Çocuklara Adalet

Favori köşe yazarlarımdan Ayça şen‘in bugünkü yazısını okuduğumda en sonunda verdiği link dikkatimi çekmişti. Online olduğumda siteye girdiğimde de mutlaka Babaolmak.com’da bahsedilmesi gereken bir site olduğunu gördüm. (Tahmin ettiğim gibi) Tüm Babaolmak.com müdavimlerinin de ilgileneceğini sanıyorum:

ÇOCUKLAR ÇOCUKTUR…
Türkiye’de yaşayan tüm çocuklara değer vermenin, onları korumanın hepimizin sorumluluğu olduğunu düşünüyorum. 18 yaşına dek tüm bireyler, yargı sürecinde dahi olsalar “çocuktur” ve tüm çocukların çocuğa özgü koşullarda yargılanması gereklidir. Suça yöneltilen çocuklar için özgürlüğünden yoksun bırakma son çare olmalı, hiçbir çocuk haklarından mahrum kalmamalı ve her koşulda eğitim hakkını kullanabilmelidir.

Diye başlıyor metin ve ardından 10 ilkeyle tamamlanıyor. “Çocuklara Adalet İmza Kampanyası”na ulaşmak için BURAYA tıklamanız yeterli. Sitede ayrıca “Uluslar Arası Çocuk Hakları Sözleşmesi“ni de okuyabilirsiniz.

Sitenin adresini bir de açık olarak vereyim: Cocuklaraadalet.com

Günün Anketi

Yok yahu… Günlük olarak anket filan yayınlamayacağım. Bilimsel bir araştırma için “çorbada tuzumuz olsun” amacıyla bir link vereceğim sadece. Akademisyen bir arkadaşımın anketini ekte bulabilirsiniz. Tek sayfalık bir anket. (Bir şey yazmadan sadece şıkları işareteyerek tatmamlnıyor nerdeyse hepsi)

Yaklaşık 4-5 dakika alıyor.  Vaktiniz varsa; üşenmeyip doldurursanız sevinirim. Anketin başında hem açıkma hem de anket sahibinin bilgileri de var.

şimdiden teşekkürler.

Ankete ulaşmak için BURAYA tıklayabilirsiniz.

Nahoş Bir Durum İçin Hoş Ürünler

Bebeğinizin veya çocuğunuzun yemek yememesi veya yerken size binbir takla attırması nahoş bi durumdur. (Tam bu noktada durup tahtaya vurmam gerekli, yemek yememe gibi bir sorunumuz hiç yok) Bizim başımızda böyle bir sorun olmasa da çevremizde bu tip sorunlar yaşayanlardan biliyorum… Gerçekten zor. Ve elbette ki binbir yaratıcılık gerektiriyor ki karşınızdaki bacaksızın aklını “yemek yememe” “inat etme” konusundan uzaklaştırıp, dikkatini ve konsantrasyonunu dağıtıp kaşığı ağzına sokabilin. (Bu durumda ağza giren yiyeceğin geri çıkartılmadığını varsayıyoruz elbette)

Konuyla ilgili olarak ürün tasarımcıları da boş durmamışlar ve gerçekten yaratıcı bir takım ürünler tasarlamışlar. (Ki göreceksiniz aralarında yok satanlar var)

İlki; yukarda fotografını da gördüğünüz set. “Constructive Eating” isimli bu set üç parçadan oluşuyor ve isterseniz tek tek isterseniz de takım olarak satın alabiliyorsunuz.

Bir de Wishingfish.com isimli sitede bulduğum bu kaşık var. Ancak hepsini satmışlar gördüğüm kadarıyla. Yine de ürünü görüp takibe almakta fayda var. :) Öte yandan hazır siteye girmişken tüm ürünlerini gezmekte de fayda var. Hepsi birbirinden neşeli, eğlenceli ve elbette tasarım harikası. Dikkatimi çeken ürünlerden bazıları:

Sleep Sheep (çoğumuz musdaripiz bu konudan biliyorum)
Super Snapsuit
Hacked USB Flash Drive
Porn for New Moms
Safe Baby Handling Tips (Güvenli bebek tutuş ipuçları kitapçığına çok güldüm…)

Babaolmak.com TRT’de Canlı Yayın Konuğu

TRT İzmir televizyonu tarafından hazırlanan bir internet program var: TürkSite (Pazar günleri TRT-Int’de 12.10’da canlı yayınlanıyor)

2008 yılında; babalar gününde yine aynı programda telefonla canlı yayın konuğu olmuş, babalar günü hakkında konuşmuştum. Ancak programa telefonla konuk olacağımı kendim bile unuttuğumdan önceden buradan haber vermem mümkün olmamıştı.

Bu sefer kanlı canlı bir şekilde web sitesi tanıtım bölümünde canlı yayın konuğu olacağım.  Bir süre önce gelip ofisimizde de çekimler yapmışlardı. Hafta sonu da ben iade-i ziyaret şeklinde İzmir’de olacağım.

Olur da aklınza gelirse, dediğim gibi 22 şubat 2009 12.10 sularında TRT-Int’e beklerim. Bu arada internetten de seyredilebiliyor sanıyorm program. Türksite‘nin web sitesine girdiğinizde sağ tarafta ilgili bölümü görebilirsiniz.

Otistik oğlu için ‘şifalı topraklar’da

(Radikal, 18 şubat 2009)

ABD’li gazeteci ve insan hakları aktivisti Rupert Isaacson, beş yaşındaki otistik oğlunu iyileştirecek tek şeyin doğa olduğuna inandı, her şeyi geride bırakıp Moğolistan’a yerleşti

LONDRA – Bir babanın, otistik çocuğunu iyileştirme mücadelesi film oldu. ABD’li gazeteci ve insan hakları aktivisti Rupert Isaacson, beş yaşındaki oğlu Rowan’ın iyileşmesi için çıktığı Moğolistan yolculuğunun kitabını yazdı, yönetmen Michel Orion Scott da bu ilginç hikÇ¢yeyi sinemaya uyarladı. Geçen ay Sundance Film Festivali’nde ‘belgesel sinema’ kategorisinde yarışan film, bir babanın oğlunun mutluluğunu ararken, ‘şifalı topraklar’ dediği Moğolistan’ı keşfedişini anlatıyor.
Moğolistan dağlarındaki mutluluğunu, ailesiyle birlikte doğayı keşfedişlerini ‘The Healing Land’ (şifalı Topraklar) ve ‘The Horse Boy: A Father’s Quest to Heal His Son’ (At Çocuk: Bir Babanın Oğlunu İyileştirme Mücadelesi) adlı kitaplarda anlatan Isaacson, başlangıçta biraz korktuğu bu yolculukların sadece oğlu için değil kendisi için çok faydalı olduğunu anlatıyor.

Haberin tamamını Radikal’de okuyabilirsiniz…

Bahsi geçen kitaplar:
The Healing Land: The Bushmen and the Kalahari Desert
The Horse Boy: A Father’s Quest to Heal His Son

“Baba” komedyeni kaybettik

(Radikal, 18 şubat 2009, Cem Erciyes)

Gazanfer Özcan, Türk tiyatrosunun altın çağında yetişmiş komedyenlerdendi. 80’lerin gençleri onu Hüsnü Kuruntu, 2000’lerin televizyon izleyicisi Tahsin Amca olarak tanıdı

İSTANBUL – Onu 50’lerde çekilmiş siyah beyaz bir filmde, çay partisinde esas oğlanla kızın çevresindeki iyi halli takım elbiseli gençlerden biri olarak gördüğümde şaşırmıştım. Bütün rolü bir adım öne çıkıp “Haydi, şimdi bir oyun oynayalım” demekti. şaşırmıştım, çünkü benim için Gazanfer Özcan, evin salonundaki iyi kalpli komik ‘amca’ydı. 60’larda tiyatro salonlarının dolup taştığı o altın çağda yetişmiş komedyenlerden biri olarak, çok iyi bildiği bir komediyi televizyona taşımıştı. Geleneksel Türk tiyatrosunun içinde gelişip onunla bağını koruyan vodvillerin büyük ustalarından biriydi Gazanfer Özcan. Biz 80 kuşağı onu Hüsnü Kuruntu olarak tanınmıştık. 2000’lerde büyüyenler için ise Tahsin Amca’ydı. Geçen zaman içinde biraz yaşlanmış, yaylana yaylana salonun bir ucundan diğerine koşturan Hüsnü Kuruntu yerini neredeyse koltuğundan kalkmadan her şeye hÇ¢kim olan, sahnesini dolduran Tahsin Amca’ya bırakmıştı.

Tamamını Radikla’de okuyabilirsiniz.

Gazanfer Özcan vefat etti
– Gazanfer Özcan (wikipedia) (ekşi sözlük) (imdb)

Sevgililer Gününde Baba Olmak

Bu aralar ağırlıkla “baba olmak” konusunda yazılar yazmaya başladığımı fark ettim… Özel bir sebebi yok hepsi arka arkaya denk gelmiş konular sanıyorum. Aslında yazılmayı bekleyen bir çok başlık var, bir yandan sırayla o listeyi eritmeye çalışıyorum ama bir yandan da günlük hayat devam ediyor ve yazacak birşeyler çıkıyor. Yazılacaklar bayatlamasın diye de becerebildiğimde sıcağı sıcağına yazıyorum…

Hafta sonu Ankara’daydık. Biraz iş, ama daha çok arkadaş ziyareti denilebilir. Dolayısıyla sevgililer gününü Ankara’da geçirdik. Bu arada sevgililer gününü kutlayan bir çift değiliz ancak cumartesi akşamı hem yeni tanıştığımız bir arkadaş hem de çok eski bir dostla birlikte bir cafede keyifli bir gece geçirdik. (Bu kadar detaya girmem ama bağlayacağım bir şekilde)

Gecenin güzel yanlarından biri kızımızın da tüm gün ve gece yanımızda olmasıydı. (Aslında bakılırsa gecenin kötü yanlarından biri de buydu çünkü ne kadar havadar, yüksek tavanlı bir mekanda soğuğu göze alarak kapıya en yakın masaya oturmuş olsak da ortamda sigara içiliyordu) Bütün gece son derece başarılı bir şekilde idare etti kızımız, son deree sakindi, karnı doyduktan sonra yerinde pek oturmasa da masamızın çevresinden çok ayrılmadan – ama elbette çemberi de gittikçe genişleterek – civar masaları ziyaret edip kendisine ilgi gösterilmesini sağladı.

Aynı yerde turalamaktan çok sıkıldığını hissettiğimde (ve ortam havasızlaşmaya başladığında) üstünü sıkı sıkı giydirip dışarı gezintiye çıkarttım kendisini. (Gelmek üzere olan bir arkadaşı da sokakta bekleyebilecektik böylece) Sanırım tüm Ankara’lılar biliyordur, Sakarya caddesi civarında ileri geri gezer olduk, (tam olarak koordinat vermek gerekirse Rumeli İşkembecisi’nin sokağında volta atıyorduk) kendisi hep kucakta durdu bu süre boyunca. Ellerinde güller olan, elele, sarmaş dolaş çiftlerin sayısında ciddi bir artış vardı, biz de kızımla gelip geçenleri seyrettik; biraz sohbet ettik… Bu arada sokakta hızlı adımlarla ilerleyen kalabalıkta tek tük yalnız insanlar da özellikle hızlı adımlarıyla dikkat çekiyorlardı.

Derken gençten bir adam (ki bana kalırsa 35’ten fazla göstermiyordu) yanımıza yaklaştı. Önce biraz uzağımızda durup bizi seyretti, bir şey diyecekmiş gibiydi ama doğru kelimeleri bulamıyormuş gibi bir hali vardı. Derken iyice yaklaştı… Gözlerini kucağımdaki kızımdan alamıyordu. “Üç tane oğlum var” dedi. “Ama kızım olmasını isterdim” Sonra gözleri doldu, “Boyları benim kadar” dedi “Sokakta görseler selam vermiyorlar bana” Sonra yeniden “bir kızım olsaydı” dedi, susuverdi. şaşırmış halde, durumu toparlamak adına, “daha geç değil ki kızın da olur yahu” dedim. Bu sırada o Z’nin elini tutuyor, bense bu yarı-sarhoş muhabbetinin gerginliğiyle inanılmaz bir şekilde tetikte, adamın sırtını sıvazlayarak “sıkma canını kızın da olur” diyerek bu ayaküstü sohbeti sonlansırmaya çalışıyordum. O ise “aynı kadından ölürüm de bir çocuk daha yapmam”  diyerek hiddetlendi. “Tamam yahu ikinciden yaparsın” diyerek yatıştırmaya çalıştım… Yatıştı da… “Bak o olur” dedi. Tekrar sessizleşti, dolu gözlerle sevgiyle baktı kucağımdaki kıza. Usulca elini öptü, iyi geceler dileyerek hızla uzaklaştı…

Okumaya devam et

Biraz Genç Baba Olmak

Alfie ve kızı Maisie

Friendfeed‘de bir arkadaşım sayesinde İngiliz The Sun gazetesindeki bir habere ulaştım…  13 yaşında bir “çocuk”la 15 yaşındaki kız arkadaşının bir gecelik “yaramazlık” ardından ortaya çıkan durum… Sonuç mu? 13 yaşında bir baba, 15 yaşında bir anne, 30’lu yaşlarında anneanneler, dedeler…

Haberin tamamını tam bu linkin üzerine tıklayarak okuyabilirsiniz. Konu, İngiltere’de olduça yaratmış gibi görünüyor. Genç baba, her ne kadar “baba olmak” konusunda kendisini önünde nelerin olduğunu bilmese de şu anda bebekle oldukça ilgili görünüyormuş. Beklenenin aksine omuz silkip evde play station oynamak yerine her gün hastaneye gitmesi, bebeği biberonla beslemek konusunda çok istekli olması vb. şaşırtmış görenleri… Öte uandan kürtaj jarşıtı gruplardan da çifte tebrikler geliyormuş cesretlerinden ötürü. Öte yandan da İngiltere’nin okullardak cinsellik eğitimi konusunda ciddi paralar harcadığı ve bunun karşılığının böylesi olaylar olmaması gerektiği konusunda da yorumlar var. (Bu ikilinin dersi kırdıkları açık, hatta dersi kırdıktan sonra ne yaptıkları da açık :)

Bu arada İngiltere’de en erken baba olan velet de (yıl 1998) 12 yaşındaymış. (Anne yine 15’miş)

Biraz fazla üçüncü sayfa haberi oldu kusura bakmayın.

EK: Radikal’de bu haberin ertesi günü Türkçe olarak aynı haberi yaptı o da burada…

Üç Çocuk Babası Bir Oyuncu Olmak – Baba Olmak

Baba Oğul - Deli Deli Olma

Yukarıdaki fotograf hakkında uzun zamandır yazmak istiyordum. Biraz iş (online sinema yayıncılığı / tanıtım / basın ve halkla ilişkiler) biraz da hobi (fotograf) sebebiyle bulunduğum bir basın toplantısında bir baba oğulun fotograflarını çekmiştim.

Toplantı başrollerinde Tarık Akan (yıllar sonra) ve şerif Sezer’in oynadığı, Murat Saraçoğlu tarafından yönetilen Deli Deli Olma filminin basın toplantısıydı ve filmde iki usta oyuncunun gençliklerini de gerçek çocukları canlandıracaktı. (Bu arada basın toplantısı çekimler başlamadan önceydi, ben bu yazıyı yazana kadar çekimler tamamlandı, vizyon tarihi -17 Nisan 2009- netleşti)

Uzatmayayım, o toplantıda şahit olduğum bir detaydan bahsedeceğim; ciddi sayıda basın mensubu hazır bulunsa da, yıllar sonra beyazperdeye dönen bir oyuncuyla ilgili sorular havada uçuşsa da bir aktörün nasıl bir anda babaya dönüştüğüne şahit oldum. Oğluyla (ve diğer çocuklarıyla) ilgili sorulara yanıt verirken nasıl diğer herşeyi unuttuğunu, gözlerinin içinin parladığını ve onlar hakkında uzun uzun konuşmanın onu ne kadar mutlu ettiğini; koltuklarının nasıl kabardığını gördüm…[1] [2] [3]

…İşte “baba olmak” dedim.

Heimlich Hareketi

Üç dört hafta önce 18 aydır yaşadığımız en ciddi tehlikeyi atlattık. (Belki de bize öyle geldi…) Kipitap.com’un ofisinde bir mesai sonrası, Z., babannesi, dedesi; teyzesi ve ben toplamda 4,5 – 5 kişiyiz. Z, dedesiyle birlikte portakal yemekte (masanın üstünde oturuyor) babaanne onlara yakın, portakal soyuyor; ben ve teyze odanın bambaşka bir ucundayız.

Birden Z öksürmeye, daha doğrusu öksürememeye başladı. Seslerini duymakla birlikte bir an için çok ilgilenmemiş olsam da sadece saniyeler belki de saliseler içinde masa başında ortalık karıştı… O “an” döndüğümde büyükbaba (ki babam olur) önce Z’nin sırtına vururken bir anda alıp ters çevirdi, bir yandan -inanılmaz bir panikle- sırtına vururken bir yandan da parmaklarını havada ters duran Z’nin ağzına sokmaya çalışıyordu. (Bu arada yazarken bu kadar uzun olduğuna bakmayın tüm herşey dediğim gibi saniyeler içinde oluyor) Ne ara yanlarına ulaştım ve Z’yi alıp koluma, başı hafifçe daha aşağıda kalacak şekilde- yatırdığımı hatırlamıyorum desem yeridir. Sırtını hafifçe aşağı doğru (baş tarafına doğru) masaj yaparak vururken zaten korkudan ve şaşkınlıktan nutku tutulmuş Z’ye sakin olmasını ve ağzını açmasını söylüyordum, bir yandan da babaanne ve dededen sakin olmalarını istiyordum (yaşadıkları panik anlatılamaz) Ki buna rağmen babam yine de iki arada bir derede parmaklarını Zeynep’in ağzına sokmaya çalışıyordu… Derken Z’nin ağzını açmasıyla portakal parçası avcuma çıkıverdi. Z uzun süre omzumda yattı; ardından portakalla aralarında bir düşmanlık filizlenmemesi için benim ısrarımla biraz portakal yedi (ki dedesi ısrarla karşı çıkmaktaydı) ancak yaşadığı şoku atlatması vakit aldı… (Hem Z’nin hem de dedesinin)

Tüm bu olayı daha sonra düşündüğümde o an nasıl o kadar sakin ve soğukkanlı olduğuma şaşırıyorum (ki düşününce büyük bir tehlikeydi) İşin güzel ve en şanslı yanı (belki de soğukkanlılığımın sebebi ama emin de değilim) sadece 4-5 gün önce, hafta sonu, çocuk ilkyardım eğitimine katılmış, böyle bir durumda neler yapılması gerektiğini dinlemiş, manken üstünde uygulamalı seyretmiş, üstüne bir de oyuncak bebek manken üzerinde bizzat pratik yapmıştım. şimdi diyeceksiniz ki bunun üstüne elbette soğukkanlı olacaksın… ALAKASI YOK! Soğukkanlı olsam ve sağlıklı düşünsem yanlış hareket yapmazdım… :)  Ciddiyim…

Gelelim eğitim konusuna… Boğaza bir şey takılması, yutamama, nefes alamama gibi durumlarda 1 yaşına kadar bebeklerde uygulanacak hareket ve 1 yaştan büyük çocuklara uygulancak hareket tamamen farklı. Bir yaşına kadar bebekleri benim olay esnasında yaptığı gibi kolunuza yatırıp, boyun çene civarı avcunuza oturuyor gibi yerleşiyor zaten; parmaklarınızı birleştirip avcunuzu hafif çukur yaparak sırtına hafifçe yukardan (ayak tarafı) aşağıya (baş tarafı) vurarak yardımcı oluyorsunuz, bu sırada ağzına düşecek parçanın ağzını ve nefes alışıı engellememesi için diğer elinizin bir parmağıyla da ağzını kontrol ediyorsunuz. (Benim yaptığım buydu) (Ki aşağıdaki linklerde video da mevcut – gittiğim eğitimde sadece ilk yarısını, yüzükoyun olan kısmı görmüştüm)

Bir yaşından büyük çocuklara ise; aslında yetişkinlerde de nerdeyse birebir uygulanan Heimlich Hareketi’ni uyguluyorsunuz. (Bir yaşından küçüklerde de hareketin adı aynı aslında biraz araştırınca öğrendim) Bir elinizi kaburga kemiklerinin biraz altına yerleştirip diğer elinizle ilk elinizin bileğini kavrıyor ve bastırıyorsunuz. Diyaframdaki nefesle birlikte iöerde her ne kaldıysa dışarı çıkıyor… Çocuğun yaşına göre uyguladığınız basıncı ayarlamanız lazım, hareketin yanlış uygulanması hasara da sebep olabiliyor.

Böyle anlattığıma bakmayın, sağlıkla ilgli bir işim veya eğitimim yok. Heimlich’i ilk kez nerdeyse 15 sene önce ehliyet kursunda görmüştüm, bir de yılbaşı civarı çocuk ilkyardım eğitiminde; ilk hareketi zaten sadece eğitimde gördüm. Dolayısıyla anlattıklarım konusunda herhangi bir sorumluluk üstlenmek istemem; konu son derece hayati olduğundan kendiniz araştırın, öğrenin derim. Hatta daha da ahkam keser; siz de Çocukgüvenlik.com.tr tarafından ücretsiz düzenlenen çocuk ilkyardım eğitimlerine bir ara katılın derim. (Konuya zaten ilgili kişiler için sıkıcı olabilir ama ilkyardımın nerede ne şekilde gerekeceği belli olmuyor hayatta…)

Konuyu internette kurcalamak isteyenler için:

How to Do the Heimlich Maneuver / Heimlich hareketi nasıl yapılır?
Boğulma (wikipedia)
Henry Heimlich kimdir? (wikipedia)
Heimlich Enstitüsü
Heimlich Manoeuvre hakkında detaylı bilgi
Çocuklarda Heimlich
1 yaş altı çocuklar için Heimlich (video)
1 yaş üstü için Heimlich (videolu)

Sanıyorum bir sonraki ücretsiz eğitim 21 şubat 2009 cumartesi günü… Detaylar için tıklayın…

Yaptığım En Keyifli Duş

Bugün bir ilki (daha) yaşadık. Kızımız, şimdiye kadar (ki bu tam olarak 19 ay ediyor) duşakabin içine oturtulan banyo aparatının üstünde oturur / yatar şekilde küvetin dışında duran anne veya babası tarafından yıkanıyordu. Nadiren kendi bebek küvetinin içine su doldurup biraz eğlenmsine de izin vererek, küvetin içinde şap şup yapıp, kurmalı kurbağasıyla yıkandığı da oluyordu.

Bugün ilk kez baba kız birlikte banyoya girdik. (Daha önce, çok küçükken kucağımda da yıkanmışlığı var tabi) Artık, duşakabin içinde ayakta durarak yıkanma zamanı gelip gelmediğini görelim dedik. Ve gördük ki “oluyor”. Böylece ilk kez aynı anda, ayakta, birlikte banyo yapmış olduk. Bu arada konuyla ilgili bir takım püf noktalarını birlikte tespit ettik ve bunları paylaşmak da babaya düştü.

“Haydi birlikte banyo yapalım” deyip üstünü çıkarttıktan saniyeler sonra Z, duşakabinin içinde ayakta ve hazır şekilde bekliyordu. Son anda aklıma gelen minik oyuncak taburesini salondan kapıp gelmemle tüm banyo sürecinin en akıllıca hreketini yaptığımı daha sonra fark ettim. Böylelikle Z’nin ayakları küvetin tabanından kesildi ve su ısınırken soğuk sudan, çok ısındığında da sıcak sudan korunmuş oldu. Yanı sıra bir karış da olsa yükseldiğinden (84cm + bir karış) boyu babasına biraz daha yaklaştı ve eğilip kendisini şampuanlamak / sabunlamak çok daha kolay oldu. Üstüne bir de taburenin üstü lego benzeri çıkıntılara sahip olduğundan ayakları kaymadı… (Taburenin kenarında lego doldurmaya yarayan ceplere su dolması da ilgisinin sürekli taburede olmasını ve oyalanmasını sağladı)

Aramızdaki boy farkı dezvantaj olmayıp büyük bir avantaja döndü, böylece suyun kendiliğinden ısındığını veya soğuduğunu su ona ulaşmadan fark edip önlem almak mümkün oldu. Suyu yukardan gelmesinin yarattığı en büyük dezavantaj ise bir süre sonra Z’nin kafasını yukarı kaldırıp ağzını açtığında su içebildiğini fark etmesiydi. (Kovayla üstüne su dökerek yıkarken de su yutmayı becerdiği için bu bir dezavantaj sayılmayabilir aslında)

Sırayla şampuanlandık, durulandık, babası kendi saçlarını yıkarken üşümesin diye sık sık Z’ye de su tuttu. Z, ayakta durmaktan sıkıldığında uzun bir uğraşın ardından taburesine oturmayı becerdi ve sonrasında da babasının ayak bileklerini -taburesinin kenarındaki ceplerde biriken suyla- yıkamaya çalıştı. Tüm durulama işlerinin ardından bir süre de keyif için birbirlerini ıslattıktan sonra duşun ahizesi ilk kez Z’nin eline geçti ve Z kendi kendini yıkamanın tadına vardı. (Beklenmedik şekilde ağzına su tutmayıp, oturduğu yerde boynundan aşağısını duruladı)

En son sınav iki ıslak kişinin hızla duşakabinden çıkıp kurulanmasıydı, öncelik elbette küçük olanındı, hemen dışarı çıkarılıp havluya sarılıp çamaşır makinesinin üstüne konuşlandırıldı. İnanılmaz bir uslulukla sakince beklerken babası da kafasına havlu sarıp (ki çamaşır makinesinin üstünde sakin ancak şaşkın şekilde oturmasının sebebi buydu) bornozunu giydiğinde herşey normal dönmüştü. Hızla Z’nin saçları “vuuu vuuu” ile kurutulup tarandı, odasına gidilip hafif bir mızırdanmayla birlikte giyinildi, “baba ne giymiş” “kafasına şapka yapmış” gibi ünlemeler eşliğinde ve “baba giyinmesin” cümlelerine aldırmadan baba da giyindiğinde anneye iyi uykular demeye gidildi ve hemen Z’nin kendi yatağına gidilip yatıldı. Banyo macerasının yorgunluğu ve keyfiyle yaklaşık 10 dakikalık bir el ele yatış sonunda (evet hala eli tutulmadan uyumuyor) Z uyumuş, babası atıştırmalık bir şeylerin yanına bir kadeh keyif şarabını alıp bu yazıyı yazmak için uzun zamandır çok boşladığı Babaolmak.com’un başına geçmişti.

Gökten üç kurmalı banyo kurbağası düştü… Biri küçük kıza, biri babasına, sonuncu da okuyanlara… :P