Month: Eylül 2008

Saat 01.20…

Saat 01.20 salonda masaya oturmuş, arkam kapıya dönük bilgisayarıma gömülmüş çalışıyorum. Derken sırtımın yorgunluğunu azaltmak için arkama doğru yaslanıp gerindim. Bu sırada gözüm kapıya takılıyor, yaklaşık 1-2 saniye sonra bir hareket görür gibi oluyorum. O anda kapının yanındaki koltukla aynı hizada sarı saçlar beliriyor önce, çok ağır adımlarla, sarhoş gibi, yalpalayarak, nerdeyse kapıya çarparak ama son anda hakimiyeti de koruyarak içeri giriyorsun. Gözlerin açık mı kapalı mı anlaşılmıyor. Yalpalayarak ağır çekimde ilerlerken koltuğun kolunda durak minik oyuncak atı yine çok ağır hareketlerle alıp salonun ortasına doğru gözlerin nerdeyse kapalı ilerlemeye devam ediyorsun.

Dizlerimin üstünde halının ortasında çoktan seni beklemeye başlamışım, önüme kadar gelip tam önümde yere yığlır gibi oturuyorsun. Başın önüne düşüyor, elin halının üzerinde, parmakların açılıyor içindeki oyuncak at yuvarlanıyor yere. Seni alıp bacağımın üstüne oturtuyorum; yaslanıyorsun iyice bana, gözlerin kapalı. Atını avcuna koyduğumda gözlerini bir an için açıp televiyona bakarak bir şeyler söylüyorsun, yine başın önüne düşüyor.

Kollarımın arasında oturur pozisyondayken ayağa kalkıyorum, yatak odasına gidiyoruz, birlikte annenin yanına uzanıyoruz. Biraz kendine gelir gibi olup ordan oraya koyuyorsun başını, derken elini tutunca sakinleşip gözünü kapıyorsun. Nefesinin iyice ağırlaşması ve uykuya dalman on dakika kadar sürüyor. Ancak o zaman yanından kalkıp bilgisayarın başına geri dönüyorum…

Bu olay dün gece geldi başıma. 00.30 gibi rutin süt içme molasına uyanan kızımız geri uyumamakta direnince annesiyle birlikte bizim yatağa geçmişler. (O arada kulaklıkla müzik dinlemekte olduğumdan hiçbir şey duymadım, tek fark ettiğim eşimin artık salonda TV karşısında uyumadığıydı; herhalde yerine gitti diye düşünmüştüm ama sarışın böceğin sesiyle kalkıp uykulu halde baş edemeyip yanına almış) Bir süre sonra uyanan böcek kalkıp yataktan inanılmaz bir ağır çekimde yalpalayarak salona gelmiş… Onu ilk gördüğüm andaki halini; komikliğini ve o anın tadını ne yazıyla ne sözle anlatmam mümkün değil aslında ama yine de deneyeyim dedim.

Çocukları kazadan kurtarmak 300 YTL

(İlker Pehlivan, 22.09.2008, Radikal)

Çocuklar 20 kilometre hızdaki kazalarda bile ciddi şekilde yaralanabiliyor. Avrupa’da 1993’te zorunlu olan çocuk oto koltukları ölüm riskini yüzde 22’ye kadar azaltıyor. Fiyatları ise 150-750 YTL arasında

İSTANBUL – Evde yürümeye başlarken yada sokakta top oynayıp bisiklete binerken yaralanmaması için koruduğumuz bebek ve çocuklar otomobillerde çok sanvunmasız. Çünkü araçlardaki emniyet kemeri ve hava yastığı gibi pasif güvenlik önlemleri genellikle yetişkinler düşünülerek tasarlanıyor. İşte bu noktada çocuk oto güvenlik koltukları yaşamsal bir öneme sahip.

Mecburen anne kucağında
Türkiye’de coçuk koltuğu kullanımı son yıllarda oluşan bilinçle artış gösterse de hÇ¢lÇ¢ Avrupa ve ABD’ye göre çok düşük seviyede. Milyonlarca aile hÇ¢lÇ¢ otomobille seyahat sırasında bebeğin annesinin kucağında ya da arka koltukta oturmasını yeterli görüyor. Yapılan araştırmalar saatte 20 kilometre hızla giderken bile çocukların ölümlü yaralanmalar alabileceğini söylüyor. Çocukların kafaları bedenlerinin dörtte birini oluşturuyor. Yetişkinlerde ise bu oran sekizde bir. Böylece çocuklar kaza anında sartısıntıyı yetişkinlerden çok daha fazla hissediyor.

Radikal gazetesindeki haberin tamamını okumak için lütfen tıklayın.

Birikmiş Linkler

Tatil öncesi yoğunluk sebebiyle son günlerde aklımdaki bir sürü yazıyı ertelemk zorunda kalmıştım. Öyle ki, aklıma gelen yazıları, yeni bulduğum siteleri, tanıştığım blogları bir yerlere kaydetmiş olsam da üç beş dakika vakit ayırıp da siteye ekleme fırsatım olamadı. şimdi serin ve keyifli bir Datça gecesinde (kızlar uyumuşken) bir kenarından başlamak lazım listeyi eritmeye…

Geçen hafta bir kenara ayırdığım web sitelerinden bazıları…

Başaklar.net
: İlk gördüğümde beni etkileyen ilk şey kuşkusuz ki sitenin ismi oldu… Daha doğrusu isme yol aöan durum… Annenin adı Başak, babanın adı Başak, kızlarının adı da Başak… Site için başka şsşm düşünülebilir mi ki?

Deniz Bak Deniz: Bir blogdan başlayınca çevresindeki bloglara da göz atıyor insan ve böylece inanılmaz bir hızla bir çok siteyle tanışabiliyor. Deniz Bak Deniz de öyle… Üstelik evimizde bir Deniz olması sebebiyle ki yaz tatilinde de “denize” sık giden bir aile olarak benzeri bir kavram karmaşası kızımızda da olacak mı diye düşünmedik değil. Gördük ki kendisi annesiyle denizi istediğinde gayet güzel ayrıştırıyor.

Tuntuna Tantana: Tuna’nın doğumundan denize ulaşana kadarki öyküsü… (Amma çok Deniz dedim bu yazıda)

Çalışan Anne Günlüğü
: “İşe gitsin gitmesin, her anne çalışan annedir” diye başlayan bir blog. Biraz fazlaca ürün tanıtımı ağırlıklı olsa da akılda tutmakta fayda var…

Oyalama Kağıdı
: şimdi oyalama kağıdı da ne dieyeceksiniz… Tıklayın gidin, “hakkımızda” sayfasında okuyun ne demekmiş diyeceğim… (Son link ya, herşeyi babadan beklemeyin)

Hadi tamam son bir link daha vereyim, keyifli bir bebek alışveriş sitesi: Babyneeds.com.tr

© 2018 Baba Olmak

Theme by Anders NorenUp ↑