“10. Ay Biterken”; “Bir Doktor Kontrolünün Daha Ardından” gibi başlıklar da olabilirdi, hatta belki de “Artık Hep Beraber Aynı Sofrada” da denilebilirdi başlıkta… Bu ayki kontrolümüzde aldığımız en temel bilgi ve son zamanların en mühim gelişmesi bu… Artık karman çorman bulamaçları bırakıp kızımız bizle birlikte sofraya oturup bizle (neredeyse) aynı şeyleri yiyebilecek…
- Artık eskisi kadar hızlı kilo alınmayacak… Son bir ayda yaklaşık 200gr almış ve 9290gr olmuş
- 73,5cm boy ile upuzun bir kız kendisi artık
- Kafa cevresi de yaklaşık 47cm (Bir takım kıyafetlerin kafasından geçmemesini açıklıyor bu)
Bu aralar biraz huzursuz uyuması yeni çıkmaya çalışan dişlerle ilgililendirildi; bacağındaki ufacık egzama beyaz ve hassas tenli olmasıyla ilgilendirildi ve nemlendiricinin yanı sıra bir hafta süreyle kortizonlu bir krem kullanılacak. (Hassas ciltli bebeklerde ilk iki sene görülen normal bir durummuş)
Dediğim gibi, bizimle nerdeyse aynı şeyleri yiyebilir durumda… En önemli konu yemeklerinde kullanılan yağın pişmemesi. Yani yemek yağsız (ve tabii ki tuzsuz) pişirilir ve tabağında yağlandırılırsa, bizim yediklerimizi yiyebilecek. Az sayıdaki “yenmeyecekler listesi”nde patlıcan, bal, süt gibi ürünler var… Ki son zamanlarda bulamaçları yerken direnmeye başlayan küçük hanım karman çorman olmayan sebze yemeklerini ağzını kocaman açarak yalana yalana yutuyor. (Bakınız taze fasulye, bakınız bezelye…)
Pekmezden pek hoşlanmadığını söylediğimizde, doktorumuz mutlaka vermeye devam etmemizi öğütledi. Birşeylerin içine karıştırmadan, sulandırarak olsa da pekmez verilecek…
Öte yandan mümkün olduğunca organik sebze ve meyveler yedirilecek -ki zaten öyle yapıyoruz- ancak harbiden organik olup olmadığını hiçbir zaman bilemeyecek olmamız da “bu takıntının sonu yok ki” diyerek kendi kendimize bertaraf edildi. (Bu arada Cumartesileri Şişli’de kurulan organik pazar neredeyse tüm tezgahlarıyla tam kadro Ümraniye, İkea’nın yanındaki Meydan Alışveriş Merkezi’nde (1-19 Mayıs tarihleri arasında) pazarda imza kampanyası başlatılmış, haftanın bir günü sabit olarak pazar kurulması için imza toplanıyor, yolu düşenlere duyurulur)
Daha önce yazdığım çocuk güvenlik sistemleri / önlemleri ile ilgili yazıya Farmafil‘den bir ek geldi, ilgili yazının yorumlarında okuyabilirsiniz ama buraya da yapıştırayım. Güvenlik önlemleri ile ilgili ek birşeyler yazmayı düşünürken gayet iyi bir giriş olur:
Ev temizliğinde ya da başka şeyler için kullanılan kimyasallar, çamaşır suyu, tuz ruhu, lavabo açıcı, tiner vb., mutlaka kilitli bir dolapta saklanmalı. Tabii ilaçlar da öyle. Çocukluk çağı zehirlenmelerin önemli bir kısmı bu kimyasallardan ya da ilaçlardan meydana geliyor. Aynı zamanda ev içindeki bitkiler de bazı yönlerden tehlike arzedebiliyor. Ailelerin bu konularda da mutlaka uyanık ve dikkatli olması gerekiyor.
Geçtiğimiz hafta sonu da - kızımızın artık evin içinde fıldır fıldır dolanmaya başlaması ve mümkün olan herşeye tutunarak ayağa kalkıp yürümeye çalışmasını göz önüne alarak - evin içindeki önlemlerimizi gözden geçirip bir takım ek önemler aldık…
Kızımızın gün içinde en fazla vakir geçirdiği salonu adım adım turalayıp sorun yaratabilecek şeylerden kurtulduk:
- Bir yerlere tutunarak ayağa kalktığında uzanamabileceği veya uzanmak isteyebileceği biblolar artık yoklar
- Sinema sisteminin ayaklıklar üzerinde duran hoparlörleri çok kolay yıkılabildiğinden (ki tutunarak ayağa kalkmaya çalıştığına da şahit olduk, az daha kafaya yiyordu horparlörü) önce sökülmeye başlandılar sonra televizyon sehpasının ardına , diğer tüm kablolar ve prizlerle birlikte sabitlendiler
- Bir süre sonra uzanabileceği dolap kapakları etkisizleştirildi. (Kulplarını söktük şimdilik)
- DVD, CD gibi kolay ulaşılabilir raflardaki ürünler kaldırıldı…
- Adım atmaya çalıştığı güzergahı kaymaz hale getirmek adına parkenin üzerindeki halı ve kilimlerin pozisyonları değiştirildi, artık koltuk veta tv sehpasına tutunarak yürümeye çalışırken ayağının altı kaymayacak…
- Erişebileceği tüm prizler priz kilitleriyle kitlendi
- Koltuk kenarındaki kumandalıklar boşatılarak az kullanılan kumandalar kaldırıldı. (Onca oyuncak, top, renkli ıvır zıvır dururken en favori objelerinin kumanda ve cep telefonları olması çok da şaşırtıcı değil aslında)
- Gazete ve dergilikler yok edildi. (Yürümeyi bırak, emekleyerek ulaşılabiliyordu)
- Kutu mendiller daha yükseğe kaldırıldı.
- Ayaklı lamba iyice kenara alınarak ve kabloları toparlanıp koltuk altına/arkasına sabitlenip sıkıştırılarak ilgi merkezi olmakta çıkarıldı. Şimdilik lamtaya tutunarak ayağa kalkarken lamba hiç sarsılmıyor, taban kısmı ağır lamba seçmekte fayda olabilir. ![]()
Çok yakın zamanda farmafil’in de altını çizdiği gibi temizlik malzemesi ve benzeir ürünler de erişimden kaldırılmalı. Her ne kadar banyo kapısı hep kapalı olsa da bir süre sonra bir yerelere ulaşması an meselesi olacak sanıyorum.
Bu arada gördük ki bu boyuttaki insan yavrularının favori köçelerinden biri de kapı arkaları… Kapı kapanmasını engelleyici stoperlerden sonra açık kapının kımıdamasını engelleyici stoperlerin de neden üretildiği biraz daha anlam kazandı gözümde…
(Siz siz olun kapalı kapıları daaannn diye açıvermeyin, arkasında insan yavrusu olabilir.
SSK kuyruğuna bebekler de girdi
TBMM’de kabul edilen Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasası nedeniyle sigorta girişi yaptırıp, çocuklarının daha erken yaşta emekli olması düşüncesiyle hareket eden ailelerin, kurumdaki iş yükünü 3-4 katı artırdığı bildirildi.
Dilek Akın/Barış Gündoğan - SGK uygulamalarında pilot il seçilen Adana’da, müfettişler, “hileli sigorta girişi” yaptıranları tespit için inceleme yapmaya hazırlanırken, yapılan tüm uyarılara rağmen aileler, sadece kendilerini değil, çocuklarını da sigortalı yapabilme telaşına girdi.
diye başlayan haberin tamamını okumak için buraya tıklamanız gerekli.
Öte yandan konuyla ilgili detaylı bilgiyi ve kanunlardaki ilgili maddeleri de Habertürk’ün yazısında bulmak mümkün:
Bebekler SSK’lı olabilir mi?
Kızımızın emeklemeye başlamasıyla evimizin bir bebek için daha güvenli hale getirilmesi gerekti. (Nasıl, bunca zaman yazmadıktan sonra yeterince hızlı bir bailangıç oldu mu?) Kızımız yaklaşık iki haftadır iki-üç diz emekliyordu ancak asıl derdi ayağa kalkıp yürümek olduğundan emekleme işini çok ciddiye almayıp kendini geliştirmiyordu. Sonunda yürümeden önce emeklemesi gerektiğini anlamış olacak ki, emekleme konusundan kendini bir anda geliştiriverdi. Aslında koltuklardan herhangi birine ulaşıp, tutunarak ayağa kalkmasıve yürümeye çalışması için öncelikle söz konusu koltuğa doğru emeklemesi gerektiğine ikna oldu…
Dolayısıyla öok kısa süre içinde istediği yöne emeklemeye başladı. Salonun sadece bir kısmında halı oluo geri kalanı ahşap parke olan bir evde, halı üzerinde emeklemenin tüm ihtiyaçlarını karşılayamayacağını da çabucak fark ettiğinden yaklaşık bir haftalık bir çalışmayla parke ve fayansta da kaymadan emekleme işini çözdü. Bunun sonucunda gerektiğinde (ama sadece gerektiğinde) asıl konuşlandığı nokta olan halıda sağa sola doğru ilerlemeye başladı. Asıl hedefi koltuğa tutunarak ayağa kalkmak olsa da zaman zaman tv sehpasına, yemek masasına, oyuncak sepetine, gazeteliğe filan da ilerliyor. Salonda onu haricinde tek kişiyseniz ve salonu terkederseniz de arkanızdan geliyor… (Öyle ki, bir parmak aralık kapıları uzanıp açarak yoluna devam edebiliyor)
Koltuğa tutunarak ayağa kalktığında ise koltuğa tutunarak koltuk boyunca (ki köşe koltuk) ilerleyebiliyor. (Hatta ona kalsa koltuk bittiğinde de yoluna devam etmek niyetinde)
Böylesine hızla ve şevkle mobilize olduğu şu günlerde evimize “çocuk güvenlikçisi” gözüyle bakıp ilk etapta nelere ihtiyaç duyacağımızı belirledik…
- Prizler güvenli hale getirilmeli
- Kafasına yüksek bir yerlerden bir şeyler düşmemesi sağlanmalı
- Kendisi veya başkası tarafından parmakları kapılara sıkıştırılmamalı
- Ayakkabı çıkarılan bölgede istediği gibi fink atamamalı
- Çekmece ve dolaplarla boğuşmamalı
- Elini kolunu sallayrak (!) banyoda dolaşamamalı, yerlerinde yuvarlanmamalı
Liste aslında uzatılabilir. En öncelikli önlemleri almak üzere ufak bir araştırmanın sonucunda hep aynı yere ulaştık, Ataşehir’e de çok yakın olan Kids Safe-T. Çocuk güvenlik önlemleri konusunda bir çok farklı mağazada ürün teşhir standlarını gördüğümüz firmanın daha önce de web sitesini incelemiştim. Benzer firmalar arasından (en azından internetteki ve arama motorlarındaki varlığı ile) kolaylıkla sıyrılan Kids Safe-T’nin burada satırlarla reklamını yapacak değilim. Kendiniz internetten gerekli araştırmayı yapabilirsiniz. İhtiyaç duyulabilecek bir çok enteresan güvenlik ürününe gerek mağazalarından gerek online satış sitelerinden ulaşmanız mümkün. Biz priz koruyucular, kapı stoperleri ve mobilya kenar köşe koruyucularla işimizi hallettik. Çalışma odamızla salonumuz nerdeyse içiçe olduğundan omayan kapının yerine de bir güvenlik kapısı düşünmeye devam ediyoruz ancak bu sefer Ikea’yı tercih etmemiz söz konusu olabilir. (Bu arada Ikea’da da bir çok çocuk güvenlik malzemesi bulunabilir. Üst katta çocuk reyonunun tam ortasında) Çalışma odasına geçişin geçici süre engellenmesiyle bir çok kablo, priz, fiş, elektronik alet, biblo, kitap, CD ve DVD koleksiyonundan korunmuş olacak kendisi. (Belki de tam tersi)
Kids Safe-T, dilerseniz evinize gelip evinizi çocuklar için (veya depreme karşı) güvenli hale getirmek adına bir keşif yapıp size teklif sunabiliyormuş da… (Dublekse merdiven koruma, gerekiyorsa şömineden koruma, havuz çevresi koruma, ocak koruma, balkon koruma vb.vb gibi çözğmleri mevcut. Sitelerini ve broşürlerini incelemekte fayda var. Gördüğümüz kadarıyla çocuk güvenlik sistemleri konusunda ciddi şekilde uzmanlaşmışlar ve nerdeyse tek çözüm olma yolunda ilerliyorlar.
Ama öte yandan da veletleri biraz özgür de bırakmak lazım… Evham, titizlik ve özgürlük arasındaki ince çizgiyi bulup (ki bunun adı güvenlik olabilir belki de) zamanında gerekli önlemleri almakla fayda var.
“Kaç günlerdir çok boşladın siteyi; biraz toparlan, düzgün güncelle şu siteyi; yoksa karışmam bak…”
Kim ne derse haklı gerçekten de… Uzunca bir süredir elim değmedi Babaolmak.com’a. Yazılacaklar biriktikçe de kronolojik sırasını bozmamak için hepsini sırayla topluca yazarı dedikçe işler sarp sardı. Dolayısıyla silkelenip gelişmeleri yazmak, ıralamayı çok da düşünmemek lazım sanıyorum. Bilehare üm listemdekileri yazacağım ama özet geçmek gerekirse kızımız artık emekliyor, insanları yavaş yavaş ayırmaya, yakın olduklarını tanımaya başladı; koltuk kenarlarına tutunup “sıralıyo” ne yaptığını bilmese de (özellikle bana) çok güzel “baba” diyor… (Devamı çok yakında
Wordpress’in eski tarihli yazı girebilme özelliği sağolsun. Nisan başındaki 9.ay kontrolümüzü yaklaşık bir ya gecikmeyle, eksiklerle de olsa aktarıyorum…
- Kızımız, ekmek yemiyor olmasına rağmen gayet kilo almış. (Hatta doktorumuz biraz şaşırdı gibi geldi bize)
- Artık ara ara ekmek filan verebiliriz eline. Hatta biz birazcık kahvaltı bile yapabilecek
- Gelişimi gayet güzel ve normal
- 9090gr olmuş., boy da 72 cm (bu sefer ciddi uzama var…), bai cevresi de 46,2cm
- Alttaki dört, üstteki iki dişe, yukardan iki tane daha eklenmek üzere.
- Vitaminlere de devam. (Demir, D vitamini ve Flor hapı)
Dün kitapçıda gezinirken yeni bir Yankı Yazgan kitabına rastladım. (Temmuz 2007 tarihliymiş oysa ki) “Çocuğunuzu anlamaya yönelik 250 soru cevap” bulunan kitabı daha almadan ilk incelemede bu aralar gece uykularının düzeninin neden bozulduğuna yönelik soru cevaplar aradım, üstelik buldum da… Ardındn kasaya yöneldiğim düşünülürse “etkili içerik - etkili satış” konulu bir kıssadan hisse çıkabilir buradan… (Geceler uyku problemleri ayrı bir yazı konusu olacak tez zamanda)
Kitabı internette de araştırmaya başlayınca Yankı Yazgan’ın sitesine, sonra bloguna sonra başka sitelere ulaştım. Hepsinin linkini paylaşayım istedim. İlk önce kitaptan başlayayım:
- Kitabı idefix’te bulabilirsiniz…
- Önsözünü okumak isterseniz tıklayın…
- Yankı Yazgan’ın web sitesi…
- Yankı Yazgan’ın Blogu…
- Guzel Gunler Nokta Kom…
- Çoluk Çocuk Kom TeRe…
Fark etmişsinizdir, Babaolmak.com’un en tepesinde bir haftadır bir reklam var. O boyutta reklam konulabilecek tek yer sayfanın en tepesi olduğu için oraya koymak zorunda kaldım. Ve evet, Babaolmak.com reklam almaya başladı ve ilk reklamını aldı. (Google reklamı gibi kendi kendinize siteye yerleştirilebilecek reklamları ayrı tutuyorum)
Bir reklam networkünün isteğiyle portfoyunde yer almaya başlayan Babaolmak.com hiçbir ticari beklentisi olmayan bir blog olmasına karşın gelen “reklamın mutlaka Babaolmak.com’da da yayınlanması isteniyor” talebini geri çevirmedi.
Sadece iki haftalık bir reklam yayını olacak. Çok alaksız bir marka ve tema olmadığı için yayınlamakta hiçbir sakınca görmediğim reklam hakkında olumlu olumsuz hiç bir yorum da almadığıma göre… Bir sıkıntı yok…
(Ben niye bu kadar yazdım peki o zaman? İçten içe ben mi sıkılıyorum acaba tepedeki reklamdan : )
Malum, internet aleminde, özellikle Türk internet aleminde babaların esamesi pek okunmuyor. Aile siteleri genelde annelere hitap ederken aynı şekilde bebek ve bebek gelişimi ana temalı nerdeyse tüm siteler de anneleri hedef ediniyor. Blog dünyasında da farklı değil bebeklerle ilgili blog yayıncılığı annelerin kayıtsız şartsız egemenliği altında… (Şu an aklıma gelen bir düşünce de acaba babalar bebeklerle ilgilenirken anneler bilgisayar başında internette gezinip blog mu yazıyorlar) (Sanmıyorum) Sonuç itibariyle sebepleri ayrı yazı/yazıların konusu olmakla beraber babalar pek ortada yoklar.
Başarısız bir kaç örneğe denk gelmiş ve bu konudaki arayışı bırakmış olmakla birlikte hafta başında gelen bir maille babalar arası paylaşım konusunda bir forumdan haberdar oldum: Babalar Kulübü (Nokta Org) (Her defasında önce .com yazarak girmeye çalışıp “aaa… site açılmıyor, mail atıp sorayım” deyip arkasından doğru adresi hatırlayan biri olarak ben hatırlatmamı yapayım da..)
Babalar Kulübü‘nün online oluşu, fikri, gelişimi ve gidişatı Babaolmak.com’a çok benziyor. Benim blog yorumlarında tartışma ve fikir paylaşımı yapmaya çalışmamdan daha kolay tartışılan bir site Babalar Kulübü çünkü bir web sitesinden veya portaldan ziyade bir “forum” sitesi. Dolayısıyla da tartışma ve paylaşma özellikleri çok daha ön planda.
Çok uzatmayayım, tıklayın gidin kendiniz gezin. Kurucusunun sözlerinden bir alıntıyla bitireyim:
Ne zaman babalık ile ilgili bir bilgi edinmek istesem internetin bu konuda kısır kaldığını fark ettim. Bu nedenle böyle bir aktivite içine girdim. Ulaştığım bilgileri sizlerle paylaşmak beni mutlu edecektir. Sizlerinde önerileriniz ve bilgi paylaşımlarınızla bilinçli baba olmak yolunda emin adımlarla ilerleyeceğimizi umuyorum. Bütün babalar toplandık sloganıyla yola çıkıyoruz,sitemiz çok yeni ve gelişmeye açıktır.Siz babalarında katkısıyla daha da gelişecektir.
Boğaziçi Üniversitesi İşletme ve Ekonomi Kulübü’nün düzenlediği “PR Professionals 2008″ etkinliği kapsamında yarın düzenlenecek olan kapanış günü panelinin konusu “İnternet’in İletişimde Açtığı Mecralar” Panel konuşmacıları arasında Babaolmak.com’un “baba”sı da bulunuyor… Üzerinde konuşmayı planladığı konu ise “Bağımsız internet yayıncılığı ve bloglar” ana başlığı altında “İnternette içeriğin önemi, blogların içerik üretimine katkısı ve nokta atış PR’da açmakta oldukları kanal”
Diğer konuşmacılar şöyle:
-Fügen Toksü (Tühid Yönetim Kurulu Başkan, Toksü& Chase İletişim)
-Can Saraçoğlu (Litespell Genel Müdürü)
-Murat Buyurgan (Netpoint Interactive Yönetici Ortağı ve İnteraktif Pazarlama Danışmanı)
-Yurtsan Atakan ( Hürriyet Gazetesi) (Sonuncu konuşmacı neleşti mi emin değilim)
Dinlemek isteyen olursa Panel; 21 Mart Cuma günü, Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüs İbrahim Bodur Salonu’nda saat 15:30 ‘da…
[Bu arada her ne kadar konuşmayı planladığım konu çok daha genel olsa da sunum hazırlamak yerine Babaolmak.com’la uğraşmayı tercih ettiğimden olsa gerek yarınki konuşma da ağırlıklı olarak Babaolmak.com hakkında olacak gibi görünüyor…
]
Wordpress (ve Technorati) sağolsun Babaolmak.com’a nerelerden link verildiği öğrenilebiliyor, bu sayede biz de yeni bloglar, yeni anne-baba adayları ve yeni bebekler hakkında bilgi sahibi oluyoruz. Ne zamandır bu linklerden yayınlamadığımı fark ettim ve işte karşınızda:
- Güzel gözlü bir Ceren buldum, kendileri 5 aylık.
- O Piti Piti Karamela Sepeti‘nden bahsetmiş miydim mein değilim, ama bahsetmişken Kerem‘in sitesinden de bahsedilmeli.
- Bir diğer güzel de 6 aylık Duru…
- Bir de 33+ haftalık bir anne adayı var son olarak.
Günün sürprizi ücretsiz dağıtılan günlük gazetelerden birinin internet sayfasında kendimizi görmek oldu. (Aslında kendi kendimize görmedik, görenler haber verdi elbet. (Alkışlar Ender Amca için)
20dk gazetesinin “Teknoloji Dünyası” bölümünde PCnet’ten Erdal Kaplanseren Babaolmak.com ile ilgili güzel şeyler yazmış. (Benzer haberlerin aksine, siteden kes yapıştır yapmayıp, siteyi gerçekten incelediğini düşünüyorum) Üstelik vakit harcayıp baba-kız fotografımızı da bulmuş. (Fotoğrafa kızımız hayatının ilk elma püresini yiyor, aynı anda hem fotograf makinesi hem kamera ile kaydediliyor)(Editörden günün filmleri: Ed’s Tv ve Truman Show
)
Güzel bir sürpriz oldu. Teşekkür ederiz.
Babycenter.com‘u çok çok önce tavsiye etmiştim size. Bebeğinizin doğum tarihini sisteme girerek kayıt olduğunuzda hafta hafta bebek gelişimiyle ilgili bültenler yollayıp, zaman zaman indirimler, zaman zaman yeni ürünler hakkında bültenler yolluyorlar. Yanı sıra aklınıza takılabilecek her konuyla ilgili cevaplar bulmanız da mümkün.
Az önce gelen bültenlerden birinde “Bebeğinizin gelişimi doğru şekilde ilerliyor mu?” sorusunu görünce ilgili yazılara tıklayınca çok faydalı bir tablo sistemiyle bebek gelişim aşamalarını gruplandırdıklarını gördüm. 0-36 yaş arasını altışar aylık gruplara böldükten sonra her grubu da “bebeklerin çoğu yapar” “bebeklerin yarısı yapar” “bebeklerin çok azı yapabilir” diyerek üçe bölmüşler. Böylelikle bebeğinizin şu anda yaptıklarını zamanında mı yoksa erken veya geç mi yaptığını karşılaştırmanız mümkün.
Tablolar maalesef ingilizce, umuyorum ki baba olmak konusunda blog tutan bir baba bir gün, vakit bulup söz konusu tabloları Türkçe’ye de çevirir…
Mart ayı kızımız için (aslında her ay olduğu gibi) yepyeni ilklerle başladı ve tüm hızıyla da devam etmekte. Herşeyden önce aybaşındaki kontrolün hemen ardından “gerçek” kahvaltılara başladı ve hiç hoşlanmadı. Biraz karışık olan kahvaltı işi hiç hoşuna gitmemiş olsa da yememezlik etmiyor. (Mideye biraz düşkün de kendisi; hafif bir babaya çekmişlik var galiba)
Yine doktor kontrolünün 2-3gün ardından ilk ödev de başarıyla tamamlandı ve kızımız “aferin” ve “alkış” dendiğinde ellerini çırpar oldu. Hatta kendi kendine, elinde hiçbir şey olmadan ses çıkarmak o kadar hoşuna gitti ki gün içinde bir çok tepkisini (elbette ki başta sevinç olmak üzere) el çırparak göstermeye başladı. (Bazı sabahlar uyandığını, yan odadan gelen alkış sesinden anlayabiliyoruz artık)
Bu arada altıncı diş de çıktı, artık altta yanyana dört diş var, her an birini ısırmasını bekliyoruz. Kimseyi ısırmadan önce 12 Mart’ta masadaki tabaklara yaptığı hamlelere güvenerek kendisini bir çuprayla tanıştırdık. Bu tanışmadan en azından Zeynep memnun kaldı ve beyaz eti hapır hupur götürdü. Artık haşlanmış balık etini çorbalarına da karıştırıyoruz.
13 Mart, kızımızın ilk vesikalık fotograflarının çekilmesiyle tarihe geçti. Daha önce fotografçı önünden gecerken babasının “hadi cektirelim” teklifini “ne gerek var” diye geri ceviren annesi, kendine vesikalık çektirirken kızının fotograflarını da cektirince bakıp bakıp gülmemeize sebep olan “açıların çocuğu” pozları ortaya çıkmış oldu. (Büyük vrsiyonları için yandaki fotografların üzerine tıklayabilirsiniz)
Yanı sıra yuvarlanmak konusunda hergün kendini biraz daha geliştirip bırakıldığı noktadan 3-4 metre uzağa ulaşmaya başladı. Yanlış anlaşılmasın, emekleme söz konusu değil oturduğu yerden kendini öne attırıp sonra bir kaç tur yuvarlanıyor, çok az miktarda geri gidebiliyor, parke üzerine vardığında göbeğinin üzerinde sağa sola dönebiliyor ve kendini koltukların altına (bir şekilde) sokmayı başarıyor. (Koltukların altına tüm vucudunu soksa da kafası sığmadığı için daha ileriye (aslında geriye) gidemiyor ve sıkışıyor)
Bu pazar ise kızımız “başbaş” yapmayı öğrendi. Üstelik Caddebostan sahilinde, dünyada sadece halı ve parke değil “çimen” gibi farklı yer kaplamalarının da olduğunu şaşkınlıkla gözlemlerken “başbaş”ı öğrendi. Hoş, halen çok hakim değil konuya, babasını sabah başbaş yaparken uğurlayıp, akşam da başbaş yaparak karşılıyor şimdilik. (Başına da biraz sert vuruyor ama bu şimdilik kendisini rahatsız etmiyor olsa gerek) Sahildeki çimenlerin üzerinde Zeynep’in tanıştığı diğer öğeler köpekler ve kuşlar oldu ve hepsini büyük bir şaşkınlıkla karşıladı kendisi.
Hepsinin ötesinde bugün hayatının önemli ilklerinden birini yaşadı Zeynep ve tüm bir günü ilk kez annesinden ayrı geçirdi. Çünkü annemiz çalışmaya başladı.
Tembel baba sonunda biraz gecikmeli de olsa annenin de desteğiyle 8.ay doktor kontrolünü yazabiliyor. (Baba doktor kontrolüne gidemedi maalesef son dakika başka bir sağlık konusuyla ilgilenmek üzere başka birinin yanındaydı; böyle olunca da anne özetledi herşeyi; baba yazdı)
Öncelikle “ebatlar”a değinecek olursak, hanımefendi 69 cm uzunluğunda (ortalamanın çok az üstünde) 8310gr ağırlığında (ortalama) 45 cm kafa çevresine sahip. (Ortalamanın üzerinde… Bazen koca kafa olduğu hissine kapılmamız normal yani; özellikle de üstünü giydirirken)
Bir süredir farklı kaynaklardan “bebeğiniz şu anda ne yapıyor olmalı” bölümlerini atladığımızdan bu ay bazı ödevlerimiz olacağını muayenede öğrenmiş olduk:
- Alkışlamaya başlamalı
- Başbaş yapmalı
- Emeklemeli
- Bir yerlere tutunarak sıralamalı (yok artık)
Mönülerde de ciddi gelişmeler var: Öğlen ve akşam çorbalarına artık balık eklenebilecek. Ve artık sabahları “gerçek” kahvaltı edebilecek küçük hanım. Gerçek derken hemen açıklamak da lazım elbet:
1 tatlı kaşığı pekmez
1 tatlı kaşığı ceviz
peynir (labne)
tahıl
mama ya da anne sütü
yumurta (1/8 den başlayıp 1/2ye kadar her hafta iki katına çıkılarak)
Bu yukarda sayılan heşeyin karıştırılması sonucu “bulamaç” kahvaltı oluşuyor.
Ek ilaçlarda da demir ilacımız 7den 8 damlaya çıktı. Dvit’e devam (4 damla) ekstradan flor hapı. (Ufacık bir şey olsa da genelde çiğneyebiliyormuş veletler,çiğneyemezse ezilip verilecek)
Kontrolün en büyük eğlencesi kızımızın ismine tepki verip vermemesi olmuş. Vermeye veriyor da “Ahmet” filan deyince de benzer tepkiler verebildiği için oldukça eğlendirmiş annesini ve doktorunu. (Bu arada seslenme, ünleme şeklinde çağırmayıp herhangi bir diyalog içinde ismi geçtiğinde de dönüp bakıyor aslında)
Son olarak da dizlerinde oluşan kurumalar bu ay da geçmeyince doktorumuz kortizonlu bir krem vermiş olsa da kullanmaya gerek kalmadan Mustela’nın Stelopia serisinden bir krem sayesinde dizler yine yumuşacık oldu. (Dizlerde kuruma olan, kurumalar egzamaya benzemeye başlayanlara duyurulur)
Sanırım bu kadar.
Akşam akşam önce biraz geyik muhabbeti, ardından serbest çağrışım sonra da iddialaşma derken (ki evimizin annesi kaybetti; Nutrilon’un bir Nutricia markası olduğunu iddia eden şahsım iddiayı ve yeni bir tripodu kazandı) Milupa ve Nutricia’nın da aslında aynı çatının altında oldukları konusu gündeme geldi; ayrı markalar olsalar da aslında her ikisi de aynı “Numico” çatısı altındalar.
Tüm bunların ardından, hiç başka işim gücüm yokmuş gibi araştırmacı gazeteci (blogçu) baba olarak psikopata bağlayıp “Milupa” isminin nerden geldiğini bulmak üzere kolları sıvadım. (Kesin “milk”ten geliyordur gibi bir takım düşünceler de vardı…) Google, Ask.com, Hakia gibi arama motorlarını işin içine katıp (ki semantik arama motoru, Türkiye’Nin medar-ı iftiharı) Hakia’dan çok umutluydum ancak çok kolay sonuca ulaşamadım. Ancak azmin elinden hiçbir şey kurtulmadı ve en nihayetinde; bir çok Milupa sitesini de gezdikten sonra Milupa Kuzey Amerika web sitesinde istediğim bilgiye ulaştım.
Milupa, 1921 yılında Emil Pauly tarafından küçük bir aile şirketi olarak Almanya’nın Friedrichsdorf kentinde kurulmuş. (İşl ürünleri de bisküvi bu arada) Bu arada bu Emil Abi, aslında Fransız göçmeniymiş… Neyse; Emil (artık samimiyiz kendisiyle) 1930′da işlerin de hızla büyüdüğünü gördüğünden şirkete yeni bir isim koymaya karar veriyor ve isminin son üç harfiyle soyadının ilk üç harfini birleştiriyor: “Milpau” oluyor. Tabi haliyle hoşuna gitmiyor ve harflerin yerini değiştirip “Milupa”ya ulaşınca rahatlıyor… Ve ne oluyor… Yeni anne babaların, bebeklerinin ilk aylarından sonra vazgeçilmezleri arasına giren dünyanın en büyük bebek ve çocuk gıdası markası ortaya çıkmış oluyor…
Babaolmak.com, “Bunları biliyor muydunuz?” departmanından bugün bu kadar.
Bugün itibariyle kızımızın ağzında beş diş var. (Sayılır) Alttaki iki diş zaten artık upuzun, sivri, tırtıklı (ve gerektiğinde çok can yakıcı birer silah olarak kullanılabilecek kıvamdalar)
Üstteki iki tane de artık kafalarını dışarı çıkarttılar, alttakilerden çok daha iri yarılar. (Yaklaşık 10 gün önce attılar kendilerini dışarı - yani tam 7 aylıkken) Sıradaki diş de alttan geliyor. Zaten kaynaklarda da sıralama aynen bu şekilde.
İlk dişimiz çıktığında yazdığım yazıda bir çok link vermiştim (ki genelde Türkçe kaynaklardı) Şimdi bir kaç tane de ingilizce kaynak vereyim ( Ki Google’ın ne olduğunu, ne işe yaradığını biliyorsanız pek de gerek yok bunlara - ancak tembeller mutlaka müteşekkir kalacaktır, ben kalırdım : )
- Dişlerin çıkış sıralarını, yaklaşık aylarını ve sonra da dökülme zamanlarını gösteren bir çizim var burada. Başka kaynaklarda da okumuş olabilirsiniz; 28 veya 32 adet olan (aslında önce 28 sonra 32 demek daha doğru olur) dişler “çocuk” denen insan türünde hepi topu 20 tane oluyorlar. (5-6 aylıkken çıkmaya başlayıp 12 yaş civarında da dökülmüş, ilgili diş kutularında veya çekmece köşelerinde yerlerini almış oluyorlar… )
- Bebeğinizin dişleri çıktıkça tarihlerini yazmak için iyi düşünülmüş bir tablo isterseniz, tıklayın. Güzel fikirmiş. Printer’ınız yoksa bir not kağıdı da işinizi görür elbette
(Ya da blog tutun ; )
- ADA (American Dental Association) da bebek dişlerine yönelik bir takım linklere ulaşmanız için iyi bir yer olabilir. Siz bilirsiniz.
Zeynep, İstanbul’a son kar yağışında karla ilk kez tanıştı. Önce mama sandalyesinde oturuken pencereden syretti kar yağışını. Sonra camın önünde dikilip şaşkın şaşkın babasıyla birlikte izledi binlerce kar tanesini. Bir ara elini uzatıp camın arkasından avuçlamaya çalıştı. En son olarak da camı yalamaya başladığında camdan uzaklaştırılması gerekti.
Haftasonunun ardından kar yağışının ve fırtınanın durduğu Pazartesi günü, öğleden sonra sarınıp sarmalanıp karla sıcak temasa geçmek üzere dışarı çık(artıl)dı. (Sıcak temas yerine soğuk temas da denebilir) Dışarı çıkmasıyla birlikte öncelikle büyük bir şaşkınlık geçirdi. Etraf her zamankinden daha aydınlıktı ve etrafta beyaz şeyler vardı. Bu şaşkınlığı kolay kolay da üzerinden atamadı zaten. Şaşkınlığı biraz azalınca (ki hiçbir zaman tam olarak geçmedi şaşkınlığı) etrafı “cool” bir tavırla izlemeye başladı. Biraz ötede kartopu oynayan çocuklar ilgisini çekti, şöyle bir bakıp tekrar etrafa karizmatik bakışlar atmaya döndü. Annesiyle birlikte karda ayak izleri bıraktı. (38 numara - 18 numara)
Bu arada yorulan annesinden babasının kucağına transfer oldu. Bu sayede hayatının ilk karını (üstelik de oldukça genç yaşta) tatma fırsatını yakalamış oldu. Kar’ın soğukluğu inanılmaz hoşuna gittiği gibi hararetini de kesmemiş olacak ki kocaman bir gülücükle, ağzını açıp daha da istediğini açıkça beyan etti. Bu esnada dışarıda olmakla ilgili şaşkınlığı biraz azaldığında babası ile karşılıklı mimikler yapıp neşesinin son derece yerinde olduğunun sinyallerini verdi. Eve dönmeden önce biraz daha kar yalayıp, beresinin üstüne ilk kartopunu yedi. (Ne olduğunu anlamadığı gibi çok da iplemedi açıkçası.) Yanaklarının artık oldukça doğumuş olması sebebiyle hızla eve geri döndü.
(Zeynep muhtemeln kar sezonunu - İstanbul gibi- kapadı. Seneye; artık kendi ayaklarının üzerinde tekrar tanışacak karşa, kartopuyla ve kardanadamla…)
24.12.2007
Babaolmak.com’a bir yazı yazıp, Flickr‘da birkaç fotografına bakıp bilgisayarı annene devrettim, mutfağa gidip kocaman bir bardak su içip anneni en kızdıracak şekilde bardağı ters çevirip bulaşıklığa geri koydum ve banyoya girmek yerine senin odana geldim. (Gelmeden önce de bizim yatak odasına uğrayıp annenin sana sayfalar yazdığı defteri aldım) (Defterin diğer başına yazıyorum bu satırları…)
Yatağının karşısındaki koltuktayım. Bir kolunu bu tarafa atmış olsan da arkan dönük bana. Sadece bir elin bu tarafta. Bir de kokun.
Büyüyotsun bebeğim. Her gün değişiyor, bizi inanılmaz heyecanlandıran yeni şeyler yapıyorsun. Her biri bir mucizeyle eş değer bizim için. Aylardır olduğu gibi gözümüzün tam içine bakıyor olsan da artık çok daha anlamlı, her seferinde bir şeyler anlatıyormuş gibi bakıyorsun. Herhangi bir durum karşısında mutluluğunu veya tepkini belli ediyorsun artık. Hatta sadece jest ve mimiklerinle değil sesinle de tepki vermeye başlıyorsun. Her bir güülüşün, anlamlı bakışın, ufacık kahkahaların içimizde kelebekler uçuşturuyor, heyecanlandırıyor bizi.
Sen muhtemelen pusetinden veya koltuğundan daha yüksekte olduğun için kucağımızda çok mutlu ve keyifliyken bizler artık ele geliyor olman, kucakta bedenine çok hakim olabilmen ve sana doyasıya sarılabildiğimiz için deli oluyoruz. (Ben şahsen mümkün olsa sürekli kucağımda taşıyabilirim seni. Özellikle de fazla ağırlaşmadığın, rahatça taşınabildiğin şu günlerde)
Tüm gün ağzım yarı açık fotografların arasında gezinebilir, fotograflarına bakarken şapşal şapşal gülümseyebilirim. Bu beşbuçuk ay ne kadar çabuk geçtiyse bundan sonrakilerin de böyle olacağını bilerek önümüzdeki hergün için heyecanlanıyor, sabırsızlanıyorum. Öte yandan da mantığım bugünler geri gelmeyecek, tadını çıkart diyor. Biliyorum bir sonraki göz kapatıp açışımda doğum günün, sonrakinde bilmiş bilmiş sohbetlerin, sonrakinde ilk yuvaya gidişin, daha sonrakinde okuma bayramın olacak…
Büyüyorsun bebeğim. Her gün, gözle görülür şekilde büyüyorsun.
“Baban”
Hepsi Türkçe 33 Blog: Baba Olmak ilk 10′da!
8 Yorum 6 Şubat 2008 Kategori: Genel, Linkler, Haberler.
Bugün akşamüstü, ofiste PCnet’in Şubat sayısını elime alıp çıkarayak sayfalarını şöyle bir karıştırırken “Hepsi Türkçe En İyi 33 Blog” başlığı dikkatimi çekti. Yıllardır birçok blog’ta klavye tıkırdatmış biri olarak bloglara hızla göz atarken ilk bir kaç blog isminin beklediğimin aksine hiç ismini duymadığı siteler olması şaşırttı beni. Ama asıl şaşırtan şey ilk 10′da; 6.sırada Babaolmak.com’u görmek oldu. (Sevindim tabi…) Bir solukta okuyuverdim yazıyı. Değerlendirme kriterleri hakkında bilgi olmamasına rağmen, tahminim çok fazla bilinmeyen, “profesyonel blog” anayışından çok “amatör” ve “kişisel” kelimeleriyle tanımlanacak sitelerin listede olduğu. ( Açıkçası yıllardır yerli yabancı bloglar takip ederim listede tek tanıdığım Altı Üstü Tasarım, Devletşah, Murat Buyurgan, Popüler Teknoloji ve Proje Yöneticisi vardı)
Listede ismini ilk kez gördüğüm ama diğerlerinden hemen ayrılan Farmafil‘i konusu ve içerik anlamında katkısı sebebiyle özel olarak beğendim. Annem Mutfakta TV de bir blogdan ziyade video-yemek tarifi sitesi olması ve bu alanda benzer diğer sitelerden farklı bir yaklaşımı olması sebebiyle dikkatimi çekti açıkçası.
İlk 10′un neye göre seçildiğini; diğer 23 taneden farklarını bilmiyorum ama liste şu şekilde:
1- Azpişmiş, 2-Kendini Geliştir, 3-Altı Üstü Tasarım, 4- Farmafil, 5-Eylos, 6-Baba Olmak, 7-Dmry, 8-En iyi reklamlar, 9-Postalar, 10-Annem Mutfakta TV
Diğer siteler de alfabetik olarak şöyle:
Adem Aktepe, Artimetre, Badem Kraker, Binnur’s Turkish Cookbook, Devletşah, Eda Suner, Elma Alt Shift, Gelincikler Gökhan Bağcı, Hakkı Ceylan, H-Yaman, Moda Trenden İn, Murat Buyurgan, Murat Sarıkoca, Ixbir, Popüler Teknoloji, Proje Yöneticisi, Selçuk Hoca, Ümit Kurt, Wolkanca Blog, Yeliz’İn Dünyası, Yemek Şenliği, Yüzde 100 Yerli. (Fazlasıyla linkli bir yazı oldu; listeyi tek tek yazmaya herkes üşenmişti; artık listedeki diğer bloglar copy-paste eder kulanırlar
)
Uzun lafın kısası, tüm listeyi tek tek gezince, tematik bloglar, ciddi bloglar, internet hakkında bloglar, bunca zaman nasıl ıskalamışım denilebilecek bloglar, hiçbir şey kaçırmamışım denilebilecek bloglar, sık kullanılanlarda hemen yerini alacaklar, feed list’e ekleniverecekler, bir daha mümkünse görmeyeyim denebilecekler var… Tıklayın, kendiniz karar verin…

