Salak Bir Sevinç…

Teorik olarak, kızımız artık yavaş yavaş dışarıdan gelen sesleri duyuyor. (Bu arada o minik kulaklar için içerde de yeterince gürültü olduğu bir gerçek. Annesinin mide, bağırsak sesleri, kan akışı, kalp atışı sesi bile aslında çok yüksek duyuluyor içerde) Hatta bir iki hafta içinde müzik dinleyebilir olacak. Hatta hatta babasının sesini dinleye dinleye, doğumdan sonra tanıyabilecek hale gelecek… (Göreceğiz)

Bugün biraz biraz konuşmaya başladım kendisiyle. şimdilik oldukça garip geliyor. En nihayetinde konuştuğum şey, dışardan bakıldığında bildiğin göbek. Deniz’in göbeği işte. Sanırım gittikçe alışıp kendi kendimi yadırgamaz hale geleceğim.

Ası l anlatacağım o ki, bu sabah kendisiyle ilk konuşmam esnasında, “Hadi kızım, babaya bir tekme at da annenin göbeği üşümeden kapayalım” der demez bir tekme atmış olması, bende açıkçası salakça bir sevinç yarattı. Elbette ki beni anlamadığını, duymadığını, hatta bi’ yerlerde ufacık tefecik tekmeleriyle bu kadar mutlu olan bir herif olduğunu, bu herifin bizzat babası olduğunu filan bilmiyor kendisi. Yine de salakça bir mutluluğa engel değil bunları bilmeden tekmeler savurması değil mi…

Aynı yeni numaramızı akşamüstü de denedik. “Hadi kızım benim, bir tekme at babaya” dediğimde yine tekmeledi. (Sağolsun) Dolayısıyla, tahminimce biraz daha çalışmayla eşe dosta sunulabilecek bir “show”umuz olabilir yakında…

(Tekmeler gittikçe sertleşiyor… Okuduğum kadarıyla kemikleri de gittikçe sertleşiyor bu haftalarda, üstelik cüssesi de büyüyor ve bulunduğu yer gittikçe dar gelmeye de başlayacak ilerleyen haftalarda. Dolayısıyla sert tekmeler giderek artacak. Ne güzel.)

24 Bitti!

Evet, bugün itibariyle 24 haftamız bitti. 24. Hfatnın bir önemi var(mış) “24. hafta gebelik süreci içindeki önemli dönemeçlerden birisidir. Çünkü bu hafta viabilite sınırı olarak kabul edilir. Viabilite annesine bağımlı olmadan, annesinin vücudu dışında yaşamını devam ettirebilme anlamında kullanılmaktadır.”

Bu arada; en son (detaylı) ultrason verilerimize göre veledimiz yaklaşık 600gr ağırlığında. Keyfi içerde oldukça yerinde. Son haftalarda artık tekmeleri çok rahat hissedilirken geçen gün ilk kez tekmeler gözle de görülür olmaya başladı. :) Nefesinizi tutup gözlerinizi diktiğinizde annesinin karnına attığı tekmeyi dışardan görebiliyorsunuz. Muhtemelen önümüzdeki haftalarda kilosu hızla artıp, cüsse büyüdükçe ve annesinin karnını iyice doldurup içerde bir sıkış tıkışlık olduğunda ayağını, dizini, dirseğini çok daha net görneye başlayacağız.

Bwir kaç haftadır yazmadığım için çok şey birikti aslında. Yavaş yavaş… ;)

Detaylı Ultrason

Dün, aylardır beklenen detaylı ultrason aktivitemizi gerçekleştirdik. Aylardır, çünü 3,5 ay önce almıştık randevumuzu. Detaylı ultrason için en doğru zaman 21-23. haftalar civarı. Doktorumuz sağolsun bizi zamanında uyarıp, detaylı ultrason için şimdiden randevu almazsanız bu aralıkta boşluk bulmanız mümkün olmayabilir demişti. (Detaylı ultrason için bu işin gurusu başka bir doktora gidiliyor: Prof. Dr. Atıl Yüksel)

Önceden kendi doktorumuzla sohbetimizde öğrenmiştik ki detaylı ultrasonda iş cihazın yetilerinde, kapasitesinde değil, doktorun tecrübesinde ve yıllardır görmüş olduğu bebek ve vaka sayısında… Dolayısıyla doktorumuzun bizi yönlendirdiği Atıl Bey’in muayenehanesindeydik dün.

İçeri girmeden önce okumamız için verilen kağıtta detaylı ultrason’un ne gibi hastalıkları ve organsal sorunların görülmesine, nelerin belli olmayabileceğine dair verileri okuduk. (Çıkışta imzalayacaktık da) Bu sorunlar arassında kromozom bozuklukları, down sendromu, turner sendromu, yarık dudak, yarık damak gibi problemler de vardı. (Hatta kağıtta “başı olmayan bebeklerin” detaylı ultrasonda %100 teşhis edilebildiği yazıyordu, bu bizi oldukça eğlendirdi) (Eğlenilecek bir şey olduğundan değil, muhtemelen çok belli etmesek de her ikimizin de “bir sorun olması ihtimaline karşı” hafifçe gergin olmamızdan…)

Atıl Bey, tam bir guru karizmasıyla kızımızı dakikalar içinde kalbinden ciğerlerine, safra kesesinden parmak sayısına, burun kemiğinden ayaklarının altına, kalp kapakçıklarından, anneyle alışveriş esnasındaki kan akışına kadar inceleyiverdi. (Baştan sona yaklaşık 14 dakika sürdü tüm muayene ve sonrasındaki açıklamalar) Muhtemelen her gün yaklaşık 12-14 bebek bekleyen çifte aynı açıklamaları yaptığından oldukça mekanik geldi bize, sonunda da incelediği binlerce bebeğe bir tane daha eklendi.

Neyse uzun lafın kısası, kızımız son derece sağlıklı bir domuzcuk. Hiçbir özel duruma rastlanmadı. (ki aynen benim içime doğduğu gibi) Kromozom sorunu veya organ anomalisi ile doğan bebeklerin oranı %2 iken; detaylı ultrason yaklaşık %75 oranında haberdar olmayı sağlıyormuş. Dolayısıyla %0,5 (en fazla) oranlarına kadar düşürülmüş oluyor risk…

Detaylı ultrason sonucumuzu alır almaz da elbetteki kendi doktorumuzun yolunu tuttuk. Çünkü, nasıl bir doğum, ve nerede bir doğum gibi konuları konuşacaktık…

Kızımız 400 Gr.

kizimiz05032007.jpgSabırla beklenen 4 haftanın sonunda bugün yine doktorumuz Sedat Bey’le görüştük. Kısa ve öz bir görüşme oldu, neredeyse tamamı ultrason cihazının önünde geçti. Kadro da kalabalıktı üstelik, kızımızın teyzesi ve babaannesi de yanımızdaydı.

Kızımız artık 400gr. ve 25cm boyunda. 21 hafta 3 günlük. Kıpır kıpır… (Yandaki resimde uyuyor gibi yaptığına bakmayın…) Keyfi oldukça yerinde görünüyor. Boyutları ortalama değerler arasında.

15 gün sonra detaylı ultrason randevumuz var, aynı gün doktorumuz Sedat Bey’le de randevumuz var. Detaylı ultrasonun sonuçlarını değerlendirip artık yavaş yavaş, nerede, nasıl bir doğum konularını konuşmaya başlayacakmışız. Hadi bakalım…

(Bu arada Deniz’in kilolarına fazla takılmadı bu sefer… Toplam 5,6 kilo almış Deniz (5 Ayda) aslında 3 olması lazımmış, böyle giderse de 17-18 kiloyla tamamlayacaksın hamileliği diye bir gaz verdi ) (Son bir parantez, epidural’in bir yan etkisini öğrendik; gece çok sarhoş olup da ertesi gün akşamdan kalma olarak sağlam bir başağrısıyla uyanırsın ya; bu akşamdan kalmalık durumu 10 gün kadar sürebiliyormuş epidural’de)

Kangurumuz da var artık…

Kanguru'da Bir Ege

Zımbırtının adı kanguruyumuş. Veledini önüne veya arkada bağlıyosun… Sana bakarak veyahut öne dönük… Kubi ve Su bu zımbırtıyla çıkageldiler cumartesi günü… Hernekadar boş boş gerekli denemeleri yapmış olsak da elbette kesmedi, Pazar sabahı Ege’yi tuttuğumuz gibi soktuk içine. Yüzü bana dönük pek hoşlanmasa da öne dönük şekilde keyfine diyecek yoktu. Ege yaklaşık 8 aylık. Temmuz ortası doğumlu, yani seneye tam bu zamanda, bizim kızımız da tam bu kadar olacak ;)

İsteyenler için buyrun linki… 

Babamın Bavulu

Hafta sonu kitapçıa gezinirken Orhan Pamuk’un başta Nobel konuşması olmak üzere üç farklı ödül konuşmasının ufacık bir kitapta toplandığını görünce alıverdim. Eve gelince de “Babamın Bavulu”nu baştan sona tekrar okudum. “Baba Olmak” algısıyla okuyunca bambaşka bir tat verdi. İlgilenenlere tavsiye ederim…

Kitabı satın almak isterseniz burada…
NtvMsnbc tüm konuşmayı haberinin içinde zamanında yayınlamış…
Nobelprize.com’da yazının hem orijinalini hem de Türkçe’sini bulabilirsiniz (Hatta videosu da var)…
Konuşmanın tam metnini direkt PDF olarak da edinebilirsiniz…

Fazla Söze Gerek Yok!

My Heart Belongs To Daddy

Çiğdem’le Sibel’in kızımıza aldığı bu hediye, kızımızdan çok bana alınmış gibi duruyor değil mi… :)

Ruh gazı nasıl alınır?

(Ayça şen, 3 Mart 2007, Radikal Cumartesi)

İlk yıllar en kolayı. Daya biberonu, vur sırtına, çıkarsın gazını. Ama şişede durduğu gibi durmuyor bu çocuk işi. Bu vicdan azabıyla nasıl yaşayacağız?

Dün Memo’nun anaokulundan çağırdılar. Yaramazlık yapıyormuş! Bi sevin, bi sevin… Gittim. Serpil hoca, okulun sahibi. Aynı zamanda psikolog ve her pazartesi çocuklara hafta sonunu nasıl geçirdiklerini anlattırıp çizittiren, problemli çocukların velilerinin de gazını alan, yeri gelince ana, avrat, bacı, gardaş dinlemeyip düz giden, çocukların psikolojik haklarını arayan cevval mi cevval bir kadın. şimdi konumuzla alakasız, uzun bir parantezimiz var. Hazırsanız başlayalım: (Yeri geldiğinde küfürlü konuşmayan insanlara bir türlü güvenemem. O fazladan kibarlıkları çok fena rahatsız eder beni. Tabii, hani, kolalanmış, yapmacık yapmacık konuşup, niyetleri gözlerinden çakılmasın diye göz kapaklarını hışımla kıstırarak gülen insanlardan bahsediyorum; ‘mahalle karısı’ lafını bile ‘mahalle hanımı’ diye dürüyenlerden…)
Okumaya devam et