Baba Olmak Hakkında 1+3 Yazı

Siteyi sürekli takip ediyorsanız Ayça şen’i pek sevdiğimi fark etmişsinizdir. (Daha çok deliye ihtiyacımız var…) Bugün yine Ayşa şen arşivindeki yazıları tararken şu yazıyı buldum:

şu baba meselesi
Babasız büyümeyi içinde yüceltmiş biriyim. Bunun hastalıklı olduğunu biliyorum ama aksi bir duruma da rastlamış değilim. Babalar oğullarını homofobileri üzerine büyütüyor. Çocuk konuşmadan ilişki kuramamaları da bundan…

Yazıyı okurken de baktım Ayça oğlu Memo’nun babasının da konuyla ilgili bir yazı yazdığından bahsetmiş, psikopata bağlayıp kim bu veletin babası, zamanında Ayça şen’in gçnlünü kaptırdığı eleman bir bulalım bakalım diyerek internet’i talan ettim. (Oysa şimdiye kadar özel hayatın sınırlarına olan saygımdan böyle bir araştırmaya girişmemiştim, nasıl efendi bir insansam) Madem konuyla ilgili bir yazı var bulunacak… Bulunacak! Ve fakat öncelikle Ayça’nın yazının başlığını yanlış vermiş olmasından, sonralıkla Birgün gazetesinin web sitesinin ve sitenin içindeki arama motorunun adam gibi çalışmamasından ötürü biraz uğraşmam gerekti. Önce Memo’nun babasının kim olduğunu bulmak, sonra Birgün gazetesi yazarları arasında ismi gecmemesine rağme internet arşivinden yazdığı yazıları bulmak gerekti… Arada da Ayşe Arman’ın Ayça şen’le yaptığı bir röportaj çok işime yaradı. Ama sonuç tam bir başarı… İşte Ümit Kürüz’ün söz konusu yazıları da şunlar:

Baba Olmanın Yaşı Kaçtır?
Memo’nun biten bebeklik dönemiyle ağır kaldırma egzersizleri de bitmiş oldu. Artık yürüyüşe çıktığımızda boynuma çıkmak istemiyor. Yorulduğu zaman “babaaaa beni taşı” tutturmaları da bitti. (Bebekken havaya fırlatmayla başlayan bu yerçekimine baba olarak karşı koyma eylemi omuzda taşımayla sona erer.)

Babanızı Nasıl Seçersiniz?
Size biri, doğmadan önce böyle bir şans verse annenizin kulağına ne fısıldamak isterdiniz.
Babanız nasıl olsun?
Karakteri, boyu poşu, sesi, gülüşü, mesleği vesaire…
Nasıl bir adam isterdiniz babanızı. Tabii bu soru başka bir soruyu da peşinde sürüklüyor; Çocukken, gençken, yetişkinken.


Çocuğunuzu Uyuşturucudan Korumak İçin
TV’de reklamlar var. Memo’nun gözü de bir çocuk klasiği olarak TV’de. Bunu fırsatı bilip sigara içmek için çaktırmadan balkona çıkıyorum.
Çaktırmadan diyorum çünkü Memo’nun sigara içerken beni görmemesi amaç.

Beklenen Fotograf (No.2)

Deniz Nisan 2007Ve işte bu da diğer bir beklenen fotoğraf. Bir taşla iki kuş diyebileceğimiz bu fotoğrafta annemiz ve kızımız birlikte görülüyorlar. Ne kadar yazsak çizsek de Deniz’in karnının gelişimini görsel olarak pek tespit edemedik. Bu, buralarda yayınladığımız ikinci fotograf, açıkçası yayınlamadığımız fotograflar da pek fazla değil.

Ultrason günlerimiz dışında kamerayla da birşey çekmiyoruz. Sanırım doğumdan sonra elimizden düşmeyecek olsa da kamerayı bu aralar daha sık kullanmak lazım ki ilerde kızımıza işte annen bu haldeydi, baban da tabii ki çekim yaptığı için görülemiyor burada diyebilelim…

Sedat Bey’in muayenehanesinde (nerdeyse atolyesinde diyecektim iyi mi) yapılan son ölçümlere göre göre Deniz toplamda 11 (onbir) kilo almış durumda. Bu hesapla Sedat Bey’in dediği gibi doğum 17 kilo fazlasıyla filan gerçekleşecek gibi. (Hoş, Deniz dikkat ediyor yediklerine, 15 civarında da kalabilir ama son aylarda velet kilo alacak, 3,5 kilo civarlarına varacak…)

Neyse… Merak edenlere (Deniz’i kızdırmak pahasına) sunulur… Buyrunuz yaklaşık bir hafta önce çekilmiş bir fotograf.

İletişim Meselesi…

AYlardır ihmal ettiğim şeyi sonunda yapayım. Babaolmak.com mail adresimi açıp buralara bir yere de yazayım… Hatta hemen yazayım baba (at) babaolmak.com; bunu beğenmezseniz de ozgur (at) babaolmak.com ;)

Her türlü yazınız yorumunuz, haberiniz, duyurunuz, öneriniz, linkler, internette rastlanmış bidik gubidik ürünler, oğlunuzla kızınızla fotografınız, doğum anınız, ortadan sorulmasını istediğiniz sorunuz… Ne olursa… Diğer baba adayları ve babalarla (ve bu blog’u takip eden annelerle ;) ) paylaşmak istediğiniz herşey… Sayenizde burası bir babalar platformu olacak…

Ve İşte Beklenen Fotoğraf (No:1)

Kızımız 20 NisanUzun bir bekleyişten sonra (ki özellik son hafta daha da uzun oluyor) Sedat Bey’le görüşmeye gittik. Aylık rutin kontolümüz… 28 Haftanın son gününde, üçüncü trimester’in tam başında…

Maalesef çok fazla fotografımız yok bu sefer. Sadece yandaki. Bu arada artık eskisi gibi komple görmek mümkün olmuyor veledi, lakin oldukça büyük artık tek seferde kadraja sığmak için. 1100gr ağırlığında, 35 cm uzunluğunda. Fıldır fıldır hareketli. Deniz, bu kadar hareketli olması normal mi diye sorduğunda, sadece normal değil iyi olduğunu da öğrendik. “Sen yorgunken, işten yeni geldiğinde ve açken çok hareket edebiliyor musun? Bebekler de düzgün beslenip, düzgün dinlenip geliştiklerinde rahat ve çok hareket ederler, bu kadar hareketli olması herşeyin çok iyi gittiğine işaret” cevabını aldık.

Yanı sıra kızımızın neresinin annesinin neresinde olduğunu a sorduk öğrendik. (Denizin karnında ara ara elimize gelen sertliğin kızımızın başı olduğunu öğrendik kısaca) (Dolayısıyla Deniz’in karnında elime gelen sertliğe karpuz gibi şap şap yapmak yok bundan sonra) Ayı esnada tekme diye yorumladığımız bir çok hareketin de el kol ve özellikle dirsek hareketi olduğunu öğrendik. Baş yukarda ayaklar aşağıda olarak yerleştiğinden hanfendi, tekmeler daha aşağılarda hissedilenler. (Orta kısımdakilerin diz vuruşu olduğu çıkarımı yapılabilir bu durumda)

Yanı sıra hamilelik izni, SSK raporu gibi konular hakkında bilgi edinmiş olduk. Doğumdan 8 hafta önce rapor alınıyor, sezaryense 10 gün daha öne geliyor bu tarih. (Çünkü doğum, daha doğrusu kesip çıkarma işlemi normal doğumun beklendiği tarihten 10 gün kadar önce yapılıyor) Sormadık ama tahminimizce velet ayaklar yukarı kafa aşağı, “haydi bakalım gün ışığına doğru” pozisyonuna geçmeye başlamadan “Gel bakalım sen buraya, hooop ahanda hoşgeldin dünyaya” denmesi gerekiyor.

Bir öğrendiğimiz de 26.haftadan itibaren velet artık hukuki olarak insan muamelesi görüyor ve hukuki haklarını kazanıyormuş. (Deniz raporlu olduğu esnada işe gider çalışır bu sırada da bebeğe bir şey olursa hem Deniz hem de işyeri suçlu duruma düşermiş…) Kızımızın artık 29. haftada olduğu düşünülürse hakkatten Deniz’in karnına şaplak filan atmamak lazım. Karambolde dayakçı baba diye nahkemelik oluruz filan :) şaka bir yana, Deniz’in göbeğinin yanına yatıp hiç el sürmeden kızımızın hareketleri, dönüşleri, manevraları çok rahat seyredilebiliyor artık.

Ultrason görüntülerimizin DVD’ye kaydedilerek verilebildiğini anca bu hafta öğrenmemiz enteresan oldu. Son görüntüler sessiz olarak DVD olarak elimizde mevcut ilgilenenlere duyurulur… :) Önümüzdeki aydan sonra (Yani 18 Mayıs) 3 haftada bire inecek kontroller ki aralarda da kızımızın kalbi daha düzenli kontrol edilir olacakmış… Bu ayın haberleri bu kadar…

Daddy Types Nokta Kom

Birkaç gün önce bebek arabaları konusunda detaylı bir internet araştırması yapmaktayken buldum Daddytypes.com‘u… Bir nevi babaolmak.com, ancak tahmin edersiniz ki oldukça eski (ve köklü) ve girilen çıkılan, çok kuallanılan, çok paylaşılan bir site kendisi.

Fikirbaz.com‘un ağırlıkla ingilizce olması gibi Babaolmak.com’un da ingilizce olabileceğini düşündüm bir an için. (Oldukça uzun zamandır da güncellenmiyor bu arada Fikirbaz.com maalesef) Hemen ardından neden Türkçe olmasına ihtiyaç duyduğumu hatırladım hemen. Ne kadar iyi olsa da ana diliniz olmayan bir dille yaşadığım(ız) duyguları tarif etmek mümkün olmazdı. Gerçekten de an an hissettiğim bir çok şeyi ingilizce gerçekten aktaramazdım muhtemelen. (Bu noktada da amacım daha çok kişiye ulaşmak da değil nasıl olsa…)

Dediğim gibi Daddytypes.com babalara öneriler, linkler, haberler, gelişmeler, ürünlerle dolu bir site. Yanı sıra babalar arası çeşitli networklere de gördüğüm kadarıyla site üzerinden ulaşmak mümkün. (Bol vaktim olduğu bir ara daha da detaylı inceleyeceğim…)

Siz de gidin, bir göz atın, ne hayal ettiğimi anlayacaksınız ;)

Yeni – Eski Tüm Babalara Duyuru…

Uzun zamandır yazacağım sürekli atlıyorum. Bu akşam yorum yazan Ender Bey’in de yazısını görünce yazmak farz oldu…

Bu blog’u her ne kadar kendi kişisel baba olma sürecimi yansıtmayı amaç edinerek kurmuşsam da, bir amacım da daha çok anneler araında oluşmuş olan paylaşım sitelerine benzer bir “babalar network”ü oluşturmaktı. (Anneolmak.com olur da babaolmak.com olmaz mı?) Üstelik sadece baba adaylarına değil tüm babalara yönelik, zaman zaman bir şeyler paylaşılan, ufak tüyolar alınan – verilen bir site haline gelsin, yaz aylarında baba olup da kızımıza (veya oğlumuza) özel bir blog yapmaya kalktığımızda da babaolmak.com bir şekilde var olmaya devam etsin gibi bir hayalim vardı.

Siteyi tanıtmak için özel bir çaba da harcamamamdan kaynaklı oldukça yavaş da olsa oldukça çok insan girer çıkar oldu. şu anda bir çok düzenli okuyucumuz olduğunu biliyorum. Bu kişilerden bir kısmını uzaktan yakından tanımıyor olsam da bir kısmının benim gibi baba adayı olduğunu biliyorum. Ve sayımızın artması da heyecanlandırıyor beni.

Uzatmayayım, diyeceğim o ki Babaolmak.com’un kapısı herkese açık. Duygularını, yaşadıklarını, anılarını yazaıp yollayacak her baba’nın yazısı seve seve yayınlanacak bu sayfalarda. (Tam bu esnada fark ettiğim şey, elbette, sitenin hiçbir yerinde e-posta adresimin olmayışı) (Yarın sabah ilk iş halledeceğim bu eksiği) İSteyen yorumlar arasına yazabilir isteyen bana mail atabilir, hatta isteyenlere kullanıcıismi ve şifreyle direkt siteye yazma fırsatı bile verilir. (icabında) Yeter ki yazın…

Eminim ki, 1,2,3,5,10,20,30 yıllık babaların tecrübelerinden öğreneceğimiz çooook şeyler var ;)

Sonunda…

Sonunda… şimdiye kadar sadece tanımadığım anneler, anne adayları ve tanıdığım anneler ve anne adayları ve bir de baba yorum yazarken ilk kez tanımadığım bir baba, hatta baba adayı yorum yazdı. Yazdıklarını okumak için Anne Karnında yazısının yorumlarına gitmeniz gerekli. Özellikle baba adaylarına tavsiye ederim çünkü yaşadıkları deneyim önemli. (Tüm baba adaylarının bilincinde olması gereken bir durum) Hatta yarın aylık kontrol için doktora gitmenin arefesinde olan ben farkında olmadan “haydaaa…” deyiverdim demin. (Üstüne de koltukta sızmak üzere olan Deniz’i de uyandırıp mevzudan bahsettim…)

Yarın 28.haftamız bitiyor. Aylık bir muayeneye daha gideceğiz, detaylı ultrasonda kızımızı net göremediğimizden, nerdeyse iki aydır kızımızla ilk randevumuz bu olacak. Dolayısıyla heyecan dorukta. Arkasından da sanıyorum gidip bir bebek odası siperişi vereceğiz. (Bebek arabası ve bebek odası maceralarımız tek başına bir blog olabilecek kapasitede aslında. Özellikle de bebek arabası kısmı…)

Uzatmayayım… Detaylar ve yeni fotoğraflar yarın…

Anne Karnında – In The Womb

Bu aralar National Geographic’de yayınlanıyor: “Anne Karnında” Üç bölüm aslında. Daha doğrusu üç farklı belgesel. İlki anne karnında tek bir bebeğin ilk anından doğumuna kadar olan biteni anlatıyor. İkinci belgesel anne karnında birden fazla gebelik hakkında. (Biz ilk bunu seyretmiştik) İkiz, içiz, dördüz gebelikler ve doğumlar. Üçüncü ise (ki bunu biz de seyredebilmiş değiliz henüz) hayvanların gebelik ve doğum süreçleri.

Kesinlikle taktire şayan, doğum anını da birebir seyretmeniz mümkün. (Hem normal hem de sezaryan seyretmiş oldum böylece hayatımda ilk kez) (Ben bir şey değil, Deniz de seyretti ki dehşete düşmesine yetti ister istemez…)

Bu satırları okumakta olan anne (ve hatta baba) adayları varsa mutlaka seyretmelisiniz. Olay hakkında kesinlikle çok açıklayıcı bilgiler veriyor belgesel. Nasıl detaylı bilgi bulurum bu belgesellerle ilgili derken DVD’si çıkmak üzereymiş onu öğrenmiş oldum. Tıklayıp DVD’ler hakkında detaylı bilgi alabilirsiniz… Belgeselin orijinal ismi “In The Womb” bu arada ;) (Nisan 2007 sonuna kadar aynı konuda bir NG Fotograf Sergisi de var Kanyon’da, duyurulur)

27yi de devirdik

Aslında bir sürü şey oluyor son günlerde, ama maalesef bir kaç satır yazacak vakit bulduğumda o vakitte ancak kaçıncı haftayı bitirdiğimizi yazabiliyorum. Aslında bakın yazılmak üzere neler bekliyor listemde:

– 3 hafta önceki doktor randevumuz (Hangi hastane ve nasıl bir doğum konusu konuşulmuştu. Sedat Bey hala cevap bekliyor bizden)
– Bir önceki hafta ilk kez bebek arabası, ana kucağı filan gibi “hardware” bakmak üzere birkaç mağazaya gittik, bebek arabası konusunda feci şekilde kültürümüz, bilgimiz, görgümüz artmış olarak döndük. (Hatta iki marka ve modele kadar eleme yapabildik)
– Geçen pazar ise gaza gelip bebek odası (hatta çocuk odası da aynı zamanda) bakmak üzere mobilyacılar gezdik, kabaca da olsa bilgi edindik
– Bu arada çooook eski (teee ortaokuldan) arkadaşımız Selin’le yıllar sonra görüşüp, bebeğimiz olacağı sürprizimizi yaptık. Kadın doğumcu olan Selin’se beklentilerimizin tam tersine normal doğum konusunda cesaret aşılamak yerine tam ters yönde gaz verdi. (Haydaaa…)
– Cep telefonlarımızda kayıtlı isimleri tek tek gezip güzel kız ismi var mı diye baktık
– İki ayrı kordon kanı bankasından bilgiler topladık, konuyu aramızda etraflıca görüştük. (Detaylar çok yakında burada!!!)
– Bu arada bir gece Ada’ya başka bir gece Ege’ye bakıcılık yaptık, tecrübelerimizi anlatasım var ama vakit yok, çok keyifli olduğu kadar düşündürücüydü de… (Saatlerce BabyTV izlemek zorunda kaldım, oldukça sıkı bir antreman oldu)
– National Geographic Channel’da “Anne Karnında” belgeselini izledik. (Kesinlikle kaçırmamalısınız!)
– Sezeryan mı normal doğum mu? konusunda internet’i bizzat talan ettim…
şimdi alt alta listeleyince amma yazacak şey birikmiş olduğunu gördüm, gözüm korktu… Oysa ben sadece 27. hafta bitti, Deniz’in karnı koskocaman oldu, kızımız veledimiz hiç durmadan tekmelediği gibi tekmeleri dışardan gözle bile görünüyor diyecektim sadece. Tabi bu arada bir sonraki ultrason günümüze de bir haftadan az zaman kaldı. İki aydır ilk kez doğru düzgün göreceğiz sıpamızı…

Evet ya… Çok şey birikmiş yazacak…

Çocuk Sevgisi

(Ayça şen, 7 Nisan 2007, Radikal Cumartesi)

Çocuk doğuran biz yaştaki kızların çoğu ‘doğum sektörü’ne girişti. Çocukluktan sıyrılamayan biz yaştaki kızlar doğurma işini sadece köylüler ve eski kafalar yapıyor sandığı için (ve sektör de bunu kanıtlarmış gibi hamile kıyafetleri ille taşlı, incili boncuklu, sanki ‘Artık o hayat geçti yavrum, sen de artık hanım hanımcık ol bakalım, anneliğini bil, almıyım ayağımın altına, yürrüüüü’ der gibiydi benim hamilelik zamanımda, şimdi nasıl bilmiyorum) birçok yaşıtım kızın çocuk doğurduktan sonra gözlerinde ‘sent’ işaretleriyle çocuk giyimi, hamile kıyafeti, doğum ve bebek bakımı eğitim merkezleri, ana okulları, atölye odaları açtığına şahit oldum.

Deniz’le (Arcak) ikimiz de bu tip iyi niyetli bir girişimde bulunup çocuk programı yapmaya karar verdik. Çünkü Memo ikimizin sahnesine bayılırdı. Deniz, Memo ve arkadaşlarını eğlendirmek için ciddi ciddi jonglörlük çalışmıştı, birlikte onları güldürürdük filan, baktık ki çocuk programlarında da bizi eğlendiren bir durum yok, kalktık bir çocuk programı hazırladık. Televizyon kanalları da idealistleri adam yerine koymuyor, sponsorumuzu da bulduk. O da tesadüfen karşımıza çıktı. Esnaflık yapmadılar, ekran arkasında dönen o muhabbetlere girişmediler, projeyi ruhlarıyla desteklediler. Deniz’le ikimiz de bu proje olsun ve çocuklar fikirlerini anlatabilsin, televizyonun hipnotik durumunun yalan dolan olduğunu anlasın, oradaki söz sahibi kimselerin de böyle bizim gibi zevzek olabileceğini görsün ve artiz olmaya özenmesinler diye kolları sıvadık. Uzun süre üzerinde konuştuk, uğraştık ve geçen hafta ilk çekimi yaptık.

Tamamını okumak için tıklamanız gerekecek. Ama tıkladığınıza da değer yani…

Tüm Ayça şen arşivi de şu linkte bu arada ;)

Over The Moon

Dolunay Kart Dün ofise bir paket geldi. İngiltere’den, bu aralar hiçbir şey beklemediğimden sürpriz oldu. Paketin içinden çıkan kart yanda… Karın yanında da minik civcivler vardı. Kızımızın ayaklarını sıcak tutsunlar diye.

Böyle giderse hiç acele etmediğimiz “kızımızın odası” olayı bir zorunluluk olacak.(Odası zorunluluk olmasa da “kızımızın dolabı”, “kızımızın şifonyeri” filan sanırım kısa zaman içinde gerekecek.

Kızımızın ilk kartı (aslında kızımızın değil, kart bize çünkü), kızımızla ilgili ilk tebrik kartımız ve civcivler için Dolunay ve John’a teşekkürler… (Gözünü sevdiğim internet teknolojisi, eskiden harbi böyle tebrik kartları filan olurdu. şimdi blog açıyorsun, yorumlar yazılıyor filan… Nerden nereye…)

25 ve 26

Geçen hafta 25 bitti; şu anda da 26. haftanın tam ortasındayız, hatta biraz geçtik, nerdeyse biritmek üzereyiz.

– Deniz yaklaşık 10 kilo aldı (Sedat Bey duymasın)
– Geçtiğimiz hafta sonu sahip olduğu performansa bakarak pazartesi rejime başladı. (Rejim kararı, pazar günü performansının iyice tavan yapmasına sebep oldu; bir ara Nutella’yı kaşıkla yemeye kadar vardırdı işi)
– şeker yüklemesinin sonuçları gayet normal.
– Kızımız durmadan tekmeler atıyor. Hatta “hadi kızım bir tane daha” dediğimde genelde bir tane daha vuruyor.
– Kaynaklara göre tat duyusu gelişmiş durumda
– Annesinin karnına tutulacak kuvevtli bir ışığa tepki verebilecek halde… (Denesek mi acaba?)
– Kilolardan ve karnındaki veletten dolayı Deniz artık çok daha kolay yoruluyor, sırt ağrıları filan da başladı. (Bir ara geceleri süper uyanık durmaya başlamışken, tekrar erken saatlerde uyuklamaya başladı iş yerinde de çok yoruluyor)
– Kızımızın akciğerlerinde nimik hava keseleri oluşmaya başladı. Nu kendine kendine nefes alıp verme yolunda önmeli gelişmelerden biri.
– Bu aralar karında durup dururken sertleşmeler, kasılmalar hissedilebilirmiş. Bu kasılmaları adı: Braxton-Hicks Kasılmaları, bunun erken doğumla ilgisi yok. Erken doğum için periyodik kasılmalar olması gerekirmiş. (Neymiş? Panik olunmayacakmış)

şimdilik bu kadar. Sıradaki muayenemize ve tabii ki ultrasona iki hafta var. (Ne yazıkki) Öte yandan 40 haftanın 26’sı bitti, ne çabuk geçiyor zaman.

En Emici Bebek Bezi

En emici midir bilmem… Ultra Prima’nın pazar lideri olduğu bir ülkede birden bire oldukça sağlam reklam yaparak piyasaya giriş yapmış olduğunu hatırladığım hakim renkleri yeşil ve maviden hoşlandığım bir markaydı sadece Huggies. şimdi gidip bebek bezi alacak olsam sanki Prima alırmışım gibi geliyor. (Belki de Huggies kırar bu şartlanmayı…)

Neyse bahsedeceğim site: Enemicibebekbezi.com Deniz sayesinde haberin oldu. (O nerden duymuş bilmiyorum)
Enemicibebekbezi.com, Huggies’in bir girişimi. Siteye girer de bilgilerini verirsen sana deneme paketi yolluyorlar. 4 bebek bezi içeren bir deneme paketi. Bunun karşılığında da hem isminizi cisminizi bebeğinizin bilgilerini hem sizin adres telefon ve e-posta gibi bilgilerinizi veritabanlarına katıyorlar. Bu derece kıymetli bir bilgi için dört adet bebek bezi oldukça düşük bir bedel. Ama kampanya da başarılı. (Bütün ofisi seferber ettim ben de hemen, herkes formu doldurdu. Ancak enteresandır ki içimizden sadece birimize deneme paketi geldi. Ki o da vaat ettikleri süreden oldukça sonra ulaştı elimize.)

şikayet etmeyeyim ama, bu mesaj şikayet değil sadece ilgilenenlere bilgi olsun diye yazıldı aslında. Bu arada Huggies’in sitesi de oldukça başarılı. Ancak ” Sitemizi ilk ziyaretiniz mi? Anne adayları, anneler ve bebeklere yönelik sayısız öneri, bilgi, ve eğlence Huggies Club’ ta…” Diye açılıyor olmasını ve babaları bu derece es geçmelerini açıkçası kınıyorum.

Bu arada, tüm anne ve babalardan, bebek bezleri konusundaki düşünce ve yorumlar bekliyorum. Paylaşınız efendim tecrübelerinizi. Hatta nerede ucuzdur, nereden ne zaman alınmalıdır da biriktirilmelidir gibi tüyolar hassasiyetle değerlendirilecektir. :)

Detaylı Ultrasondan Seçmeler

Detaylı Ultrason 2Detaylı Ultrason 3Detaylı Ultrason 1

Yukarıda Atıl Yüksel’in muayenehanesinde yapılan detaylı ultrasondan görüntüler var. Yaklaşık 10 fotograftan en anlaşılır olanları. (Anlaşılır derken kimin için anlaşılır olduğu tartışılır tabi) Diğer fotograflarda da kalp, cigerler, damarlar, kol bacak neyin her bir şey var, biz çok bir şey anlamasak da doktorlar anlıyor elbet. Yukarıdaki fotografların ikisinde kızımızın yüzünü profilden görmek mümkün. Ortada ise eli var. (Detaylı ultrasonda yarık dudak, yarık damak, eksik parmak gibi sorunlara bakılıyor, yukarıdaki fotograflar da o esnada çekildi…)

Bu durumda kızımızın bir eli başının altında uyuklarken çekilmiş fotografı hala en net, en yüzü görülür, şekli şemali anlaşılır fotograf olma özelligini koruyor. Bir sonraki ultrasonumuz 20 Nisan’da, dolayısıyla daha net ve etli butlu fotograflar için daha bekleyeceğiz.

BU arada dedeler, büyükbabalar, anneanneler, babaanneler de kızımızın gelişimini düzenli olarak siteden takip etmektelermiş. Dolayısıyla son günlerdeki atıllık için özür dileyip bundan sonra daha sık yazacağımızı müjdeleyeyim. (Bu aralar daha çok yazacak şey de çıkmaya başladı aslında – Mesela Deniz birdenbire deliler gibi yemeye başladı…)

(Yukarıdaki fotografları daha büyük açmak için üzerlerine tıklamanız yeterli)