Çocuk Kitapları Üzerine Bir Site: Kipitap.com

kipitap_kipiBabaolmak.com’un dikkatli müdavimleri fark etmişlerdir hem ana sayfada hem de yazı sayfalarında yazıların altında yaklaşık 1,5 aydır Çocuk Kitapçısı: Kipitap.com tanıtımları bulunuyor. Uzun süredir Kipitap.com‘un tanıtmayı planlamakla beraber kendim de işin içinde olduğumdan ne şekilde yapmanın daha doğru olacağını tartarken sonunda ne yapmam gerektiğine bir anda karar verdim.

Ben bu siteye internette rastlamış olsaydım (ve bu girişimin fikir sahiplerinden biri olmasaydım) ne şekilde tanıtırdım diyerek aynen o şekilde; elimdeki basın bülteni ve Çocuk Kitapçısı: Kipitap.com‘daki hakkımızda, manifestomuz, biz kimiz, siz… gibi linklerdeki bilgileri kullanarak siteden bahsetmeye karar verdim. (Öte yandan bir kaygım da her yerde yer alabilecek böyle bir tanıtım yerine işi içinde olan birinin gözünden anlatmak da daha farklı ve yerinde olabilir.)(Gördüğünüz gibi kafam karışık hala)

Çocuk Kitapçısı: Kipitap.com tam anlamıyla bir ihtiyaçtan doğan bir fikir. “Çocuğumuza hangi yaşta hangi kitapları alsak”, “bu kitabı daha önce almış olanların düşüncelerini bilsek”, “aldığımız kitaplarla ilgili görüşlerimizi paylaşsak” derken doğan çocuk kitapları sitesi fikri zaman içinde hızla gelişerek kitaplar dışında yayınevleri, çocuk kitabı yazarları, illüstratörlerle ilgili bilgilerin olabileceği, kitaplar öneren, uzmanların ve ebeveynlerin aktif rol aldığı detaylı bir siteye dönüşmüş. (“Dönüştü” de denebilir)

Psikolog bir anne, sosyolog bir teyze ve internet sektöründe çalışan, tüm zamanını internet projeleri kurgulayarak, geliştirerek ve yöneterek geçiren bir baba işin içinde olunca ekibin görev ve sorumlulukları kendiliğinden belirlenmiş oldu zaten… Uzatmayayım, bir takım bilgileri de aynen ileteyim:

Çocuk kitapları ve çocuklara yönelik kültür ürünleri alanında faaliyet göstemek üzere kurulan Çocuk Kitapçısı Kipitap.com, öncelikle anne babalara, çocuklarına kitap alırken yaşlarına ve seviyelerine göre yol göstermek, kitap seçiminde yardımcı olmak amacını taşıyor. Uzmanların, ebeveynlerin ve çocuk kitabını okuyan herkesin kitaplar hakkındaki görüşlerini yayınlayan Kipitap.com, bu alanda eksikliği hissedilen bir boşluğu doldurmayı hedefliyor.

Kipitap.com’un en önemli özelliği, herşeyden önce tematik bir site olması ve çocuk kitapları ve çocuklara yönelik kültür ürünlerine odaklanmış olması. Sitede önerilen her kitap okunup değerlendirilip sınıflandırıldıktan sonra sitede yayınlanıyor. Sitede kitaplar dışında kitaplar, okum alışkanlıkları, kitap seçimi gibi konularda makaleler de yayınlanıyor ve bir süre sonra uzmanlarla söyleşilere de yer verilmeye başlanacak.

kipitap_screenshot

Çocuk Kitapçısı: Kipitap.com’un Manifestosu

• Çocuklarımız, her şeyden daha kıymetli ve önemlidir.
• Çocuklarımızı iyi yetişmiş, bilinçli okur yazarlar haline getirmek en önemli misyonumuzdur.
• Fikirler, paylaştıkça ve tartışıldıkça zenginleşir.
• Tecrübe, paylaşıldığında değerli hale gelir. “Tecrübe, insanın başına gelen şey değildir; insanın başına gelenle ne yaptığıdır.” (Aldous Huxley)
• Çocuklarımızı korumak, kollamak, gözetmek en önemli görevlerimizden biridir.• Çevreye duyarlı olmak, çocuklarımıza sağlıklı ve tükenmemiş bir çevre bırakmak için elimizden geleni yapmalıyız.
• Kipitap.com ekibinden hiç kimse, kendi çocuğuna okutmayacağı bir kitabı başkalarına tavsiye etmez.
• Kitap değerlendirirken aslolan, hiçbir zaman yayınevi veya yazar değildir. Aslolan metindir.
• Çocuklarımızı, özgür, kendi düşünen ve karar veren, sorgulamaya, tahlil etmeye yönlendiren kitaplar favorimizdir.
• Çocuk kitabı seçmek ciddi bir iştir. Ancak somurtmadan ve takım elbise giymeden de ciddi olunabilir.

Upuzun bir yazı yazmanın çok da gereği yok, ilgili linkleri de verdim mi bana kalırsa yazacak çok fazla şey kalmıyor…

Kipitap.com hakkında
Kim oldukları hakkında
Kipitap.com’un maskotu Kipi’nin blogu
– Kipitap.com’un bir de facebook grubu var ki, bir takım yenilikler orada öncelikli olarak duyuruluyor
– Kipitap.com’un siteyle ilgili güncellemelerin yayınlandığı bir resmi blogu daha var

(Linkler de çok oldu değil mi, aslında her detaya Kipitap.com‘un ana sayfasında, en alttaki linklerden ulaşabilirsiniz.

Baba olmak istemiyorum!

Ömür Gedik, 8 Ocak 2009, Hürriyet – Kelebek

Avrupa Yakası’nın Burhan’ı Engin Günaydın, Rolling Stone dergisine (bu arada ekonomik kriz bu dergiyi de kapattırdı, iyi dergiydi, yazık oldu) konuşmuş:
“Ben özgürlüğü seçtim, baba olmak istemiyorum, hayatla ilgili yeniliklere açık olmak istiyorum” demiş.
Çocuk sahibi olmakla ilgili olarak dönen klasik bir geyiktir bu.
Issız adam (ya da kadın) çocuk istemez.
Ona göre çocuk hayatı dolu dolu yaşamasını engelleyen bir ayak bağıdır çünkü.
Ne de olsa yapacak çok önemli işleri vardır!
Ayrıca bu kirli dünya, taş devrinden bu yana çocuk yapmak için hiç de uygun değildir, öyle değil mi? (bkz, dakika 90 küsur, A.R.O.G)
Bu söylemlerle anne, baba olmayı sürekli erteleyen ve sonunda yalnız adam/kadın olan o kadar çok insan var ki…
Hayatlarının giderek anlamsızlaştığını ve içinin boşaldığını anlamayan bu insanlar, çevrelerindekilerin de katkılarıyla kazdıkları kuyuya düşmüş olduklarını fark ettiklerinde iş işten geçmiş oluyor ne yazık ki.
Engin Günaydın, bence özgürlük naralarını çocuksuzluk üzerinden atarak, insanları yanlış yönlendiriyor.
Çünkü çocuk, sandığının aksine, insanı olgunlaştırıyor, sorumluluk sahibi yapıyor, mutlu ve kesinlikle özgür hissettiriyor.
Günaydın, aynı röportajda 36 yaşında olup, 90’ında hissettiğini de söylemiş.
Baba olmuş olsa, çocuğuyla çocuk olur, kendini genç hissederdi.
Ayrıca onunla geçirecek daha çok yılı olduğunu düşünüp, yıllara karşı direnmeye çalışırdı.
Siz bakmayın “çocuk istemiyorum” diyen ıssız insanlara.
Anne, baba olmaktan korkmayın.
En doğru işi yapmış olursunuz ve asla pişman olmazsınız.

Çocukla birlikte uyumak

Nuran Çakmakçı; 4 Ocak 2009, Hürriyet İK

Geçtiğimiz günlerde 6 yaşında çocuğu olan bir anne ile konuşuyordum. Utana sıkıla kızından söz etti; ister istemez birlikte uyuduklarını itiraf etmek zorunda kaldı. Bir başka arkadaşımın kızı da 10 yaşında. Onun da kızı geceleri hep aynı saatte yatak odalarını ziyaret ediyor. Bizim yaramazın da onlardan pek farkı yok. Geceleri bir elinde battaniye, diğer elinde yastık, yarı uyur gezer vaziyette kendi yatağıymışcasına atlayıveriyor aramıza. Kimi zaman penceresine yansıyan gölgelerden, kimi zaman rüyalarından söz ederek bizi ikna ediyor.

Ne biz, ne de o bu durumdan şikayetçi. Konuştuğum diğer anneler de aynı durumda. Çocukla birlikte uyumaktan büyük keyif alıyorlar. Kimi yatırırken yanına uzanıyor, sarılarak onun uykuya geçmesini bekliyor, sonra yatağına götürüyor. Kimi geceleri bazen gelen bu davetsiz misafirle sabahı ediyor.

Uzmanların ne düşündüğünü biliyorum, duydum da. Çocukla birlikte uyumayı eleştiriyor, sakıncalarını tek tek sıralıyorlar.

İçgüdülerinizi dinleyin

Amerika’da eğitim alan çocuk psikologu Nilüfer Devecigil ise, tam tersini söylüyor. Belki de işime geldiği için, ya da tam beklediğim şeyleri söylediği için bir de bu durumu ondan dinlemenizde fayda var diyorum. Türkiye’de belki yeni ama, Amerika’da belli grupta 70’li yıllarda anne ile çocuk arasında bağlanmayı anlatan Doğal Ebeveynlik‘le ilgili bilgi alırken bakın çocukla birlikte uyuma konusunda Devecigil neler söylüyor:

“Batı dünyasının başlattığı bir akımla bebeğimize, çocuğumuza dokunmaktan, sarılmaktan, kucağa almaktan korkar hale geldik. Oysa, şimdi durum değişiyor. Dokunarak tedaviler başladı. Bebek masajlarından söz ediliyor. Hep korkuyoruz. Çocuk şımarır, alışır deniyor. Oysa böyle birşey yok. Zamanı gelince çocuk kendi odasında uyur, ama zamanından önce onu kendi odasına itersek sorun başlar.

Okumaya devam et

İlk kez baştan sona bir yılı arkanda bıraktın…

Ağız tadıyla bir “yılın ilk yazısı” yazmakla  istediğimden bir çok şeyi askıya almış bekliyorum. Ama bir yandan da ayın 8’i oldu, nerdeyse 9’u olacak bir türlü o istediğim “rahat” vakti bulup da istediklerimi yazamadım. şimdi bir uyanıklık yapıp bu yazıyı yazdıktan sonra 1 ocak 2009 tarihiyle kaydedeceğim. Ki aslında o günden beri her gün için 1-2 yazı yazacak kadar konu da var yazılacaklar listemde…

Kızım… Kuşum… Tatlım… İlk kez bir yılı bitirdin… İkinci yılbaşını geçirmiş olsan da baştan sona ilk kez bir yılı yaşadın. Biraz anladın biraz anlamadın… 18 aylık, 1.5 yaşında bir çocuk oldun… 2008’in özellikle ikinci yarısını gayet “bilinçli” geçirdin… Bu sene emekledin, yürüdün, konuşmaya başladın, her konuşulanı anlar, her derdini anlatabilir oldun. Biberonla beslenirken kaşıkla, üstelik bizimle aynı yemeklerle beslenmeye başladın, ardından eline kaşığı aldığında kendi kendine yemek yer oldun. (Üstüne de biraz obur oldun – babana benzedin)

Denize girdin, arkadaşlar edindin, gülmeyi, sevmeyi öğrendin… İstediğini yaptırmayı, gerekirse inat etmeyi, kızmayı öğrendin… Kendi aramızda konuşurken bundan rahatsız olduğunu belli ettin, ilgi istedin, sen de konuşmaya dahil olmadığın sürece konuşmamızı engelleyebileceğii gösterdin.

Arabada babayla yalnız yolculuk yapmakla kalmayıp “yol arkadaşlığı” yaptın, yol boyu sohbet ettin, gününün nasıl geçtiğini anlatmaya başladın, bir sürü aşı oldun, neredeyse hiç ağlamadın. En uykusuz veya en ateşli zamanlarında bile büyük arızalar çıkarmadın, en fazla her zamankinden daha sessiz ve durgun oldun. Dereceden korkmamayı hatta kendi kendine ateşini ölçmeyi öğrendin, elektronik derecenin sesini taklit etmeye başladın.

Ateşli geçirdiğin üç günün ardından aynı şekilde baban da 40 derece ateşlendiğinde onun üç gün önce ıslatıp senin başına tülbent koyması gibi sen de onun başına ıslak havlular getirdin, yatakta yanına tırmanıp içtiği çorbaya ekmek doğradın, üstüne bir de yataktan inip babanın ayaklarına terlik giydirmeye çalışıp “üşümesinnnn,üşümesinnn” dedin, babanın gözlerinin (yine) dolmasına sebep oldun…

Mama sandalyende kağıt ve kalemlerle boğuşmaya başladın, hınzırlıklar yapmayı, hınzırlık yaparken fark edilince kaçmayı hatta saklanmayı öğrendin. Kafan görünmediğinde veya sen bizi görmediğinde biz de seni göremiyoruz sandın (hala öyle) sık sık saklanıp bize sürprizler yapmaya başladın. Senden uzakta olduğumuzda ne zaman aklımıza gelirsen gülümsememize sebep oldun…
Masanın altına yetişmeyen boyun artık masayı geçti, bunun sonucunda masanın üstünde gördüklerine uzanır alır oldun, güvenlik önlemleri arttırılmaya başlandı. Sokak kapımızı açabilmeye başladın, ilk bir iki seferde bizim gözetimimizde dışarı bile kaçıp üst kata çıkmaya çalıştın. Adını öğrendin, bizim adlarımızı öğrendin, arada kullanmaya başladın… (Bu aralar baba demeyi de bıraktın “babişko” der oldun… “Sen kimin kızısın?” dedndiğinde “babişkonunnnn” dediğin için belki de eskiden sinir olsa da büyük keyif almaya başladı baban “babişko”dan )

Telefonu öğrendin, telefonla konuşulabildiğini fark ettin, televizyon konusunda hala kafan biraz karışık. (Biz de genelde sadece müzikli akvaryum gibi kullandığımız için olsa gerek) Bilgisayarı babanın “iş” için kullandığını öğrendin, ne zaman babanı bilgisayar başında görsen “işşş yapıyor” dedin, uzak durdun. Nerdeyse her gece annenin veya babanın elini tutarak uyudun çektiğimizde “elinnnn, elinnn” dedin; kendi yatağında ve el tutulmadan uyuma girişimlerinde hem senin inadın kazandı. Sen istediğide, sabaha karşı tam da istediğin gibi aramıza gelip uyudun. Kendi yatağında saatlerce debelenirken kafan bizim yatağa değdiği anda uyuduğun geceler oldu.

İlk cezalarını aldın, odana, yatağına yollandığın oldu. (Hoparlörün üstüne basıp televizyon sehpasına tırmanıp televizyonun yanına oturup ekrandaki balıkları yakalamaya çalışmaman gerektiğini öğrendin -  ya da biz öyle sanıyoruz)

Salıncağı, kaydırağı öğrendin; hastası oldun. Gündüzleri biz olmadan geçirmeye başladın, bizim geleceğimiz saatleri bilmeye, gözün kapıda beklemeye başladın, baban geciktiğinde “baba geç kaldı” dedin. Kapıda hangimizi görürsen gör yüzünde güller açtı, koşarak bacaklarımıza sarıldın, günün tüm yorgunluğunu,  sıkıntısını, stresini unutturdun, sabahları ise ayrılırken nerdeyse hiç problem çıkartmadın “camdan… camdan…” diyerek sadece el sallamakla yetindin.

Tanıdık veya yabancı herkesle çok barışık oldun, hep gülümsedin, çok kolay mutlu oldun, kolay kolay ağlamadın, ağladığında hep bir sebebi oldu, yanaklarından yuvarlanan yaşların her biri babanın içini acıttı, gözlerinin bu kadar kolay dolmasına kendisi bile şaşırır oldu.

Her sarılışın, başını omzuna her koyuşun babanı deli etti. (Ki sen galiba bunu fark etmeye de başladın) Ama her sıkıntında, canın acıdığında, korktuğunda eğer yakınındaysa anneyi tercih ettin, baban içinden her seferinde (hani babacı oluyordu kız çocukları diye geçirdiyse de 3-4 yıl daha sabretmesi gerekti söylendi – şimdilik beklemede) (Bu arada kıskandığı da sanılmasın)

Sayfalara, bloglara sığmayacak kadar çok şey öğrendin… Keşfettin, farkına vardın, kaptın, kullandın. Öğrendiğin, söylediğin, yaptığın her yeni şey bizi herşeyden çok heyecanlandırdı, heyecanlandırmaya devam ediyor. (Sanırım kaç yıl geçerse geçsin aynı şekilde de devam edecek)

2008’i bizim için inanılmaz bir yıl yaptın, fark et veya etme bundan sonrakileri de yapacaksın… Kızım… Kuşum… Tatlım… İlk kez bir koca yılı bitirdin…