Çocuklarda Yumurta Yeme problemi

Çocuklara yumurta yedirmek veya yumurtanın faydaları üzerine pek çok yazı ya da video bulmak mümkün. Z’nin böyle bir problemi yok. Yani var da denilemez yok da denilemez.

Yazın son derece spontan bir şekilde bi öğleden sonra “hadi video çekelim” dedik. Z. uzun süredir Youtube’a video koymak istiyordu. Birlikte küçük bir deneme yaptık.

Konu da format da hiç düşünmeden çıktı ortaya; elimizin altında GoPro vardı; onunla çekiverdik. Uzun zamandır aklıma gelmiyordu. Bu hafta telefonumdaki eski videolara bakarken bu videoyu fark ettim ve hadi bakalım online edip deneyelim dedik. Şimdi bu videonun onbinlere ulaşmasını bekliyoruz. :)

Sabah Ekstra Erken Kalkma Krizleri

Sabah ekstra erken kalkma krizleri derken; normal okul günlerinde kalkmak ve hazırlanıp servise yetişmek konusundan hiçbir sıkıntımız olmadığını da vurgulayarak yazmaya başlamak isterim. Yüzücü velisi olmak konusunda da aslında uzun uzun yazasım var hatta yarış maceraları, havuz maceraları, havuz çıkışında bekleyen velilerin dramı, memleketimden yüzme havuzu manzaraları konulu hazırlıklarım da var. Ama sıcağı sıcağına yazayım dediğim ilk konu; sabahları afyonu zor patlavan yüzücü yavruyu sabahın altısında havuza yetiştirmek (ya da yetiştirememek)

Bu noktada bilinmesi gereken en önemli şey; yetiştirmek ve yetiştirememek konusundaki başarının veliye değil; çocuğa ait olduğu gerçeğidir. (Konu karışık biraz)

Her Şeyi Yazamamak

Tam bu noktada bir önemli not yazmamda fayda var. Daha yeni yazmıştım; çocuklar okumaya başladığında her şeyi yazamaz oldum burada maalesef. Öyle ya bazı ebeveyn (ya da veli) taktikleri olsun; yaşanan bazı gerilim ve çözümlerin kişisel oluşu –ve tüm bunların artık konunun tüm muhatapları tarafından okunabiliyor oluşu- sebebiyle; ister istemez her şeyi tüm detaylar ve tüm açıklığıyla okumanız mümkün olmayacak. (Yapacak bir şey yok) (O değil İngilizce de okuyor yazıyor artık Z.)

Neyse; dün sabah antremana gitmek üzere hazırlanırken gözleri açılmış olsa da kendisi uyanmamış olan Z, yarı yarıya giyinmiş olsa da bir noktada antremana gitmekten vazgeçti ve orta çaplı bir krizin içinde bulduk birbirimizi. Pek çok kriz durumunda olduğu gibi öne sürülen sebeplerle gerçek olan sebepler birbirinden oldukça farklı ve kolay ilişki kurulamaz haldeydi. Öyle kibir noktada benim; “tamam yahu maden siyah tayt istiyorsun akşama çözeriz bu konuyu” sözüm krizi bambaşka bir boyuta sürükleyip “tayt istemiyorum ben” konulu farklı bir gerilime sebep olacaktı. Oldu da…

Sonuç, benim yatağıma birlikte geri dönülüş, biraz gözyaşlı da olsa bir süre sohbet ve sakinleme turları, bu esnada okulda bir arkadaşının koluna kalem kutusuyla vurmuş olmasının getirdiği kol (ve kalp) sızısı da gündeme gelip bir süre daha uyuma ve pırıl pırıl uyanıp okula gidiş. (Bak yine oldu; her şeyi yaz(a)mıyorum artık)

Okul yolunda şöyle bir ricam oldu kızımdan; “bu sabah yüzmeye gitmemene sebep olan sebepleri gerçek haliyle bir kağıda kompozisyon gibi yazar mısın” sonra da başka bir kağıda “konuyla ilgili çözüm önerilerini yazar mısın?” Akşam benim işten dönüşümle de birlikte okuruz.

Yüzmeyi bırakmamak ve bundan sonra Perşembe sabah antremanlarına da sorunsuz gitmek konusunda sözleşmiş olarak yaptık bu sohbet ve anlaşmayı. “Kompozisyon yazmam; madde madde yazarım” demesi benim için zaten uygundu. (Post-it’e maddeleme yapacağını öngörememiştim o esnada) “Okuduktan sonra yırtarım ama” dese de bu konuyu da gerektiğinde ilerde geri dönüp gerekli hatırlamalar için bu tip belgeler yazılır ve saklanır diyerek ikna ettikten sonra dağıldık. (Diyorum ya ne bileyip post-it gelecek sonuçta)

Çocuklarla Gerilim Yönetimi

Neyse; sonuçta burada da paylaştığım iki post-it var elimde. Soruna sebep olan durum daha net; mevsim geçişi ve hem evin hem dışarının de havuzun serinliği; hem de elbette akşam geç yatmanın sabah kalkışa etkileri. Kağıtta göreceğiniz çözümler dışında daha erken uyandırılmaya başlama; antrenörüne havuz sıcaklığıyla ilgili serzenişte bulunma vb. vb.

Neyse; uzun lafın kısası; çocuklarla gerilim anında dalaşmayın; mümkünse sakin kalın. Gerekiyorsa arayı çok açmadan, sakinleşince konuşun ya da yazışın. (Okuma yazmanın getirdiği bir avantaj) Yazışmanın avantajı ise elbette elinizde yazılı belge olması. Yani son söz; birlikte aldığınız ortak kararları yazılı hale getirin. Asın ya da saklayın. Hatırlamakta fayda var; çocuklar ortak alınmış kararlara uymakta bizden daha iyiler.

 

Kişisel Blog Yazıları Üzerine

Yıllar önce (onbir yıl) burada ilk yazılarımı yazmaya başladığımda; takip etmeye başladığım yabancı baba bloglarından bazılarının yayınlarını durdurmalarını ilgi ve şaşkınlıkla takip etmiştim. Oldukça kişisel blog yazıları ve paylaşımlar üzerine bloglar belli bir noktada durmaya başlamışlardı. (Bugün aradığımda artık ilgili domainler bile yok ortada)

Sebep; çocuklarının okumayı öğrenmeleriyle birlikte çocukları hakkında paylaşım yapmama kararlarıydı.

Ben o sıkıntıyı hep zamanı geldiğinde kızım (ve sonrasında da oğlum) da benle ilgili yazarlar ödeşiriz diye bertaraf etmeyi plânlamıştım. Hatta geçenlerde Z ile bir anlaşma da yaptık ve kendi sitesi / blogu olana kadar onun da buraya bir şeyler yazması konusunda anlaştık.

Çocuklu Sosyal Medya Paylaşımları

Onun içinde olduğu sosyal medya paylaşımları konusunda da daha önce bir anlaşmamız var. İstediğim fotoğrafları ondan tekil izin almadan paylaşabiliyorum ancak canlı yayın yapma durumunda önceden haber vermem ve onay almam konusunda el sıkıştık.

Dolayısıyla her an buralarda onun yazacağı bir şeylere denk gelebilirsiniz.

Öte yandan ne olursa olsun onunla ilgili pek çok şeyi artık bu kadar herkese açık bir alanda paylaşmam zor. Ki özellikle de instagram’dan takip edenler görmekteler; 10 yaşını aşöış bir kız çocuğu olarak artık hızla genç kızlığa doğru yol alıyor ve kendisiyle ilgili görsel ya da yazılı paylaşım yapmadan bile ön-ergenlik oldukça zorlu olabilir. (Kendisini tanıyanların da öngördükleri ve şimdiden kolay gelsin dedikleri gibi, bunun bir de ergenliği var)

Kayıt Tutma İhtiyacı ve Kayıt Tutma Alanları

Kişisel olarak bakıldığında kayıt tutma, log tutma alanı artık blogdan ziyade instagrama kaymış durumda. Sadece instagram değil, akıllı telefonlarımızın fotoğraf albümleri bile kişisel bir log tutma alanı artık.

Neyse uzatmayayım; Babaolmak.com’da yeniden yazmaya başlamamla birlikte kişisel de detaylı paylaşım yapmadan nasıl içerik üretirim diye daha fazla düşünmeye başladım. Bu noktada da biliyorum ki bu blogun takipçileri bu konuda ikiye ayrılıyorlar kişisel içerikler üzerinden çocuk gelişimini ve ebeveynlik üzere içerik takip edenler; kişisel içerikle ilgilenmeyip ilgili araştırma, dosya ve web logunu takip etmeyi sevenler.

Sanırım şimdilik gidişata göre bakacağım. Kızın kaydını daha az tutuyor olsam da yakışıklı oğlumla ilgili ilklerimiz ve maceralarımızın daha çok olduğu bir dönemdeyiz. Bakalım neler olacak.

Evde Hayvan Beslemenin Çocuk Gelişimine Katkısı

Çocuklar ve hayvanlar konulu birkaç satır yazma isteğim uzun zamandır var. Evde hayvan beslemenin çocuk gelişimine katkısı elbette ki yadsınamaz. Hazır 4 Ekim, Dünya Hayvanları Koruma Günü iken bu fırsatı değerlendireyim dedim. Yazı boyunca bugün doğumgününü kutlayan mesai arkadaşım, ortağım Ender’e laf atmamaya çabalayacağım. Söz.

Evinde iki kediyle yaşayan bir babayım. (ya da onlar benimle yaşıyor; bu konu biraz karışık; evin esas sahibi kim; kim kimi sahipleniyor ya da kim kimin kölesi biraz belirsiz – kedi sahipleri ne dediğimi anlayacaktır)

Kızımın annesinin evinde bir kedi; oğluşun annesinin evinde ise bir köpek; yazın yazlığa gidip de İstanbul’a dönmemeye karar veren bir kedi; iki balık ve iki su kaplumbağa ile birlikte yakın zamanda hayvanat bahçesine dönüşme çizgisinde olabiliriz. (Bakınız konu ile ilgili ahkam kesme ortamı yaratmaya çalışıyorum kendim için)

Evcil Hayvanlarla Yaşamak ve Sağlığınız

Muhtemelen bir kuşağın konuyla ilgili refleks tepkisi hijyen; kıl tüy yün konularıyla ilgili kaygılanmak olacaktır. Bu konunun cevaplayıcısı ben olamam elbette ama bir süredir evcil hayvanlarla haşır neşir olan biri olarak hayvandan insana bulaşan pek hastalık olmadığını biliyorum.

Evet tırmalama, tırmalanma, dişlenme gibi ihtimaller olabilir ama aşıları tam olan hayvanlar (ve çocuklar) söz konusu olduğunda; çocukların hayvanları sıkıştırması ve eziyet etmesi söz konusu olmadığında bu bahsettiğim konuda hiçbir sıkıntı çıkmadığına şahidim şahsen.

İnandığım şu ki çocukların hayvanlardan alacakları mikrop , gıda ya da kirli sudan alacakları mikroptan daha fazla değildir.

Evcil Hayvanların Çocuklara Kazandıracakları

Hayvanların çocuklara neler kazandıracağını saymak için pedagog ya da konunun uzmanı olmaya gerek yok. Ama ben yine de bir kaç yazı okuyup uzmanlar konuyla ilgili ne demiş; kazanımları nasıl sıralamış baktım. Derlemek gerekirse:

Hayvanlarla büyüyen çocuklar dışa dönük olur: Bizim çocuklar üzerinden gidersek bu önermeye katıldığımı söyleyebilirim.

Çocuk tek çocuk ise paylaşmayı öğrenir: BU da elbette ki doğru. Bu noktada paylaşmak başta bir opsiyon olmasa bile köpeğinin oğluşun elinden yediklerini aşırması defalarca yaşadığımız bir durum. Aynı şekilde oğlanın da yemek yerken çaktırmadan köpeğini beslediği de bir gerçek. Ebeveyn için güzel yanı; çocuğunuzun yere döktüklerini toplamanızın gerekmemesi.

Sosyal ve duygusal gelişimine katkı sağlar: Muhakkak ki. Sonuçta çocuğunuzun tam zamanlı bir oyun arkadaşı var. Üstelik ağzı var dili yok.

Empati becerisini geliştirir: Çocuğunuz, hele de küçükken aradaki farka çok hakim olmadığından empati kurması da daha kolay oluyor bence.

Korkularını yenmeyi öğrenir: Ya da korkular oluşamadan hayvanlarla ilişki kurmaya başladığından mevzuya bir sıfır önden başlama şansı olur. Hayvanların korkulacak değil dost olunacak canlılar olduğu gerçeğiyle büyür üstelik de çevresindeki çocuklara da bu konuyla ilgili örnek olmuş olur.

Sorumluluk alma ve aidiyet duygusu gelişir: Bu güzel bir hayaldi başlangıçta bemim için. Kedisinin kumunu düzenli olarak kızım temizleyecekti. Mamasını, suyunu kızım tazeleyecekti. Bir hayal olarak kaldı

Hayvan ile konuşarak dil becerisi ile beraber kendisini ifade etme becerisi artacaktır deniyor. BU konuda çok ahkam kesemem ancak konuşmayı yeni öğrenen oğlumun köpeği ile konuştuğu; onu oyunlarının bir parçası yaptığı gerçek.

Ahlaki gelişime katkı: Çocukların mutlak benmerkezci olarak yetişmelerini engelleyen şeyin kendisi dışında bir canlı ile empati kurabilmesi olduğundan bahsediliyor. Böylelikle kendisi dışındaki türlere de saygı göstermeyi, başka canlıları da kabul etmeyi öğrenmenin yolu hayvanlarla vakit geçirmekten; hayvan sevgisinden geçiyormuş.

Uzun lafın kısası eğer imkanınız varsa çocuklarınızın hayvanlarla vakit geçirmesine çabalayın; gerekirse korkularınızı göz ardı edin. Evde besleyemeseniz de sokak hayvanlarıyla kaynaşmaya çalışın. Barınaklara uğramaya çalışın. Ama sahipli ama sokakta, hayvanlara dokunmakla çocuğunuza bir zarar gelmeyeceğini aksine kazanacaklarının çok daha fazla olacağına ikna olun.

Hayvanları sevin, koruyun; çocuğunuzun hayatında hayvanlara yer açın. Ve elbette; nice yıllara Ender!

Çocuk Bakıcısı Bulmak

Çocuğunuz ya da çocuklarınız için çocuk bakıcısı bulmak sanırım ebeveynliğin en büyük baş ağrılarından biri. Hele de aynı şehide yaşayan bir anneanne babaanne ya da benzeri destek ekibiniz yoksa. Bu arada şahsi görüşüm hiçbir çocuğa tam zamanlı olarak anneanne ya da babaanne bakmamalı bunu da not düşmekte fayda var.

Çocuğunuza tam zamanlı (tam zamanlıdan kastım yatılı değil; sabahtan akşama) bakıcı bulmaktan daha da zoru ise yarım günlük ya da ihtiyaç duyduğunda emanet etmek üzere düzenli ya da düzensiz çocuk bakıcısı bulmak olsa gerek. İşte benim yaşadığım zorluk da böylesi bir zorluk sayılır.

Sayılır çünkü ben iddiayı biraz daha zorlaştırıp ev temizliği de yapan bir çocuk bakıcısı bulmak istedim. (Zoru seviyorsam demek)

Ev Temizliği Yapan Çocuk Bakıcısı Bulmak

Yazarken çok kolay oluyor ama sadece beli zamanlarda gelecek hem temizlik yapıp hatta tercihan yemek de yapıp aynı zamanda bi nevi çocuk bakıcılığı yapacak birini bulmak gerçekten iddialı bir arayışmış. Bunu öğrendim.

İhtiyacı daha net tanımlamakta fayda var. Benim ev ile ilgili ihtiyacım; ilkokula giden kızımı okul dönüşü karşılayacak birisiydi. En önemli ihtiyaç bu. 16.30 civarında gelen servisi karşılayıp yaklaşık 18.30 – 19.00 civarlarına kadar kızımla vakit geçirecek bir çocuk bakıcısı.

Ama her gün değil. Sadece haftada bir gün. Hatta gün de belli; Perşembe! Çünkü diğer günler ya yüzme antremanı sebebiyle zaten eve geç geliyor ve birlikte geliyoruz ya da zaten annesinin evine gidiyor. Bu noktada iş zorlaşmaya başlıyor işte.

İhtiyaçlar Bitmiyor Tabi

İlk şart tamam; ikinci ihtiyaç ise haftada bir ev temizliği; içinde ütü ve yemek yapımı da var. Yemeğin içinde olmasa da evin içinde iki de kedi var. (Öyle demeyin; her temizliğe gelen kedili eve gelmiyor. Temizlemeyi zor bulan da var kediye alerjisi olan da.

Sadece perşembeleri boş olan; referansları olan, kedi dostu ve çocuk dostu ve ütü artı yemek yapabilen ve Çekmeköy gibi pek de merkezi olmayan bir yere gelebilecek olan birini aradığınızda emin olun hayat o kadar da kolay olmuyor. (Abartmayayım; yaşadığınız apartman, site içinde belli bir sosyal ilişkiniz olduğunda; komşularınız ve çevrenizle yoğun bir iletişimde olduğunuzda muhtemelen daha kolay oluyordur her şey.)

Online Hizmet Almak

Benim gibi sadece kitabını, filmini, biletini, yemeğini değil; peynirini, ekmeğini, çorabını internet üzerinden satın alan biri için kaçınılmaz tek yer yine online hizmet verenler olacaktı.

Ne mutlu ki çok kısa sürede, muhtemelen biraz da şans eseri daha çok yeni hizmet vermeye başlamış olan bir site sayesinde sorunumu çözdüm. İşte bu noktada neden yazının başından beri di’li geçmiş zaan kullandığım da ortaya çıkıyor.

Bu bahsettiğim arayışımın üzerinden tam iki sene geçti. Düşündüğümde herhangi bir ürün ya da servisi iki yıldır kullanıyor olmak sanırım iyi bir referanstır. Bu yazıyı bir advertorial olarak yazmadığım düşünülürse ki babaolmak.com’da tanıttığım istisnasız her şeyi ya kullandığım ya da en azından denemiş olduğum düşünülürse “reklam” yapmıyor olmaktan yana içim çok rahat.

Çocuk Bakıcısı için: Evdeki Bakıcım

Uzun lafın kısası; iki sene önce bir Google araması sonucu bulduğum iki üç sonuçtan geriye çok kısa bir süre içinde sadece EvdekiBakicim.com kaldı. Doldurduğum formun ardından kıacık bir süre içinde telefonla iletişime geçip ihtiyacımı net olarak anlayıp çok ısa süre içinde çözmekle kalmadılar sürekli arayıp sorarak verdikleri hizmetin sürekli olarak arkasında olduklarını da hissettirdiler.

Öyle ki zaman zaman fikir almak için zaman zaman hizmet kalitelerini sorgulamak ve arttırmak adına bazen sadece merhaba demek için arar oldular. Kurucularının bizzat aradığı ya da mail attığı (hatta el yazısıyla mektup yazdığı) zamanlar oldu. Benim de profesyonel olarak dijital iletişim ve pazarlama sektöründe çalıştığımı öğrendikten sonra iyi bir test kullanıcısı olarak da fikirlerime ya da geliştirme önerilerime kulak verdiklerini düşünüyorum.

Hizmetlerini detaylıca burada anlatacak değilim. Her şey sitelerinde (ve mobil uygulamalarında) var. Gerek çocuk için gerekse yaşlılar için saatlik, günlük, haftalık hatta aylık bakıcı hizmetini size özel bir şekilde çözdüklerini söyleyebilirim. Sadece bakıcı değil, yerli ya da yabancı oyun ablası konusunda artık iki yılı aşan bir deneyimleri var.

Benim gibi birkaç şeyi aynı anda aynı günde isteyen birazcık da olsa zor bir müşteriyi iki senedir “hiç” üzmeden memnun ediyorlar. Ola ki bakıcının değişmesi gerektiğinde (iki sene içinde 2-3 kere yaşadık) sadece önceden haber vermekle kalmıyorlar öyle ya da böyle mutlaka hiç boşluk olmadan istediğim profilde birinin gelmesini sağlıyorlar. (Doğru kişilerin seçimi ve eşleştirilmesi konusunda çok beğeniyorum kendilerini)

Ortada hiç nakit olmayan bir sistem var; haftalık olarak kredi kartımdan çekiliyor hizmet bedeli. Bedel de konuşmak gerekirse bugün temizliğe gelen biri için siz ne kadar ödüyorsanız ben de tam o kadar ödüyorum.

Gelen kişilerin tüm bilgileri ve geçmiş araştırması yapılmış oluyor dolayısıyla bu konuyla ilgili bir güven sıkıntısı yaşamıyorum (ki bakıcılar evinizdeyken eviniz sigortalı oluyor diye biliyorum) Anahtar verdiğim, anahtar vermekten öte çocuğumu emanet ettiğim düşünülürse güven konusunda içimi çok rahatlattıkları açık.

Kurulma hikayelerini kurucuları Miraç Bal’dan bizzat dinlediğim; kişisel bir ihtiyaç sebebiyle alandaki boşluğu fark etmeleri sonucu böylesi bir girişime soyunduklarını bildiğim Evdeki Bakıcım hizmetini gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum. Bir start-up olarak her geçen gün büyümelerini; yatırım almalarını ve hizmet alanlarını ve kalitelerini arttırdıklarını gözlemliyor ve ne yalan söyleyeyim çok mutlu oluyorum.

Uzattım biliyorum ama hak ettiklerin düşünüyorum; son olarak da geçtiğimiz aylarda kendisi de baba olan, her aradığımda inanılmaz nezaketi ve hoş sohbeti ile ne desem dinleyen, çözen müşteri ilişkileri direktörü Ali Bey’e de buradan özel olarak teşekkür ediyorum.

El Ayak Ağız Hastalığı

Eskiden el ayak ağız hastalığı diye bir hastalık yok muydu bilmiyorum. Ama neden olmasın değil mi? Ben hiç duymamıştım. Kızım büyürkenki benzer garipsediğim hastalık 6.hastalık idi. (Yoksa 5.hastalık mıydı?) (her ikisi de ismen eğlendiriyor beni)

Oğlumun hastalığa yakalanması ve yemekten içmekten kesilmesiyle tanışmış oldum el ayak ağız hastalığı ile. (Hala yazarken hastalıklara isim verme sektörünün yaratıcılık anlamındaki zayıflığı beni benden alıyor)

Bu kadar rahat ve eğlenerek yazıyor olmamın sebebi elbette hastalığı geride bırakmış olmamız. Özetlemek gerekirse tedavisi ya da bir ilacı olmayıp yaklaşık yedi (7) günde geçen bir hastalık kendisi. Okuduğum yazılarda 7-10 gün diyor; şimdi yalan olmasın.

Bu arada hastalığın İngilizcesi de tam olarak aynı: “Hand foot mouth disease” (yani yaratıcı olmadığımız gibi birebir de çevirmişiz işte)

El, ayak ve ağız hastalığı özellikle 5 yaş altı çocuklarda görülen oldukça bulaşıcı bir viral hastalık. Nadiren daha büyük çocuklarda ve yetişkinlerde de hastalık görülebilmekteymiş. Hastalığın ilk günleri bulaşma ihtimali daha yüksekmiş.

Hastalığın belirtileri şunlar…

Ateş,
Boğaz ağrısı,
İştahsızlık,
Halsizlik,
Ağız içerisinde ve ağız çevresinde, avuç içi ve ayak tabanında görülen döküntüler. (Döküntüler kırmızı, yuvarlak lezyonlar şeklinde olabildiği gibi bazen içi sıvı dolu veziküller şeklinde de görülebilmekteymiş) (Ben vezikül gördüm)

Elbette bu belirtilerin hepsi birden görülmeyebiliyor. Görünen belirtilere dayalı olarak soğuk algınlığı ve griple de çok kolay karışıyormuş. Yanı sıra el ve ayaktaki kızarıklık ve döküntüler sebebiyle su çiçeği ile de karıştırılırmış.

El, ayak ve ağız hastalığı çoğunlukla kendi kendini sınırlayan, ağır hastalık tablosuna neden olmayan bir viral hastalıktır. Hastalar 7 ile 10 gün içerisinde gelişen tüm bulguların kaybolması ile tamamen iyileşiyormuş. Bir aşı ya da özel bir tedavisi yok. Semptom giderici ilaçlar, vitaminler, kaşıntı varsa önleyecek spreyler gibi çözümler olabiliyor.

Ağızda yara olduğunda içmek de yemek de ızdırap olduğu için hastalığın özellikle ilk günlerinde beslenme büyük bir dert olabiliyor. (Bak şekil 1A) Öte yandan bizim oğluşun özelinde hastalığın işe yaradığı nokta bu vesileyle üçüncü yaş gününün hemen öncesinde emzikten kurtulmuş olduk. (Gerçekten de her şeyde bir hayır var)

Hastalıkla ilgili daha fazla okumak isterseniz:

Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü
Ekşi sözlükte el ayak ağız hastalığı
– İngilizce okuyayım deseniz de “hand foot mouth disease” şurada
– Ya da burada okuyabilirsiniz.

Diyeceğim o ki; ilk günler zorlu geçse de endişelenecek bir şey yok. Her yerde yazdığı gibi yedi gün dolaylarında kendiliğinden geçiyor hastalık. Kendinize ve başkasına bulaşmamasına çalışabilirsiniz.

Şimdiden geçmiş olsun… (Okuyan da der ki yemek tarifi verdim, bitiriyorum)

Bu arada fotoğraf oğluşun hastalığının artık iyileşmek üzere olduğu son günlerinde çekildi. Ağızdaki yaralar net şekilde görünebiliyor. Bu yaralar sebebiyle normalde bir şey yeyip içemiyor olsa da karşısında çizgi film açık olduğunda löp löp yutuyordu mantısını. (Bu da tüyo olarak dursun)

Çocuklarınız Sizin Çocuklarınız Değil

Halil Cibran’ı ve “Çocuklarınız Sizin Çocuklarınız Değil” şiirini annem sebebiyle biliyorum. Ama uzun süredir denk gelmemiştim. Ara ara göz attığım “eski nesil” bloglardan Güneşin Tam İçinde sağolsun (ya da Süleyman Sönmez sağolsun demeliyim belki de) aylar önce şiir karşıma çıktığından beri chrome’da bir sekmede sürekli açık duruyor. Hatta sadece ilgili sayfa değil, şiiri okuduktan sonra İngilizcesini hiç okumadığımı fark edip İngilizcesini de bulup açtım yan sekmeye. Her ikisi de sanırım iki buçuk üç aydır önümde açık. Birkaç günde bir göz gezdirip bir daha okuyorum ve bir kere daha büyük keyif alıyorum. Hatta öyle ki İngilizcesinden ayrı bir keyif de aldığımı fark ettim.

Halil Cibran ya da Kahlil Gibran 1883 yılında Lübnan’da doğup daha sonra Amerika’ya Boston’a göç etmiş bir ressam, şair ve filozof. Eserlerini İngilizce ve Arapça yazarmış. Türkçe’ye “Ermiş” olarak çevrilen “The Prophet” İngilizce yazılmış 26 şiir/yazı’dan oluşuyor. 1923’de yayımlanmış. Cibran ya da Kahlil Gibran ya da Khalil Gibran hatta Jubran Khalil Jubran 1931’de ölmüş.

Bu arada Cibran’ın bulabildiğim kitaplarını da alıp bir kaç farklı uçak yolculuğunda (zaten ince kitaplardı) bitirdim de. Şiiri her iki dilde de kendi bloguma bir ara koymak üzere sekmelerde açık tuttuğumu da içimde bir yerde biliyorum açıkçası. O yüzden buyrun burdan yakın…

Çocuklar Sizin Çocuklarınız Değil

Çocuklar sizin çocuklarınız değil,
Onlar kendi yolunu izleyen Hayatın oğulları ve kızları.
Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler
Ve sizinle birlikte olsalar da, sizin değiller.
Onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil.
Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır.
Bedenlerini tutabilirsiniz, ruhlarını değil.
Çünkü ruhlar yarındadır.
Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz.
Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları
Kendiniz gibi olmaya zorlamayın.
Çünkü hayat geriye dönmez,
Dünle de bir alışverişi yoktur.

Siz yaysınız, çocuklarınız ise,
Sizden çok ilerilere atılmış oklar.
Okçu, sonsuzluk yolundaki hedefi görür.
Ve o yüce gücü ile yayı eğerek,
Okun uzaklara uçmasını sağlar.
Okçunun önünde kıvançla eğilin.
Çünkü okçu, uzaklara giden oku sevdiği kadar,
Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever.

On Children

Your children are not your children.
They are the sons and daughters of Life’s longing for itself.
They come through you but not from you,
And though they are with you yet they belong not to you.

You may give them your love but not your thoughts,
For they have their own thoughts.
You may house their bodies but not their souls,
For their souls dwell in the house of tomorrow,
which you cannot visit, not even in your dreams.
You may strive to be like them,
but seek not to make them like you.
For life goes not backward nor tarries with yesterday.

You are the bows from which your children
as living arrows are sent forth.
The archer sees the mark upon the path of the infinite,
and He bends you with His might
that His arrows may go swift and far.
Let your bending in the archer’s hand be for gladness;
For even as He loves the arrow that flies,
so He loves also the bow that is stable.

Kullandığım görsel Halil Cibran’a ait; kız kardeşi Marianna

– idefiks’deki Halil Cibran sayfasında kitaplarını bulabilirsiniz.
– Ya da Amazon’a bakabilirsiniz.

Bir ekim iki bin on yedi

Bir ekim iki bin on dört. Hayatımın; hayatımızın bir kere daha dehşet şekilde eğiştiği unutulmaz bir gün. Dünyanın en güzel oğlanlarından birinin doğum günü. Bizi birkaç kere geliyorum; gelmiyorum; belki de gelirim; çok da emin değilim; ne geleceğim ulan, yok yok geliyorum… Ve benzeri yoklamalarla haftalar hatta aylarca uğraştıran hatta son düzlükte bile; suyu boşaltalım ben de arkasından geleceğim dedikten sonra öyle pek de kolay gelmeyen oğlanın doğum günü.

Üç yıl önceki heyecanın; hastane lobisindeki bekleyişin hala dün gibi taze olduğu; ayların hızla aktığı 2014 yılının üzerinden hiçbir şey geçmemiş gibi olduğu bugün; Barış Minnoşu üç (3) yaşını dolduruyor. Göz açıp kapayana kadar geçmiş üç yıl. Eskisi kadar sık kayıt tutmayı beceremediğim; kayıtları artık bilgisayarlar ya da bloglarla değil akıllı telefon fotoğraflarıyla tuttuğumuz üç yıl.

Bugünlük hazıra konacağım; bu sene; Mayıs civarı, babalar günü vesilesiyle yazdığım bir yazıdan alıntı yapacağım bu gecelik… Diyeceğim ki:

“Oğlum, dünyanın en güler yüzlü en mutlu oğlanı… Düşündüğümde içimin gıcıklandığı; daha doğar doğmaz beni mucizelerin gücüyle Barış’tıran oğlum. Oğlan babası olmanın, (daha şimdiden) rol model olmanın keyfini yaşatan tatlı; idareci oğlum. Evet büyüdün ve şimdiden abi oldun. Büyünce senin de sakalların olacak bıyığın olacak, küpen olacak, motora bineceksin ve baba olacaksın. Tüm bunları nasıl bir heyecanla beklediğimi muhtemelen sen de baba olunca anlayacaksın. Öte yandan da “tam bu yaşta kalsan ya” dediğimi de artık biliyorsun ve biliyorum ki baba olduğunda bunu da anlayacaksın. Hayatıma girişinle birlikte beni çok ama çok güçlü bir adam yaptın, iki çocuklu bir baba olmakla ilgili korkularımı yerle bir ettin, teşekkür ederim.”

İyi ki doğdun oğluşum. İyi ki ikinci bir kez baba yaptın beni. İyi ki baban oldum. İyi ki varsın hayatımda.

Nice mutlu; koskoca gülümsediğin, etrafa mutluluk ve enerji saçtığın yılların olsun.

İyi ki doğdun oğluşum.