Birkaç Site, Birkaç Blog

Ne zamandır site tanıtmıyordum… Hazır iki akşamdır gaza gelmiş Babaolmak.com’u güncelliyorken uzun zamandır ara verdiğim site tanıtımlarına da döneyim:

Kidomino.com aslında tam olarak 5 ay önce keşfettiğim ancak o zamandır Babaolmak.com’da yazmayı bir şekilde ertelediğim, unuttuğum, ihmal ettiğim bir site. Daha önce tanıttığım ve muhtemelen bir çok Babaolmak.com müdaviminin alışveriş yapmasına yol açtığım kişiselleştirilebilir bebek/çocuk kıyafetçisi (nasıl tanım oldu ama) Simply Colors‘un bir benzeri. Ancak benzeştiği kadar ayrıştığı yönler de var. Benzeşen yanı ürünlerin kişiselleştirilebilmesi, ayrıştığı yan Simply Colors’a göre daha az renkli olsalar da ürünlere baskı değil nakış yaparak isim yazmaları. Açıkçası bu tip kişiselleştirilebilir ürünlerde daha önce nakış yapıldığını hiç görmemiş ve hep istemiş biri olarak ilk gördüğümde çok hoşuma gitmişti.

Yiyorum Büyüyorum, bu hafta gelen bir maille haberdar olduğum, girip de turaladığımda bebek ve çocuk beslenmesi konusuna yönelmiş tematik bir site. Internet sektöründe çalışan ve internetin geleceğini ve başarısını zengin içerik ve tematik sitelerde gören biri olarak bu tip belli konulara yönelmiş siteler kesinlikle çok hoşuma gidiyor. Hele de tasarımından içeriğine, fonksiyonlarından bir takım detaylarına kadar belli bir çizginin üzerinde olduklarında tadından yenmiyorlar. (Ama büyümek için yemek lazım)

Oyuncak Ev bir adet oyuncak sitesi. Daha doğrusu oyuncakçı sitesi. Online oyuncak almak için turalanabilir, kategorizasyonu ve ürün yelpazesi oldukça hoş.

Oldukça eski bir blogcu olarak iki de blog tanıtmadan hayatta bırakmam sizi; iki adet anne blogu var bugün mönüde:

Biri, blog yazmayı bıraktığı gün keşfettiğim (maalesef) “isitmekaybi.blogspot.com” İşitme kaybı olan bir yakışıklının annesi tarafından tutulan ve özellikle bu konuya eğilmiş bir blog. Delfina’nın blog yazmayı bırakması (hadi ara vermesi diyelim) ile ilgili yazdığı son yazı da kesinlikle okunup, üzerinde düşünülmeli…

Senbencem.blogspot.com da tahmin edileceği üzere Cem’in annesi tarafından tutulan keyifli bir blog. Çok fazla yazı postalanmamış olsa da her yazı oldukça uzun ve detaylı. Cem’İn doğumundan bugüne oldukça fazla bilgi içeriyor.

10 Ay, 11 Fotograf

Zeynep 10 Ay

İşte karşınızda doğum günü 4 Temmuz 2007’den bu yana ay ay Zeynep’in gelişimi. Tüm fotograflar ilgili ayın 4’ü civarı çekildi… Dolayısıyla 1.günden 10.haftaya kadar olan değişimi aylık olarak izlemek mümkün… (Keşke aynı tarihlerde kendimizi de çekseydik diye hayıflandım derlemeyi yaparken…)

Sen Gideli…

Kasım 2007’de, Babaolmak.com’un takipçilerinden bir annenin babasına yazdığı bir mektupu yayınlamıştım. Hatta “Yutkunamamak” başlıklı yazıyı ilk okuyuşumun ardından hemen yayınlayamamış, yutkunabilmek için biraz zamana ihtiyaç duymuştum.

Aynı kişiden bu hafta bir yazı daha aldım. “Sen gideli…” başlıklı yazıyı da aynen yayınlıyorum…

Sen gideli 7 ay bitti babam! Çok özledim… Tarifi yok sadece çok özledim…

Bazen kızardın bana ben de sana! Ama çok severdik birbirimizi çokkk…. “Kızlar babalarına düşkün olurlarmışâ€kim demişse doğru demiş..

Kimi alışırsın diyor, kimi çoktan alışman gerekirdi diyor. Babacım 7 ay bitt i ama alışamadım yokluğuna, sinirlenmeni bile özledim, alışamadım sensizliğe… şunu biliyorum ki alışmış gibi davranmaktan da sıkıldım. Hep aklımdasın babam, hep babam olsaydı şöyle yapardı, şunu derdi, bana şunu alırdı diyorum. Babam daha neler yapacaktık seninle nerelere gidecektik diyorum. (ama çoğunlukla içimden söylüyorum bunları). Boğazıma birşeyler düğümleniyor, yutkunamıyorum. Sebepsiz yere neyin var diyenlere hiçbirşey diyorum. Her seferinde seni özlediğimi söyleyemiyorum anlamıyorlar çünkü…
Okumaya devam et

Kısacık Bir Mektup

Kızım, Kuzum…
Dört köşe ettin beni bugün… Birşey yaptın ki, ilk kez; oturduğum yerde bulutların üzerine çıkardın beni, inanılmaz 2-3 dakika yaşattın… Bana ne yaptığına dair hiçbir fikrin yok; 10,5 aylıksın daha, bebeklikten çocukluğa geçmekte, yeni yeni kendini ifade eder olmaktasın, ne istediğini işaret etmekte, sinirlendiğinde veya mutlu olduğunda çok net belli etmektesin…

Kısa bir süreliğine öğlen eve uğradım bugün, iş yerinden arkadaşlarımla eve yakın bir yerdeki bir toplantıdan karşıya ofise dönmeden önce. Uyuyordun, üşenmedik bekledik. Gece iyi uyuyamamış, sabah mutsuz ve huysuz uyanmıştın. Yeni dişler gelmekte… Keyifsizsin… Uykudan da keyifsiz uyandın ama yine de evdeki kalabalık ilgini çekti, geldin yanımıza… Kimsenin kucağına gitmek üzere olmadın, benim kucağımda durdun. Kucağımda oturup arkadaşlarıma baksan da kalkmak üzere olmadığın gibi bir ara dönüp başını göğsüme yasladın (ilk kez) ve uzunca bir süre, gözlerin açık göğsümde yattın… Farkında olmadan, belki de ilk doğduğun anki kadar heyecanlandırdın babanı; nefes alamaz oldu… Senin aldığın her nefesi tüm vücudunda hissederken 2-3 dakika boyunca senin sakince yatışının tadını çıkarttı…

Keyifsiz olduğun bir anda bu kadar kendini rahat hissetmen, bu rahatı babanın göğsünde hissediyor olman dört köşe etti babanı; hiç bitmesin istedi o bir iki dakika… (O iki dakika için sayfalar doldurabilir)

Kendini her keyifsiz (veya keyifli) hissettiğinde orada olabilmek için çırpınacak baban, ona her ihtiyaç duyduğunda orada olacak ve hatta o kadar ileri gidecek ki; bugünki o iki dakika gibi anlara “yaşamın anlamı” diyecek…

Kuzum, kızım… Baban hep ihtiyaç duyduğunda, başını yaslamak istediğinde orada olacak…

Gecikmiş bir yazı…

Bu yazıyı aslında pazar günü yazdım. Araba kullanırken, Zeynep’in anneanne ve babaannesini görüp anneler günlerini kutladığımız İzmit’ten dönüş yolunda… Kağıt kalemim olmadığı, olsa da kullanacak durumda olmadığımdan yazıyı neredeyse tüm detaylarıyla aklımda bir yerlere yazıp sonrada unuttum gitti… Ama, kendi yazım belki birazcık da kendimle çeliştiğinden kayda da geçsin istedim… Üşenmeden tekrar yazıyorum…


Babaolmak.com’un konusu malum “Baba Olmak” Aslında bir babanın da bir anne kadar “ebeveyn” olduğunun altını çizmek, çizerken birebir bir tecrübedeb izler aktarmak; bir yandan da weblog tutmak, mercimeğimizin tüm macerasını kaydettiğimiz bir günlüğe mercimeğin gelişimi kadar babasının gelişimini de yansıtmak…

Her ne kadar bir babanın da anne gibi olduğunu vurgulamakta olsam da ortadaki bir çok farkı yadsımak için gerizekalı olmak gerekeceği de çok açık. Bir baba da neredeyse bir anne kadar heyecanlı olsa da maalesef yaklaşık dokuz ay boyunca içiçe yaşayan anne ve çocuğun yanında tek yapabildiği mal mal gezinmek. Anne ve çocuk ilişkilerine aylar önceden üstelik de çok organik bir şekilde başlamışlarken babanın tek yapabildiği elini annenin karnına koyup “galiba tekmeliyor… galiba hissettim…” diye şaşalamak oluyor.

Öte yandan eşinin acılarını, yorgunluğunu, sancılarını paylaşsa da aslında uzaktan yakından alakasının olmadığı bir dünyaya kendi istediği mesafeden şahitlikten öteye gidemiyor yaptıkları. Sahiplendiği, canının, kanının son damlasına kadar arkasında duracağı çocuk lafın gelişi kanından; canından olsa da kabul etmek gerekir ki anne için bu konu lafın gelişi olmakla kalmıyor, tam olarak kelime anlamına da bürünüyor…

Uzatmadan toparlamak gerekirse; her ne kadar her geçen gün bir tüketim ve pazarlama aracına iyice dönüşmüş olsa da, her ne kadar yılın her günü olması gerekirken sadece bir günle kısıtlanmış olsa da anneler gününe değinmeden geçmek “baba olmak”la bağdaşmaz… Evimizin annesi (ve hatta taze anneanne ve babaanne) başta olmak üzere Baba Olmak.com’u takip eden tüm annelerin, anne adaylarının ve potansiyel annelerin  anneler günü kutlu olsun… (Ne yaparsak yapalım yaptıklarınızın, feda ettiklerinizin, özverinizin yakınına yaklaşmamız mümkün değil ve hiçbir zaman olamayacak… Kıymetinizi bilmemiz bile mümkün değil malum; hakkınız ödenmez….)

10.Ay Devrildi

“10. Ay Biterken”; “Bir Doktor Kontrolünün Daha Ardından” gibi başlıklar da olabilirdi, hatta belki de “Artık Hep Beraber Aynı Sofrada” da denilebilirdi başlıkta… Bu ayki kontrolümüzde aldığımız en temel bilgi ve son zamanların en mühim gelişmesi bu… Artık karman çorman bulamaçları bırakıp kızımız bizle birlikte sofraya oturup bizle (neredeyse) aynı şeyleri yiyebilecek…

– Artık eskisi kadar hızlı kilo alınmayacak… Son bir ayda yaklaşık 200gr almış ve 9290gr olmuş
– 73,5cm boy ile upuzun bir kız kendisi artık
– Kafa cevresi de yaklaşık 47cm (Bir takım kıyafetlerin kafasından geçmemesini açıklıyor bu)

Bu aralar biraz huzursuz uyuması yeni çıkmaya çalışan dişlerle ilgililendirildi; bacağındaki ufacık egzama beyaz ve hassas tenli olmasıyla ilgilendirildi ve nemlendiricinin yanı sıra bir hafta süreyle kortizonlu bir krem kullanılacak. (Hassas ciltli bebeklerde ilk iki sene görülen normal bir durummuş)

Dediğim gibi, bizimle nerdeyse aynı şeyleri yiyebilir durumda… En önemli konu yemeklerinde kullanılan yağın pişmemesi. Yani yemek yağsız (ve tabii ki tuzsuz) pişirilir ve tabağında yağlandırılırsa, bizim yediklerimizi yiyebilecek. Az sayıdaki “yenmeyecekler listesi”nde patlıcan, bal, süt gibi ürünler var… Ki son zamanlarda bulamaçları yerken direnmeye başlayan küçük hanım karman çorman olmayan sebze yemeklerini ağzını kocaman açarak yalana yalana yutuyor. (Bakınız taze fasulye, bakınız bezelye…)

Pekmezden pek hoşlanmadığını söylediğimizde, doktorumuz mutlaka vermeye devam etmemizi öğütledi. Birşeylerin içine karıştırmadan, sulandırarak olsa da pekmez verilecek…

Öte yandan mümkün olduğunca organik sebze ve meyveler yedirilecek -ki zaten öyle yapıyoruz- ancak harbiden organik olup olmadığını hiçbir zaman bilemeyecek olmamız da “bu takıntının sonu yok ki” diyerek kendi kendimize bertaraf edildi. (Bu arada Cumartesileri şişli’de kurulan organik pazar neredeyse tüm tezgahlarıyla tam kadro Ümraniye, İkea’nın yanındaki Meydan Alışveriş Merkezi’nde (1-19 Mayıs tarihleri arasında) pazarda imza kampanyası başlatılmış, haftanın bir günü sabit olarak pazar kurulması için imza toplanıyor, yolu düşenlere duyurulur)

Güvenlik Önlemleri’ne Devam

Daha önce yazdığım çocuk güvenlik sistemleri / önlemleri ile ilgili yazıya Farmafil‘den bir ek geldi, ilgili yazının yorumlarında okuyabilirsiniz ama buraya da yapıştırayım. Güvenlik önlemleri ile ilgili ek birşeyler yazmayı düşünürken gayet iyi bir giriş olur:

Ev temizliğinde ya da başka şeyler için kullanılan kimyasallar, çamaşır suyu, tuz ruhu, lavabo açıcı, tiner vb., mutlaka kilitli bir dolapta saklanmalı. Tabii ilaçlar da öyle. Çocukluk çağı zehirlenmelerin önemli bir kısmı bu kimyasallardan ya da ilaçlardan meydana geliyor. Aynı zamanda ev içindeki bitkiler de bazı yönlerden tehlike arzedebiliyor. Ailelerin bu konularda da mutlaka uyanık ve dikkatli olması gerekiyor.

Geçtiğimiz hafta sonu da – kızımızın artık evin içinde fıldır fıldır dolanmaya başlaması ve mümkün olan herşeye tutunarak ayağa kalkıp yürümeye çalışmasını göz önüne alarak – evin içindeki önlemlerimizi gözden geçirip bir takım ek önemler aldık…

Kızımızın gün içinde en fazla vakir geçirdiği salonu adım adım turalayıp sorun yaratabilecek şeylerden kurtulduk:

– Bir yerlere tutunarak ayağa kalktığında uzanamabileceği veya uzanmak isteyebileceği biblolar artık yoklar
– Sinema sisteminin ayaklıklar üzerinde duran hoparlörleri çok kolay yıkılabildiğinden  (ki  tutunarak ayağa kalkmaya çalıştığına da şahit olduk, az daha kafaya yiyordu horparlörü)  önce sökülmeye başlandılar sonra televizyon sehpasının ardına , diğer tüm kablolar ve prizlerle birlikte sabitlendiler
– Bir süre sonra uzanabileceği dolap kapakları etkisizleştirildi. (Kulplarını söktük şimdilik)
– DVD, CD gibi kolay ulaşılabilir raflardaki ürünler kaldırıldı…
– Adım atmaya çalıştığı güzergahı kaymaz hale getirmek adına parkenin üzerindeki halı ve kilimlerin pozisyonları değiştirildi, artık koltuk veta tv sehpasına tutunarak yürümeye çalışırken ayağının altı kaymayacak…
– Erişebileceği tüm prizler priz kilitleriyle kitlendi
– Koltuk kenarındaki kumandalıklar boşatılarak az kullanılan kumandalar kaldırıldı. (Onca oyuncak, top, renkli ıvır zıvır dururken en favori objelerinin kumanda ve cep telefonları olması çok da şaşırtıcı değil aslında)
– Gazete ve dergilikler yok edildi. (Yürümeyi bırak, emekleyerek ulaşılabiliyordu)
– Kutu mendiller daha yükseğe kaldırıldı.
– Ayaklı lamba iyice kenara alınarak ve kabloları toparlanıp koltuk altına/arkasına sabitlenip sıkıştırılarak ilgi merkezi olmakta çıkarıldı. şimdilik lamtaya tutunarak ayağa kalkarken lamba hiç sarsılmıyor, taban kısmı ağır lamba seçmekte fayda olabilir. :)
Çok yakın zamanda farmafil’in de altını çizdiği gibi temizlik malzemesi ve benzeir ürünler de erişimden kaldırılmalı. Her ne kadar banyo kapısı hep kapalı olsa da bir süre sonra bir yerelere ulaşması an meselesi olacak sanıyorum.

Bu arada gördük ki bu boyuttaki insan yavrularının favori köçelerinden biri de kapı arkaları… Kapı kapanmasını engelleyici stoperlerden sonra açık kapının kımıdamasını engelleyici stoperlerin de neden üretildiği biraz daha anlam kazandı gözümde… :) (Siz siz olun kapalı kapıları daaannn diye açıvermeyin, arkasında insan yavrusu olabilir.  :)