Favori Oyuncaklar (13-14 ay)

Ne zamandır yapmak istediğim ama bir türlü ağız tadıyla fırsat bulamadığım ver ertelediğim bir yazıya başlıyorum. Kızımızın favori oyuncakları. ( Babaolmak.com’u başından beri takip eden, yüzünü hiç görmediğimiz ama ara sıra mailleştiğimiz kızımızın adaşlarından birin annesi -baş harfi Nurdan- sayesinde konuyu ele almaya ve mümkünse süreklileştirmeye başlıyorum) Yazının bir kısmını da annemizin oyuncaklarla ilgili yazdıklarından kes yapıştyırıyorum – hayat müşterek; olacak o kadar.

Kızımız oyuncaklarına meraklı… Hoşlandığı oyuncaklarla uzun süre kendi başına oyalanabiliyor. (Bunun anlam ve önemini bilen bilir, takdir edeb gerçekteb eder) Yaklaşık 45 dakika kendi başına tek bir oyuncakla oynayabiliyor. Evde oldukça fazla oyuncak olduğundan uyguladığımız taktik oyuncakların belli kısmını dönemsel olarak kaldırıp bir nevi rotasyon uyguluyoruz. (Bir dönem hiç ilgilenmediği bir oyuncakla bir sonraki rotasyonda çok ilgilendiği olabiliyor – veya tam tersi.) Her durumda oyuncak bolluğunda oyuncaklardan sıkılmadığı gibi zaman zaman karşısına yeni oyuncaklar çıkması da heyecenlandırıyor kendisini. (şimdilik hiçbirine obsesif şekilde takılmamış olduğundan da sorun yaşamıyoruz. Ki bir çok oyuncak da olsa bellki bir iki tanesiyle birebir takılmayı tercih ediyor.

Farklı boyutlarda olup içiçe geçebilen kutular

İç İçe Geçen Kutular

“Zeynep hala kutuları çok seviyor. Ama artık kutu seti değişti. Eskiden 5 lik daha basit bir seti vardı. şimdi 10 adet iç içe geçen, kalın kartondan yapılma, her yönnde resimleri olan bir set var. Bir arkadaşımız YAPA’dan almış Koşuyolu’nda bir mağazaları var, oranın sahibi beyefendi çok yardımcı oluyormuş eğitici oyuncak konularında…”

Ahşap, hayvanlı yapboz: Hayvanları tanıtmak için son derece başarılı.

Ahşap Hayvanlar & Yap Boz

“İkinci favori oyuncağımız, yine YAPA’dan yap boza benzer bir şey. Üzerinde 7-8 tane hayvan var, hayvanların kulp gibi bir şeyi var. onları yerlerinden çıkarıp tekrar yerleştirebiliyor. şu anda tekrar yerine koymayı pek beceremiyor ama o kulpları tutması falan ince motor hareketlerini geliştiriyor sank :) Bir de hayvanları ağzımın önüne getirip seslerini taklit etmemizi seviyor.”

Teürkçe konuşan ve şarkı söyleyen bir köpek... Diksiyonu da gayet düzgün.

Pilli Oyuncaklar

“Birincisi (sanırım) Playskool’un Türkçe konuşan oyuncak serisinden köpek olanı. İlk zamanlar evde de çok oynuyordu ama yürümeye başlamasıyla birlikte artık pek oturarak bir şeyler yapmak istemiyor. Ama şimdi de özellikle arabada giderken çok güzel uynuyor bu köpekle. Çok teknolojik oyuncakları ben de sevmiyorum ama bu oldukça başarılı. Her yerde satılıyor bu köpek Joker Maxitoys da gördük en son.”

Ki ben de eklemeden geçemeyeceğim, gayet güzel bir Türkçeyle şarkılar söyleyen bu köpekçik, ilgili organına basıldığında ismini söylüyor (göz, burun, kulak, göbek gibi) Bazı şarkıları oldukça keyifli, dilinize dolandı mı uzun süre ağzınızdan düşmüyor.

Bu resimde traktör görünmese de; işte çiftçi, işte hayvanlar...

Traktör ve Römork ve de Römorktaki Hayvanlar

“İkincisi de çiftlik traktörü. Traktörün bir şoförü, arka tarafta 5-6 hayvan, kornası falan var. Hayvanlara bastırdığında o hayvanın sesi çıkıyor. Korna sesi var. Sürücüye bastırınca şarkı çalıyor ve hareket ediyor. oldukça başarılı bir canlandırma, Zeynep çok uzun süre boyunca oldukça uzun süreli konsantre oyunlar oynadı kendisi ile, şu anda eskisi kadar favorisi değil ama halen hayvanları ile oynuyor. Hayvanları ve onların seslerini öğretmek içinçok faydalı. Toy’s R Us dan almış arkadaşlarımız. şimdi adı Toyiki olmuş sanırım.

Son olarak Imaginarium diye bir oyuncakçıya gittik.  Çocuklar için ayrı bir kapısı olan çok enteresan bir yer. İçerde vakit geçirmek çok çok keyifli ama biz yaklaşık bir saatimizi orada geçirdikten sonra hiçbir şey almadan çıktık. Büyük çocuklara yönelik biraz daha fazla şey var. Aynen Leonardini de olduğu gibi. Bazı oyuncaklar da gereğinden fazla pahalı geldi bize. Çok eğlenceli ve eğitici bir çok şey gördük, ama evet işte budur, bu oyuncağı mutlaka alalım dediğimiz bir oyuncak olmadı. Ama mutlaka gidilip gezilmeli bence.”

Galiba Doğru Terimleri Buldum…

Bizim “bebek” dediğimiz şeye ingilizcede “baby” demiyorlar malum. Bir takım aramalarda sorunlar yaşanabiliyor veyahut hangi terimin tam olarak neyi karşıladığını bilemediğiniz olabiliyor. Az önce yaş aralıklarıyla birlikte karşılıklarına denk geldim:

00 – 01 yaş: infant
01 – 03 yaş: toddler
03 – 05 yaş: preschooler
05 – 12 yaş: kid
13 – 18 yaş: teen
18+ : grownup
(yukarıdaki dağılımda ilk ikisi “baby” ikinci ikili “child” olarak da gruplanabilir sanıyorum.

Bizde sanki şöyle gibi 2-3 yaş civarına kadar “bebek” 3-12 “çocuk” 12-18 arası da “ergen” (Elbette bizde de “yenidoğan”, “okul öncesi”, “ilkokul çocuuu”, “garson boy” gibi detay terimler var ama gördüğüm kadarıyla ingilizcedeki kadar net değil.

Bir diğer kriter de “yürüme” olabilir sanki. Yürüyene kadar “bebek” yürümeye başlayınca “çocuk” oluyorlar sanki… (Biz aynen öyle hissetmiştik…) Aslında elbette ki sadece yürümek değil o esnada o kadar çok şey birdenbire gelşişiyor ki birdenbire ebebeğinizi “çocuk” olarak görmeye başlıyorsunuz. Yürüyebiliyor; işaretlerle ve hecelerle de olsa derdini anlatabiliyor, kendi kendine vakit gaçirmeye başlıyor; iletişim kuruyor (hem de bolca) hatta şakaşalmaya, küçük oyunlar yapmaya başlıyor… Yani aslında eni konu mobilize ve interaktif bir halke geliyor. (Bölyle olunca da ne oluyor? Çocuk oluyor… :) )

Siz bebeğinize ne zaman çocuk demeye başladınız?

Nazilli Sebzeleri :)

Hazır hızımı almış siteyi ortalamanın üzerinde güncelliyorken bir de blog tanıtıvereyim. Herşeyden önce kendimizden biliyorum kızımıza olabilecek en sağlıklı gıdaları temin etmek için uğraşıyoruz. Mümkünse organik gıdalara yöneliyoruz. (şişli’deki ekolojik pazar gibi) Yine gelen bir maille amatör bir heyecanla köy ürünleri konusunda faaliyet gösteren bir bayanın bloguna ulaştım.

Pınar Hanım’ım blogu: “Nazilli’den Köy Ürünleri” sitedeki yorumları ve bana sieteyle ilgili yönelndireilen bir kaç maildeki yazışmaları okuduğumda açıkçası etkilendim. Pınar Hanım’ın blogunu inceleyin; yorumları okuyun; sanırım kendisine yorumlar ve blog üzerinden temasa geçebilirsiniz. Yok halledemedik derseniz bende e-posta adresi de mevcut, isteyenlerle paylaşabilirim.

Sağlıklı beslenmek konusuyla ilgilenenler için öellikle tavsiye ediyorum bu durumda: Nazilli Sebzeleri :)

Tam yazıyı yayınlaak üzereyken konuyla ilgili aklıma gelen bir site de Devletsah.com; çok uzun süredir takip etsem de burada bahsetmemiştim; hazır konu yeme içmeden açılmışken Devletşah‘ın yemek tariflerini ve önerilerini de mutlaka görün derim… Sadece içerik değil tasarım olarak da alemin en iyi sitelerindendir…

Çocuk Sahibi Olmadan Önce Yapılması Gereken 70 şey

Bu yazıya bugün rastladım (zaten çok da tazeymiş) Çocuk sahibi olmadan, o sorumluluğun altına girmeden ve hayatınız yeni bir yön, yeni bir ivme kazanamadan önce yapılması gereken 70 şey.  (Ki bu satırları okuyanların büyük kısmı için sanırım çok geç) Satırların sahipleri listede oldukça ilerlemişler dediklerine göre. (Ancak listeyi tamamlamak da her babayiğidin harcı değil orası belli)

Yaşadığımız coğrafya sebebiyle de bir takım kısıtlar var elbette. Dolayısıyla bu yazıyı babaolmak.com’a almamın bir sebebi de belki yorumlar aracılığıyla kendi listemizi yapabiliriz. (Hatta abana kalırsa listeyi yaptıktan sonra “neden ç.ocukla birlikte de yapılmasın ki” dediğimiz maddeleri de ayrıca işaretleyebiliriz. (Mesela Mardin’e, Antep’e, Hasankeyf’e gitme hayallerimiz var, kızımızdan önce yapamadık ama şimdi düşünüyorum, bir süre sonra hep beraber de yapabiliriz aslında…) Ama listede göreceğiniz, paraşütle serbest atlayış, köpekbalıklarıyla yüzmek vb. gibi deneyimler için çok geç kalmış olabiliriz… Evet. :)

Buyrun link burada:
70 Things To Do Before Having Children

Hayat Bir Çocuğa Nasıl Anlatılmalı?

Aşağıdaki köşe yazısı bugün geçti elşime. Yazarı Aylin Kotil‘in web sitesi hata verdiği için yazının orijinaline ulaşamadım dolayısıyla TR karakterler yok yazıda; mailin içinden aynen kes yapıltır yapıyorum. Yazının tarihi 23 Mayıs 2007; Cumhuriyet Gazetesi’nde yayımlanmış.

Arkadasimin kizi bir yasina gelmisti, ‘Sen egitimcisin, neler ogretmem gerekiyor, bazen kendimi cok caresiz hissediyorum’ dedi. Sorusu kolaydi ama, yaniti zordu, akil vermesi basitti ama uygulamasi karmasikti, anlatmaya basladim:

Annelik uzun zaman alan ve gunun yirmi dort saati devam eden adi ‘insan yetistirmek’ olan bir is. Bir kere bilmelisin ki, zaman alacak. Neye zaman harcarsan onun karsiligini alirsin. Isine zaman harcarsan isinden, esine zaman harcarsan esinden, cocuguna zaman ayirirsan da ondan karsiligini alirsin.

Yapabiliyorsan gozyaslarini tutmamasini ogret, aci cekmeden olgunlasamayacagini… Kiskanmamayi ogret ona, arkadasinin basarisindan mutlu olmayi, birlikte sevincleri paylasmayi, icinden ‘neden ben degil de o?’ demeden…

Kazanmaktan mutluluk duyup icine sindirmeyi, ama ayni zamanda kaybetmeyi ogrenmesini. Cunku bir adim sonrasinda gorunuste galip olanlari gosterecek hayat ona.
Okumaya devam et

Hem Baba hem Babaolmak.com Dandun’da

Daha önce haftanın blogu seçildiğimiz Televidyon programı Dandun’a bu sefer kanlı canlı konuk oldum. Çok önemli (!) açıklamalar yaptım… :) [Bu arada doğum kilolarını hala verememişim, ne olacak bu işin sonu bilmiyorum]

Garip İsimler Meselesi

şimdi… Kimsenin yavrusuna koyduğu isimlerle dalga geçmek gibi bir düşüncem yok ancak bir takım isimlerin garipliği de ortada… Hoş, “normal” isim diye “Zeynep” filan koyduğunuzda çocuğunuzun ismini de  okula başladığı zaman sınıftaki yedi Zeynep’ten biri olma riski var… :) Umudumuz tek isimli Zeynep olanın tek isminin kullanılacağı… (Ama belli olmaz Zeynep1, Zeynep2, Küçük Zeynep, Sarı Zeynep, Geveze Zeynep, Deli Zeynep filan da diyebilir öğretmenler… Zamanı geldiğinde göreceğiz.

Kızının ismini “Surya” koymak üzere olan bir arkadaşım var dolayısıyla kimseyi gücendirmeyeyim, Türkçe (!) “farklı” isimlere hiç bulaşmadan, çevresinden dolanıp aynı konudan devam edeyim…

Yabancı ünlülerin çocuklarına koyduğu “kötü” isimlerle ilgili bir yazıya denk geldim. (Kötü diyen ben değilim, aynen alıntıladım aslında) Bu yazıda en kötü 75 ismi listelemişler… Link vermeden önce bazılarını buraya alayım bizzat:

– Pilot Inspektor: Jason Lee’nin oğlu
– Moxie CrimeFighter ve Zoltan: Penn Jillette’in çocukları
– Kal-El Coppola: Nicholas Cage’in oğlu
– Audio Science: Shannyn Sossamon’un oğlu
– Sage Moonblood ve Seargeoh: Sylvester Stallone’nin kızı ve Sage) oğlu
– Indio Falconer: Robert Downey Jr.’ın oğlu
– Sistine Rose: Sylvester Stallone’nun kızı
– Mingus Lucien: Helena Bonham Carter’ın oğlu
– Thyme: Emma Thompson’ın kızı
– Apple Blythe Alison: Chris Martin (Coldplay) ve Gwyneth Paltrow’un kızı
– Elijah Bob Patricius Guggi Q ve Memphis Eve: U2’dan Bono’nun çocukları
– Blue Angel: Yine U2’dan The Edge’in kızı
– Hopper Jack: Sean Penn’in oğlu
– Tu: Rob Morrow’un kızı  (Zekice değil mi? “Tu Morrow”, zekice olduğu kadar salakça da korkarım ki)
-Rufus Tiger, Tiger Lily ve Lola Daisy: Efsanevi Queen’in davulcusu Roger Taylor’ın çocukları. Abinin kaplanlara ve çiçeklere karşı bir takıntısı olduğu gerçek.
– Moon Unit, Dweezil, Diva Thin Muffin ve Ahmet Emuukha Rodan – Frank Zappa’nın çocukları
– Indiana August: Casey Affleck’in oğlu
– Ever Gabo: Milla Jovovich’in kızı

Audio Science, Moxie Crimefighter, Pilot Inspektor, Moon Unit, Blue Angel ve Tu Marrow favorilerden… Sizinkileri de (Türkçe veya yabancı) yorumlara yazarsanız bir “enteresan isimler sözlüğü” oluşturabiliriz belki de…

Buyrunuz bu da orijinal yazının linki: When Celebrity Baby Naming Goes Bad

Bebeklerle Kamp Yapmak

Daha önce bu konudan biraz bahsetmiştim. Bir iki gün önce yabancı bir sitede de bu konuyla ilgili öneriler görünce bir kenara ayırmıştım. (Bu aralar hep gazete haberleri yayınladığımdan olsa gerek, bir kaç satır yazayım diye düşündüm) Malum günümüz şehir hayatında (özellikle büyükşehirleri kastediyorum) değil ufak tefek şehir dışı kaçamakları şehir içinde bile park bahçe ve yeşillik bulmak çok zor. (Ataşehir’de yaşamanın bir avantajı olarak cevremizde çocuk parkı ve yeşillik bulmak çok zor değil) Bebekleri betonlar arasından biraz olsun kurtarmak, biraz yeşillikle, çimenle, ağaç gövdeleriyle filan tanıştırmanın ilerde faydasını göreceimizi düşünüyorum. (Kızımız dünyayla tanışmaya ve keşfetmeye başladığı ilk zamanlarda ağaç gövdelerinden korkuyordu, sonra yavaş yavaş dokunmaya başladı, şimdi araları iyi)

İstanbul için yakın çevrede hafta sonu tatili (kamp olsun, pansiyon veya otel olsun) için en kolay alternatifler şile ve Ağva. Her iki belde de birer kamp yeri bellemiş olarak şile’de Karyat‘a veya daha da konfor arayışındaysak Ağva’da Woody-Ville‘İ tercih ediyoruz.

Çadır yerine Vosvos Karavanımızda kaldığımız için çadırcılara nazaran biraz daha rahatız açıkçası ancak güvenlik ve kondor olarak çok kat kat bir farklılık olmadığını da biliyoruz. (Çadırda da kalmışlığımız var en nihayetinde)

“Kampçılık” dedndiğinde internetteki kaynaklarda genelde çadırlı kampçılara yönelik tavsiyeler var bu arada. Bir kaç link vermeden önce tek önerebileceklerim şunlar:
– Sağlam ve çok koruma faktörlü güneş kremi. (Sadece velet için değil kendinize de)
– Arada içinde oyalansın diye taşıma imkanınız varsa park-yatak
– Sineklerden korunma için güvendiğiniz yöntemler
– Geceleri soğuk olabilir, hazırlıklı olmakta fayda var…

Tips for camping with your baby
(ingilizce)
Family camping hacks (ingilizce)

Bebekleri televizyonun önünden çekin

(Radikal, 23 Ağustos 2008)

Fransa’da üç yaş altının, bebek kanallarını izlememesi yönündeki yasağın ardından anne babaların kafasında aynı soru belirdi; bebek televizyonları yararlı mı, zararlı mı? Uzmanların görüşüyse ortak: Günde yarım saatten fazlası zarar… İdeali, kontrollü bir şekilde izletmek

Bankacı Evin Çetin Özgül, biri üç buçuk, diğeri iki aylık olan iki çocuk annesi. Özgül, çocuklarının; dil gelişimini ve yaratıcılığı desteklediği öne sürülerek pazarlanan ‘Dahi Bebek’ gibi DVD’lerle Baby TV, Baby First gibi bebek kanallarını belli sürelerle izlemesini tercih eden çok sayıda anneden biri. Önceki gün Fransa’dan gelen bir yasak kararıysa, çocuklarına bu kanalları izleten Çetin gibi pek çok anne ve babayı endişelere sokacak cinstendi.
Fransa’da Yüksek Görsel-İşitsel Konsey, bebeklere yönelik program yapan kanallara, üç yaşından küçük çocukların gelişimini olumsuz etkileyeceği gerekçesiyle yasak getirdi, anne babalardan çocuklarını bu kanallardan uzak tutmalarını istedi. Türkiye’de bebeklere yönelik Baby TV, Baby First, Bebeğim TV, Luli TV adlı dört kanal var.
Çoğu anne baba, çocuklarının gelişimine destek olmak için bu kanalları izletirken, sonucun tam tersi olması ihtimali var mı, diye görüştüğümüz uzmanlar, ortak bir noktaya dikkat çekti: “Bebek kanallarını yarım saatten fazla izletmek sakıncalı.”

Haberin tamamını okumak için lütfen tıklayın…

Bebeğe kitap okumak

(Perihan Mağden, Radikal, 21 Ağustos 2008)

Sonra kızımın çocukluk, esasında bebeklik kitaplarını, odasındaki raftan alıp içerlerdeki (gözden ve gönülden az biraz ırak) rafa yerleştirirken-
Hatırlamadan edemiyorsun, tabii ki.
Bazı kitapları 50 kez mi okumuşumdur; 150 kez mi kızıma?
O kitaplar çok önemli.
Ve de büyük bir eksik/gedik/güdüklük var O Alan’da. Okuma Öncesi Kitaplar alanında yani.
Kocaman kocaman resimleri olmalı. Zira kucağında, yanıbaşında filan oluyor bebeğin. Parmağınla göstererek resimlerini; okuyorsun, anlatıyorsun daha doğrusu.
Ben böyle yaptım: Okumadım, anlattım.
Daha karşılıklı/katılımcı bir ilişki kuruluyor böylece- bu biiir.
‘Ayakkabısı ne renk?’ ‘Kaç tane kuzu var?’ ‘O hayvana ne denir?’ ‘Kaçsın, gitsin mi?’ gibi sorularla bir nevi dil öğretmece.
Hayat göstermece.

Devamını buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.
Çocuklar (ve bebekler) için kitap konusu gerçekten ilginç ve önemli… Bu konuda enteresan gelişmeler de var. Bu konuya babaolmak.com’da çok detaylı şekilde devam edeceğiz. Sürpriz haberlerle birlikte ;)  (Çok yakında)

Oyuncakaltı

(Perihan Mağden, Radikal, 19 Ağustos 2008 Salı)

Birden çok yorgunum Sabırsan Okur.
Zira günlerdir koş oraya-koş buraya.
Evin içinde yani.
Kızım iki yaz nce, artık ‘çocuk odasındaki’ zımbırtıları istemediğini-
Yeni bir yaş dönemi, yeni bir oda düzeni!
Ben ufak tefek kabine değişiklikleriyle durumu idare ettim: Yeni 1 Adalet Karyolası, İçişleri Dolabı filan.
Ama ruhen sığamıyor hakikaten artık odasına. Duvarlarında çok kıvır zıvır ve de her taraftan taşan, ayrıca dev bir duvar rafları düzeninden de üstüne üstüne gelen oyuncaklar oyuncaklar.
O kadar çok oyuncak almışım ki; suçlu tamamen benim.

Yazının tamamını okumak için tıklamanız yeterli…

Days With My Father – Babamla Günlerim

Philip Toledano, Amerikalı bir fotografçı. New York’ta yaşıyor ve çalışıyor. Geçmişinde büyük reklam ajanslarında art direktör olarak da çalışmış ancak son yıllarda sadece fotoğrafçılıkla uğraşıyor.

Yakın zamanda annesini kaydeben Toledano bir anda yaşlı babasıyla vakit geçirmeye başlıyor. Annesinin ona hiç yansıtmadığı bir takım zorluklar bir anda karşısına çıkmaya başlıyor. Babasında kısa süreli hafıza bozukluğu var. Yani bir nevi balık hafızası. Çok çok kısa süre önce yaşadıklarını hatırlamıyor. ( “50 İlk Öpücük” filmini seyretmiş miydiniz?)

Philip Toledano babasının fotograflarını cekmeye başlayıp bir günlük oluşturmuş. Yaşadıklarını fotograflar yoluyla anlatmış. Başarılı bir fotografçı ve art direktör elinden çıkan çalışmalar çok şık bir web sitesinde sunuluyor.

Çok etkileyici, bazen iç buran, bazen neşelendiren kareler için tıklayın: Days With My Father
Philip Toledano’nun kendi sitesi de burada

Kız Olmak…

Son zamanlarda takip etmeye başladığım bir blog: Pazarlama Cadısı. Ancak en son yazısı pazarlamayla (veya interaktif pazarlamayla) ilgili değil, baba olmakla da ilgili değil. “Kız olmak”la ilgili… (Dolayısıyla “baba olmak”la da ilgili)

14 yıl boyunca bu tarihte yazdım sana. Ama bu defa en kabullenmiş halimle yazıyorum. Artık bir yıl dönümü yazısı değil bu yazdığım.

14 yıl önce bugün düşündüğüm tek şey sensiz hayatın nasıl devam edeceğiydi. O an tek ilgilendiğim ise hayatının son 6 ayında seni çökerten ağrılarından kurtulup huzurlu olup olmadığındı. Acı olansa bunun cevabının olmamasıydı. Hiçbir şey konuştuğumuz gibi gitmemişti. Dalga geçip üstüne bir dünya geyik yaptığımız kansere yenilmiştin. Galip gelen biz değildik. 14 yıl önce o gün bana her şeyden daha zor gelmişti.

Yazının tamamını okumak çin Pazarlama Cadısı’nın bloguna gitmeniz gerekecek… Buraya tıklasanız yeterli

13.Ay Doktor Kontrolü

Bu sabah Zeynep’le birlikte baba kız aylık doktrol kontrolüne gittik. 12.ay sonunda yapılması gereken aşımız yakın zamanda ateşli hastalık geçirildiğinden bu aya kalmıştı. Hem kontrol hem aşı işimiz vardı.

Anne de Mine Teyze’miz de gelemedi bu sefer. Dolayısıyla ilk kez baba kız yalnız gidecektik doktora. Erkenden kahvaltımızı edip hazır olduk. Her zaman geç kaldığımız için çok erken çıktık evden. (9.30’daki randevu için 8.20’de çıktık) Planımız Koşuyolunda biraz park bahçe gezmekti… Zeynep’in yolda keyfi son derece yerindeydi; önündeki koltuğun baş dayama zımbırtısını çıkartınca yolu da görebiliyor ve koltuğuna bağlı olduğu için hiç homurdanmıyor. (Ki bu sefer konuşan köpeği de kucağındaydı, yolun yarısında onunla oynadı)

Saat 9.00’a gelmeden doktorumuza varmıştık. Bizden önce kimse de olmadığından hemen doktorumuz Alev Hanım’ın yanına çıktık. zaten hiçbir sıkıntı yoktu son zamanlarda. Zeynep soyundu, son derece sakince doktorunun kendisini muayene etmesine izin verdi. (Nerdeyse gıkı çıkmadı, hatta steteskopun vücuduna değmesinden de son derece hoşnut göründü)

Boy 1,5 cm kadar uzamış: 78cm olmuş. Kilo oldukça artmış ce 9900gr olmuş. (düz 10 kilo demeye başlamıştık biz zaten)

Sonuç itibariyle ciddi hiçbir şeyi yok. Vücudundaki kızarıklıklar önemsiz; oyuncaklardan biriyle (muhtemelen) çizdiği bacağındaki çiziğe batticon sürülecek; kulağının içlerindeki gözle görülmeyen kirler için yatmadan önce birer damla gliserin damlatılacak. Devit ve flor haplarına devam.

“Tuz” konusunu da konuştuk doktorumuzla. Zeynep şeker ve tuzdan itinayla uzak tutuluyor doğduğundan beri. Artık biraz tuz kullanılmaya başlanabilirmiş: Bir tencere yemeğe yarım çay kaşığı tuz ölçeğinde… Öte yandan kendi yemeklerini yemek yerine bizle birlikta masada oturup bizim yediklerimizi yemeyi tercih ettiğini söylediğimde doktorumuza “artık yiyebilir siz de muhtemelen çok tuzlu ve yağlı yemiyorsunuzdur” dedi. (Kızımız bizle birlikte yemek yerken masada oturulduğu sürece de non-stop yemek yiyebiliyor…)( Non-Stop yiyebildiği bir diğer şey de meyve… Hiçbir şekilde doymadan, hiç durmadan meyve yiyebilmekte: Karpuz-Karpiş; Armut-Armi gibi bir takım isimleri de var yediği meyvelerden bazılarının)

Çok fazla sinek soktuğu ve fazlaca kabardığı zamanlar Zyrtec kullanabileceğimizi bir kere de doktorumuza onaylattık. O da aşırı durumlarda kullanabilirsiniz ama normal zamanda sinek ısırıkları için Stilex’i rahatlıkla kullanın dedi. Sinek sokmadan önlem almak adına ne yapalım dediğimizde de vücuda sürülen hiçbir şeyi tavsiye etmediğini söyledi. Bazı ailelerden kola takılan bileklik şeklinde ürünlerin faydalı olduğunu duymuş… (Araştıracağız bakalım)

Azu dişler bu aralar arkası arkasına geliyor. şu anda 11 diş tamamlanmış durumda, 12. de çıkmak üzereymiş, öğrendik bugün. (İlk diş 5 aylıkken çıkmıştı, performans oldukça sıkı yani)

Sıra aşıya geldiğinde de oldukça sakindi Zeynep, koldan yapılacak aşı öncesi kolunun silinmesini ilgiyle izledi. Sonrasında da, her zaman olduğu gibi iğne ilk saplandığında değil biraz daha sonrasında bağrındı… (Aşının yaktığını tahmin ediyorum ben) Aşıyla ilgili ağlaması da yaklaşık 4 saniye kadar sürdü. Daha sonra doktorumuzun odasında gördüğü oyuncak ördek ilgisini hemen dağıttı. Doktorunun kucağında odanın içinde attığı bir tur kendisini iyice sakinleştirdi. Kızamık, kızamıkçık ve kabakulak aşısını birlikte olmuş oldu. 10-15 gün içinde hafifi bir döküntü ve kabakulak benzeri bir kulak altıo şişliği görülebilirmiş, böyle bir durumda doktorumuzu arayacağız. Ateş yapmayan bir aşıymış anacak bu akşam banyo yapılmayacak.

Bundan sonra bir ay atlayarak kontrole gideceğimizi öğrendik son olarak. Yani önümüzdeki ay kontrol yok. 15.ay sonunda doktorumuzla görüşeceğiz.

Çocuğunuza Doğru Ayakkabıyı Alın…

For First StepsYazılmak üzere sırada bekleyenler listemdeki konulardan biri de yürüme ve ayakkabı meselesiydi… Uzman TV’nin kurucusu, hem “internetçi” hem baba, Ersan Özer’den gelen bir linkle bu konuyu hemen yazayım dedim…

UzmanTV.com’dan gelen link: “Çocuğunuza Doğru Ayakkabıyı Alın” konulu… Biz de bu aralar kızımızın yürüyüşünü büyük bir keyifle ve heyacanla seyretemekte olduğumuzdan hemen sizlerle paylaşayım istedim. Malum, 10-15 ay arası velet sahibi olanlar muhtemelen biliyorlardır… “İlk Adım Ayakkabısı” diye bir olay var… (Üşenmeyip geçenlerde bir akşam Zeynep’in ilk – ilk adım ayakkabılarının fotografını çekmiştim. (Ancak yazı kısmını yazmadığım için Babaolmak.com’a koymamıştım…) (şimdi koydum, kendileri solda…)

Hazır konuyu açmışken de bir takım linkler vermemek olmaz… Buyrun, bebeklerin yürümesi ve ilk ayakkabıları ile ilgili bir takım linkler:

Developmental milestone: Walking
Your baby’s first shoes
Blogs About Baby Shoes (Birçok başarılı link var)
Choosing Best Shoes for Baby – Tips for Expensive and Inexpensive Baby Shoes.
Baby Shoes (Abaut.com)
How to buy your baby’s first shoes.
Your walking baby