Doğum Fotosu Nokta Com

Dünkü Hürriyet İK’da siteyi kuran kişi hakkında bir haber vardı. (Yanılmıyorsan uzun süre önce benzer bir gazete ekinde yine aynı kişiyle ilgili bir haber daha çıkmıştı) Ablanın olayı profesyonel doğum fotoğrafçılığı… Bu tip, ihtiyaçtan, hobiden, kişisel çevreden doğan ticari işleri ve girişimciliği takdir ediyorum. Sevdiğin işten para kazanır olmak ne zevkli bir geçim yoludur.

Neyse, bizim doğum fotolarını da benim çekmem beklense de büyük bir ihtimalle ben çekmeyeceğim. Benim planım video çekiyor olmak. Fotoğrafları da Fototrek – Cenk kişisi çekecek inşallah. (Sorduğumda seve seve demişliği var; daha önce de benzer bir çekim yapmıştı zaten; ancak normal ve ani bir doğum durumunda iş başa düşecek… Bir elimde fotoğraf makinası, bir elimde kamera, bir elimle de Deniz’in elini tutarım… Kim tutar beni…)

Uzatmadan buyrun linkler:
Dogumfotosu.com
Hoşgeldin Deniz Bebek

16 Hafta Bitti, Velet Bir Avuç…

Bugün 16 Hafta bitmiş oluyor, bir avuçluk bir veledimiz var tahminen:
– Gözler kulaklar filan artık yerlerinde,
– Velet göz kırpabiliyor, (refleks yahu)
– Işık refleksi oluşmuş,
– Yaklaşık 120 gram kendileri
– Dolaşım sistemi artık fonksiyonel ve çalışır halde,
– Hıçkırabiliyormuş…

Deniz’in karnı gittikçe büyüyor, ama herhangi bir şekilde içerdeki arkadaşı hissetmiyor hala. (Tecrübeli anneler bu aralar hissetmeye başlarmış, yeni annler için 3-4 hafta daha var sanırım) Hareketler başlayınca sanıyorum herşey çok daha fazla değişecek. şu anda herşey teorik hala (evet ultrasonda görünenler var ama onu da film izler gibi izliyoruz) Veletle “interaktivite” başladı mı olacak ne olacaksa… :)

Gelelim 17. haftaya:
17 Haftada veledin cilt altında yağ depoları dolmaya başlarmış, bunun sonucunda da hızla büyüme evresi başlarmış. (Hadi bakalım) İlkel bir soluma başlarmış, sıvı içinde olsa da nefes alıp verir gibi sıvı alıp veriyormuş ciğerler… (Hadi bakalım)
Ben bi yabancı siteleri gezeyim, daha detaylı bulgular elde edersem yazarım ;) (Bu arada Metallica, Nirvana ve Pink Floyd Ninnileri bugün elime ulaştı Amazon’dan. – Hani kaç günde geldiğini merak eden varsa diye yazıyorum)

Bi’de geçen hafta ilk kez gidip bir dükkandan velede zıbın mıbın (aslında zıbınlar mıbınlar) ve pike filan gibi birkaç bir şey aldık. Ama bu deneyimi daha detaylı yazmak lazım galiba… Bunu da bilehare o zaman… :)

Gebelik ve Ultrason

( Dr.Cihan Erdoğdu, SağlıkKanali.com)


Ultrasonografi gebelik boyunca anne karnındaki bebeğin takibi açısından en önemli görüntüleme yöntemidir. Ultrasonografi görüntüleme yöntemini kullanırken ses dalgalarından faydalanıyor ve ses dalgalarının anne ve bebek üzerinde olumsuz etki yaratmadığı biliniyor, düşünülüyor. Yani başka bir deyişle anne ve bebek açısından güvenli olduğu kabul ediliyor.

Yazının tamamını okumak için tek yapmanız gereken yeni açılmış bir site olan www.saglikkanali.com ‘a tıklamak.

14w3d- Yani 14 Hafta 3 Gün

Eh, 14 hafta bitti, 15’İn içindeyiz, dolayısıyla yerli olsun yabancı olsun gebelik takvimi sitelerinde artık 15.haftayı okumaya başlayabiliriz. (14’ü de tekrar okumakta fayda var…)

-Velet artık arada sırada kafayı dik tutabiliyor
-Refleks olsa da ellerini oynatıyor. (Boşune değil ultrasonda el sallıyorlar)
-Artık kendisinin bir parmak izi var.

-Saçlar çıkmaya başladı!!!
-Refleks olarak parmak emme başlayabilir
-Kulaklar normal yerlerine ulaştı. (Duyan da kulaklar geziyor sanacak.)

Gazetelerden iki yazı daha…

Algıda seçicilik işte, gazete ve dergilerde bebek, hamilelik, gebelik, anne, doğum, sezaryen gibi konular otomatikman ilk okunan konular haline geliyor. Bugün denk geldiklerim:

Kızının bebeğini doğuran anne

Rahmi alınan kızı için taşıyıcı annelik yöntemiyle doğum yapan 51 yaşındaki S. K., bebeğin hem annesi hem anneannesi hem de sütannesi oldu. S. K. yaşadıklarını anlattı..

Çocuk sahibi olunca seks bitiyor mu?

Jinekolog Doç. Dr. Fatih Güçer ve Ürolog Prof. Dr. Ferruh şimşek kadın ve erkek açısından çocuk sahibi olmayı değerlendirdiler. Çocuk, kadın ve erkeğin seks hayatını nasıl etkiliyor?

Nerede o eski normal doğumlar!

(Radikal, 13 Ocak 2007)

Türkiye’de sezaryenle doğum yapan kadınların sayısı Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği rakamı solladı. Marmara Bölgesi’nde sokakta rastladığınız her 10 çocuktan dördü sezaryenle doğdu. Tıpkı annelerinin doğurduğu gibi doğuran kadınlarla, sezaryeni seçen kadınlar aradaki farkı anlattı.

Sigmund Freud 19’uncu yüzyılda Viyana yerine 2000’li yıllarda Marmara’da yaşasaydı, ‘anne rahminden çıkış travması’yla başlayan teorisini belki de buruşturup çöpe atacaktı. Çünkü çevresine baktığında her 10 çocuktan dördünün, dünyaya bir bıçak darbesiyle paldır küldür geldiğini görecekti.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) dünya çapında sezaryenle doğum oranının yüzde 10-15’i geçmemesini öneriyor. Sağlık Bakanlığı ve Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etüdleri Enstitüsü’nün 2003 tarihli araştırmasına göre Türkiye’de bu oran yüzde 21’lerde. Kırılma noktası 1998 yılında yaşanmış. Ülke çapında yüzde 14’lerde olan sezaryen oranı yüzde 21’lere fırlamış. Sezaryen tercihinde Marmara Bölgesi yüzde 39.7’yle lider. ABD’de sezaryenle doğum yapanların oranı yüzde 23, Hollanda, Belçika, İngiltere ve Fransa’da yüzde 20’nin altında.

Okumaya devam et

Benzerlik Dikkat Çekici…

Pumpkin Velet

Veledin görünümüne ultrason cihazının monitöründe bakarken de, sonrasında fotograflarına bakarken de, ikimiz de aynı şeyi düşünmüşüz benzerlik konusunda. Doktordan çıkar çıkmaz da birbirimize söylerken de yanılmadığımızı gördük. Yukardaki fotoğrafta benzerlik çok net görünüyor. Veledimizin yüzündeki hınzır ifadenin nereden geldiğini bulduk. :) (şimdi hesaplayınca gördüm ki Halloween denilen Cadılar Bayramı ekim ayının sonunda; eh, bizim velet de “Ekim İmalatı” aslında… Benzerlik şaşırtıcı değil yani…

Avcumuzu Yaladık :)

Evet, bir kısım müdavimlerimizin zaten çoktan haberi olduğu üzere, fasulyemiz cinsiyetini belli etmedi bugün. Zaten ortalama değerlere göre cinsiyetin rahatlıkla belli olacak halde görünmesine daha iki hafta var. Herşeyi ortalama değerler arasında olan veledimizin de herşeyi gayet normal ve yolunda olduğundan cinsiyeti de bugünlük anlaşılamadı. (Sağolsun Sedat Bey görsün diye çok uğraştı, ultrasonla evirdi çevirdi ama yok, ser verdi sır vermedi velet) Bu konuda çok heyecanlıysanız iki hafta sonra gelin, yoksa bir sonraki rutin randevunuz dört hafta sonra dedi Sedat Bey, biz de yiğitliğe bok sürdürmediğimizden, dört hafta sonra geliriz, görürüz dedik. (Dört hafta sonra geldiğinizde, hiçbir yanılma payı olmadan %100 öğreneceksiniz dedi doktorumuz.)

Bu hafta “ikili test” için kanı alındı Deniz’in; ikili test yavru’da Down Sendromu olup olmadığını anlamaya yarayan testlerden biri, bu testteki veriler ışığında daha ciddi bir test olan amnio sentez yapılıp yapılmama kararı veriliyor. Doktorumuz uzun uzun anlattı bu konuları… Netice itibariyle, anne karnından su alınarak yapılan amniyo sentez riskli bir test olduğundan (Bebeğin bu sırada kaybedilme riski 1/250 gibiymiş) öncesinde ikili testle kontrol ediliyor. Istenen aralıkta veri alındığında amnio senteze başvurulmuyor… Test sonuçları bir haftaya kalmadan elimizde olacak bakalım.

Doktorumuzla sohbetimiz sırasında ultrason cihazlarının çeşitlerini ve farklarını, doppler’in zararlı olup olmadığını öğrendik. (Değil diyebiliriz çok uzatmadan) Akabinde ilk kez bu hafta ultrason aktivitemiz oldukça uzun sürdü, ilk kez kameramızı şarj etmiş olarak gittiğimizden rahar rahat kayıt da yapabildik. Fasulye tam anlamıyla fıldır fıldır içerde. (Dışarda da aynı hiperaktiviteyi sergilemeyeceğini umduk açıkçası)

13 hafta 4 gün itibariyle fasulyemizin boyu 7.41cm; (artık dşük ihtimali %1,25 civarına inmiş durumda) ense kalınlığı normal, burun kemiği oluşmuş ve görülebiliyor (önemliymiş), omurga ve kaburgalar görünebiliyor. (Hatta foroğraflarda da var, üzerinde yazılı hangisinin hangisi olduğu. Yine fotoğraflardan birinde de ayan beyan görünüyor; kendileri sırıttılar bugün bize. (Güleç yüzlü bir velet olacak herhal.)

İki ay sonra Fetus Sağlığı Merkezi’ne giderek “Detaylı fetal ulrason”a girecekmişiz, randevu almak çok zor olduğundan, şimdiden randevu almamızı söyledi doktorumuz, hay hay dedik. O da bize detaylı fetal ultrasondan bahsetti, veledin ultrasonda tepeden tırnağa en detaylı şekilde incelenmesi, herhangi bir sorununun olup olmadığına bakılması anlamına geliyor.

Neyse, şu an için fazlasıyla erken olmakla birlikte doğumun Memorial Hastanesi‘nde yapılabileceğini konuştuk (Köprüde trafik olurda nasıl geçeriz konulu tez çalışmama yakında başlayacağım) yanı sıra Deniz de yoga yapmaya tekrar başlayabileceğini öğrendi. (Doktorumuz, Deniz’in son bir ayda yaklaşık 1,5 kilo aldığını görünce,”Başla zaten sen Yoga’ya, durma” dedi…:) ) Çıkışta da Bahariye’ye gidip hamile pantalonu aldık Deniz’e…

Günün Fotografı 1
Günün Fotografı 2
Günün Fotografı 3
Günün Fotografı 4

İşte Bir Büyük Gün Daha…

Nerdeyse 1 aydır beklediğimiz randevu günümüz sonunda geldi. 14.30’da doktorumuzda olacağız. 13 – 14 Hafta arası bir yerlerdeyiz (tam olarak 13 hafta 4 gün denilebilir), yani “Birinci Trimester” denen ilk üç aylık dönemi de tamamladık.

Fasulye artık, “tane fasulye” olmaktan çıkıp yaklaşık 7-8 santim’e ulaşmış olmalı (net ölçüyü doktordan sonra biliyor olacağız) ama “tane fasulye”nin yeşil uzun bir “taze fasulye” halini adlığını varsaymak zor değil.

Teorik olarak “taze fasulye”nin cinsiyeti de oluşmuş durumda. Sanırım 18-20 haftalık olduğunda ultrasonda gayet net anlaşılabiliyor cinsiyet ama çok daha öncesinde ultrasonda cinsiyetini göstermiş fasulyelerin hikayelerini duydum. (“Yiğidin malı meydanda olur” modeliyle bu haftalarda cinsiyet öğrenme ihtimalmiz de oldukça kuvvetli yani)

Dolayısıyla bugünkü doktor ziyaretimizin en önemli yanı; işte bu beklentimiz. 3-4 saat sonra “kız babası” veya “oğlan babası” gibi sıfatlara kavuşabilirim. Arkadaşlarım, “Tamam en önemlisi sağlıklı olması” diye başlayan cümlelerini “Tamam da senin içinden geçen, gönlünde yatan hangisi?” diye bitiriyorlar. Cevabım gerçekten klasik: “O kadar fark etmez ki!” Sonuçta; hayatımızda ilk kez, hiçbir şekilde reddemeyeceğimiz, sırt çeviremeceğimiz, vazgeçemeyeceğimiz, herşeyiyle kendi “mamül”ümüz olan “bir şey”imiz olacak. Atamayacağımız, unutamayacağımız, aklımızdan çıkaramayacağımız “tek şey”imiz…

Geçen gün hayallere dalmış trafikle cebelleşirken fark ettiğim şey, yalnız kaldığım anlarda zihnimi meşgul eden şeyler eskiden işle alakalıyken artık ciddi bir yüzdenin de bu “velet” meselesi olduğunu fark ettim. (“Aydım” da denilebilir) Ve yine son günlerde bir kaç kez hayalimde velede farlı farklı hitap ediverdiğimiz gördüm. Bazen, “oğlum” diye bahsediyorum, bazense “kızım”… İkisi de içimde farklı bir heyecan karıncalanması yaratıyor. Neyse… Bir kaç saat daha bekleyeceğiz artık. (Asıl bugün belli olmazsa bekleyiş çok daha heyecanlı sürecek orası kesin)

Bunu da aldım…

Evet, bunu da aldım! Metallica parçalarının Ninni olarak düzenlenmiş versiyonları.

Rockabye Baby! serisinde benzer bir çok rock grubunun derleme albümlerini bulmak mümkün. (Sadece Metallica almadım, Pink Floyd ve Nirvana da aldım) Diğerlerini sırayla toplarım diye düşünüyordum ki AllTunes.com’dan çok çok daha ucuza download edebileceğimi gördüm.

Amazon.com’a girdiğinizde parçalardan ufak kısımlar dinleyebiliyorsunuz, favori parçalarınızın bir de ninni versiyonlarını dinlemenizi öneririm ;)

Rockabye Baby! Lullaby Renditions of Metallica
Rockabye Baby! Lullaby Renditions of Pink Floyd
Rockabye Baby! Lullaby Renditions of Nirvana
Rockabye Baby! Lullaby Renditions of Led Zeppelin
Rockabye Baby! Lullaby Renditions of  Radiohead
Rockabye Baby! Lullaby Renditions of The Cure
Rockabye Baby! Lullaby Renditions of  Coldplay
Rockabye Baby! Lullaby Renditions of Tool

Kendi göbekbağıyla hayata döndü

AA – CHICAGO – Kan kanserine yakalanan altı yaşındaki kız çocuğu, kendi göbekbağından elde edilen kanın nakledilmesi yoluyla hastalıktan kurtuldu. ‘Pediatrics’ dergisinin haberine göre, Illinois’deki bir hastanede üç yıl önce kendi göbekbağından elde edilen kanın nakledildiği kanserli çocuğun hayatı kurtuldu. Uzmanlar, ilk kez bir kişinin lösemiye yakalanıp da kendi kendine verici olduğuna dikkat çekti. Kimliği açıklanmayan kız çocuğuna 2003 yılında kan kanseri teşhisi konmuş, hasta ilaç tedavisine cevap vermiş ancak on ay sonra kanser nüksedince tekrar ilaç tedavisi uygulanmıştı. Kanserin yine nüksedebileceğini düşünen uzmanlar, kan nakli yapmaya karar verdi. Ailede uygun verici bulunamayınca çocuğun doğumdan sonra dondurularak muhafaza edilen göbekbağından yararlanıldı.

Kaynak: Radikal Gazetesi, 6 Ocak 2007

Çocuk koltuklarına dikkat!

AP – YONKERS – Consumer Reports dergisinin testi, arabada kullanılan çocuk koltuklarının saatte 56 km. hızda giderken meydana gelen kazada bile işe yaramadığını ortaya koydu. Dergi, testi uyguladığı 12 araba koltuğundan sadece ikisini tavsiye edebileceğini belirtti, en kötü sonuç aldıkları Evenflo Discovery’nin zorunlu onarım için üretici tarafından geri istenmesini talep etti. Evenflo’ysa Consumer Reports’u kendilerinden bilgi almamakla suçladı.
Ulusal Otoyol Trafik Güvenlik Kurumu’ndan Nicole Nason “Müşterilerin çocuklarını kucaklarında tutmanın koltuğa koymaktan daha güvenli olduğunu düşünmelerini istemeyiz” dedi. En güvenilirden en tehlikelisine koltuklar şöyle sıralandı: Baby Trend Flex-Loc, Graco SnugRide, Chicco KeyFit, Peg Perego Primo Viaggio SIP, Compass I410, Evenflo Embrace, Britax Companion, Graco SafeSeat, Safety 1st Designer, Combi Centre ST. Kesinlikle önerilmeyen çocuk koltukları ise Evenflo Discovery ve Eddie Bauer Comfort.

Kaynak: Radikal Gazetesi, 6 Ocak 2007