Babaların Blogları

Sağ sütuna yeni bir link grubu daha ekledim: Babaların Blog’ları. Güzel memleketimizde babalar pek birşeyler yazmasalar da, (Babaolmak.com’da gerek yorumlarda, gerek e-maillerde sesi çıkan babalar gittikçe çoğalıyor, onları ayrı tutuyorum…) dünya üzerinde web günlüğü – yani weblog – yani kısaca blog tutan bir çok baba var. Sitelerini ara ara tanıtmayı planlasam da, hazır el atmışken (ve geziniyorken) elimin altına ilk geliverenleri link olarak ekledim yan tarafa…

Hepsi birbirinden ilginç, hepsi başka tecrübeler, başka buluşlar içeriyor… Tıklayınız, geziniz… (Yok aslında birbirimizden farkımız)  ;)

Katil karıncalar (Korkulu pedagoji filmi)

Böcek korkusu nesilden nesile ilerler. Anneniz kalorifer böceği görünce yanınızda naralar atmışsa, siz de aynısını çocuğa geçirirsiniz

Ayça şen, Radikal Cumartesi, 27 Mayıs 2007

Memo’nun yaz tatilinde olması bana maddi olarak fena koymaya başladı değerli okur. Bu yüzden buradan her hafta bir yarışma yapmaya karar verdim. Kazanan şanslı okurlarımız bana Edremit’e gidiş dönüş uçak bileti ısmarlama şansı kazanacak. Bu haftaki bilgi yarışmamızın sorusunu sorabilmek için önce biraz bilgi sahibi olmam gerekiyor, bunu şimdilik erteleyelim.
Gelgelelim, çocukların böcek cücük, kedi köpek telef etme dönemlerini bizzat yaşadığım son dönemimize…

Böcek korkusu nesilden nesile geçen bir şeydir, bilirsiniz. Anneniz ya da babanız yanınızda bir kez garip naralar atarak bir köşeye çekilip kalorifer böceğine tüyleri diken diken olmuş bir halde, garip sesler çıkararak spastik yüz ifadeleri yapmışsa, siz de aynını çocuğunuza geçirirsiniz. Bu, aynı esneme gibi bulaşıcı bir şeydir.

Yazının tamamını Radikal’de okuyabilirsiniz…
Ya da en iyisi mi, gidin Ayça şen’İn tüm yazılarını okuyun…

Büyükler İçin Çocuk şarkıları

Büyükler İçin Çocuk şarkıları” bir Bülent Ortaçgil – Fikret Kızılok albümü. 20 yıl önce kaydedilmiş çocuk şarkıları. Dün kaydedilmişler gibi taptaze… Kesinlikle tavsiye etmekle kalmam, alın dinleyin diye de ısrar ederim. (Ediyorum) Hatta boşverin çocuğunuzu, kendiniz dinleyin. (O kadar da değil elbette) Hemen edinmek isterseniz şURAYA tıklayabilirsiniz.

Aile.org’a da sonunda ikinci yazısını yazmış bir kişiyim; (beklediğimden daha uzun sürdü ikinci yazıyı yazmam… İlham işte) Tesadüfe bakın ki söz konusu yazı da “Büyükler için çocuk şarkıları” hakkında…

Yoksa? Acaba? Benden beklenen bu değil mi? Burada aslında (buraların tek babası olarak) baba olmakla ilgili yazacaktım değil mi? Hatta sanırım 34. Haftada bir babanın neler hissettiğini, NST denen haftada iki bebeğin kalp atışlarını dinleme aktivitesinin detaylarını, doktorumuzla yaptığımız tarih belirleme görüşmesini ve normal doğum kararından sezeryana dönüşümüzün macerasını anlatacaktım galiba?

Hepsini boşverdim.

Yazının tamamını okumak için tıklamanız lazım ;)

Mutlu, Üzgün, Kızgın sonra da şaşkın

Fotoğraflar şubat 2006 tarihli, mimikli fıstık Melissa. Bu hafta sonu İstanbul’dan ayrılarak Datça’ya yerleşen, en yakın arkadaşlarımızdan Pir’gillerin kızı… Ayça şen’in bu haftaki yazısında dediği “Ha çocuk ha deli!” lafını aynen hakeden, lastik surat Melissa. Kardeşi Ege’yi daha önce Babaolmak.com’da kanguru denerken manken olarak değerlendirmiştik. (Ege’nin gençliğinin fotoları da babasının sitesinde mevcut) Melissa bu fotografta 4,5 yaşında… Nerdeyse doğumundan beridir yakınımızda olan Melissa artık Eski Datça’nın sokaklarında doğa’yla içiçe…

melissa-surat.jpg

Tom Cruise’un oynadığı bir Oliver Stone filmi…

Çok yıllar önce seyretmiştim, ama sinema’da seyrettiğimi de hatırlıyorum. ’89 yapımı vir film. İlk seyrettiğimde de çok beğenmiştim, sonrakilerde de… İpucu vermek gerekirse Vietnam savaşı hakkındaydı ve bir Amerikan filmi olmasına rağmen oldukça nesnel bir bakış açısıyla, yansız bir gözle “savaş”ın anlatıldığı başarılı bir filmdi. Bu arada, gerçek bir hayat hikayesinden uyarlanan filmin 8 adaylıkla birlikte 2 de Oscar ödülü var: En iyi yönetmen ve en iyi kurgu)

Neyse, uzatıp da olayı yarışma havasına sokmayayım. (Aslında en başta “yorumlara cevaplarınızı yazın, bilenler arasında çekiliş düzenleyeceğim” demeyi düşünmüştüm.) Mevzubahis film: Doğum Günü Dört Temmuz (Born on the 4th of July)

Evet; “Doğum Günü Dört Temmuz”  ;)

34. Hafta ve kaldı geriye 34 gün!

şaka maka, kızımızla tanışmaya gittikçe yaklaşıyoruz. Kasım ayında ne kadar da uzak görünüyordu Nisan, Mayıs, Haziran… Bu arada; “normal” diye başladığımız yolculuk da bu aralar “sezeryan” sinyalleri vermeye başladı. Dolayısıyla kızımızın normal doğum tarihi 13 Temmuz gibi görünse de 30 Haziran, 1 veya 2 Temmuz civarında kendisiyle tanışmamız çok muhtemel. (Hoş, bu aralar sezeryandan önce doğmaya kalkışan veletlerle ilgili çok hikaye duyuyorum – tabi sen ver vitamini, kalsiyumu, demiri, flor’u bünyeye, onlar da erkenden “olup” daldan kopmaya çalışırlar elbette)

Neyse; sayfanın sağ alt tarafına (en sağ sütunun, en altı da denilebilir) ufak bir sayaç ekledim. 2 Temmuz 2007, 08.00 olursa doğum, şu an ne kadar süre kaldığını gösteriyor. şu anda 34 gün veya başka bir deyişle 834 saatimiz var.

34. Hafta

Geçtiğimiz cuma 33.hafta bitti. Geçen hafta hem salı hem de cumartesi NST’ye gidildi. (İlkine maalesef gidemedim) Cumartesi gittiğimde ise kızımızın kalp atışlarını cep telefonuyla kaydettik. (Kalp atışlarına istanden kızımızın göbek adı “lokomotif” olabilir)

– 33.hafta itibariyle veledimiz duyabiliyor, görebiliyor, hissedebiliyor. (Dün gece biraz Beatles, üstüne de Henry Mancini’den “Pembe Panter” dinledi kendileri. Ya keyifle dans etti, ya da  kapatın müziği diye tekmeledi durdu…)
– Akciğerler gelişimini neredeyse tamamlamış.
– Vücudu koruyacak, vücut ısısını stabil tutacak olan deri altı yağ tabakası gittikçe kalınlaşıyor.
– Artık dizler, dirsekler rahatça hissedilebilir.
– Bebek artık hızla kilo almakta (dolayısıyla anne de)
– 34. haftada ise bebeğimizin akciğerlerinde “Surfaktan” var artık. (Büyük ihtimalle) Bu madde sayesinde ciğerlerinden hava boşalınca ciğer duvarları birbirine yapışmayacak. (Çok erken doğan veletlere bu madde dışardan müdehale ile veriliyormuş)
– Bebeğin böbrek üstü bezlerinden sargılanan hormonlar annede süt üretimini başlatabilirmiş. (“…Sizde süt üretimini başlatabilir” diyordu okuduğum kaynak… Bende süt üretimi başlayabileceğini sanmadığımdan, sadece anneleri muhatap aldıklarını düşündüm; kınadım, geçtim)
– Kızımız artık normal insanlar gibi gözlerini uyurken kapayıp, uyanıkken açık tutar olmuş. (Tırnakları da parmaklarının ucuna kadar uzamış bu arada)
– Bağışıklık sistemi de gelişmeye başlamış, ufak tefek enfeksiyonlarla mücadele edebilirmiş artık kendileri. (Edecek tabi; kimin kızı o…: )

Gittigidiyor.com’da Bebek Kategorisi

Daha önce de bebeklere yönelik ürünler farklı kategorilerde bulunabiliyordu Gittigidiyor.com’da. Bugün gezinirken gördüm ki, “ana kategoriler” arasına “bebek” kategorisi de eklenmiş. Üstelik kategorizasyon da alfabetik olduğundan; antikalardan sonra ikinci sırada bebe kategorisi geliyor.

Kategorinin altında oldukça fazla sayıda alt kategori de bulunuyor. Özellikle bebek giyim kategorisinin altında binlerce ürün var. Veletlerin özellikle de kıyafetleri çok kısa zamanda ufaldığından muhtemelen çok az gityilmiş veya hiç giyilememiş kiyafetler için iyi bir mecra olabilir Gittigidiyor.com. (Hoş, insanlar genelde yakınlarına, bir sonraki çocuklarına veya çevrelerindeki maddi güçlük içindeki insanlara ayırmayı tercih ediyorlar ellerindekileri.) Hatta küçülen kıyafetlerin toplanarak biriktiği ve ihtiyaç sahiplerine dağıtıldı organizasyonlar da var. (Detayları bilehare yorumlara ekleyeceğim)

İlgilenenler için, link malum: Gittigidiyor.com

‘Özgür doğumcu’ kendi işini kendi görür!

( Radikal, 24 Mayıs 2007 )

Türklerin tarlada doğurma klasiği Britanya ve Kuzey Amerika’da hızla yayılan bir akım. Evde, tek başına, uzman ve tıbbi ekipman yokken doğum yapan ‘özgür doğumcu’lar tartışmanın göbeğinde.

Süper kadın değiller. Doğaüstü güçleri, acıya bağışıklıkları veya adrenalin tutkuları da yok. Ama bir kadının hayatında yaşayabileceği en acılı ve korkutucu tecrübeyi yaşamayı tercih ediyorlar. ‘Özgür doğumcu’lar bebeklerini evde, çoğu zaman yalnız başlarına ve ilaç, hastabakıcı veya tıbbi yardım olmadan doğuruyorlar.
Onlara göre ‘korku tüccarı’ dedikleri doktor ve ebelerin gazabından kurtulup bebeklerini rahimden çıkar çıkmaz korkmadan kucaklayabilmelerini sağlayan özgür doğum savunucusu Veronika Robinson’ın bir dergideki “Doğururken, sevişirken salgıladığımız hormonların aynısını salgılıyoruz. Öyleyse bunu yaşarken neden biri sizi dürtsün, bir ışık altına alıp dikizlesin?” yorumu büyük yankı uyandırdı. Robinson, Britanya’da tıp kuruluşlarının ‘doğal bir şeyi hastalık gibi sunduğunu’ ve özgür doğumla kadınların ‘kendi güçlerini ellerine almalarını’ sağladığını belirtiyor.

Tamamını okumak için tıklayıp Radikal’e gidebilirsiniz.

Keşifler Önemlidir…

Babaolmak.com’un okuyucularından Pelin’in, 9 aylık oğullarıyla yaşadığı tecrübelerden derlenmiş bir ihtiyaç listesi yorum olarak siteye eklenmiş olsa da; listenin gerek detaylılığı, gerekse kişisel tecrübelere dayanıyor oluşu sebebiyle gönlüm yorumlar arasında kalmasına izin vermedi, buyrun liste ve öneriler:

– Bebeğinize gece-gündüz farkını öğretmeniz için odaya parlaklık ayarlı bir gece lambası almanızı öneririm.
– Bebebodylerini de sakın ipli, kurdelalı filan almayın, sade düz çıtçıtlı olanları terch edin. bir ahtapotu giydirmenin en pratik yolu budur :)
– Doğum takımınızda belden ipli, kat kat geçirmeli, katlamalı şeylerden uzak durun, gereksiz bir işkence.
– Aldığınız bodylerin yaka açıklığına dikkat edin. sevimliliğine aldanıp herşeyi doldurmayın.
– Alacağınız herşeyi çıtçıtlı alın, bunu hiç unutmayın, önlükten havluya kadar… Hatta bebe arabasındaki kumaşın çıtçıtlı sökülüp yıkanabilir olmasına özen gösterin,
– Bebe çamaşırları için omobaby’i tavsiye ederim. bir yıl ne de olsa onun eşyaları ayrı yıkanmalı.
– Bebeğinizi yıkadınız, suyunu hemen emsin diye en yumuşak tülbentten (mermerşahi) bir havludan biraz irice bir parça kestirin. Havlunun üstüne onu koyun, sonra bebeği koyduğunuzda suları ışık hızıyla emdiğini göreceksiniz.
– Bebeğe alacağınız önlüklerin havlu kumaş olmasına özen gösterin, polarımsı hiçbir önlük emmede başarılı değil.
– Başından karar verin, bebeğinizin başını ısı kaybı hikayesi yüzünden örtecek misiniz? Ben örtmedim, böylece kafasında bir mendil bile tutamıyorum. istemiyor.
– Çorapla uyutmaya alıştırmayın.
– Bebeği hep yüzüstü yatırıp sırtını sıvazlayın. gazını öyle alın. Böylece kimin sıvazladığı önemli olmaz. Anne de rahat nefes alır yoksa hep anneyi ister. Eşiniz kat kat yorulur.
– Islak mendil markanızı seçin, önerim: niveababy soft ya da huggies. Dilinizi değdirdiğinizde en az acı olanlar bu ikisi :) Yakında ağzını da silmeye başlayacaksınız ya…
– Doğum sonrası için anne pijama alsın, eski takımlar hızla bollaşacak. Alışverişe çıkmaya imkanı olmayacak. Lohusalığın ilk ayında şakır şakır terleyecek, hele de yaz geliyor, ödemleri inecek, el havluları, yastık havluları hazırlayın.
– Bebeğinizin belli bir müzikte uyumasını sağlayın. iki ay önemli değil ama ondan sonra bir yardımcınız olsun. Önerim: Tommy Yıldızlı Rüyalar. – Annenin aşırı süt salgısı nedeniyle aniden göğüsleri büyüyecek çatlaklar için (ilerde ısırma, dişleme yaraları için de ) Lansinoh marka çatlak kremi öneririm. Ani süt akışları için bebedor süt pedleri de uygun.
– Bebeğiniz ek gıdaya başladığında kolaylık olması için güzel, taze yaz meyvelerinden buzluğa hazırlayıp atın. (şeftali, kayısı, kavun, karpuz…vs. ) çok işinize yarayacak.
– Bebeğin göbek bakımı için evde gazlı bez ve batticon bulundurun.
– Bebeği yıkamak için Dalin ama sarısını tercih edin kremli şampuanlar dandik oluyor. Dalin sabun, mini banyo lifi, bebe küveti, küvete her tarafı penye olan file; sakın delik delik file almayın. bebeğin parmakları takılıyor.
– Her zaman kullanacaksınız, iki gözlü elektrikli bir soba. Gece kalkıp altını değiştireceksiniz ya da baharda yıkamak için soba yakacak haliniz yok, minik elkt. soba çok işinizi görürür. Hem ilerde ona tutunup kalkma denemeleri yapacak :)

Bebek ihtiyaç listesi…

Değişik kaynaklarda farklı listeler var. Belki adına da “bebek ihtiyaç listesi” değil, “doğum ihtiyaç listesi” demek lazım. Malum, 7 ay’dan sonra olur da velet dışarı çıkmaya karar verirse yapacak bir şey yok. Doktoru arayıp soluğu hastanede almak lazım. Bu sebeple de önerilen artık bir çanta (veya ufak bir bavul) hazırlayıp, el altında bulundurmak.

Söz konusu çantanın içinde doğumdan hemen sonra birkaç günlük hastane sürecinde öncelikle annenin ve bebeğin, ardından babanın ihtiyaç duyacağı eşyalar listelenmiş. Farklı kaynaklarda farklı sayılardan bahsedilmiş olsa da içerik üç aşağı beş yukarı birbirine benzer. Deniz de bir kaç kişiyle fikir teatisinde bulunup değişik kaynaklardan derlediği listeyi toparlayıp son haline getirdi. İhtiyaç duyanlar BURAYA TIKLAYARAK download edebilirler.

(Bu arada şimdi fark ettim ki listede sadece hastane ihtiyaçları değil, ev ihtiyaçları da varmış; ikinci liste çok daha detaylıymış. İhtiyaçların yanı sıra hangisinden hangi sayıda olması gerektiği gibi bir detay da var hatta…. Listede “müzikli zımbırtıla” diye bir madde bile var. :) Neyse, görünen o ki yatak ve oyunca konusunda eksiklerimiz olmakla beraber, hayati htiyaçlardan eksik yok pek. Bu arada yanında “yok” yazanlara da aldanmayın, hergün bir şeyler tamamlanıveriyor.

Amca Olmak

Bakınız, olay sadece baba olmak değilmiş. Amca olmak da ciddi bir konuymuş. Arkadaşımız Orhan da konuyla ilgili duygu ve düşüncelerini maillemekle kalmamış, yeğeni Demir’in fotograflarını da yollamış.  Mailde okunurken bakılıp geçilmeyecek kadar eğlenceliydi fotograflar; buyrunuz siz de görünüz:

amcaolmak.jpg

Ekte bizim bebeğimiz Demir’in 10 günlükken çektiğim fotoğraflarını gönderiyorum. Kendilerini ne zaman ifade etmeye başladıklarına insan inanamıyor. 10 günlükken bile neredeyse konuşuyordu bizimle. şimdi üç aylık oldu, bize neler anlatmaya başladığını sen düşün:)

Nasıl İyi Bir Baba Olunur

Esquire.com’da bulduğum bir derleme; konuyla ilgili yedi ayrı yazıya linkler var. “Ağlayan bir bebeği nasıl sakinleştirirsiniz“den tutun da, “Kolej parasını nasıl denkleştirirsiniz”e kadar… “Ağlayan bir bebeği sakinleştirmenin yolları” genel olarak tek noktaya odaklanıyor: Anne rahmindeki ortamı hatırlatacak, rahimdeki kesintisizi süregiden hissiyatın yaşatmak… En ilginç olan önerilerden biri, anne karnında bebeğin duyduğu gürültünün (kan akışı sesi başta olmak üzere) bizim evde temizlik esnasında duyduğumuz elektrikli süpürge sesinin iki katı olması sebebiyle bebeğe durmaksızın “şşşşşt” yapmak. Normalde alışık olduğu “ana rahmi fon sesi”nin yüksekliği sebebiyle “şşşşt”ı bebeğin direkt kulağına yamanız öneriliyor. (Enteresan, ama şu anda denemem mümkün değil)

How to be a good father?
How to calm a crying baby?

Duyuyorum! Duyuyorum!!

Az önce Deniz’in çağırmasıyla siteye yazı yazmaya ara verip yanına gittim. Deniz, koltukta oturmuş pür dikkat kızımızın hareketlerine odaklanmış kendi karnını izlemekteydi. Koltuğun önüne diz çöküp ben de elimi koydum. Sonra, gayri ihtiyari (nedense) kulağımı dayadım…

Duyuyordum. Kızımızın kalp atışını inanılmaz bir netlikte, rahatlıkla duyuyordum. Önce inanmayıp, başımı kaldırıp Deniz’İn kalp atışını dinlemem gerekti. Tamamen farklı ve çok daha yavaştı Deniz’in kalp atışı. Kızımızınki ise, olması gerektiği gibi gayet hızlıydı. İnanılmaz heyecan verici, özel (ve güzel) bir andı. Duyduğum kalp ritmini parmağımla Deniz’e de ilettim… (Kızımız onun içinde olabilir ama kulağını kendi göbeğine koymayı beceremediği sürece veledin kalp atışlarını duyma şansı yok… ) (İşte Babaolmak.com’dan tüm babalara ayrıcalıklarını fark edebilmeleri için bir hizmet… Uyanın babalar!!! Sadece size (bize) özel bir deneyimler karşı karşıyayız!!! )

Neyse… Gece gece uzatmayayım… Dediğim gibi… 32.hafta civarı, veletler içerde iyice irileştiklerinden, her an oralarını buralarını annelerinin karnına dayayıp kendilerini dışarı dışarı iteklediklerinden; kulağınızı dayadığınızda minik kalplerinin gümbür gümbür atışını dinleyebilirsiniz… Deneyiniz…

Dört Günde Bir NST

şimdiye kadar hep 4 haftada bir gittiğimiz doktorumuza artık 3 haftada bir gideceğiz. Ancak ondan daha da önemlisi artık 4 günde bir muayenehaneye (kliniğe veya merkeze mi demem lazım acaba) uğrayıp NST yaptıracağız. (Daha doğrusu kızımızyaptıracak)

Non-Stress Test’in kısaltımışı olan NST mevzuunu doktorumuz inanılmaz bir detayla anlattı. Biz de Deniz’le bilehare “Günün Mucizesi” olarak belirledik konuyu. Anlatıyorum:

Annenin içinde bulunan ve anne ile bebeğin “alışverişine” yarayan plasenta’nın bir ömrü var. (Ömrünü doldrunca doğum gerçekleşiyor zaten) Bu plasenta göbek kordonu aracılığıyla bebeğe kan aktarıyor. Velede gerekli oksijen, besin, vitamin ne varsa bu sayede ulaşıyor. Plasenta’nın zaman içinde yaşlanmasıyla birlikte bazen işlevini yerine getirememeye başladığı oluyor. Bu da halk arasında “bebeğin oksijensiz kalması” olarak biliniyor. (Bu da haliyle son derece istenmeyen bir durum)

Bebeğin “en hayati” üç (3) organı varmış: Beyin, Kalp ve Böbrek üstü bezleri. Bünyeye yeterli kan/oksijenin gitmediğini anlamak, emin olmak için 3 test yapılırmış. Birincisi NST, bebeğin kalp atışlarının ve düzenliliğin ölçülmesi. Bunda sorun yoksa, sorun yok. Eğer NST testinde anormal bir durumla karşılırsa hemen ikinci bir ölçüm yapılıyor, anne karnındaki su miktarının ölçülmesi. Sıvı azaldıysa bebek yeterli dolaşıma sahip değil, bu da yeterli kan/oksijenle beslenmediğini göstergesi. Aciliyetle üçüncü işleme geçiliyor bu durumda: Beyin damarlarının doppler’i çekiliyor. Bunda da anormallik gözlenirse bebek aynı gün veya ertesi gün sezeryanle alınıveriyor. Bu durum yaklaşık 250’de 4 rastlanan bir durum olup 4 günde bir yapılan testler sayesinde veletlerin sağlıklı şekilde doğmaları sağlanıyormuş.

Neden 4 gün diyecek olursanız. Bebeğin vücudundaki bir kan miktarında bir sorun olduğunda bünye kendiliğinden vücuttaki damarların az gerekli olanların daralmasını, beyin, kalp ve böbrek üstü bezlerindeki damarların ise genişlemesini sağlayarak az olan kanın bu üç hayati organda yoğunlaşmasını sağlıyormuş. (İşte mucize bu) Bu durumda vücudun bir sorun yaşamadan 4 gün idare edebilmsi sağlanıyormuş. O yüzden 4 günde bir yapılan NST ile bir sorun fark edildiğinde zamanında müdehale mümkün oluyormuş.

Diyorum işte, mucize böyle bir şey.

Internetten edindiğim bilgiye göre NST ile bebeğin hareketlilik esnasındaki kalp atışındaki artışlar ölçülürmüş. Yabancı kaynaklarda uzun süre bebeklerinde hareket hissetmeyen annelerin bu teste girmesi öneriliyor. Annenin karnına bağlanan elektrotlar monitöre bağlanıyor be bebekten her hareket hissedildiğinde bir düğmeye basması isteniyormuş. Okuduklarımın yalancısıyım, neler olup bittiğini ancak salı günü göreceğim.

(Son olarak; ben doktor filan değilim. Doktorumuzdan duyduklarımı, aklımda kaldığı kadarıyla aktardım. Yanlış aktardığım yerler olabilir, yorum kattığım yerler olabilir. Bu konudaki en güvenilir kaynak değilim – kaynak bile sayılmam. En doğrusunu elbetteki doktorunuzdan öğrenirsiniz. Hatalı bilgilendirmem varsa sorumluluk kabul etmem, sonra söylemedi demeyin ;) )

İlgili Linkler:
NST ile ilgili detaylı bilgi. (ing)
Hamilelik esnasında yapılabilecek testler (ing)
Hamilelik süresince yaptırılabilecek testler (ing)