cuma akşamüstü keyifli indi servisten. Biraz salıncak keyfinden sonra eczaneye gidip yara bandı, bir takım ilaçlar soğuk kompres ve onun Mustela şampuanı gibi gerekli malzemeleri toparladık. Akşam rahat geçti. Büyükçe bir tabak bezelye yedi. Körebe oynadık. (Yemekten önce de bir miktar dil peyniri indirdi mideye) Çok kolay yıkandı; sonunda tırnaklarını kestim. (Sanırım hayatımda ilk kez) (Bana bunu yaptırtabilmek için ayrılmamıza gerek yoktu aslında – Neyse oldu bir kere) Kolay tarandı. İlk kez yatağının üst katında uyudu ama benim de kitap okuduktan sonra tırmanıp yanında yatmam gerekti. Uyuyunca gideceğimi söylemiştim, sabah 6’da uyanıp seslendi ve yanıma aldım. Üstünü örtmemek konusunda inatlaşması dışında önemli bir peoblem çıkmadı.

Sabah da oldukça kolay seçtik, giyindik. Bir ara saklandı; bulundu; sonrasında ben giyinirken buzdolabından aldığı erişte torbasını parmağıyla delmiş, çiğ erişte yerken yine koltuğun arkasında yakalandı. Ben ona çiğ erişte yenmeyeceğini annlatıp torbayı elinden alırken o bir avuç kadar yedek erişte almaya çabalıyordu.

Bugün 23 Nisan; neşe doluyor insan…

2 (17,18,19 Nisan 2011)

Merhaba;Gündüz ofiste Z. de olunca mail yazmak geceye kaldı…

17’si Pazar sinemada dondurma yedi; dondurma yediği için arada mısır almayınca yan koltuktaki kızın mısırına dadandı. Önce medeni bir şekilde tanıştı. Tüm ikinci yarı kızın mısırını birlikte yediler.

Akşam da ciddi bir yemek yemedik. Ceviz, fındık, yaban mersini ve yeşil elma + yarım bardak süt’ten oluşan kombo yetti ona. Birlikte aldığınız yoğurtardan da açtı ama yemedi. Sabah yemesi sözüyle dolaba kaldırıldı.

Hiç sorunsuz dişlerini fırçaladı, kolayca yatağa gittik. Bir şekilde yukarı yatmıyor. Hatta ne kadar farkında bilmiyorum ama bilinçaltı söyletiyor olabilir: Bazen A. üstte yatar ben altta; bazen de değişiklik yaparız ben altta yatarım A. üstte yatar” diyor. Bu konuyu A’nın bizde kalması çözecek görünüşe göre. :) Yine birlikte altta yattık. 2 masaldan sonra uykuya dalamayınca “ben annemin evine gitmek istiyorum” diye mızırdandı. 3-4 dakikada sakinleşti; 21.30’da yatmış olsak da 22.38’de uyudu. 23.30 gibi çiş için uyandı; yatmadan hemen önce iki kere yapmıştı oysa. Bir sonraki uyanışı 6.30’da yanıma gelmek için oldu.

Okula sorunsuz gitti; hatta benden önce hazırdı. Şarkı söyleyerek çıktı evden. Yoğurdu yine yemedi. Sabah da hiç itirazsız dişlerini fırçaladı, “Z. dişlerini hiç fırçalamadı diyerek annemi kandıralım olur mu” diye de plan yaptı.

Pazartesi akşamı katakulliyle gaza gelip yoğurdunu yedi okul dönüşü. (Okulda hiç çalışma yapmadığından sadece sallandığından bahsetti bu arada) Akşam yemeği menüsü: Ispanak; teriyaki soslu tavuk ve yeşil-turuncu salata ile süzme yoğuttu. Hepsinden yemeye hevesli olsa da bol yoğurtlu ıspanağını büyük iştahla yedi; tavuğu geri çevirdi. Oldukça fazla salata yediği gibi “susuz yoğurt”tan da 3-4 çatal yedi. Hoşuna da gitti. M. ve B. gelince devam etmedi. “Ispanağı çok koymuşsun, bana sormadan koydun, napalım” dedi. Haklıydı.

B.’nin getirdiği Edirne kurabiyelerinden yemeyi ihmal etmedi. M.’nin önerisiyle birlikte yatmaya gittiler, 21.15 gibi kolaylıkla uyudu.

Sabah 6 gibi yanıma geldi. Saatim 7.00 ve 7.30’a kuruluydu. Kalksam da baktım onun kalkmaya niyeti yok az daha yatalım derken 8:30’da uyandık ancak. Seni ben götüreyim okula deyince “hayır servisle gitmek istiyorum” inadı yaptı. Benle işe gelmeye de zor ikna oldu. En ufak fikir ayrılığında artık otomatikman “Bir daha senin evinde kalmayacağım” moduna geçiyor. İşe yaramadığını görünce hemen vazgeçiyor ama yine de her çatışmada şansını bir kere deniyor. (Sen de gördün akşam üstü) “aptal” ve “pipi”yi ağır küfürler olarak bellemiş; yine her türlü anlaşmazlıkta “aptal baba” “pipi baba” “dediğimi yapacaksın pipi baba” moduna giriyor. Sabah benle birlikte bir bütün haşlanmış yumurta yedi. İşe giderken de bir küçük muz.
Ofise kadar çok keyifle gelmesine rağmen; bir anda baş gösteren utanma kriziyle içeri girmedi. Hatta geri dönmeye kalktı. Ancak kucağımda ve yüzü kapalı üst kata çıkarabildim. S’yi görünce açıldı. 2 saatte ancak alt kata inebilir oldu.
Öğlen bizim ordaki esnaf lokantasında bol şehriyeli ve tavuk parçacıklı tavuk suyu çorba içti bol limon sıkarak ve inanılmaz iştahla yedi. Dibini sıyırmadan vermedi tabağı. Üstüne de piknik köfte ve pirinç pilavı yedi. Köfteyi bir ısırıktan sonra bana ittirdi. (Yol yakınken vejeteryan mı yetiştirsek, sen ne dersin?) Ofise dönerken kağıt helva aldık. Ofistekilerle paylaştı. Sonrasında alt kattakilerle kanka oldu. Editörlerden biri animasyon filmleri dosyası hazırlıyordu onunla birlikte animasyon karakterlerine filan baktılar. Sonra film seyretmek istediğinde ona film de buldular. (Mogli diye ikna etmişti kızları) Ancak monitörde izlemem televizyon isterim dediği için plan suya düştü. Pek hevesli değildi ofisten ayrılmaya; bağıra bağıra şarkı söyleyerek takılıyordu ofiste.

Öğleden sonra erken çıktık berbere gittik yolda 30 dakika kadar uyudu. Berberin orda inerken uyandı, utangaçlık krizi nüksetti; 15 dakika sonra berberle arası düzelmişti. Berbere, saçlarını kestirmek istemediğini; annesinin istediğini ama kestirmeyeceğini anlattı. Babasının da istemediğini de ekledi. Ayrıca babasının da saçlarının kesilmesini istemediğini iletti.

Sonra ev; biraz salıncak; annesini beklerken çıtır elma kurusu ve bir iki kitap.

Older posts

© 2018 Baba Olmak

Theme by Anders NorenUp ↑