Nedir Bu Milupa?

Akşam akşam önce biraz geyik muhabbeti, ardından serbest çağrışım sonra da iddialaşma derken (ki evimizin annesi kaybetti; Nutrilon’un bir Nutricia markası olduğunu iddia eden şahsım iddiayı ve yeni bir tripodu kazandı) Milupa ve Nutricia’nın da aslında aynı çatının altında oldukları konusu gündeme geldi; ayrı markalar olsalar da aslında her ikisi de aynı “Numico” çatısı altındalar.

Tüm bunların ardından, hiç başka işim gücüm yokmuş gibi araştırmacı gazeteci (blogçu) baba olarak psikopata bağlayıp “Milupa” isminin nerden geldiğini bulmak üzere kolları sıvadım. (Kesin “milk”ten geliyordur gibi bir takım düşünceler de vardı…) Google, Ask.com, Hakia gibi arama motorlarını işin içine katıp (ki semantik arama motoru, Türkiye’Nin medar-ı iftiharı) Hakia’dan çok umutluydum ancak çok kolay sonuca ulaşamadım. Ancak azmin elinden hiçbir şey kurtulmadı ve en nihayetinde; bir çok Milupa sitesini de gezdikten sonra Milupa Kuzey Amerika web sitesinde istediğim bilgiye ulaştım.

Milupa, 1921 yılında Emil Pauly tarafından küçük bir aile şirketi olarak Almanya’nın Friedrichsdorf kentinde kurulmuş. (İşl ürünleri de bisküvi bu arada) Bu arada bu Emil Abi, aslında Fransız göçmeniymiş… Neyse; Emil (artık samimiyiz kendisiyle) 1930’da işlerin de hızla büyüdüğünü gördüğünden şirkete yeni bir isim koymaya karar veriyor ve isminin son üç harfiyle soyadının ilk üç harfini birleştiriyor: “Milpau” oluyor. Tabi haliyle hoşuna gitmiyor ve harflerin yerini değiştirip “Milupa”ya ulaşınca rahatlıyor… Ve ne oluyor… Yeni anne babaların, bebeklerinin ilk aylarından sonra vazgeçilmezleri arasına giren dünyanın en büyük bebek ve çocuk gıdası markası ortaya çıkmış oluyor…

Babaolmak.com, “Bunları biliyor muydunuz?” departmanından bugün bu kadar. :)

Diş Beş!

Bugün itibariyle kızımızın ağzında beş diş var. (Sayılır) Alttaki iki diş zaten artık upuzun, sivri, tırtıklı (ve gerektiğinde çok can yakıcı birer silah olarak kullanılabilecek kıvamdalar)
Üstteki iki tane de artık kafalarını dışarı çıkarttılar, alttakilerden çok daha iri yarılar. (Yaklaşık 10 gün önce attılar kendilerini dışarı – yani tam 7 aylıkken) Sıradaki diş de alttan geliyor. Zaten kaynaklarda da sıralama aynen bu şekilde.

İlk dişimiz çıktığında yazdığım yazıda bir çok link vermiştim (ki genelde Türkçe kaynaklardı) şimdi bir kaç tane de ingilizce kaynak vereyim ( Ki Google’ın ne olduğunu, ne işe yaradığını biliyorsanız pek de gerek yok bunlara – ancak tembeller mutlaka müteşekkir kalacaktır, ben kalırdım : )

Dişlerin çıkış sıralarını, yaklaşık aylarını ve sonra da dökülme zamanlarını gösteren bir çizim var burada. Başka kaynaklarda da okumuş olabilirsiniz; 28 veya 32 adet olan (aslında önce 28 sonra 32 demek daha doğru olur) dişler “çocuk” denen insan türünde hepi topu 20 tane oluyorlar. (5-6 aylıkken çıkmaya başlayıp 12 yaş civarında da dökülmüş, ilgili diş kutularında veya çekmece köşelerinde yerlerini almış oluyorlar… )
Bebeğinizin dişleri çıktıkça tarihlerini yazmak için iyi düşünülmüş bir tablo isterseniz, tıklayın. Güzel fikirmiş. Printer’ınız yoksa bir not kağıdı da işinizi görür elbette :) (Ya da blog tutun ; )

ADA (American Dental Association) da bebek dişlerine yönelik bir takım linklere ulaşmanız için iyi bir yer olabilir. Siz bilirsiniz.

İlk Kar Macerası

Zeynep, İstanbul’a son kar yağışında karla ilk kez tanıştı. Önce mama sandalyesinde oturuken pencereden syretti kar yağışını. Sonra camın önünde dikilip şaşkın şaşkın babasıyla birlikte izledi binlerce kar tanesini. Bir ara elini uzatıp camın arkasından avuçlamaya çalıştı. En son olarak da camı yalamaya başladığında camdan uzaklaştırılması gerekti. :)

Haftasonunun ardından kar yağışının ve fırtınanın durduğu Pazartesi günü, öğleden sonra sarınıp sarmalanıp karla sıcak temasa geçmek üzere dışarı çık(artıl)dı. (Sıcak temas yerine soğuk temas da denebilir) Dışarı çıkmasıyla birlikte öncelikle büyük bir şaşkınlık geçirdi. Etraf her zamankinden daha aydınlıktı ve etrafta beyaz şeyler vardı. Bu şaşkınlığı kolay kolay da üzerinden atamadı zaten. şaşkınlığı biraz azalınca (ki hiçbir zaman tam olarak geçmedi şaşkınlığı) etrafı “cool” bir tavırla izlemeye başladı. Biraz ötede kartopu oynayan çocuklar ilgisini çekti, şöyle bir bakıp tekrar etrafa karizmatik bakışlar atmaya döndü. Annesiyle birlikte karda ayak izleri bıraktı. (38 numara – 18 numara)

Bu arada yorulan annesinden babasının kucağına transfer oldu. Bu sayede hayatının ilk karını (üstelik de oldukça genç yaşta) tatma fırsatını yakalamış oldu. Kar’ın soğukluğu inanılmaz hoşuna gittiği gibi hararetini de kesmemiş olacak ki kocaman bir gülücükle, ağzını açıp daha da istediğini açıkça beyan etti. Bu esnada dışarıda olmakla ilgili şaşkınlığı biraz azaldığında babası ile karşılıklı mimikler yapıp neşesinin son derece yerinde olduğunun sinyallerini verdi. Eve dönmeden önce biraz daha kar yalayıp, beresinin üstüne ilk kartopunu yedi. (Ne olduğunu anlamadığı gibi çok da iplemedi açıkçası.) Yanaklarının artık oldukça doğumuş olması sebebiyle hızla eve geri döndü.

(Zeynep muhtemeln kar sezonunu – İstanbul gibi- kapadı. Seneye; artık kendi ayaklarının üzerinde tekrar tanışacak karşa, kartopuyla ve kardanadamla…)

1,5 Aylık Bir Mektup

24.12.2007

Babaolmak.com’a bir yazı yazıp, Flickr‘da birkaç fotografına bakıp bilgisayarı annene devrettim, mutfağa gidip kocaman bir bardak su içip anneni en kızdıracak şekilde bardağı ters çevirip bulaşıklığa geri koydum ve banyoya girmek yerine senin odana geldim. (Gelmeden önce de bizim yatak odasına uğrayıp annenin sana sayfalar yazdığı defteri aldım) (Defterin diğer başına yazıyorum bu satırları…)

Yatağının karşısındaki koltuktayım. Bir kolunu bu tarafa atmış olsan da arkan dönük bana. Sadece bir elin bu tarafta. Bir de kokun.

Büyüyotsun bebeğim. Her gün değişiyor, bizi inanılmaz heyecanlandıran yeni şeyler yapıyorsun. Her biri bir mucizeyle eş değer bizim için. Aylardır olduğu gibi gözümüzün tam içine bakıyor olsan da artık çok daha anlamlı, her seferinde bir şeyler anlatıyormuş gibi bakıyorsun. Herhangi bir durum karşısında mutluluğunu veya tepkini belli ediyorsun artık. Hatta sadece jest ve mimiklerinle değil sesinle de tepki vermeye başlıyorsun. Her bir güülüşün, anlamlı bakışın, ufacık kahkahaların içimizde kelebekler uçuşturuyor, heyecanlandırıyor bizi.

Sen muhtemelen pusetinden veya koltuğundan daha yüksekte olduğun için kucağımızda çok mutlu ve keyifliyken bizler artık ele geliyor olman, kucakta bedenine çok hakim olabilmen ve sana doyasıya sarılabildiğimiz için deli oluyoruz. (Ben şahsen mümkün olsa sürekli kucağımda taşıyabilirim seni. Özellikle de fazla ağırlaşmadığın, rahatça taşınabildiğin şu günlerde)

Tüm gün ağzım yarı açık fotografların arasında gezinebilir, fotograflarına bakarken şapşal şapşal gülümseyebilirim. Bu beşbuçuk ay ne kadar çabuk geçtiyse bundan sonrakilerin de böyle olacağını bilerek önümüzdeki hergün için heyecanlanıyor, sabırsızlanıyorum. Öte yandan da mantığım bugünler geri gelmeyecek, tadını çıkart diyor. Biliyorum bir sonraki göz kapatıp açışımda doğum günün, sonrakinde bilmiş bilmiş sohbetlerin, sonrakinde ilk yuvaya gidişin, daha sonrakinde okuma bayramın olacak…

Büyüyorsun bebeğim. Her gün, gözle görülür şekilde büyüyorsun.

“Baban”

Hepsi Türkçe 33 Blog: Baba Olmak ilk 10’da!

pcnetBugün akşamüstü, ofiste PCnet’in şubat sayısını elime alıp çıkarayak sayfalarını şöyle bir karıştırırken “Hepsi Türkçe En İyi 33 Blog” başlığı dikkatimi çekti. Yıllardır birçok blog’ta klavye tıkırdatmış biri olarak bloglara hızla göz atarken ilk bir kaç blog isminin beklediğimin aksine hiç ismini duymadığı siteler olması şaşırttı beni. Ama asıl şaşırtan şey ilk 10’da; 6.sırada Babaolmak.com’u görmek oldu. (Sevindim tabi…) Bir solukta okuyuverdim yazıyı. Değerlendirme kriterleri hakkında bilgi olmamasına rağmen, tahminim çok fazla bilinmeyen, “profesyonel blog” anayışından çok “amatör” ve “kişisel” kelimeleriyle tanımlanacak sitelerin listede olduğu. ( Açıkçası yıllardır yerli yabancı bloglar takip ederim listede tek tanıdığım Altı Üstü Tasarım, Devletşah, Murat Buyurgan, Popüler Teknoloji ve Proje Yöneticisi vardı)

Listede ismini ilk kez gördüğüm ama diğerlerinden hemen ayrılan Farmafil‘i konusu ve içerik anlamında katkısı sebebiyle özel olarak beğendim. Annem Mutfakta TV de bir blogdan ziyade video-yemek tarifi sitesi olması ve bu alanda benzer diğer sitelerden farklı bir yaklaşımı olması sebebiyle dikkatimi çekti açıkçası.

İlk 10’un neye göre seçildiğini; diğer 23 taneden farklarını bilmiyorum ama liste şu şekilde:
1- Azpişmiş, 2-Kendini Geliştir, 3-Altı Üstü Tasarım, 4- Farmafil, 5-Eylos, 6-Baba Olmak, 7-Dmry, 8-En iyi reklamlar, 9-Postalar, 10-Annem Mutfakta TV

Diğer siteler de alfabetik olarak şöyle:
Adem Aktepe, Artimetre, Badem Kraker, Binnur’s Turkish Cookbook, Devletşah, Eda Suner, Elma Alt Shift, Gelincikler Gökhan Bağcı, Hakkı Ceylan, H-Yaman, Moda Trenden İn, Murat Buyurgan, Murat Sarıkoca, Ixbir, Popüler Teknoloji, Proje Yöneticisi, Selçuk Hoca, Ümit Kurt, Wolkanca Blog, Yeliz’İn Dünyası, Yemek şenliği, Yüzde 100 Yerli. (Fazlasıyla linkli bir yazı oldu; listeyi tek tek yazmaya herkes üşenmişti; artık listedeki diğer bloglar copy-paste eder kulanırlar ;) )

Uzun lafın kısası, tüm listeyi tek tek gezince, tematik bloglar, ciddi bloglar, internet hakkında bloglar, bunca zaman nasıl ıskalamışım denilebilecek bloglar, hiçbir şey kaçırmamışım denilebilecek bloglar, sık kullanılanlarda hemen yerini alacaklar, feed list’e ekleniverecekler, bir daha mümkünse görmeyeyim denebilecekler var… Tıklayın, kendiniz karar verin…

7 Ay Bitti; Bir Kontrol Daha Geçti

Bugün doktorumuz Alen Hanım’daydık. (Doktorumuz derken, hepimizin değil, kızımızın) Kızımız 7 ayı bitirdi. Aylık kontrolden geçmek ve aşısını olmak için sabah erkenden doktora gittik. İlk iş boy kilo ölçüldü. 1cm uzayıp 67,5cm olmuş kızımız. Kilo da 7.500gr’dan 7.750 olmuş. Gördük ki artık ayık artışlar ilk aylardaki gibi olmayacak. Muayene boyunca hanfendinin keyfi oldukça yerindeydi. Aşı bile çok keyfini kaçırmadı. Bu ayki pnömokok aşısı ile birlikte son aylarda her ay aşı olma rutinine 12. aya kadar ara vermiş olduk. Kızımızın ilk grup aşıları tamamlanmış oldu. (15 gün önce hepaatit aşısı; gecen ayki kontrolde de karma aşı vardı mönü de)

Geçen ay başladığımız katı gıdalar bu ay biraz daha arttı. (Geçen ayki kontrolü yazmadığımdan; bu sefer her ikisini birden yazmak gibi bir uyanıklık/tembellik  yapıyorum, İmza: Mahçup Baba) 6. Ay kontrolünde başlayan katı gıda mönümüz şu şekildeydi:

Sabahları kalkınca anne sütünden bir süre sonra meyve püresi (veya meyve suyu): Cam rendeyle püreleştirilmiş yarım elma veya yarım armut.
Öğlen 12-13 civarlarında sebze çorbası: Küçücük bir patates dilimlenip; dilimlenmiş yarım havuç, bir çay kaşığı pirinç ve iki su bardağı  su ile 20 dakika haşlanır, sonra karışıma az miktarda brokoli veya maydanoz veya pırasa veya kereviz yaprağı gibi bir yeşillik de dahil edilerek bir 20 dakika daha karıştırılır, sonra 1 kaşık zeytinyağı ile iyice püre kıvamında ezilip servis edilir…
Öğleden sonra evde günlük mayalanmış yoğurttan bir çorba kaşığı…
Yukardaki mönüye aralarda anne sütü eşlik etmeye devam eder.

Bugünden itibaren ise meyveler yarımdan tama çıkıyor; öğlen yemeği püresi artık eskisi kadar krema kıvamında değil, çatalla ezilmiş halde kullanılabiliyor (ki biz en başından öyle yapıyorduk) öğlen yemeğine artık et de eklenmeye başlıyor (30gr dana eti / kıyması vb.) Yanı sıra yoğurt 3-4 çorba kaşığına çıkıyor ve akşamları kızımızı tavuk suyu gibi şehriye gibi daha gerçek insan çorbaları yedirebiliyoruz.

6.aydan sonra yapılaması gereken tahlillerde demir biraz eksik çıktığından bir de demir damlası oldu kızımızın. (Büyüyüp de ıspanak yemeye başlasa ihtiyacı olmayacaktı damlaya demek ki)
Bu arada artık gece beslenmeleri son buldu. (Dişler çıktıktan sonra geceleri besleme tavsiye edilmiyor; biz de artık sabaha karşı uyanma ve ağlaasını açlığa yormayıp, uykusuna devam etmesi için teşvik ediyoruz küçük hanımı; işe yarıyor)

Dolayısıyla 7.ayı bitirmiş olarak en önemli sorunumuz (tek başına uyumama konusuna şimdilik değinmiyorum çünkü daha detaylı bir yazı konusu o) kızımızın yüzükoyun vakit geçirmekten hoşlanmaması ancak emekleme için yüzükoyun durmaya alışması – hatta biraz çabalamasının gerekliliği…

Geçen sene bu zamanlar kızımızı ultrasonda 3 dakika göreceğiz diye heyecanlı aylık kontrolleri beklerken kendisi artık 7 aylık… Gülüyor, söyleniyor, oturuyor, dönüyor, ellerini kullanıyor; (hatta tam zamanında oyuncakları bir elinden diğerine geçirmeye de başladı) gerekirse ısırıyor… Zaman ne çabuk geçiyor.

Bir doğum mucizesi

(Radikal, 1 şubat 2008) 

Portekiz’de bir kadın ikinci kez ambulansta ve aynı itfaiye görevlisinin yardımıyla doğurdu. ‘İnanılmaz tesadüf’ün olduğu gün nöbetçi itfaiye eri Jose Alves, genç kadından telefon gelir gelmez yardıma koştu. Eve varınca hemen ambulansa bindirilen kadını Alves hemen tanıdı. 15 dakika sonra ambulansta Alves yardımıyla doğum yapan kadın, 2004’te de aynı ambulansta yine Alves’in yardımıyla doğurmuştu.