Meyve Suyu Hakkında Yanılgılar ve Gerçekler

Dünya Meyve Günü ile ilgili etkinlik duyurusunun altında meyve sularıyla ilgili bilgisizliğimi ve bu bilgisizlikten dolayı kaygılarımı dile getirip var mı bu konuda detaylı bilgisi olan demiştim. Malum; bir takım oturmuş yanılgılara sahibiz ve bu konudaki açıklamalar da anne ve babalar için çok faydalı olacaktır.
Okumaya devam et

Fotograf Yarışması: Bir Dokunuş Dünyaları Anlatır

Fotograf çeken bir baba olduğumu biliyorsunuz. (Tamam, biraz fazaca fotograf ceken ve çektiklerini paylaşan bir baba olduğumu da biliyorsunuz) Dolayısıyla algıda seçicilik ilkesi uyarınca fotograf yarışmalarının ister istemez ilgimi çekiyor olması şaşırtmaz sizi.

Üstüne üstlük bir de anne – baba – bebek – çocuk – dokunmaz anahtar kelimelerinin de işin içinde olduğu bir fotograf yarışması daha da ilgi çekici olur elbette.
Okumaya devam et

Dünya Meyve Suyu Günü

Yıllar önce İstiklal Caddesi’nde gezerken bir mağazanın vitrininde “Bugün Dünya Kaban Günü” yazısını görmüştüm. (Bahar geldiğinden kabanlarda çok büyük indirim vardı o mağazada…) O gün fark ettim ki her şeyin bir günü olabilir dünyada… Şaka bir yana; gelelim asıl konumuza:
Okumaya devam et

Yeni yönetmeliğe hazır mısınız?

(Radikal, 24 Mayıs 2010)

Karayolları Trafik Yönetmeliği’ne göre, çocuklar, 1 Haziran’dan itibaren otomobillerde zorunlu olarak çocuk koltuğunda seyahat edebilecek

BURSA-Karayolları Trafik Yönetmeliği’ne göre çocukların, otomobillerde çocuk koltuğunda yolculuk etmeleri 1 Hazirandan itibaren zorunlu hale gelecek. Bu uygulama, oto koltuğu pazarının 2010 yılında 3 kat büyümesini sağlayacak.
Okumaya devam et

Bir Fotograf ve Baba Olmak

Bir şekilde internete dalmışken “baba olmak” anahtar kelimeleri sayesinde buldum fotoğrafı… “Baba olmak” hakkındaydı gerçekten de… Biraz daha kurcalayınca hikayesini de öğrendim:
Okumaya devam et

Bez Torba Kullan

Dört günlük bir tatil dönüşü; eve gireli sadece dakikalar oldu. Uyanıklık yapıp tatil dönüşünü pazar sabahına getirdik ki, tatil yorgunluğunu pazar günü dinlenerek atalım. Ve fakat nasıl olduysa 22.30 eve giriş saatimiz. Böcek son anda arabada bayıldı, şu anda yatağında inanılmaz bir keyifle uyuyor…
Okumaya devam et

Varan 2 – Hoşgeldin Rüzgar!

14 Mayıs’ın ikinci bebeği ise öğlen saatlerinde “açılın akayım ben geldim, ner’de fotograf makinesi, ner’de klavye” diyerek dünyaya gelen Selda ve Özer’in Rüzgar’ı oldu. (Rüzgar biraz daha şanslı çünkü adam gibi bir doğum fotoğrafçısı vardı, zaten anne de fotografçı, doğduktan bir süre sonra Sinem bayrağı Selda’ya devretmiştir muhtemelen…
Okumaya devam et

Varan 1 – Hoşgeldin Deniz!

Bir dönem yeni doğmuş bebeklere dair ufak tefek duyurular ve kutlamalar yapıyordum Babaolmak.com’da… Farkında olmadan ara vermişim; geçen hafta arkadaşlarım Gizem ve Ercan’ın en heyecanlı dakikalarında fotoğraf makinemle yanlarında olunca fark ettim bunu… (Çakma doğum fotoğrafçısı da denebilir benim için… Hemşireler filan “doğum fotoğrafçısıyım” dediğimde gerçekten şaşırıyorlar; malum doğum fotoğrafçılarının hepsi kadın…)
Okumaya devam et

Babalar da doğum sonrası depresyona girermiş meğer…

(Radikal, 20 Mayıs 2010)

Doğumdan sonra depresyona giren sadece kadınlar değilmiş. Norfolk’taki Eastern Virginia Tıp Okulu’nda yürütülen bir araştırmaya göre artık yeni kuşak babalar da ‘postpartum depresyon’ denilen doğum sonrası depresyon yaşıyor. 28 bin yetişkin kadın ve erkekle daha önce yapılıp yayımlanmış 43 istatistiki verinin incelenmesiyle tamamlanan çalışmaya göre, 10 erkekten biri ya da daha fazlası çocuklarının dünyaya gelmesinin ardından depresyona giriyor.

Haberin tamamına ulaşmak için Radikal gazetesine ulaşabilirsiniz

Öte yandan derseniz ki bu kadarcık haber beni kesmez, o zaman The Wall Street Journal’da, haberin orijinaline ulaşabilirsiniz:

New Dads, Too, Can Suffer Depression

Bu arada orijinalini okumanızı tavsiye ederim, çok daha detaylı ve bir de örnek barındırıyor, hatta ütüne üstlük bir de site öğreniyorsunuz yazının sonunda.

– Tembeller için söz konusu siteyi de linklemekte fayda var: Postpartummen.com

Bir Dolap Dolusu Çocuk Kitabı

Ben bir blog yazarıyım… Ve elbette bir blog meraklısıyım. Blog, daha doğrusu weblog kavramiyla 2000’li yılların başında tanışmamdan önce de kişisel websitemde adı konmamış bir blogculuk yapıyordum. (Nerdeyse 12-13 sene olmuş) Bu süre içinde kişisel blogum da, bir çok tematik blogum da oldu. Kişisel blogumdan sonra en uzun süreli olanı Babaolmak.com oldu, o da zaten zaman içinde kişisel blogumun yerini aldı… PCnet dergisinde Türkçe bloglar üzerine köşe yazarlığı da yaptım, blog dünyasıyla ilgili panellerde, seminerlerde konuştuğum da oldu. “Ben bunu düşünmüştüm” dediğim çok bloga rastladım… Bu arada düşündüğüm blogların çoğunu da hayata geçirdim maymun iştahlı bir blog meraklısı olarak ama sonunda blog yayıncılığında en önemli şeyin istikrar ve tutarlılığın, sürdürülebilirliğin, devamlılığın önemini fark ederek konsantrasyonumu tek bir bloga, Babaolmak.com’a vermeye karar verdim. (En azından uzun bir süre için) Aklıma gelen blog fikirlerini değerlendirsem de, Google’da şöyle bir arayıp benzeri var mı diye yoklasam da hayata geçirmez, “biri ilerde yapar nasıl olsa” diyerek yürür gecer oldum…
Okumaya devam et

Türkiye’yi Kurtarmaya Geliyoruz…

Blog Ödülleri’nin basındaki yansımaları devam ediyor. Bugünkü Milliyet gazetesinde de hoş bir sürpriz vardı; Fatoş Karahasan’ın Blog Ödülleri’ndeki Aile kategorisinin kazananları arasındak babalar…
Okumaya devam et

Konuk Bir Yazardan Özel Bir Yazı…

Tüm babalara açık olsa da “konuk yazarlar” kategorisi neredeyse hiç yazı gelmiyor… (Ama bir iki hain planım var elbette…)

Ama şimdi tam burada elimde özel bir yazı var; az önce kaleme alınmış ve Facebook’tan ualştrılmış durumda bana… Yayımlama kararı bana bırakıldığından ben de arkadaşımın yazısını, noktasına virgülüne dokunmadan yayımlıyorum. (Yazıda sözü geçen “dönem” ait fotograflara şu linkten ulaşılabilir…)

Gördüğüm her şeyden çok farklıydı. Hiçbir filmde ya da tiyatro da göremezdiniz öyle bir sahneyi. En iyi senaristlerin kaleminden de yazılamazdı böylesi, en başarılı yönetmenlerin elinden de çıkamazdı. Kalabalık bir sahnenin iki kişisiydi gördüklerim. Broadway’de bir müzikal sahnesinde dev spotların gösterdiği iki kişi kadar fark edilir ve parlaktılar. Onlar hiç bilmedi ama hayatımda büyük değişikliklere sebep oldular. Açık olacağım; öyle büyük dönüm noktaları yaşamadım hayatta, her şey fazla kolay gerçekleşti. Çaba harcamadan. Arada kontrolümü kaybetmem bundandır belki. Ama bu iki insan içimdeki çok şeyi değiştirdi. Hiçbir zaman basmakalıp tanımının dışında göremediğim “aşk”’ın ne anlama geldiğini gösterdiler bana. Bir kelimeyi büyük puntolarda görmek gibiydi herhangi bir metnin içinden.
Askerlik yaptığım sırada tanıştığım bir adamla kızıydı gördüğüm. Hafta sonları ziyarete geliyordu küçük kız ve annesi. İki haftadır ayrıydı babasından minik Z. İlk sarılmalarını kendi bakış açımdan anlatabileceğimi sanmıyorum ama acı bir hardaldan bir kaşık almak gibiydi. Tadını ilk aldığında hiçbir şey olmaz hani, birkaç saniye içinde “DAN” diye beynine vurur adamın. İşte öyleydi. İlk gördüğümde normal bir baba kız sarılması gibi gözüküyordu ama ancak gerçekten görmek isterseniz görebileceğiniz bir şey vardı aralarında. Tarifsiz. Bir insanı başka bir insana öyle bakarken görebileceğimi sanmıyorum bir daha. Orada ağlarken herkes yanımda duran kız arkadaşıma kavuştuğum için ağladığımı sanıyordu beklide. Ama ben bu iki insanın arasındaki aşka ağlamıştım. Gerçekten aşktı bu. Hem de herhangi bir sözlükte bulamayacağınız bir tanımıyla duruyordu karşımda. Minik Z.’den gözlerimi ayırabildiğimde kız arkadaşıma baktım ve sarıldım O’na. Evleneceğim kadının o olmadığını biliyordum o zamandan. Ama küçük Z. Ve babasını izlemek herhangi bir kadına evlenme teklifi ettirebilirdi bana o sırada. Daha çok sarıldım sevgilime. Çünkü, kadınlara ve aileye bakış açımı altüst etmişti bu biri büyük diğeri oldukça küçük iki insan. Sadece iki haftadır tanıyordum küçük Z.’nin babasını ama gurur duymuştum böyle bir arkadaşa sahip olduğum için. Adam gibi bir adam. Adam gibi bir baba.
İyi ki varsınız Özgür ve küçük Z.. Her şeyi değiştirdiniz. Bana asla unutmayacağım şeyler gösterdiğiniz için çok mutluyum. Hep alkışlansın bu sahne. Hiç kapanmasın bu perde. Var olun.
Kutay Yorulmaz – KD71

Eline sağlık Kutay; tam öğle yemeği saatinde, yutkunamaz hale getirdin beni…

Beş anne-babadan biri çok pişman!

Bu sabahki gazetede anneler, baalar ve bebeklerle ilgili üç haber vardı dikkatimi çeken… Hepsini toplu halde paylaşayım ve link vereyim, çok da yer kaybetmeyeyim… ;)
Okumaya devam et

Dokunmak, Sabiha Paktuna Keskin ve Ayşe Arman

Geçen hafta çok sık yapmadığım bir şey yaptım. Bir markanın organize ettiği bir sergi açılışına gittim. (Göstere göstere reklam yapmak gibi olmasın, Prima Premium Care) Davet, profesyonel şapkam değil de baba şapkama gelmişti; Babaolmak.com üzerinden ulaşan basın ve halkla ilişkiler firması tarafından davet edilmiştim etkinliğe…

Marka Prima idi, Premium Care bebek bezlerinin tanıtımına yönelik olarak doğum fotoğrafçısı Şengül Pallı‘nın fotoğraflarından oluşan “dokunmak” konseptli bir sergi açıyorlardı, açılışa “dokunmak” konusunta takıntılı olduğu bilinen Prof.Sabiha Paktuna Keskin davetliydi ve onunla sahnede röportaj yapmak üzere de Ayşe Arman…
Okumaya devam et

Anneler Günü, Anna Jarvis ve Bir İki Yazı

Neredeyse saatlerdir anneler günü yazısı yazacağım. Tam aklımdakileri güzelce toplarlayıp yazmaya başlarken başka bir yazıya, başka bir bloğa daha denk geliyorum… O link diğerini o öbürünü tetikliyor, oradan oraya geziniyorum…

En sonunda aklıma “anneler günü” sebebiyle bir anneye bırakma fikri geldi blogu… Derken zaten babaolmak.com’da yayımlamak üzere kenarda beklettiğim bir iki yazı da karışınca işin içine düşündüğüm kurgu iyice karıştı… Ama bir yerinden başlamam da lazım…
Okumaya devam et