Month: Kasım 2006

Baba Olmak!

“Baba Olmak!” Yazacak o kadar çok şey var ki, neresinden başlasa bilemiyor aslında insan. Belki de o yüzden başladığım yer bir blog kurmak. (Bomboş bir blog’u defter gibi önüne açınca sanırım yazmayı ertelemek daha zor.) Yazmayı ertelememek de lazım çünkü gün boyu kafamda yazdıklarım, üzerlerine yenileri geldikçe silinip yok oluyor sanki. Günlük yoğunluğun en büyük dezavantajlarından biri bu olsa gerek.

Bir kaç amacım vardık “Baba Olmak” domaini seçip alırken:

  • Düşüncelerimi yazmak, bir yerde toplu halde tutmak ve paylaşmak
  • Başkalarının düşüncelerini duymak, benle aynı durumda da olabilirler (Benim durumum? 7 haftalık bir mercimeği olan baba adayı) babamla aynı durumda da olabilirler (Babamın durumu? 30 senelik kazık kadar bir mercimeği olan kıdemli baba) Sonuçta her erkeğin, hatta kadının da baba olmakla ilgili mutlaka fikirleri vardır. Paylaşmak isterlerse işte meydan.
  • Neden “Anne Olmak” diye site var da “Baba Olmak” diye site yok serzenişi
  • 7 Haftalık bir mercimeğe web sitesi yapmanın erken olacağı düşüncesiyle daha genel bir şey yapma fikri…
  • Ve daha başka bir çok minik tefek sebep.

Sonuç itibariyle görünümle ilgili işleri daha tamamlanmamış olsa da, uzun bir yolun başında ilk yazı ve “Baba Olmak” (Kağıt kalemle yazılmış bir iki şey de yok değil, daha onlar da buraya taşınacak ;)

İkinci Randevu: Kalp Atışı!

Ne yalan söyleyeyim doktorumuz bir kaç kere göstermiş olsa da fasulyenin kalp atışını görmemiz mümkün olmadı. Çok da çaktırmadık doktora tabi. Dolayısıyla olayı ancak bir süre sonra, internette yaptığımız araştırmalar sonucu aydınlatabildik. (Hem nereye bakacağımızı, hem de baktığımız yerde ne göreceğimizi bulduk) Sonrasında kamerayla çektiğim ultrason görüntüsünü tekrar incelediğimizde veledimizin kalp atışını gördük.

Bilmeyenlere önemli not: Bu velet milletinin anne karnında ilk oluşan organı kalp. Malum kalp dediğimiz zaten “kas” dolayısıyla bu veledin ilk oluşan kasları hemen kasılmaya da başlıyor ve oluyor kalp. Oluşmakta olduğu keseciğin içinde ortalarda arayınca da göreniyorsunuz, kenara yapışık kasılıp duran bir şey aramakta fayda var. O zaman buluyorsunuz…

(Bu arada gebelik.org sitesinde tam da bu linkte kalp atışı olayını animasyonlu hale getirmişler, çok net görünmesini sağlamışlar, önce bu animasyon üzerinde çalışıp sonra doktora gidilebilrmiş…)

Doğum Günü Hediyesi

Mercimek'in Kesesi 15 Kasım 2006Deniz’in sürpriz doğum günü hediyesi “fasulye”nin kalbini dinletmekmiş bana. Ama onun bilmediği bunun için daha erken olduğuydu. Ki dinletmek olarak bilinen şey de göstermekmiş. (Görüntü herzamanki gibi sesten önce geliyor yine) Sonuç itibariyle, arabayı ben kullandığım için sürprizin doktora gitmek olduğunu ister istemez çözmüş oldum, akabinde de deniz, kalp atışı için daha erken olduğunu öğrenmiş oldu.

Yine de şişli’de Türker Bey’in muayenehanesine gittik. (Çarşambaları muayenehane’de hasta kabul etmemesine rağmen sağolsun, günün anlam ve önemi sayesinde bizi kabul etmişti) Böylelikle ilk ultrason deneyimimizi yaşadık. Fasulyenin (ki şu an için mercimek demek daha doğru olacak sanıyorum) kendisini göremediysek de “kese”sini gördük, boyunu posunu (hatta yaşını öğrendik: 6 hafta) Doktorumuzdan neler yenilip neler yenilemeyeceğine, nelere dikkat edileceğine dair bilgilerimizi aldık, bir sonraki kontrol için randevulaştık ve çıktık.

Çok net görememiş olsak da… Evet, fasulye içerde, oralarda bir yerde…

Endişe

Ne yaparsan yap, ne kadar gerilere atarsan, bastırsan, dipte tutsan da bir “endişe” dolaşmıyor değil damarlarında. Kendine dair olmasa da sevdiğine, en yakınında olana ilişkin… Bu “bekleme” ve “hazırlık” sürecini en yoğun ve en ağır, kaçısı en olanaksız şekilde yaşayacak olan tek kişi o… Deniz’im. Gözlerinin parıldaması, heyecandan evin içinde zıp zıp zıpırdaması içimi kıpırdatan, kalbimin atışını hızlandıran, defalarca beni kendine aşık eden Deniz’im…

Her şey çok güzel, çok rahat, çok keyifli ve eziyetsiz olacak. Bir şekilde becereceğiz bunu.

Seneye aynı gün bir şeyler yazıyor olmak için sabırsızlandım şu an. Ve şimdi hemen Deniz’i koltuktan kaldırıp yatağa götürüp sarılacağım. Uyuyup, üç kişilik rüyalar göreceğiz.

İlk An…

Beklemiyor değildim, elbette konuyla ilgili çalışmalarımız sürüyordu ama bugün çok daha net, çok daha gerçek bir şekilde ortaya çıktı “baba” olacağım.

Yazarken bile ne kadar garip, ne kadar zor geliyor. Kendim için ilk kez kullandım az önce “baba” sıfatını. (Ve sanıyorum sonradan edinilen sıfatlar içinde en değişmez, en kalıcı olanına sahip oluyorum böylece) Öyle heyecandan koşturmuyorum ortalıkta. Sanıyorum yavaş yavaş algılayacağım. Belki de gözümle görmeden inanmayacakmışım gibi geldiğinden bu sakinlik. Ama için için de biliyorum ki hızla artacak heyecanım, bu günden sonra belki de aklımı en çok oyalayacak şey olacak ve yıllarca da böyle gidecek. Biliyorum ki hayatımızdaki en önemli gelişme, en önemli farklılık en önemli rol bu olacak. Geri dönülmeyecek, geri verilemeyecek, reddedilemeyecek tek sıfatı alacağız üzerimize… İşte bu gerçekten çok heyecan verici. Korkutuyor mu? diye düşününce, en ufak bir korku yok… (Yoksa var mı?)

Çok eminim ki iyi, çok iyi birer anne ve baba olacağımıza. Bu süreç belki, bir çok bilinmezlik ve beklenmezliği de beraberinde getireceğinden; merakla, belki az endişeyle ama her an birlikte ve bir şekilde atlatılıp sorunsuzca tamamlanacağı inancıyla geçeceğinden heyecanlı olacağı kesin. Baba olma konusunu bir kenara bırak, sadece Deniz’in anne olma serüvenini bu kadar yakından izlemek fikri bile şu an içimi kıpır kıpır yapıp delicesine heyecanlandırıyor beni. Deniz’in her zaman yakınımda olması ne kadar güçlendiriyorsa beni her konuda, anne-baba oluşumuz, üç kişi oluşumuz ve tüm yaşamsal dengelerimizin inanılmaz oranda değişecek olması da heyecan, merak ve istek uyandırıyor bende. Bu dengelerin değişmesi ve hayatlarımızın bambaşka bir hal alması, reddedilemez, değiştirilemez hatta bazı konularda karar verilemez, insiyatif alınamaz halde değişecek olması korkutmuyor beni. Aksine sabırsızlandırıyor. Bu dönemin çok keyifli, çok değişik, çok heyecanlı geçeceğini (hatta, yılarca, kolay kolay geçmeyeceğini) biliyorum. Biliyorum ki bir kişinin başına gelebilecek “en özel” şeye doğru hızlı adımlar atıyor olacağız. Özveri ve fedakarlık, istemsiz bir şekilde kendimizi ve birbirimizi düşünmeden önce “onu” düşüneceğimiz bir döneme giriyoruz. (Ne değişik bir şey aslında. şu anda ne kadar yabancı…)

Hayatımıza, şimdiye kadar hiç olmamış “belirleyicilik gücüne sahip” biri giriyor. (Hatta girdi bile)

İçimdekiler şimdiden artmaya başladı ki aslında sadece saatler oldu “öğreneli”. Kimbilir daha ne haller alacak içimdekiler / içimizdekiler.

Kimbilir nasıl olacak dışımızdakiler, dışa yansıyışımız, birbirimize yansıyışımız, yansıtacaklarımız…
Bakalım eler olacak?

(Yazı bittiğinde; Deniz koltukta uyuyor, Tv açık, Beyaz Show devam ediyor, ben çalışma odasındayım)

(Aylar çabucak geçsin mi istiyorum şimdiden nedir? )

© 2018 Baba Olmak

Theme by Anders NorenUp ↑