Month: Temmuz 2009 (page 1 of 2)

Orada Bir Orman Var Uzakta

Bu aralar bir şekilde fazlasıyla sosyal sorumluluk modundayım. O yüzden sabah gelen bir e-posta mesajının içeriğini babaolmak.com’da da paylaşayım istedim. (Baba olmanın -tamam ebeveyn olmanın diyelim- sorumluluklarından biri de çevre duyarlılığı değil midir) Mesajın kaynağı benim de bir şekilde karıncacık karınca destekçisi olduğum Greenpeace… Konu Amazon kampanyasının 10.yılı. (Teee nerede, önce kendi ormanlarımızla ilgilensek diyebilirsiniz ama, küresel ısınmanın küserelliği, böylesi büyük ormanların tüm iklime etkisi düşünüldüğünde hiç vakit kaybetmeden desteklemek lazım bence…)

Greenpeace Amazonlar’daki kampanyasının 10. yılını kutlarken desteğinize her zamankinden fazla ihtiyaç duyuyor. Aralık ayındaki Kopenhag İklim Zirvesi’nde Amazonlar’ı sonsuza kadar kurtarabilmemiz için Greenpeace’e destek verin.

Videoyu seyredin…

Videoyu Facebook’ta paylaşın…

Bu Akşam TRT2’de…

urlTRT 2’de yayınlanan “Parantez” programının bu akşamki bölümünde “blog” konusu işleniyor. Konuklardan birisi de internet ortamlarında tanınan bir “baba” ve blogu: Babaolmak.com :) İş çıkışı vaktiniz olursa program bu akşam (yani 22 Temmuz 2009 – Çarşamba) 19.30’da TRT 2’de.

Tek konuk ben değilim elbet. Devletşah.com ve Devleşah, Gamzetuysuz.com ve Gamze Tüysüz ve de Tatlı Hayat ile Nahide Mutlu da konuk. Yanı sıra biz dördümüzle aynı koltuğa sığamayan Eray Endeş ve Blog Ödülleri de programın konukları arasında. Üç bayan ve bloglarının yanında bir de baba… ;) Bekleriz efenim… Keyifli bir sohbet oldu. Zaten arkadaşım olan Devletşah ve Eray’ın yanında iki yeni blog ve blogcu ile tanışmış oldum. Sizlere de tavsiye ederim.

Jülide Ateş’in sunduğu Parantez programı hakkında az daha detaylı bilgi isterseniz:

Gündelik hayatımız bir koşuşturma içerisinde geçiyor. Bu yüzden hayatın birçok güzelliğini kaçırabiliyoruz. Oysa bir anlık nefes alma, birazcık dikkat, belki de yanından geçip gittiğimiz birçok ayrıntıyı yakalamamızı sağlayacak. Hayatımız daha farklı olacak. İşte ‘Parantez’ programı, seyircisinden bu özeni, bu dikkati talep ediyor. Jülide Ateş’in sunduğu program, hayatımızda unuttuğumuz bir güzelliği, dikkatimizden kaçan bir ayrıntıyı konu edinecek. Bazen ilginç bir mekÇ¢nı, bazen ilginç bir portreyi, bazen de üzerinde düşünmemiz gereken küçük ayrıntıları seyirci ile paylaşmayı hedefliyor.

En baba 10 Yeşilçam karakteri…

Uzun zamandır aklımda olan ama sürekli araya bir şeylerin girmesi sebebiyle Babaolmak.com’a alıp da yayınlayamadığım bir dosyayı sonunda buraya alabiliyorum. Çünkü şu anda bambaşka bir sebeple Madde Bağımlısı‘nı gezerken tekrar aynı dosyaya denk gelip bir kere daha okudum: En baba 10 Yeşilçam karakteri…

şimdi buraya kopyala yapıştır yapmam çok anlamlı olmayacak; dosyayı gidip orijinal mekanında okumanız daha mantıklı benim diyeceğim, Madde Bağımlısı‘nın baş bağımlısı (veya maddecibaşı da denilebilir) Deniz Tan’ın bu listeyi babalar günü şerefine oluşturduğu… Hadi girişini de alalım, tam olsun… Sonra siz de gidin listeyi gözden geçirin…

Babalar günü olur da biz Madde Bağımlısı olarak hiç unutur muyuz sevgili babalarımızı! Bu en sevdiğimiz, şeker adamlar, en şeker halleriyle bana sorarsanız Türk sinemasında resmedilmişlerdir. Binbir çeşit sevimli baba karakteri yaratılmış, tip tip babalar sunulmuştur izleyenlere. He bunca baba arasında benim nev-i şahsına münhasır, her şeyi bilen bi tanecik babama benzeyeni yok ama olsun!

şimdi buyrunuz listeye:  En baba 10 Yeşilçam karakteri…

İlk Görüşte Aşk: Early Rider

earlyrider1

Geçen hafta bir akşamüstü sinema kaçamağımızda (ki sinemaya gitmeyi -yine- beceremedik) eşimle Meydan Alışveriş Merkezi’nde açıkhavada gezerken yanımızdan hızla bir şey geçti. Dikkatli bakınca bunun iki yaşlarında “bisikletli” bir velet olduğunu fark ettik. Kafasında bisikletçi kaskıyla Meydan’daki kalabalık içinde fıldır fıldır bisiklet sürüyordu velet. Ahşaptan çok şık bir bisiklet vardı altında “iki tekerlekli” ve ufacıktı. Bu yaşta velet sahibi olan, olmuş olan herkes fark etmiştir ki bu yaş civarında bu yaratıklar iki tekerlekli bisikleti bırak üç tekerlekliye bile zor binmektedirler. (Yaş itibariyle bir takım hareket kabiliyetleri  el – kol – göz koordinasyonları o derece gelişmemiş oluyor) Ancak bu velet bildiğin iki tekerlekli bisiklete biniyordu…

Dikkatli bakınca, bisiklette neyin eksik olduğunu fark etmekte zorlanmadık: Pedalları yoktu… İşte anahtar bu… Pedallar olmadığında, pedalları çevirmesi de gerekmiyor ve pratikte aslında sadece koşuyordu… Oturarak koşuyor, önündeki direksiyonla da bisikletçiğine yön veriyordu. Kızımız yanımızda olmadığından göremedi… Görse kesinlikle ilgisini çok çekerdi ama benim için alet tam anlamıyla ilk görüşte aşktı…

Biraz sonra şansımıza arka masamıza oturdular. Bu sırada aletin yanında yazan “Early Rider” markasını cep telefonuyla Google’da aratabildim, gerek kendi sitesine gerekse bir çok mağazanın sitesinde alete ulaştım. Ama yetrli değildi… Türkiye’de de bulmak gerekirdi. (Bir ara ufaklığın masadan ayrılmasını fırsat bilip eşime “yürütelim mi?” “alıp koşarak kaçsak” gibi alternatifler sıralasam da hiçbiri kabul görmedi. En sonunda hayatta yapmayacağım bir şeyi yapıp, inanılmaz bir sosyallik göstererek gidip veledin annesine sordum nereden aldıklarını. Tahmin ettiğim gibi Londra’da yaşayan bir teyzesi varmış veledin. Ama Türkiye’de bir iki yerde )galiba Leonardini’nin Cadde’deki mağazasında gören olmuş…

İşte böyle… Yurtdışı (Özellikle İngiltere) imkanı olanlar, kendine alabileceği son derece şahane bisiklet parasını 2-5 yaşındaki veledini bisiklete başlatmak için göz kırpmadan harcayabilecekler için bir tasarım harikası: Early Rider

Kendi sitesine mutlaka girin ( Özellikle de fotograf galerisi ve videoyu seyretmeden çıkmayın, üç farklı modeli inceleyin)

Ya da şu, bu, ya da şu siteden ürünü inceleyebilirsiniz…

Early Rider Facebook Sayfası…

şurada da orijinal yedek parçaları satın alabiliyorsunuz…

Türkiye’de gören duyan olursa da haber verirseniz süper olur… Buradan herkese duyururuz ;)

earlyrider3

Emziği Bırakmak

zeynep-emzikYaklaşık 2 aydır hazırlık halindeydik. Z., iki yaşını doldurunca uyumak üzereyken ağzına aldığı emziği bırakacaktı. Emziklerinden birini Mine Teyze’sinin köpeği Hippi’ye, diğerini de yakın zamanda doğmuş olan Duru’ya hediye edecekti. Her fırsatta bu konuyu hatırlatıyor, “Z emziğini Hippi’ye verecek değil mi?” diyor ve teyidini alıyorduk. Kızımız son derece içten ve kendine güvenli bir şekilde bu durumu onaylıyordu.

Geçtiğimiz hafta sonu da doğumgünü planı, çekirdek aile olarak başbaşa bir kamp hafta sonu yapıp Cumartei’yi Ağva’da geçirmek ardından Pazar günü eve dönmeden Mine Teyze’ye uğrayıp emziği Hippi’ye hediye etme töreni yapmaktı. Ancak plan Pazar sabahı hafifçe değişti. Kamp alanındaki sürekli komşumuz Alp Bey ve Pervin Hanım’ın köpekleri Paşa kızımıza genel olarak iyi davranmasa da, belki de gözüne girmek adına, Z; emziğini Paşa’ya vermeye karar verdi. Üstelik konuyu çok uzatmadan da emzik Paşa’ya veriliverdi. Ve komşular hemen bu seremoninin ardından evlerine döndüler.

Bu olaydan yaklaşık 2 saat sonra Z, hamakta öğle uykusuna yattı. Daha doğrusu yatmaya çalıştı. Çok uykusu olmasına rağmen, hamak hafifçe sallanıyor olmasına, annesi elini tutuyor olmasına rağmen Z bir türlü uykuya geçemedi… Yanına yaklaşıldığında inleme ve sayıklama karışımı bir sesle sürekli olarak “Paşa emziğimi geri veeeer, Paşa emziğimi geri veeeer, Paşa emziğimi geri veeeeer” diyordu. Sonuç olumsuz oldu, annemiz hamakta uyurken Z, öğle uykusunu es geçti. Dönüş yolunda arabada zorla da olsa uykuya daldı ama yarım saat içinde uyanıverdi.

İlk akşam annesinin yaklaşık bir saatlik mücadelesine rağmen uyumayan Z, babasının masal anlatmaya başlamasıyla yaklaşık 55-60 dakika sonra bizim yatakta “bayıldı” (Son derece saçma sapan olan masal önce anneyi uyuttu, Z bir iki dakika daha uyumasaydı kendi kendimi de uyutmuş olacaktım korkarım) İlk gece uyandığında emziğini arayacağından ve bulamayınca büyük arıza çıkacağından aramızda yatmasını planlamıştık. Nitekim beklenen 03.20 sularında gerçekleşti ve hanfendi uyanıp emziğini arayıp da bulamayınca yaygarayı kopardı. (Daha önce yazmıştım “içine cin kaçtı galiba” moduna girdi üstelik büyük bir hızla. Yanında kimseyi istemeyen ama hemen sonra annesini isteyen, sonra onu da istemeyen, ardından süt isteyen sonra onu da istemeyen, kendi yatağına gitmek isteyen, gidildiğinde yatmayan, yatıldığında kalkılmayan, bacağını koparıyor olsak en fazla o şekilde böğürebileceği bir mod. Yaklaşık 45.dakikada eşimle birlikte “biz ne halt ettik” diye düşünmeye başlamıştık ama geri dönüş de yoktu. Asıl emzik Paşa’ya verilmiş diğerleri de çoktan kaybolmuştu (!). Geri adım atamazdık. Bu arada Z, kendi yatağında emziksiz uyumayı denemiş, al elimizi tut tekliflerimizi buyuk bir karizmayla “emzik yoksa el de istemem” artisliğiyle karşılamış hatta bir ara annesini odasından çıkarıp, “yalnız uyurum ben sen çık kapıyı da kapat böhüüüü” gibi tripler de yapmıştı. (Yalnız uyurum tribi taş çatlasın 23 saniye sürdü bu arada) 70.dakika civarı komşularımızın zıvanadan çıkmak üzere olduğu öngörüsüyle – ki sanırım ağlama ve böğürme sesinden beynimiz de uyuşmuştu – bir orta yol bulduk. Emziği verelim… Ama bazı kaynaklarda önerildiği şekilde, hoşlanmayacağı biçimde, emziğin ucunu keserek verelim… Koşa koşa emziğin ucu kesildi, “Babacım al bakalım, sen Paşa’ya verdikten sonra zorla geri aldık ama ucunu yemiş Paşa” diyerek emziği verdikten sonra küçük hanım kesik emzikle bir anlık tereddüt yaşasa da 10. saniye civarında bizim yatağın tam ortasında ve enlemesine olarak horul horul uyuyordu. Korkumuzdan ancak iki yanına sıkışabildik ki annesi sabah olduğunda başı yatakta, dizleri yerde uyuyordu…

Pazartesi öğlen uykusu uyunamadı emziksizlikten… Akşam anne baba büyük bir hayvanlık örneği sergileyerek spontan bir son dakika planıyla minnoşu teyzesine satıp sinemaya gittik. :) (Nasıl olsa bir süre kesik emzikle idare edilecek rahatlığıyla) Sinemaya girmeyi beceremesek de iki saat sonra eve geldiğimizde karşılaştığımız manzara şuydu: Z, yatağının başucunda duran onu uyuturken oturduğumuz kanepede uyuyor, teyzesi kolları ve bacakları iki yana açılmış şekilde kanepenin önünde yerde halının üzerinde uyuyor…  Uyanınca ilk duyduğumuz söz “Nolur bir daha beni bu yaratıkla yalnız bırakmayın” oldu…Z. iki saatin sadece 15 dakikasında susmuştu. (O da doldurulmuş küvetinde oturup suyla oynadığı sırada) Oysa biz alışverişe gidip döneceğimizi, teyzesiyle usluca oturmasını söylerken “Gelirken bana da dondurma mı alacaksınız?” diyerek son derece efendice bir tavır sergilemişti. Sonrasında sabaha kadar tık demedi…

Salı gecesi eve geç geldiğimde annemizin yüzünden düşenin bin parça oluşundan da belli olduğu üzere böceğin yatmadan önce tam iki saat ağladığını, uyumak bilmediğini öğrendim.

Çarşamba gündüz ve Çarşamba gece yine 1,5 – 2 saatlik uğraşlarla emziksiz uyutuldu kendisi. Ancak çarşamba sabaha karşı uyandığında avutmak yine vakit aldığı gibi, kendini ilk uyutan kişiden başkasını tanımadığından benim müdehalem işe yaramadı 03.00 sularında illa ki annesiyle görüşmek istediğini yoksa yine bütün mahalleyi uyandıracağını gürültülü bir şekilde tebliğ etti bana.

Bu gece (Perşembe gecesi) annemiz dışarı çıkma planı yaptığından baba-kız gecesi geçirdik. Böylece tüm bu kaprisi anneye yapıp yapmadığını da öğrenme fırsatımız olacaktı. Yatma saati geldiğinde bolca kitap okuduk. (Bu arada dünkü emziksiz uyutulma konusundan habersiz olduğumdan ben kesik emziğini vemiştim) Ben kanapede o yatağında uzanmışken elini tutma tekliflerimi “artık el kullanmıyorum” diyerek reddetti. Sonra yatağından çıkıp kanepeye yanıma geldi, uzun süre sığışamadık ama ben yere inip bir elimle onun elini tutunca 1-2 dakika içinde uyudu… 3-4 dakika sonra ağzından emziğini bile atmıştı… Yatağına geçirirken kendisiyle göz göze gelince el mecbur emziğini geri verdim, asayiş sağlandı…

Sanki şimdilik fena gitmiyor gibi operasyon. Gelişmeleri aktarmaya devam edeceğim. Bir yandan da konuyla ilgili başınızdan geçenleri de duysak sanırım çok faydalı olur ;)

Konuyla ilgili bir iki ingilizce yazı:

When should my baby stop using a pacifier?
How can I get my baby to sleep without a pacifier?
Is my toddler using his pacifier to cope with separation anxiety?

(Fotoğraf: Selda Dölekoğlu – Dinemiz )

Older posts

© 2018 Baba Olmak

Theme by Anders NorenUp ↑