Month: Kasım 2010

Babamdan Ne Öğrendim?

Her gün aldığımız iki gazeteden biri olan Radikal’in yenilenmesi (ki benim çok hoşuma gitti) ile birlikte hafta sonları Çınar Oskay’ı okumaya başladım. Burada da zaman zaman paylaşmak üzere yazılarını bir kenarda linkliyor, ayırıyor olsam da paylaştığım ilk yazının bir seneden biraz daha uzun bir süre önce babası Ünsal Oskay hakkında yazdığı veda yazısı olsun istedim.

Tamamını buraya yapıştırıyorum, normalde link verirdim yazıya ama konu ve içerik bu kadar uyunca Babaolmak.com’a; tamamı arşivde yer alsın istedim…

Babamdan Ne Öğrendim?
Çınar Oskay, 24 Ekim 2009, Radikal

Babamla maceram doğumumla, beni mosmor gördüğü o ilk anda “Ege güzeli! Latince öğreteceğim! Adını Hefaistos koyacağım” demesiyle başlamış. Anneannemlerin yüreğine inmesiyle bu fikirden vazgeçmek zorunda kalmış. Ama dayılarım beni bir süre “Hefoş Hefoş” diye çağırmış. Babamla rengârenk bir çocukluk ve hayat yaşadım. Onu çok sevdim. Hayatım boyunca bir saplantı gibi onu kaybetmekten korktum. Ve geçen hafta bugün onu kaybettim.
Benim kendisi gibi akademisyen olmamı istedi. Ben olmadım. Hayatı hep kavgayla geçti. Çalışma masasındaki lambasının salona yaydığı ışık, duvarda gölgeler oluştururdu. Hâlâ gözümün önündeler. Bitip tükenmek bilmeyen çevirileri, yazıları yazarken, daktilosu evdeki tüm sesleri bastırırdı. Çıt çıkmazdı. C. Wright Mills’i, Frankurt Okulu’nu Türkçe’ye çeviriyordu. Öfkeliydi. Yaptıklarını neden bir kavga gibi gördüğünü anlamazdım. Ben daha rahat bir hayatı seçtim. Ona yakın durarak kendimi onun ışığının bir parçasıymış gibi hissettim. Gideceği günü düşünmemiştim.

Bronzdan heykeller jenerasyonu

“Bizim için artık çok geç. Sizin kadar okumamız, yazmamız mümkün değil” demiştim geçenlerde. Pes etmiyordu: “Çınar, evet, belki bizim kadar okuyamazsın. Ama o dönem farklı bir dönemdi. Bu senin suçun değil. O insanlar bronz heykeller gibiydi. Şimdi her şey plastik. Akademisyenler bile.” Bunları söylerken gözleri yaşarırdı.
Babam için yaşamak, insanın insanca yaşamasına engel olan şeyleri göstermek, onlarla savaşmaktı. Bunun farkında olanları, iyi insanlar kabilesi gibi görürdü. Ama gruplaşmayı sevmezdi. TİP’in bir toplantısına gidip de “Alafranga mı, alaturka tuvalet mi?” diye tartışıldığını görür görmez “Hadi bana eyvallah” deyip tüymüş. Hep tek başına yaşadı, çalıştı, yazdı ama uzaktan uzağa akıllı adamları, iyi yazarları izlerdi.
Kendisine kitaplardan, iyi filmlerden, belgesellerden, şiirden bir dünya yarattı. Her saniyesi büyük fikirlerin içinde geçiyordu. Ama bu dışlayıcı, seçkin bir yerde durma arayışı değildi. Mahler dinlerken tavuk suyuna çorba yapardı. Karpuz keserdi. Çoraplarını yıkardı. Sade zevklerini hep korudu. Yoksulluktan geldiğini hiç unutmadı. “İnsan hâlâ eksik bir insan” derdi. Bir insanın ortada bu gerçek dururken başka işlerle uğraşmasını anlamıyordu. Ama iyi marangozlara, araba tamircilerine, balıkçılara hayranlıkla bakardı.
Continue reading

Kişiye Özel Amerikan Servis

Kasım ayının başında uzun süredir beklediğim bir hafta sonu gezisine katıldım. Proximity İstanbul ve Lotus Medya’nın organizasyonuyla düzenlenen, bir grup blog yazarının birlikte iki gün geçirdiği bir organizasyon. Askerliğimi Kırklareli’nde yapmış olsam da hiç görmediğim ve ismini uzun süredir duyduğum İğneada’yı görmüş oldum. Hem de şahane bir hafta sonunda; sonbaharın renklerinin inanılmaz güzelliği eşliğinde, kendi kullandığım hoş bir otomobille gezdim İğneada ve çevresini. Bu vesileyle yeni arkadaşlar edindim; ismini ve yazılarını bildiğim ama yüzünü hiç görmediğim kişilerle yüzyüze tanıştım üstüne Selçuk Erdem, Erdil Yaşaroğlu ve Kaan Sezyum’la tanışma, sohbet etmek hatta rakı balık esnasında muhabbet fırsatı buldum…

Hafta sonunun en kişisel ve şık atraksiyonlarından birine ise tam da bu bahsettiğim rakı balık muhabbeti esnasında konu oldum. (Daha doğrusu her birimiz ayrı ayrı konu olduk…) Orada bulunma sebebim bir blogumun olması, baba olmam idi en nihayetinde… Bı şıklık da tam olarak bununla ilgiliydi. Üstünden çokl zaman geçmiş olsa da hem söz konusu kişisel atraksiyonu aşağıya koyayım (çünkü kullandığım en güzel amerikan servislerinden biriydi) böylece emeği geçen herkese ve Renault‘ya teşekkür de etmiş olayım.

Gezi yazısı kısmını Teakolik’e link vereyim… O zaten gayet detaylıca yazmış:
Meganeomani Olduk
Meganomani Ertesi Gün

Okuldan Mektup Geldi

Aslında bu mektup kızımıza geldi. Bu hafta sonu yapılan ilk veli toplantısında elimize geçti. Zaten ona hitaben başlıyor sonrasında onunla ilgili bize bilgiler vermeye dönüyor. (Mektubu -biraz kişisel haklar ve gizlilik ilkeleri ihlali olsa da- burada yayımlayacağım. Hem dijital ortamda saklamak adına hem de bu mektubu heyecanla bekleyen teyze, amca, dede, anneanne, babanneler filan olduğunu bildiğimden)

Bir grup veli olarak kurduğumuz “Küçük Kara Balık Çocuk Evi – Veli İnisiyatifi Bir Montessori Okulu”nun ilk ayının tamamlanmasıyla ilk veli toplantısına gittik. (Ben maalesef şehir dışında olduğum için gidemedim) (Ve evet, okulumuzun adı da kesinleşti: Küçük Kara Balık)

Okul ve okula alışmakla ilgili başka yazılar yazacağım kısa zaman içinde; asıl konumuz olan mektuba dönelim:

Sevgili Z.

Bu mektubu sen henüz okuyamadığın için senin yerine anne-babana yazıyoruz. Senzaten okulda neler olup bittiğini kendin yaşıyorsun. Annenle baban da bunları çok merak ediyorlar. Bu nedenle izninle onlara seninle yaşadıklarımızın bazılarını anlatmak istiyoruz.

Biz seninle tanıştığımız için çok mutluyuz. Ama sen belki de seni evinden ayırdığımızı ve başka bir çok Zeynep’le birlikte olmak zorunda bıraktığımızı düşünerek hala bize kızgınsın. Ama biliyor musun bu nasıl olsa bir gün başına gelecekti.

Biz senin tüm ihtiyaçlarını giderebileceğin bir ortam hazırladık. Buradaki çalışmalar senin zihinsel ve bedensel gelişimini destekleyecek şekilde hazırlandı. Sen de zaten bunların bir kısmını severek kullanıyorsun.

Başlangıçta genel olarak tercihin mutfak ve spor alanıydı ama giderek başka çalışmalara da ilgi duymaya başlaman bizleri sevindiriyor.

Grup oyunları ve fröbel malzemeleri ya da yapı bloklarıyla çok uzun zaman oyunlar kurabiliyorsun. Bunların hepsi bizleri mutlu ediyor. Şimdi de anne-babana dönelim, onlara seninle ilgili neler gözlemledik, neler planladık anlatalım.

Z.’nin Sevgili Anne ve Babası,

Z.ile yaptığımız tekli ve küçük grup çalışmalarında ve sonrasındaki çalışmalarımızda onun ifade ve anlamada dil gelişiminin çok iyi bir düzeyde olduğunu gördük. Ayrıca renkler ve kavramlar konusunda da çok gelişmiş durumda. Kalem tutmayı gerektiren ince motor gelişimi, parmak kasları ve el bileği hareketliliği yaşı gereği tam oturmuş durumda değil. Boyama ve karalamada oldukça iyi. Bu nedenle bunları geliştirecek çalışmalar yapıyoruz. Rakamları 3’e kadar doğru tanıyor ama daha ileri kadar sayabiliyor. Kavramlar ve renkleri biliyor.

Z’nin çalışma süresi oldukça değişken. Ancak kendi seçtiği materyallerle tekrar yapmaktan hoşlanıyor. Bunlarda yapı blokları ya da kısmen kaşıklama çalışmaları. Yaptığı işe odaklanması da buna göre oluyor. Açık havayı ve bitkilerle ilgilenmeyi seviyor ama onları korumayı henüz içselleştirmemiş. Görsel algılaması ve ve belleği oldukça iyi.
Arkadaşlarını kendisi belirliyor, girdiği gruplarda diğerlerine fark ettirmeden liderliği üstleniyor. Başkalarına zarar vermek dışında hiçbir şeyi yapması engellenmediği halde birazcık gizli işler yapmayı seviyor.

Kasım ayı içerisinde Z’yle Günlük Yaşam Becerileri alıştırmalarından; kaşıklama ve dökme çalışmaları, mendil katlama, el yıkama, masa yüzeyi süpürme, sessizlik oyunu, çizgi üzerinde yürüme çalışmaları, Duyu maeryallerinden; silindir blokları, renk tabletleriye tonlama, dokunma tabletleriyle işleme, geometri çekmeceleri ile yüzeylerin adlandırıması çalışmaları planlandı.

Bu çalışmaları Z’ye teklif edeceğiz ama onu zorlamayacağız. O istediği zaman bunları da yaşamına yerleştirerek duyularını hassaslaştıracak ve biz onun öğrenmeye karşı ilgisini, sevgisini destekleyeceğiz.

Sevgilerimizle,
Emel Çakıroğlu Wilbrandt – Montessori Öğretmeni
7 Kasım 2010

Cuma’nın küpesi hepimizin özgürlüğünün teminatı

Hiç abartmıyorum; yaklaşık 20 başlıklık bir yazılacaklar listem var uzun zamandır yazılmayı bekleyen. Yazacaklarım beklerken basından; okuduklarımdan alıntılar yaparak durumu kurtarıyordum ama bir süredir sabahları gazete de okuyamıyorum çünkü Z’yi sabahları okul servisine ben bindiriyorum çoğu sabah. Bu da sabahları bir koşturma, ikna süreci, bir takım gerilimler, tekrar ikna süreci, her gün başka bir oyun ya da atraksiyon bulmaya çalışmak demek. Genelde Z ile evden çıkarken kapıya bırakılan gazeteleri alıp içerik koymakla sınırlı kalıyor sabahları gazete maceram.
Continue reading

© 2018 Baba Olmak

Theme by Anders NorenUp ↑