“Babalık” Beyinde Değişimlere Yol Açıyor (Eğer maymunsanız)

Yazıyı bugün yolladı Deniz: “Changing connections:Fatherhood alters the structure of your brain—if you are a marmoset” The Economist dergisinden, 24 Ağustos 2006 tarihini taşıyor.

Bilim adamlarının afrikalı maymunlar üzerinde yapmakta olduğu çalışmalar, çocuk sahibi olmanın babalar üzerinde fiziksel değişime yol açmadığı yanılgısını çürütmek üzereymiş. Çocuk olmanın babaların beyinlerini de fizisel olrak etkilediği gözlemlenmiş. Çozuk sahibi olmanın, dişilerin beyinlerine -çoğu pozitif anlamda- etkileri olduğu uzun zamandır bilinmesine rağmen, yakın zamanlı çalışmalara göre baba olan maymunların beyinlerinde, diğerlerine göre daha fazla aktivite saptanmış. (Fare erkeklerin yavrularını yediği düşünülürse; maymunlardaki tabii ki bambaşka bir durum) Maymunlarla ilgili yapılan araştırmalara göre, yavruların özellikle ilk üç ayında babaların çok aktif olduğu, hatta bebeği kucakta taşıma ıoranlarının annelere göre daha fazla olduğu; sadece bebeğin beslenmesi gerektiğinde yavruyu anneye uzatan babalar olduğu saptanmış…

Çok uzatmayayım; yazının tamamını şurada okuyabilirsiniz; isterseniz daha detaylı da araştırabilirsiniz. Buyrun: Changing Connections

Metallica Toddler…

Metallica ToddlerÖzel olarak planlanmış bir şey olmasa da ister istemez bu şekilde ceryan etti. Veledimize aldığım ilk kıyafet yanda fotoğrafı görülen tulum (veya body) (ingilizcede toddler diye geçen zımbırtı) oldu.

Metallica.com ‘dan kendime t-shirt alırken (Yıl sonu indirimini beklediğinize çok ucuza kapıyorsunuz t-hirt meselesini – üstelik artık sadece siyah değil, başka renklerde de t-shirt bulunuyor) iki tane de fasulyeye aldım. Sanırım “christmas” arefesi oluşundan, çok da kısa sürede geldi. Yandaki fotoğrafta çok net hisedilemese de inanılmaz komik aslında ürünün kendisi. Gerçek boyutu ancak elle tutulunca anlaşılıyor.

Bu arada; “neden bebeklere sadece beyaz body veya tulum yapılır ki” sorunsalına da bir çözüm kendisi. Mis gibi siyah… Baba-oğul / baba-kız giyeceğiz artık… :) (Bunun bir sonraki adımı “Metallica Lullabies; ondan da daha sonra bahsedeyim…)

Göbek Meselesi

Deniz’in hamileliğini duyan herkesin ilk tepkilerinden biri karnına bakıp “Aaa… Hiç belli olmuyor” demekti. (Aslında biraz daha detaya inip cinsiyetçi bir şekilde olayı analiz edecek olursak, kadınlar genelde “Kaç haftalık? Aaa.. Hiç belli olmuyor!” derken, erkekler genelde… “Aa… Hiç belli olmuyor? Cinsiyeti belli mi?” cümlesiyle yanıt veriyorlardı.

Diyeceğim o ki… (Başlığa geri dönüyorum) Son 2-3 gündür, ikimizin de anlamadığı şekilde, birdenbire Deniz’in karnı belli olmaya başladı. Hele de üstünde kıyafet yokken, bariz bir şekilde, anormal bir çıkıntı var artık karnında. (Sanırım, kilo almadan önce bebek efendi geliştğinde ve ortaya çıktığında, özellikle de en başta, vücut yapısının içinde kaybolamıyor çıkıntı)

Tabi bu arada karnın belli olmasından çok önce göğüsler “Geliyoruz biz!!!” demeye başlamışlardı. (Bu hızla giderse Pamela Anderson Deniz’in yanında halt edecek) şimdi “Pamelaların” yanına bir de büyüyen karın eklendi. Yani, neymiş? Eksikler hergün biraz daha tamamlanıyormuş… :)

Takvimimize bakacak olursak; bugün 11 hafta 5 gün’deyiz. Dolayısıyla hem 11 hafta hem de 12 hafta’dan bazı gelişmeleri alıntılıyorum:

11 Hafta:
– Yaratığımızın adı artım “embriyo” değil, artık bir “fetus”umuz var. 
– Gebeliğin en kritik dönemi ona ermiş bulunuyor,
– Velet 3 santim civarında, beyni hızla gelişiyor ve boyutunun yaklaşık yarısını kafası oluşturuyor. (Koca kafa sendromu)
– Gözler kapalı ve iris oluşmaya başlıyor
– Böbrekler çalışıyor ve idrar üretimi başlamış… (Yani veled içeri işiyor sanıyorum?) (Not alınacak, Sedat Bey’e sorulacak)
– Rahim, greyfurt büyüklüğüne ulaşmış

12.Hafta:
– Diş etlerinde 20 dişin yeri belli olmuş
– Sestelleri oluşumunu tamamlamış. (İçerde şarkı söyleyebilir yakında)
– Her iki cinste de dış genital organlar oluşmuş. (Dikkatli bakılabildiğinde ciniyet belli yani aslında… Hadi bakalım…)(Büyükbaba ısrarla kız istiyor ama bu saatten sonra değişiklik mümkün olur mu pek sanmıyorum)
– El ve ayakta tırnaklar uzamaya başlamış.
– Sinir sisteminin olgunlaşmasıyla refleksler gelişmeye başlamış.
– Bazı kemikler sertleşmeye başlamış…

Durum böyle… Velet daha parmak kadar bile değil, ama ses telleri, tırnakları, kıl kökleri filan var… Mucizeye şahit oluyoruz. :)

Ada Geldi!

Ada & SelcukCuma akşamı anne ve babası doktorlarıyla görüşüp pazartesi sabahı için randevulaştılar. Normal doğumdan vazgeçmişlerdi. Gelsindi artık Ada… Zaten neredeyse 4 kilo olmuştu, annesi de gerildikçe geriliyordu zaten. (Önümüz bayram, yılbaşı, paldır küldür doğmaya karar verir filan…) Beklemeyelim dendi, Pazartesi alalım bu veledi. Verilen kararın rahatlığı ile haftasonunu geçirmek için kiralanan filmlerle eve gelindi…

Ama Ada, “Dünyaya ne zaman geleceğime ben karar veririm” dedi. Sibel’in “suyu” cumartesi sabah 6.00 sularında “geldi” Doktorlarına telefon edildi ve iki saat içinde ameliyathanedeydiler. Ada da 23 Aralık 2006, 08.30 civarında “Höyyyt, geldim işte, kendi istediğim saatte, tüm saçlarımla, karşınızdayım” dedi. (Madem acele ediyorsunuz, o zaman ben de acele ederim, çıkıveririm işte durumu oldu, iyi de oldu, cumartesi olunca herkes çok daha rahat görmeye gelebildi Ada’yı.)

Sonuç itibariyle, Sibel’le Selçuk’a yılbaşı hediyesi olarak hesaplanandan bir kaç gün önce bir “Ada” geldi. Analı babalı, keyifli ve mutlu bir kız olacak, kocaman olacak… (Neyse işte, çok toparlayamadım… Konsept “baba olmak” olunca, Ada’nın babasıyla veya babanın Ada’sıyla çekilmiş ilk fotoğrafını  buyrunuz koyuyorum; İyi ki doğdun Ada!)

Genetik miras direkt anneden cenine geçer

(Radikal, 20.12.2006) Gebelikte annenin genetik mirası cenine, özellikle beyin gelişimi sırasında, doğrudan geçiyor. Bulgu otizm, gelişim bozukluğu ve çok sayıda insanı etkileyen bir bağırsak hastalığının anlaşılmasına yardım edebilir. Ekip başkanı Jacques Mallet, aileden gelen genlerden bağımsız olarak annenin önemli etkisini tespit ettiklerini, cenin gelişiminde beynin yanı sıra kalp ve sindirim sistemi gelişimine bağlı olarak ilk kez annelik serotoninin önemini bulduklarını belirtti.

2.89’luk Fasulye Bize El Mi Salladı?

Bugün doktorumuzu değiştirdik. Hiçbir şikayetimiz olmamasına rağmen (Ki üstelik süper bir kişi olarak tanımlayabiliriz kendisini) doktorumuz Türker Bey’e gitmeyeceğiz artık. Zaman içinde muhtemelen gittikçe zorlaşacak kontroller için karşıya geçmek. (şişli’nin trafiği ve park sorunu da malum) Öte yandan doktorumuzun normal doğum yerine sezeryan eğilimli olması… (Bu konuda da günahını almayalım tabi, sonuçta gördüğümüz o ki karar aslında anne’nin oluyor bir sorun veya risk olmadıkça)
Yeni doktorumuz Sedat Bey. Koşuyolu’nda, hem eve yakın, hem çok yakın bir kaç arkadaşımızın doktoru olması, genç oluşu, hepsinden önemlisi “Doğum normal bir şeydir, sezeryan cerrahi bir müdehaledir, ciddi bir sorun olmadıkça hastaya cerrahi bir müdehalede bulunulmaması lazımdır” sözüne tav oluşumuz sebebiyle bugünden başlayarak Sedat Bey’e gitmeye başladık. (Bir kaç güne doğuracak bir arkadaşımızın verdiği gazların da etkisi büyük) Fazlasıyla evhamlı, pimpirikli, temkinli ve tedbirli olan bir önceki doktorumuza göre (Ki bütün bu özelliklerin hepsi gebeliğin özellikle de ilk aylarında mutlaka sahip olunması gereken özellikler aslında) Sedat Bey daha az yasakçı çıktı. (Çiğköfte hala yasak ama salam sosis ve hamburger çok iyi pişmiş olmaları şartıyla yenilebiliyor artık) Bu arada kalkan bazı başka yasaklar da oldu. (Burada detayına girmeyeceğim)

Bunları geçelim, daha heyecanlı haberler var. Veledin yaşını (!), boyunu, kalp atışının hızını biliyoruz artık. Bunlardan da önemlisi, kol ve bacak taslaklarını (doktorumuz böyle diyorsa biz de böyle diyeceğiz ne yapalım) sırtını, kafasını gördük ilk kez… İlk kez “bebek” fikri “bebek gerçeği” en somut şekilde ete kemiğe büründü her ikimiz için de. Üç doktor ziyaretimiz arasında en heyecan verici, en gerçek olanı buydu…

2.89 santimlik boyuna rağmen elleri, bacakları var veledin, üstelik hareket ediyorlar. (Doktor, “hareketli bızdık” demiş ekrana bakarken, ben o sırada bir yandan elimdeki kamerayı ayarlamaya çalışıp bir yandan da ultrason cihazının ekranına bakmaya çalışırken anlamamıştım, Deniz söyledi sonradan… Hayal meyal bir elin hareket ettiğini gördüğüm an, sanırım baba olacağımı en gerçek idrak ettiğim andı… (Bunu bilehare daha uzun yazacağım sanırım) Bir ara veledin hareketlerini mi çekeyim, Deniz’in ekrana bakarkenki ışıl ışıl halini mi çekeyim bilemedim, o yüzden her ikisi de yarım yarım kayıtlı artık…

Dakika’da 161 kalp atışına sahip, 2,89 boyunda 9 hafta 5 günlük bir fasulyemiz var içerde. 9. hafta itibariyle düşük riski %5’e inmiş, 12.haftada %1,25’e düşecekmiş… Doktorumuz bir dolu kan testi istedi, öte yandan da önümüzdeki süreci, hangi hafta hangi test ve tetkiklerden geçeceğimizi inanılmaz bir süratle saydı. “Hadi şimdi siz sorun”a karşılık aklımıza soracak hiçbir şey gelmemesi enteresandı… (Tabii ki çıktıktan sonra geldi sorular aklımıza… Bir dahaki sefere soracağız artık)

Bir sonraki randevu 8 Ocak’ta… (Acaba bu kadar beklemek yerine eve ultrason filan mı alsak…?)

Günün fotoğrafı 1
Günün fotoğrafı 2
Günün fotoğrafı 3

Baba N’aber

Baba olmak isimli bir blog’a yakışacak bir yazıcık buldum. (Aslında ben bulmadım, Deniz yolladı) (Buraya koyayım diye yollamadı çünkü haberi yok…) (şimdilik) Neyse… Ege yazmış, benim hiç dinlemediğim, Deniz’in ise Ankara’dayken sürekli dinlediği, hatta artık online dinlediği Modern Sabahlar’dan Ege yazmış: “Gecenin üçünde balkonda donla sigara içmemin bir sebebi var: Babayım ben… ” Ben de alıp linkini koydum, gidiniz okuyunuz. Hatta konuya (Konu: Baba olmak) ilişkin bazı önemli tespitleri de var: “Evde Bebek Büyütme” Okuyunuz… ben de bu sırada (her ne kadar sık güncellenmese de) favori bloglarım arasına ekleyeyim.