Bu Ne Oğlum?

Genelde “forward” mailleri pek sevmem ve itibar etmem (ve tüm mesaimi internet başında geçirdiğimden bir çok forward mail e farklı kanallardanelime ulaşır) ancak bu maili üşenmeyip okuduğumda çok gerçek ve hoş olduğunu gördüm. İlk çıkış kaynağını bilemiyorum ama 2-3 yaşında çocuk sahibi herkesin aşağıdaki hikayeyi kendileriden birşeyler bularak okuyacağını tahmin ediyorum bana da “baba olmak” çağrıştırdı (nedense) :

80’ine merdiven dayamış yaşlı baba ile onu ziyarete gelen -45 yaşında ve saygın bir işi olan oğlu salonda oturuyorlardı. Hal-hatırdan, çoluk-çocuktan, havadan-sudan sahbet ettikten sonra oğlu susmuş, ayrılmanın sinyalini vermişti.

O anda üzerinde oturdukları sedirin yanındaki pencerenin pervazına bir karga kondu. Yaşlı baba kargaya gülümserek biraz baktıktan sonra oğluna sordu:

-   Bu ne oğlum?

Oğlu şaşkın, cevapladı:
-   O bir karga baba.

Yaşlı baba kargaya biraz daha baktıktan sonra yine sordu:
-   Bu ne oğlum?

Oğlu daha da şaşkın, yine cevapladı:
-   Baba, o bir karga

Karga hÇ¢lÇ¢ pervazda, komik hareketlerle başını sağa sola çeviriyor, başını yan yatırıyor, havaya bakıyor, sonra başını yine onlara çeviriyordu. Yaşlı baba üçüncü defa sordu:
-   Bu ne?

Oğlunun şaşkınlığı sabırsızlığa dönmüştü:
– O bir karga baba, üç oldu soruyorsun. Beni işitmiyor musun ?!

Yaşlı baba dördüncü defa da sorunca oğlunun sabrı taştı ve sesini yükseltti:
-   Baba bunu neden yapıyorsun? Tam dört defadır onun ne olduğunu soruyorsun, sana cevap veriyorum ve sen hÇ¢lÇ¢ sormaya devam ediyorsun. Sabrımı mı deniyorsun ?!

Babası -yüzünde hÇ¢lÇ¢ bir gülümseme- yerinden kalktı, içeri odaya gitti ve elinde bir defterle döndü.
Bu bir hÇ¢tıra defteriydi.

Oturdu, sayfalarını karıştırdı ve aradığını buldu. Sevgiyle gülümseye devam ederek sayfası açık bir vaziyette defteri oğluna uzattı ve o sayfayı okumasını söyledi:

-Bugün 3 yaşındaki minik yavrumla salondaki sedirde otururken yanıbaşımızdaki pencerenin pervazına bir karga kondu. Oğlum tam 23 defa onun ne olduğunu sordu. ve 23 soruşunda da ona sevgiyle sarılarak, onun bir karga olduğunu söyledim.
Rahatsız olmak mı?
Hayır! Onun sorusunu masumca tekrar edişi içimi sevgiyle doldurdu…’

Gecikmiş Aşılar

İki haftaki önce 15.ay kontrolümüzde Zeynep biraz rahatsız, hafifi üşütmüş olduğu için aşı olamamıştı. şimdi artık hiçbir sorunu kalmadığından aşıya gidebilirdik… Bugün gittik…

İki aşı birden vardı günün mönüsünde: Su Çiçeği ve Zatürre (için son doz Prevenar). İlkini çok problemsiz atlattık. Sadece en sonunda hafifi bir yakarış oldu ama ikinci aşıda harbi ağladı böcek. (Hoş dikkatinin başka bir yere çekilmesiyle sustu; bu da toplam ağlama süresini 45 saniyeye filan çekiyor)

İlk aşı sebebiyle 15 gün kadar sonra hafif bör döküntü olabilirmiş, olursa doktora bilgi verilecek. Prevenar da aynı gece ateş yapabilirmiş. (Ki bu aşı sonrası ateş olayı hiç başımıza gelmedi)

Öte yandan küçük hanımın köpek dişleri de geliyor (galiba hepsi bir anda) En zor çıkan dişlerden olan köpek dişlerinin gelmeye başlaması gözlemlediğimiz kadarıyla çok büyük sıkıntı yaratmasa da geceleri daha sık uyanmaya sebep oluyor. Sabah karşı saatlerde bu uyanışlar anne ve babanın yatağına transferle son buluyor ve derin uykuya dalınıyor. (Yoksa yine kullanılıyor muyuz???)

15.ay kontrolüne 13’den sonra iki ay vererek gitmiştik. Sıradaki randevu 18.ay kontrolü; yani bu sefer de 3 aylık bir aradan sonra göreceğiz doktorumuzu.

İki Soru – İki Cevap

Uyku Meselesi yazısının yorumlarında Zeynep’in annesi Nurdan iki önemli soru sormuştu; Zeynep’in annesi Deniz de cevaplamıştı:

Sorular ve cevapları şunlar:

Sizin Zeyno inek sütünü ilk içişte sevdi mi? Bizim Zeyno çeşitli versiyonlarını (ılık, soğuk, ballı, bardaktan, biberondan…) denememe rağmen hala inek sütüne ağzını sürmüyor.

Ben geçiş daha kolay olsun diye önce Aptamil süt ile başladım geçişe. Doktor 12 aylık olduğunda pastorize süte geçebilirsiniz dedi. Aptamil gibi bir şey mi içirelim dedim. Gerek yok direk pastorize süt verin dedi. Ben nedense kendisini dinlemedim ve Aptamil verdim. Bir kaç kereden sonra da bizim sütlere geçiş yaptım. Ama ben çok uzun süre dayanıklı süt vermedim. Biz kendimiz de günlük süt içiğimizden, onla yaptık geişi. şu anda her tür süt içiyor. Zeynep hemen hemen her şeyi yediği ve içtiği için, biz bu konuda pek sıkıntı yaşamadık. Gece çok sık kalkmasının nedeni dişler olabilir, Zeynep de bir dönem saat başı kalkıyordu.
Bir de bu süt vermeme denemeleri sırasında, ben yatmadan önce daha yeni yemek yemiş olduğu için bnyesi kaldırmaz diyerek yatmadan önce kendisine süt vermiyordum, gece de vermeyince Zeynep de sık sık uyanır olmuştu. Yatmadan önce anne sütü yerine daha doyurucu olan Muhallebi vermeyi dene istersen (biz uzunca bir süre geceleri kalktığında muhallebi vermiştik).

Bizim Zeyno hala emerek uyuyor. Siz bu alışkanlığı ne zaman ve nasıl bıraktırabildiniz?

Zeynep emerek uyumaya sanırım 4. ay civarında bir yerlerde alıştı. ben bunu fark eder etmez biraz panik oldum, çünkü bu bana bağımlı olması demekti. Ve takip eden bir ay içinde de bu alışkanlıktan kurtulduk. şimdi de insan eli bağımlısı oldu kendisi ama en azından herhangi bir insanın eli işini görüyor. ilk önce yatağına yatırıp üzerine doğru eğilip sarılıp yüzünü gözlerini kapatacak şekilde tutuyordum, sonra yavaş yavaş sadece elini tutmaya kadar götürdük işi.
Çok uzattım, şimdilik bu kadar olsun. Başka soru varsa geç de olsa cevaplamaktan mutluluk duyuyorum. Deneye yanıla bir şeyler yapmaya çalışıyoruz hep beraber.

Blog Hareket Günü 2008 – Yoksulluk / Blog Action Day 2008 – Poverty

Merak ediyorum ufak bir bebeğe, daha doğrusu çocuğa yoksulluğun ne olduğu nasıl anlatılır?…

“Bu yemeğin hepsi bitecek, bunu bulamayanlar var!” doğru yöntem midir acaba?

Yoksa, her konuda olduğu gibi bu konuda da en güzel yöntem “karşına alıp” konuşma, ilgisini ve dikkatini cekecek örnekler kullanmak olabilir mi?

Blog Action Day – Blog Hareket Günü çerçevesinde madem konumuz yoksulluk, konuyla ilgili bazı veriler de toparlayalım ki gerçekler daha Bur anlaşılır olsun…

Dünya nüfusunun yaklaşık yarısı -ki neredeyse 3 milyar kişi demek bu- günlük 2,5 doların altında gelirle yaşamaya çalışıyor.

Aynı dünyanın yine aynı nüfusunun %80’i günlük 10 doların altında gelire sahip.

Dünyanın en fakir %40’ı küresel gelirden sadece %5 paya sahipken en zengin %20 ise tüm dünya gelirinin dörtte ücüne sahip.

Unicef’in bildirdiğine göre her gün fakirlik sebebiyle ölen çocuk sayısı -sıkı durun- 26.500 ole 30.000 arasında.

Bu verilerden daha çok var. Hepsi birbirinden şaşırtıcı, birbirinden iç acıtıcı.

Yukardaki verileri aldığım site: Globalissues.org Bir göz atın, veriler güncel ve dikkat çekici…

Blog hareket günü çerçevesinde Babaolmak.com’un da karınca kararınca desteği, kampanyayı duyurmak, bir ufak yazı yayınlamak oldu. Ek olarak, miniminnacık olsa da sitenin bugünkü geliri de (10’la çarpılarak) ilgili kurumlardan birine bağışlanacak. (Yani reklamlara bugün için sadece bir kere tıklaması sizden, geliri onla çarpması benden)


Uyku Mücadelesi

İşten vakitli çıkmam lazım… Annemiz geç çıkacak bugün, baba kız gecesi yapacağız yani… Trafik çok… Bayram tatilinden beri trafiğin bu haline adapte olamadım, hala eski alışkanlıkla çevre yolundan geçip birinci köprüye çıkıyorum, aslında Dolmabahçe, Beşiktaş Yıldız çıkışını kullanmam lazım artık çünkü diğer tarafta yol çalışmaları var, bugün sonunda öyle yaptım ama trafik yine de çok yoğun… Motorsikletle bile tıkanıklığı aşamıyorum… Geç kalacağım galiba… Köprüden sonrası çok rahat, köprüyü geçtim, on dakikaya evdeyim…

Toplamda 10 dakika geciktim… 19.00’da evdeyim, Mine Abla’dan küçük bayanı teslim almak üzere kapıda hazırım… O da ne! Babaanne ve büyükbaba gelmiş… Küçük Hanım’ın keyfi yerinde… Mine Abla kızımızın yemeğinin ocağın üzerinde hazır olduğunu söyleyip gitti bile…

İlk bir saat zaten çabucak geçti… Büyükbabayla türlü oyunlar (parmaklara ve kulaklara mandal sıkıştırmaca, ses çıkartan top ile sırayla kafalara vurmaca, oyuncak atla dıgıdık dıgıdık -attan yere çakılmayı denemece- bir ara büyükbabanın Türkçe şarkı söyleyen köpekle tek başına, şaşkınlık içinde uzun süre oynaması) derken yemek saati… Bir kase kerevizi büyük bir iştahla gık demeden bitirdi küçük hanım ancak bittiğinde ekmeğine kavuştu, biraz kemirdi… Derken mama sandalyesinden kurtuldu ve birlikte babaanne ve büyükbabayı uğurladık…

Artık sırada banyo var. Başlangıçta suya “çıcak” dediyse de çabuk alıştı ve hızla banyomuz tamamlandı, üzerine biraz daha suyla oynayıp çamaşır makinesinin üzerindeki yerini aldı. Havluyla kurulanırken ısrarla “vuuuuu” istedi. Öyle olunca direkt saç kurutma makinesine geçildi. Bi’ Zeynep’e bi’ çamaşır makinesinin üzerinde bulduğu oyuncak filine, bir ona bi diğerine derken saçlar kurudu. Yatak odasına geçildi. Jet hızla giyinildi. (Bir elde Emine, diğerinde Bebiş, bacaklarının yanında da oyuncak fil vardı bu esnada). Derken sırayla Emine, Bebiş, Fil ve Zeynep arka arkaya yatağa atıldılar yanyana… Banyo öncesi ısıtılıp hazırlanmış sütümüz mutfaktan kapılıp gelindi. Zeynep talimat üzerine emziğini ağzının kenarından yatağına bırakıp sütüne kavuştu. Sütün yarısından fazlası bittiğinde saat 21.00’di, yani asıl macera tam dokuzda başladı.

İlk deneme ortamın sakinliğinden alınan güven duygusuyla Zeynep’i bir yanında Emine, bir yanında Bebiş, başının yanında fil ve müzikli ışıklı, tavana resim yansıtmalı döndürmeli ayakucu zımbırtısının kumandasıyla başbaşa bırakıp odadan sıvışma denemesiydi. Odadan toplam uzaklaşabildiğim mesafe 1,5 metreyle sınırlı kaldı… 21.02
Okumaya devam et

No Name

O kadar çok şey birikmiş ki yazacak (ve bu aralar da o kadar hızla yenileri ekleniyor ki) ne kadar işi gücü bırakıp blog yazsam da liste erimiyor…

Öte yandan da fark ettim ki günde ikiden fazla yazı yazdığımda uyarı sistemi okuyuculara mesaj atmıyormuş. Dolayısıyla yeni yazılardan anında haberiniz olmayabilir sonra söylemedi demeyin. (Bu acaba bundan sonra günde üçer üçer yazılar mı geliyor demek bilemedim…)

Gelelim asıl konuya: Geçtiğimiz hafta pazar günü bir arkadaşımızın tavsiyesiyle anadolu yakasında Maltepe – Kartal sırtlarında bir mekana kahvaltı etmeye gittik.

Mekanın adı: “No Name” Cafe-Restoran tarzı bir yer. “Bize ne?” diyeceksiniz ama konu şu ki, No Name Cafe (en azından benim) şimdiye kadar gördüğüm en büyük çocuk odasına – daha doğrusu “çocuk evi”ne sahip. (Sanırım bizim ev kadar vardır çocuk odaları. İnanılmaz büyüklükte bir top havuzu, salıncaklar, tahtıravalliler, (bir kısmı açıkhavada bir kısmı çocuk evinin içinde) Ufak bir “çocuk sineması” çocukların asılıp sallanabileceği türlü ipler ve halatlar, yerler boydan boya halı kaplı (üzerinde yollar, arabalar, trafik işaretleri olan ike halılarından) ve sıkı durun, çocuk evinin hemen yanı başında mini mini bir hayvanat bahçesi. (Daha doğrusu hayvanatçık bahçeciği… :) Bir ufak at (tamam, pony diyelim) cüce keçiler, her boy bir sürü tavşan, kazlar, tavuklar…

Öte yandan, cafe-restoran olan ayrılan bahce ve binaların (ve yeşil alanın) hemen bitişiği yine aynı kişilere ait kocaman bir köpek çiftliği. Dolayısıyla her tür köpeği de ufak bir kapıdan gecerek tanımanız mümkün.

Bayram tatilinin son günü, pazar sabahı ve yağmura rağmen gittiğimizden bizden başka kimse yoktu ve havalar da soğuduğundan bahçenin tadını çıkaramadık ama eminim ki güzel havalarda özellikle de yazın özellikle çocuklu aileler için son derece keyifli bir ortam oluyordur. (Özellikle de çocuk evi düşünülürse) Zeynep soğuğa rağmen top havuzunda oldukça keyifli zaman geçirdi. (Tanıdığımız nerdeyse herkes gibi biz de ilk anda top havuzundaki toplar pistir kirlidir diye vik vik ederken bulduk kendimizi. Sonra çaresiz ayakkabıları çıkarıp top havuzunda yerimizi aldık ki en azından Zeynep’in topları ısırmaya çalışmasını engelleyelim.)

Bu arada -sonradan mekanın sahibi olduğunu öğrendiğimiz- bir bey (Sanırım Tansu Bey) gelip top havuzunun tozlu ve kirli olduğu konusunda uyardı bizi. Uyarmakla kalmayıp arkasından gelen üç kişiyle birlikte yüzlerce (belki de binlerce) topu büyük torbalara doldurmaya başladılar. (Deniz öğrenmiş, 15.000 topmuş) Meğer topların yıkanma zamanı gelmiş. Mekan çok daha eski olsa da çocuk evi bu sene yapılmış daha, toplar belli aralıklarla yıkanıyormuş, hazır havalar soğumuş kiseler yokken çocuk evinin bakımı yapılacakmış, ve kışın da bir tarafı açık olan çocuk evinin açık tarafı kalın naylonlara (cafeleri kapamakta kullanılan) kapanacak ve hizmet vermeye devam edecekmiş. (Tahmin ettiğimiz gibi mekanın sahibinin de 5-6 yaşlarında çocuğu varmış)

Başlangıçta yol uzak ve sapa gibi gelse de aslında değil, denemeye değer. Fiyatlar orta halli. Özellikle baharda çok keyifli olacağı kesin.

Detaylı bilgi isteyenler için No Name Cafe’nin web sitesi şurada…

Hemen yanı başındaki Academy Dog Kennels web sitesi de burada… (Burda çocuk parkının da ufak fotografları var)

(Çocuk bölümü yeni olduğu için sitede fotografları yok… şimdilik telefonla çektiğim deneme amaçlı bir çocuk havuzu fotografıyla idare etmeniz gerekecek korkarım ki ;) )

Yapay El – The Zaky

Uyku meselesi ile ilgili uzuuun yazıma gelen yorumlardan biri sayesinde (yorumuz yazan Banu‘ya böylelikle teşekkür etmiş olayım) yapay el – yastık – uyku objesi The Zaky‘den haberdar olmuş olduk. Bir dönem yana yakıla yok mudur böyle bir ürün diye düşündüğümüz zımbırtı, gerçekten de tahmin ettiğimiz gibi, varmış!!!

Ürünü uzun uzun tanıtmayacağım burada, ilgilenenler ürünün web sitesine gidip oldukça detaylı, açıklamalı, başarı hikayelerini de içeren bilgilere ulaşabilirler nasıl olsa. Son günlerde yazdığım uzuun yazılardan sonra, arada da kısa kısa yazılar yazıp, bir kaç da link vermek gerekir değil mi…  ;)

Gaze gelip de satın alacak olursam elbette ki yorumlarımı da yazarım. (şimdilik gaza geleceğimi sanmıyorum ama büyük konuşmamak lazım – özellikle de “bebek uyutma” konusunda…)

The Zaky’Nin web sitesi burda…
Nedir? Ne işe yarar şurada…
Başarı hikayeleri de orada…
Sık sorulan sorular da hemen yanında…

Uyku Meselesi

Çok uzun zamandır yazmak (ve hatta sizlere de sormak) istediğim(iz) bir konuydu bu. Pimpirikli olmak bir kenara olabildiğince geniş ve rahat bir anne-baba olmamıza rağmen konuyla ilgili kim olsa yakasına yapışıyoruz. (En son R.E.M konserinde çocuk psikiyatrı bir arkadaşı aramıza alıp sağlı sollu sorguladık) (Sağolsun olabildiğince kibar bir şekilde “bulmuşsunuz bunuyorsunuz” “başka derdiniz mi yok” “daha ne istiyorsunuz ki” dedi)

Dün gelen birkaç mailin ortak konusu kızımızın uyku düzeni ve gündüz uykularıydı. Malum, dişler filan da çıkıyor, arada ufak tefek burnu tıkalı, hafif üşütülmüş geceler geçiriliyor bu arada gittikçe büyüyor, anne sütü de bırakılıyor, uyku düzeni ne alemde acaba?

Çok uzun bir süredir bizim evdeki uyku düzeni şu şekilde:
07.30 – 08.00 sularında kalkış
10.00 civarında ilk uyku
16.00 sularında ikinci uyku
Bu iki gündüz uykusunun toplamı 3 saat civarında
19.00 – 19.30 civarı akşam yemeği
20.00 – 20.30 civarı banyo
21.00’e doğru uyku…

Geceyarısını geçince 00.20 gibi uyanış ve “karnımı doyurun” feryadı. Bu feryat için yakın zamana kadar sütlü, pirinçli, ballı, irmikli filan toz muhallebiler kullanırken önce aptamile ordan da bildiğiniz pastorize süte geçiş yaptık. Artık gece kalktığında 200ml civarı sütünü içiyor. Bu arada kalkışına yakın da verdiğimiz oluyor sütü. Bazen kalkmadığında kendimiz yatarken veriyoruz… (Gece uyanmamak için bir önlem de denebilir) Aslında ne kadar geç içerse sabaha kadar bir daha uyanmama ihtimali o kadar artıyor ama bizim planımız sütü yavaş yavaş daha da erken saate çekerek komple devre dışı bırakmak. (Gece beslenmesi çok da iyi bir şey değil sanıyorum)

Bizim asıl konumuz, uyuma öncesi… Aylardır musdarip olduğumuz tek dert kızımızın eli tutulmadan uyumuyor oluşu. (Dalga geçmeyin) (Ve evet, uyku konusundan başka bir sıkıntımız yok) (Tahtaya da vurduk mu… Vurduk)

Yatağa yatınca illa ki eli tutulacak. Doktorumuz “çok masum bir talep” olarak yorumlamıştı bunu. Zamanla başka bir objeye geçeceğini de söylemişti ama olmadı. Ne oyuncak, ne battaniye, ne bebek, illa ki bir insan eli. Güzel yanı, kimin eli olduğu önemli değil, illa anne veya baba olsun diye bir takıntısı yok. Teyze, anneanne, babaanne, Mine Teyzesi… Kim olursa… Gördüğümüz kadarıyla herşeyden önce uykuya konsantre olması için gerekli böyle bir el. Yoksa evin geri kalanında olan bitenlerden kendini koparamıyor… :) (Bub arada bir de ufak not, kimin elini tutarak uyuduysa gece uyandığında da ona sesleniyor, biz evde yokken teyzesi uyuttuysa biz eve gelip de teyzesi gitmiş olmasına rağmen uyanınca “tetiiiiş” diye çığırıyor ilk önce)

Olayın başlangıcı, hanfendinin çok daha küçükken emerken uyuması. Uyurken memeye bağımlı olmaması için annesi yavaş yavaş elini tutarak uyumaya yönlendirdi kendisini. (Bugünlerde öğreniyoruz ki o sırada bir objeye geçilmeliymiş) Evet, memeyi kurtardık ama elden kurtulamadık. (Evde -ve cevremizde- içi süt dolu memesi olan çok kişi yok ama herkesin eli var allahtan)

Diş çıkarma ve uykuya etkileri konusunda çok sorun yaşamadık, dişler oldukça hızlı çıktı. Geceleri biraz ağrısı oldu ve her zamankinden çok uyandığı oldu… Zaman zaman yanımızda yatıp deliksiz uyudu bu dönemde. (Hatta gece uyanıp da geri uyuyamadığı zamanlar ne zamanki yanımıza geliyor, daha yatağa başı değmeden uyuyup her zamankinden de uzun ve deliksiz uyuyor) Diş çıkarken nerdeyse hiç ciddi ateş sorunu yaşamadık. Çok ağrısı olduğunda dişlere “Dentinox” sürmek suretiyle ağrıyı azalttık.

Üşüttüğü ve burnu tıkalı olduğu zamanlarda ise uyuyamıyor ve çok sık uyanıyor. Bir çözüm yüksek bir yastıkla başını desteklemek, biraz daha rahat nefes alıyor ama uyurken fıldır fıldır olduğundan yastıktak uzaklaşması da çok sürmüyor. Durum ciddiyse yine yanımızda yatıyor ve başının sürekli yüksekte, burnunun sürekli açık oluşu kontrol altında tutulabiliyor. (Hakkını yemeyelim daha çok annemiz hallediyor bu konuyu) ANCAK bu yanımızda yatırış bir takım ciddi riskleri de beraberinde getiriyor. Bu bebek milleti sizin iyi niyetinizi suistimale çok açık olduklarından (ve açıkçası masum anne ve babalara nazaran çok daha kurnaz olduklarından) anne-baba yanında yatma olayına çok çabuk alışıp, kendi yataklarında uyumaz oluyorlar. Ondan sonra uğraş dur… Dolayısıyla mümkün mertebe kendi yataklarından ayırmamakta fayda var. (Bir ara her sabah 04.30-05.00 civarı uyanıp yanımıza gelmeden de geri uyumuyordu mesela)

Daha da uzatmayayım; 15 ay ve civarı insan yavrularının günde ortalama 14-15 saat uyumaları gerekli. Geceleri yaklaşık 12 saat uyuyan kızımız gece uykuları oldukça rutinleştiğinden gündüz uykularını yavaş yavaş azaltıyor. Diş çıkma dönemlerinde uykular azalıyor. (Uyanıkken bile göz yaşı döktüğü olmuştur, bak şekil 1A, 1B, 1C, 1D, 1E )

Son olarak da uyku konusunda baba ne derse desin en doğru ve net bilgiler annede… Kendisi de yorumlara yazacaktır düşüncelerini diyor, bu uzun yazıyı noktalıyorum. (Daha sık ve kişisel yaz diyen arkadaşlara da selam ederim)

Blog Aksiyon Günü 2008

Dikkat ettiniz mi bilmiyorum, bir süredir Babaolmak.com’un sağdaki sütununda fotograf bölümünün altında “I’m in! Are you” (Ben varım, ya sen) yazılı ufal bir görsel var. Tıkladnığında ise “Blog Aksiyon Günü”nün web sitesine gidiyorsunuz.

Babaolmak.com’un müdavimlerinden büyük bir çoğunluğunun bir şekilde blog sahibi olduğunu biliyorum. Dolayısıyla bu aksiyona destek vereceinizi tahmin ediyorum ve işte biraz daha detaylı bilgi:

Blog Hareket Günü, dünya blog yazarlarını, podcast ve videocast yayını yapanları aynı gün aynı konuda yazmaları için bir araya getirmeyi amaçlayan, kar amacı gütmeyen, her yıl yapılan bir organizasyondur. Blog Hareket Günü’nün amacı, binlerce farklı insanın farklı görüş ve fikirlerini tek bir konuda odaklamalarını sağlayarak dünya çapında bir tartışma başlatmaktır.

Bu seneki blog hareket (ben aksiyon diyorum) gününün tarihi 15 Ekim. Bu senenin konusu da yoksulluk. Nasıl desteklerim diyorsanız, üç yöntem var:
– O gün blogunuzda yoksullukla ilgili yazabilirsiniz (en önemlisi bu)
– Gelir elde ediyorsanız blogunuzdan, o günün kazancını bağışlayabilir
– Ya da sadece hareketin daha fazla kişi tarafından duyulmasını sağlamak için çevrenize duyurabilirsiniz.

Harekete kaç blogun katıldığının ölçülebilmesi için kayıt yaptırmanız ve daha sonra da 15 Ekim’deki yazınızın içine, size yollanacak kodu koymanız lazım. Böyece o gün kaç blogda yoksulluk ile ilgili yazı yayınlandığı kaç kişiye ulaşılabildiği takip edilebilecek.

Detaylı bilgi için tıklayın…
Gidip kayıt olmak için tıklayın…
Banner ve linkler…
Konuyla ilgili kaynaklar
Katılan bloglar (şu anda 7072 adet)…

Çocuk Doktorundan Randevu Alırken

Dün, çocuk doktorumuzla ilgili bilgi isteyen bir anneye birşeyler yazdıktan sonra bu yazdıklarımı biraz genelleyerek Babaolmak.com’da yayınlayabileceğimi fark ettim.

Çocuk doktorları (özellikle de bir şekilde methini duyduğumuz doktorlar) tüm gün neredeyse aralıksız çocuk bakıyor. (Sabah 8 akşam 18-19 sanırım, yarım saatte bir, aralarda da acil bebekler, çocuklar filan geliyor) Dolayısıyla akşam saatlerinde muhtemelen doktorlar turşu gibi oluyorlardır. Siz de inanılmaz bir heyecanla gözünün içine bakarak gittiğinizde beklentiniz karşılanmıyor olabilir… (Biz böyle avuttuk kendimizi en azından)

Sabah ilk randevuda ise çok daha dinç neşeli, güleryüzlü olunuyordur muhtemelen. Dolayısıyla, sabah saatlerini tercih etmekte fayda var bana kalırsa. (Biz iş çıkışında yetişemediğimizden ister istemez hafta içi sabah işe gitmeden veya haftasonunu tercih ediyoruz)

Öte yandan unutmamakta fayda var ki, her branş için geçerli elbette, doktor dediğimiz canlı tipi de aslında bir insan ve her gün, her an aynı olması, neşeyle, sabırla karşılık beklenmemesi gerekir. (Düşünsenize bir takım çok ciddi çocuk hastalıklarıyla uğraşırken -veya kişisel bir şeyler de olabilir- öte yandan sizin kafaya taktığınız ve aslında neredeyse tamamen önemsiz olabilecek bir şey hakkında size dakikalarca açıklama yapmasını bekliyor oluyorsunuz bazen…)

Bu arada bizim doktorumuz bebeklerle çocukları aynı anda almıyor; belli günler öğleden önce bebeklere, öğleden sonra çocuklara randevu veriliyor (veya tam tersi) Çocuk milleti bulaşıcı hastalık geçirdikleri için sanırım en mantıklısı bu, bebeklerle aynı saatlerde aynı bekleme odasında olmuyorlar en nihayetinde… Bu da dikkat edilebilecek önemli bir unsur olabilir.

Son olarak da, gördük ki, uzun tatillerden (hatta haftasonlarının hemen ardından) tatilde hastalanan, ateşlenen çocuklar akın ediyor doktora. O sebeple de normalden daha yoğun oluyor doktorlar. Dolayısıyla rutin kontroller için uzun tatillerden hemen sonrasını tercih etmemek lazım belki de ;)

Doktorlarla, doktorlarınızla ilgili tecrübeleri yorumlar kısmında paylaşırsanız ne güzel olur aslında değil mi? (İsim vermek vememek önemli değil, önemli olan tecrübeleri paylaşmak)

15.Ay Doktor Kontrolü

Bu sabah doktorumuz Alev Hanım’a 15.ay kontrolü için gittik. Aslında cumartesi gidecektik ama böcek haftasonu biraz üşütmüştü ve öksürüğü de artmaya başladığından  birkaç gün öne cektik. Yolda uykudan yeni kalkmış ve bir punduna getirip tekrar devam etsem derdinde olan Zeynep önce kahvaltısını etti. (Yoğun trafikte cevredeki arabalara ve obodüslere laf atarak) Sonra da uyumayı denedi ama doktorumuza yaklaştığımızdan bir şekilde uykusunu açtık.

Bu arada yine yolda kime gidiyoruz? Alev Teyze’ye gidiyoruz! şeklinde bir kaç tekrarla “Alev” ismini de öğrenmiş oldu. (Doktorumuzun yanına varışımızdan başlayarak eve dönene kadar sanorom yüzden fazla “Alev” demiştir. (Doktorunun pek hoşuna gitti bu durum elbette, öocuklar pek söyleyemezlermiş Alev kelimesini…)

Ciddi bir sorunu yokmuş böceğin… Hafif üşütme. Antibiyotiklik bir durum yok ancak hasta olduğu için bu muayenede olması gereken aşısını (Suçiçeği) olamadı. Düzeldikten sonra aşı için ayrıca uğrayacağız.

– Boy 2,5 santimlik bir artışla 80 santimi geçmiş. (80,5)
– Kilo 1 kiloluk artışla 10.900gr’a çımış (Düz 11 diyebiliriz artık) Ki bu kilo artışı hanfendiyi kucakta taşıdığımızda gittikçe kendini göstermeye başladı.

Burnu için bir süre sabah akşam birer damla Otrivine; C Vitamini olarak yarım efervesan table redoxon, geceleri başucuna da buğuseptil etkisi gösteren mentollü bir damladan damlatacağız. (Kutu evde kaldı napalım ; )

Bol bol sıvı alınacak. Burunda geriye doğru da bir akıntı olduğundan ve bu akıntının koyulaşması boğaz ve kulaklarda rahatsızlık verdiğinden ne kadar çok sıvı tüketilirse o kadar iyi olurmuş.

Bu arada asıl haber Zeynep, anne sütünü bıraktı!!! Bir haftaya yakın oldu. Hatta o derece bıraktı ki gecenlerde annesi vermeyi denediğinde de kabul etmedi. Zaten bir süredir anne sütüne takviye olarak normal süt de içiyordu, artık sadece normal süt var hayatında. Bu yaşlarda 350-500ml tüketmesi gerekirmiş. Tüketiyor.

Keyifli bir muayene oldu. (Bir ara inatla ağzını açıp boğazını göstermediyse de önce köpek ve ayının boğazlarına bakınca doktor teyze, kızımız da ikna olup açar gibi yaptı ağzını.)

Uzuuun bir aradan sonra 15.ay vesilesiyle yazmaya hazır tekrar başlamışken biriken yazılacaklar listesini de eritmenin tam zamanı sanıyorum. ;)