30 Ocak 2009 00.50; bilgisayar başında, gezindiğim sitelere, yazıştığım maillere dalmışken Z’nin ağlama sesiyle yerimden fırladım, salonda uyuyan Deniz uyanmadan, Z’nin uykusu açılmadan olay mahallinde soruna müdahale edilmeliydi. Uyurken fıldır fıldır dönen böcek (ki böcekliği de kalmadı) yatakta dikine dönmüş, muhtemelen rahatsız olup uyanmış ve bunu sesli hale döndürmüştü. (Bu gece uyuma saatinde biz evde olmadığımızdan teyzesi uyuttu) “Kapa gözlerini babacım, ben burdayım” diyerek yere çömelip yattığı yerde başımı yanına koydum. Uyku mahmuru beni fark ettiğinde sesi birden kesildi, gözlerini kaparken yüzüne inanılmaz kocaman bir gülümseme yerleşti, yatakta kendini çevirip düzelirken üstünü örttüm tam o sırada yan döndü ve kolunu boynuma attı, yüzündeki gülümsemeyle tekrar uykuya daldı. (***İşte o an) Derken kaşları biraz çatıldı, çaktırmadan örtülen üstünü (daha doğrusu ayaklarını) açmak için battaniyesiyle boğuştu ve başarılı oldu. Durumu fırsat bilip yataktan doğruldum, eli kalktığım yerde beni aradı, bulamayınca gözlerini açtı… “Burdayım merak etme” diyerek geri yattım, yüzüne aynı kocaman gülümseme yerleşti ve kapattı gözlerini, nefesi tekrar ağırlaştıkça ağır ağır doğruldum ama eli yine yatakta gezinip bir parmağımı yakaladı… 3-4 dakika daha durdum, tekrar uykudaydı, parmağımı usulca çekip hızla odadan çıktım, son iki dakkadır içimde tuttuğum öksürüğümden kurtuldum, telefonumu alıp o anı fotoğrafladım (yukarda) ve işte o “an”ı yazmaya başladım…
***İşte o an: Daha bugün bir arkadaşımın “mutluluk” ile ilgili akademik bir anketini cevaplamıştım. Ve bu aralar eşe dosta iletiyorum anketi. İşte o an, mutluluğu düşündüm. Z.nin kolu boynumda, yüzümün 1-2 santim uzağında minik suratında kocaman bir gülümsemeyle uyurken her soluk alışında nefesinin kokusu tüm yüzümü yalayıp geçiyor. “Evet” dedim “Mutluluk işte böyle bir şey ve ben çok mutluyum…)
Aslında bambaşka bir şeyler yazmaya hazırlanırken gecenin 3′ünde gezinmekte olduğum yabancı bir sinema sitesinde yandaki reklam banner’ına rastladım. Algıda seçicilik bu olsa gerek, vizyona girecek filmleri bırakıp “National Fatherhood Initiative” – Fatherhood.org‘u incelemeye başladım, algıda seçicilik de eksilmeksizin devam etti (Bknz: “Dad in the military?” bannerı)
Uzatmayayım, “hakkımızda” sayfasında detaylı bilgi bulabilirsiniz konuyla ilgili. Ama gerçek ama üvey ama iyilik namına “baba olmak” konusunda bir çok link ve fikir bulabileceğiniz bir siteymiş. Bol bir vaktinizde değerlendirmeniz için… Tıklayınız, inceleyiniz…
Baba Geri Döndü… (Ya da bir koca hafta nasıl da geçti…)
Comments by Özgür 26 Ocak 2010 Kategori: Kişisel.Saatlerdir yazmaya başlayacağım ama bir şekilde başlayamadım… Sanırım nereden başlasam, nasıl yazsam, nasıl bitirsem diye düşünmek ve “o yazma gazı”nın gelmemesi sebebiyle saati oldukça ilerlettim. Aslında öyle uzun uzadıya da bir şeyler yazmayacaktım… Zorunlu iznimin bir hafta önce bittiğinde, bir haftadır “evde bir baba” olduğumdan, bu sürenin büyük bir kısmında bilgisayar başına bile geçmediğimden, Z’nin son bir haftadaki keyfinden ve herkese “babam geldi, bir daha da gitmeyecek” deyişinden bahsedecektim.
Geceleri uyku öncesi hallerimizden, okuduğumuz kitap ve masallardan, yaptığımız ana okulu ziyaretinden, soğuk yüzünden çok vakit geçirmemiş olsak da kar yağarken dışarda geçirdiğimiz kısa süreden ve yaptığımız minik kardan adamdan da bahsetmek planlarım arasında var… Hala fotoğraf makinemi elime almayışımdan da bahsedebileceğim gibi asıl büyük olay “tuvalet eğitimi” denen konuya yaptığımız paldır küldür giriş de olabilir.
Ama sanırım bu ilk yazıcıkta hiçbirinden bahsetmeyeceğim. Her biri uzun uzun yazılmayı hak ediyor sanırım. Öte yandan daha yazabileceğim, birikmiş bir dolu şey de var. (Belki de bu yüzden nereden başlayacağımı bilememem) O yüzden şimdilik sadece teşekkür edeyim diyorum. Yokluğumun en başından itibaren mailler yazan, değişik sosyal platformlardan iyi dileklerini ve bir an önce kavuşmamızı dileyen, yorumlar yazan herkese iyi dileklerinden dolayı çok teşekkür ederim.
Yokluğumda bir süreliğine yok oluveren Babaolmak.com’u bir şekilde toparlayıp ayağa kaldıran Burak ve Simto’ya özel olarak teşekkür etmek lazım. (Buarada son 5 aydır siteye üye olan okuyuculara yeni yazı uyarıları mail ile ulaşmıyor olabilir böyle bir durumu fark ederseniz lütfen tekrar üye olun sağdaki sütundan)
Uzatmayayım dedim ama uzatmaya başladım bile şimdiden. Dolayısıyla kendimi tutayım ve en büyük teşekkürümü bir kez daha eşime ve ardından 2,5 yaşında bir kocaman kız olan Z’ye edeyim. Yazdığım ve yazacağım çok şey var ikisine de – ki çoğu da yazarak anlatlamaz şeyler korkarım ki… (Ve kusura bakmayın, bu kısım aramızda
)
Neyse… Baba geri döndü…
Sadece 13 gün kaldı
))
Babası Zeynep için kocaman bir Elma ağacı çizdi; üzerine toplam 14 tane elma çizdiler birlikte ve Zeynep her akşam bir tanesini boyayacak. Bakalım son güne kadar bekleyecek sabrı olacak mı?

Son zamanlarda aldığım en özel hediyelerden biri; geçenlerde elime geçen küçük kırmızı bir defter. Defterin sayfaları birbirine yapışık; her gün bir tanesi açılarak okunmak üzere kurgulanmış. Her günkü sayfanın sonunda da Z’nin bir sözü; bir incisi yer alıyor. (Sayfanın içeriğini kendime saklayayım izninizle)
Babaolmak.com’da kızımız hanfendinin incileri büyük ilgiyle takip edildiğinden; yanı sıra tüm bu veciz (!) sözleri bir arada kayıt altına almak için tercih ettiğim de bir alan olduğu için buyrun özenle seçilip babasının keyifsiz olduğu zamanlarda sayfalarında gezinip keyiflendiği minik kırmızı defterden alınma inciler:
-Kürek kemiklerine oturuyoruz. (Pilates kursu etkileri; 07.05.2009)
-Ben gemiyi yapacağım şahsen. (13.11.2009)
-Sen yemeğini benim gibi koyup adam gibi ye! (Tabağını elinde tutarak ayakta yemek yiyen annesine; 13.11.2009)
M: Üşürcün Z’cim, üzerini çıkarma
Z: Burası sokak değil! ( 11.11.2009)
Öpüşmek yok, grip oluruz! (Domuz gribi etkileri; 08.11.2009)
Anne: Dur bir lafını yazayım
Z: Lafa karıştım, ver kalemi! (10.11.2009)
Kabuklarını soyarak yiyeceğim nokta kom (Durupdururken cümlelerinin sonuna “.com” koymaya başladı; 09.11.2009)
M: Su ister misin Z’ciğim?
Z: İsterim tabii canım… (03.11.2009)
Narı görüyorum, çok neşelendim! (26.10.2009)
-İnek gibi büyük şehire gidiyoruz. (Arabayla Kırklareli’ne giderken sevdiği kitaplardan “Müzisyen İnek Sırma“nın büyükşehre gidiş macerasına atıfta bulunuyor… Ekim 2009)
M: Z, oynamadan yemek yemen lazım.
Z: Bas git Mine, ben de yemeğimi kendim yerim. (23.10.2009)
-Kasklı füze adam… (Z, astronutu anlatıyor; 19.10.2009)
Sütü görünce:
Z: Pınar Süt bu!
M: Sütünü yavaş iç istersen…
Z: Bayatlamasın diye hızlı içiyorum… (19.10.2009)
Annesini elinde dondurma ile görünce:
– İnanamıyorum, bulmuş annem! (09.10.2009)
-Askerliğin bitti mi baba? Bizim evimize gelecek misin?
Bak televizyonda havai çiçekler patlıyor… (Babayla telefonda konuşurken, tv karşısında; 29.10.2009)
Kipi ile olan kişisel ilişkim sebebiyle, Kipi’nin bu mektubu ve mektupta bahsettiklerinin benim için önemi büyük. Bir çok Babaolmak.com takipçisinin de Kipi’yi yakından tanıdığını düşünerek mektubuna ekstradan sadece fotograflar linkleyerek yayınlıyorum.
Doğumgünün kutlu olsun Kipi ve Çocuk Kitapçısı: Kipitap.com
Çok heyecanlıyım. Aslında tüm Kipitap.com ekibi olarak çok heyecanlıyız. Geçen sene bugünlerde de yine ekip olarak çok heyecanlıydık. Çocuk Kitapçısı: Kipitap.com’un açılış öncesi çalışmaları artık iyice hızlanmış; Tüyap Kitap Fuarı esnasında “Test Yayınına Açıldık” diyerek gezebilmek için geceli gündüzlü çalışıyorduk.
Sadece ofisteki ekibimiz değil; kendilerine iletilen kitapları okuyup değerlendiren danışmanlarımız; anne-babalar, öğretmenler, psikolog ve sosyolog arkadaşlarımız büyük bir hızla kitapları okuyup değerlendirmelerini iletiyorlardı.
Kitaplarının siteye eklenmesi için bize örnekler yollayan yayınevlerinden hergün yeni koliler geliyor; koliler açıldıkça ofisteki kitaplıklar doluyordu. Her kitap önce editör arkadaşların elinden geçiyor ve Kipitap.com’un veritabanına ekleniyor ardından fotoğrafçı arkadaşımızın setinden geçip fotoğraflanıyordu. Fotoğrafçı arkadaşımız Ozan, kitap çekmediği anlarda ofis kediciği İrmik’in fotoğraflarını çekmeyi ihmal etmiyordu…
Zeynep şu anda sadece çok büyük kitap kolilerinin içine girip kitap okusa da o sırada en ufak boy kitap kutularına bile sığıyordu. Tüm ekip depoda kitap sayımı yaparken Zeynep’in ofisteki akvaryumdaki turuncu japon balığına musallat oluşunu da atlamamak lazım.
Derken, eksiğiyle gediğiyle Çocuk Kitapçısı: Kipitap.com yayına açıldı. Çok yakın çevremiz dışında kimseye haber verilmedi, hatta herkes yakın arkadaşlarına “ilk alışverişi sen yapsana” telkininde bulunurken birdenbire ilk alışveriş gerçekleşti… Üstelik de Kipitap.com ekibindeki hiçkimsenin tanımadığı bir anne yaptı alışverişi. (O günkü şenlik hali hala gözlerimin önünde) (Sonra tanıştık da o anneyle) Öyle ki kargo firmamızla anlaşmanın son aşamasında olsak da daha anlaşmalar tamamlanmamıştı bile. (Kipitap.com ekibindeki nerdeyse herkes, kargocu kılığında kitap dağıtımı da yapmıştır, bu sırrı da açıklamış olayım)
Neyse, uzatmayayım, yokluğum her an fark edilebilir. Aslında şu anda yeni gelen kitapları okuyup depoya kaldırmam gerekiyor. Çocuk Kitapçısı: Kipitap.com’un maskotu olarak ben de otomatikman Kipitap.com’la birlikte “yaş alıyorum” Kipitap.com’daki kitapa, yazar, çizer sayısı, ulaştığımız anne baba ve çocuk sayısı arttıkça ben de daha çok şey öğreniyor, yepyeni dostlar ediniyorum.
Çok heyecanlıyım. Aslında tüm Kipitap.com ekibi olarak çok heyecanlıyız. Geçen sene bugünlerde yayına başladık ve bugüne kadar binlerce kitap paketini binlerce çocuğa ulaştırdık, kitap sevmelerine, okur yazar olmalarına ve “doğru kitapları” okumalarına küçük de olsa katkıda bulunduk.
İçimiz çok rahat, okumadığımız kitapları tavsiye etmedik, sizlerle büyüdük, daha da büyüyeceğiz.
Nice güzel kitaplara; nice yıllara!
Sevgiler
Kipi!
Ağlamanın Dili, Aksanı Olur Mu?
Comments by Özgür 10 Kasım 2009 Kategori: Basından, Bilim, Fotograf.Bugün gazetedeki bir haber dikkatimi çekti, biraz araştırınca bir çok yerli yabancı kaynakta da habereulşatım. Ardından da habere konu olan makaleye…
Konu, bebeklerin annelerinin dili (veya aksanında) ağladıkları:
Almanya’da yapılan bir araştırma bebeklerin, annelerinin anadiline uygun şekilde ağladığını ortaya koydu. Die Welt gazetesindeki habere göre, Würzburg Üniversitesi Kliniği Konuşma Öncesi Dil Gelişimi ve Gelişim Bozukluğu Merkezi Başkanı Kathleen Wermke ve ekibi, embriyonların ana rahminde, annenin konuştuğu dilin farklı vurgularını hafızasına kaydettiğini ve doğduktan sonra da ağlama sırasında o dilin “melodi örneğini” kullandığını tespit etti.
Konuyla ilgili linkleri toparlayayım dedim:
- İlk okuduğum haber
- Diğer bir gazete
- Yabancı bir kaynaktan
- Veya bir diğer kaynak
Sonuçların yayınlandığı Current Biology adlı dergideki ilgili makaleye de buradan ulaşabilirsiniz. (Evet, fotoğraf da Z’nin ilk dakikalarında çekildi)
Uzun zamandır gazetelerden beğendiğim yazıları Babaolmak.com’da yayımlamıyordum. (Hem paylaşmak hem de Babaolmak.com veritabanında saklamak adına sevdiğim yazıları burada da yayımladığımı veya yazılara link verdiğimi biliyorsunuz)
Geçtiğimiz pazar Radikal İki’deki bir yazı özel olarak hoşuma gitti, üstelik de bir baba olarak da (olay her ne kadar bir annenin başından geçip, annenin kaleminden aktarılmış olsa da) algıma takıldı. Yazıya link vermek yerine kaynak göstererek aynen aktarmayı tercih ediyorum çünkü dediğim gibi, Babaolmak.com’un arşivinde saklamak istiyorum.
Bir süre önce okuduğum ve çok beğendiğim diğer bir yazıyı, Gençliğe Hitabe’nin Sevan Nişanyan tarafından yorumlanıp yeniden yazılmış versiyonunu da arşive kaydettim, şu linkten ulaşabilirsiniz: Gençliğe Hitabe (Aklı ermeye başladığında kendisine okutacağım ve hep aklında tut diyeceğim yazılar listesine girdi)
Bahçede Kalmak
Ahu Öztürk, Radikal 2, 8 Kasım 2009
Oğluma baktım, sarışın yeşil gözlü bir çocuk ve böylece Kürtlere benzemekten yırtıyor, fakat işte bu isim, Roni, onu ele veriyor
Yeni taşındığımız apartmanın yeşillikler içindeki bahçesinde geziniyoruz oğlumla. Henüz bir buçuk yaşındaki oğlum, her şeye dokunmak istiyor. Çiçekleri koparmak ve kedinin kuyruğunu çekmek en büyük merakı… Biz oğlumla bahçenin tadını çıkarırken, apartman sakinlerinden üç yaşlı kadın da bahçenin kameriyesinde oturmuş kahve içiyorlardı. Bir yandan bizi seyredip bir yandan da oğluma sevimli sözcüklerle sesleniyorlardı ki, içlerinden biri “Allah bağışlasın, adı ne?” diye soruverdi. “Roni” dedim. “Roni mi? Manası nedir?” diye sordu aynı kadın. “Aydınlık” dedim. Sözün nereye varacağını sezmiş, oradan kaçmanın yollarını bulmaya çalışıyordum şimdi. Sözlüye kalkmıştım ve birazdan karnımın dipsiz kuyusuna bir soru sallayacaklardı ki, “Neyce?” dedi bir diğeri.
Evet, “dananın kuyruğu” ile “zurnanın son deliği” arasında seçim yapamadığım noktadaydık. “Kürtçe” dedim. Sessizlik, çıt yok… Oğluma “Ah talihsiz yavru” gözleriyle bakarak “hımm” dediler ve bize de bahçeden ayrılmak ile kalmak arasında nur topu gibi iki şık bırakmış oldular. Bahçede bitmiş iki diken miydik ki biz oğlumla? Kalmak ve kaçmak arasında biraz oyalandıktan sonra nereye gidebilirdik? Eve çekilmek mi? Hayır, kalmam gerekiyordu. Pazardan satın almadığım ve oğluma da bulaştırdığım Kürtlüğümle, bir “diken” olarak bu bahçede kalmalıydım. Peki ya onlar? Onlar “bahçenin köklü çınarları” olarak ne yapacaklardı?
Bu aralar bulunduğum izole ortam sebebiyle güncel ve anlık haberlerden kısmen uzak kaldığımdan belki de domuz gribi üzerine kafa yormakta geciktim. Detaylı bir dosya hazırlamak, yerli ve yabancı linkleri bir araya toplamak için sanıyorum oldukça geciktim. Durumun ciddiyetine rağmen eşimin yolladığu şu karikatüre de çok güldüm. Dolayısıyla Babaolmak.com’a da alıp sizlerle de paylaşıyorum.
Bu arada blogcu arkadaşlarımdan, Esmer Zeynep‘in annesi Nurdan’dan Domuz Gribi’ne karşı alınabilecek en basit ve günlük önlemlerle ilgili bir ilan gelmişti. Ona ulaşmak isterseniz tek yapmanız gereken yandaki ufak görsele tıklayarak büyültmek.
Tabi şu linkte de Domuz Gribi’nden korunmak adına detaylı bilgi bulabilirsiniz.
Algıda seçicilik bu ya, gördüğüm güzel reklam kampanyaları, ilan çalışmaları zaten dikkatimi çekerken oyun hamurlarıyla ilgili olan bir kampanya da elbette özel olarak dikkatimi çekti.
Son zamanlarda Z. ile birlikte oyun hamurlarıyla oynama fırsatı bulamasak da kendisinin oyun hamurları ve akasesuarlarıyla arasının oldukça iyi olduğunu söyleyebilirim. Oyun hamurları genelde 2,5 – 3 yaş civarında etkin şekilde kullanılmaya başlanıyor ve sanırım uzun süre de devam ediyor. Hele de oyucakçılarda görmeye başladığım oyun hamurunun hamur dışındaki yan ürünleri, aksesuarları, yardımcı setleri vb. o kadar gelişmiş ve enteresan hale gelmiş durumda ki benim bile ağzımı sulandırıyor.
Sadece reklam kampanyasını yayınlamış olmayayım, konuyla ilgili makale ve linkleri de derlemiş olayım. Buyrunuz şuradan başlayalım:
- Kampanyanın diğer görsellerine şuradan ulaşabilirsiniz.
- PlayDooh markasını birçoğunuz duymuşsunuzdur, resmi web sitesi tam olarak şu adreste.
- Play-Doh’u kim icat etti merak ederseniz diye…
- Play-Doh @ Wikipedia
- Play-Doh tarihçesi (bu kadar eski olduğunu bilmiyordum)
- Nasıl oluyor da oluyor?
- Tek marka vermek olmaz, buyrunuz başka bir marka daha…
- Konuyla ilgili bir şeyler okumak istersiniz diye de bir takım linkler toparlıyorum ama henüz istediğim noktaya gelmedim… (Sizde bildiğiniz linkleri yollarsanız sevinirim) Yani neymiş… To be continued
Sürekli online olmasam da; Babaolmak.com’u sadece hafta sonları güncelleyebilsem de (bakmayın yazıların hafta içi online olduğuna, önceden ayarlanabiliyor yazıların gün ve saatleri
bir şekilde neler olup bittiğinden haberim oluyor. sürekli takip ettiğim bir çok yayını düzenli olarak takip edemesem de online dostlar sayesinde ilgilemebileceğim linkler bir şekilde posta kutuma ulaşıyor.
Son günlerde (yine her zamanki gibi) yerli yabancı birçok link ve site birikiverdi. (Babaolmak.com teknik sebeplerden dolayı güncellenemez haldeyken algıda seçiciliğim biraz daha azalmıştı sanıyorum) Bu vesileyle Babaolmak.com’un güncellenemez -hatta açılamaz- halde atıl şekilde yatışından bizi kurtaran arkadaşıma, Simto‘ya da gecikmiş bir online teşekkür de ileteyim buradan.
Gelelim ana konumuza, günün linkine. (gerçekten de hergün bir iki link tanıtsam, hızla eritebilirim belki de birikenleri)
Bir dönem arka arkaya çocuklara yönelik kap kacak, kaşık çatal ve benzeri setlere dahi linkler vermiştim… Geçenlerde Çocukla Hayat‘ın annesinden de böyle bir link geldi.
Motorlu taşıtlara ilgi duyan her çocuk hatta yetişkinin ilgisini çekebilecek bir set. Yanlış hatrlamıyorsam yakın zamanda indirime de giren bu sete tasarım firmasının web sitesinden veya şu online mağazadan ulaşabilirsiniz.

Her yeni doğan bebek, hatta doğmasından da önce, doğacağını haber aldığım her yeni bebek, inanılmaz heyecan veriyor. Belki Z’nin doğumunu, öncesini, bekleyişimizi ve o heyecanlı dönemi anımsattığı içindir. Ya da her yeni doğan veletle birlikte yepyeni hayaller ve umutlar, yepyeni bir gelecek daha doğduğu içindir.
Doğacak bebek hele de artık üç kişi olmayı hakeden bir çiftin bebeği ise, çok daha keyif veriyor aldığım haber. Hak etmek kelimesine takılmayın. “Hazır olmak” da denebilir alternatif olarak. (Ya da çeşitleri arttıracak olursak, “birbirlerini yeterince sevdiklerinde” de diyebiliriz…)
Bir buçuk ay kadar önce tüm şartları yerine getirmiş bir çiftten aldığım bebek haberi de çok yerinde ve zamanında oldu. (Bu aralar benzer haber beklediğim iki çiftten biriydi…)
Karı koca online şahsiyetler olduğundan birinin blogunda veledin ilk fotoğrafını görünce de hiç şaşırmadım. (Fotoğrafın yanı sıra aralarındaki aşk da vardı satırlarda, kendini iyi ifaden satırlar ve sahiplerini her zaman takdir etmek gerekir diye düşünüyorum…)
Çok keyifli ve heyecanlı günleriniz başladı, devamı da bu kadar keyifli, sıkıntısız ve heyecanlı olur inşallah diyorum. (Dedim bile) Şimdilik iki buçuk olsanız da yakın zamanda başlayacak olan üçlü hayatınızda yolunuz açık olsun Dinemiz ve Vırzıl ve de fasulye…
(Sevan Nişanyan; Taraf Gazetesi, 29 Ekim 2009)
Seksenaltı yıl yeter bence. Kan-vatan-düşman’dan ötesine aklı ermeyen bir dil bu ülkeyi bunca yıl esir etti. Artık yeni şeyler düşünmenin vaktidir.
Kan-vatan-düşman edebiyatının şahikası Kemal Paşa’nın Gençliğe Hitabe adlı eseridir. Bugün tekrar yazılacak olsa ben şöyle düzeltirdim.
Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, insan olmaktır.
İnsan olmanın yegâne temeli insana sevgidir. Hayatın boyunca, insanlara güzelliği, aklı ve adaleti öğretmeyi görev bileceksin. Bilgin varsa, bedel beklemeden paylaşacaksın. Buna imkân ve şeraitin müsait değilse, yanındaki üç veya beş kişiye katıksız sevgini vermeyi deneyeceksin; onların hayat yükünü bir nebze hafifletmeye çaba göstereceksin. Bunu yaparken Türk mü, yoksa Hindu mu, Yamyam mı diye sormayacaksın. Çünkü insan, galiplerin hasbelkader çizdiği sınırlara sığmayacak kadar kıymetli bir hazinedir.
Dahili ve harici bedhahlarla etrafın çevrili olabilir. Sen şerri bahane etmeyecek, hayırhahlığını ilelebet muhafaza ve müdafaa edeceksin. Zira kötülük, esarettir. Manevi istiklalini ve manevi hürriyetini ancak insan olmakla kazanabilirsin.
Düşman bütün tersanelerine girmişse, vazifeye atılmadan önce düşüneceksin. Önce, düşman mı diye soracaksın. (Çünkü bugün düşman olan yarın dost olabilir.) Sonra onu kendine düşman etmek için ne hata yaptığını düşüneceksin. (Çünkü düşmanlık, herkes için ağır bir yüktür.) Gönlünü kazanmayı deneyeceksin. Tersaneyi beraber işletmeyi teklif edeceksin. (Öylesi her ikiniz için daha kazançlı olabilir.) Sonuç alamasan, bir tersane uğruna düşman olmaya değer mi diye bir kere daha kendine soracaksın. Bunları yapabilirsen, inan, dünyanın tüm tersaneleri senin olur. Tüm ordular sana boyun eğer. Tüm kalelerini terkedecek gücü ve güveni kendinde bulursun.
Memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar sana “düşünmeyeceksin!” diyebilirler. Kendi çorak ve bencil emellerine seni muhafız ve müdafi yapmak isteyebilirler. Kuşaklardan beri süren iktidarlarını bir gün daha korumak için senin damarlarındaki kanı talep edebilirler. Memleketin bütün tepeleri kan ve intikam bayraklarıyla donatılmış, bütün mektepleri zaptedilmiş, bütün mahkemeleri elde edilmiş, bütün gazete köşeleri bilfiil müstevlilere terkedilmiş olabilir. Millet, cehalet ve propaganda içinde serseme dönmüş olabilir.
Ey insan evladı! İşte bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, insan olduğunu unutmamaktır. Muhtaç olduğun kudret tanrı vergisi olan vicdanında ve her gün çalışarak geliştireceğin aklında mevcuttur.
Aslında bir çok şey yazdım en son yazımdan, mektubumdan beri. Üstelik de aynen mektubumda dediğim gibi hepsi gerçek kağıtlara, gerçek kalemle yazılmış mektuplar. Özellikle de İstanbul’da geçirdiğim acemilik eğitimi boyunca her hafta sonu ziyaretime geliyor olsa da o ziyaretler esnasındaki anıları bile not aldım. O mektupların ve notların çoğu eve ulaştı ve saklandı bile. (Hoş, bir kısmını belki Babaolmak.com’a eklemek de söz konusu oldu ama henüz vakit bulunamadı…)
Ardından Kırklareli’nde geçirmeye başladığım dönemde hafta sonları çarşı izinlerinde günümün neredeyse tamamını internette geçiriyor olsam da önce Babaolmak.com’daki teknik sorunlar, uzun süren bir taşınma dönemi derken Babaolmak.com ister istemez biraz atıl kaldı…
Uzatmayayım. Sonunda yağ, un, şeker hepimiz biraradayız ve dolayısıyla şartlar elverdiğince helva yapabilir durumdayız
Uzun bir aradan sonra ne aradaki doktor kontrolü, ne hastalık, düşüp kalkıp yaralanmalar ne de benzeri detaylardan bahsetmeyeyim dedim. (Onlara da sıra gelecek…)
Şimdilik Z’nin son 2-3 aydaki incilerinden birkaçını paylaşayım. Not defterimi açıp her okuduğumda neşelendiren incilerinden birkaç tanesi:
Ağustos:
Ziyaret esnasında birlikte (kucağımda) gezinirken, kapalı alanlarda kepimi çıkardığımdan Z. alıp başına takıyordu. Ama dışarı çıkacağımızda takmak mecburi olduğundan kepi elinden almak biraz zor oluyordu:
- Babacım ver o şapkayı artık ben takayım
- … (Daha da sıkı sarılır başındaki şapkaya)
- Bak, askerlerin dışarda şapka takması lazım…
- Ama ben de asker çocuğuyum!
Sessizlik, ve şapka kendisinde kalır…
Ziyaret alanınında gezinirken bir otobüs durağına girip oturduk. Sen, elindeki mendille hemen durağı temizlemeye giriştin, önce oturma yerlerini ardından da durağın iç duvarlarına giriştin…
- Z.’cim, hadi yeter artık bu kadar temizlik. Bu durak çok kirliymiş, kolay kolay temizlenmez
- (Omzunun üzerinden şöyle bir dönüp) Ben de zor zor temizliyorum zaten…
Eylül:
Acemilik dönemi bitip de iki günlüğüne izinli olarak çıkınca, daha arabada:
-Senin saçların ve bıyıkların uzasın artık!
Yemek yediğimiz bir restoranın sahibi kocaman bir oyuncak kuzu hediye etmiştir Z.’ye ama Z’nin aklı bir süre sonra -yine- kapının önündeki baloncuya kaymıştır:
- Bak amca sana kuzu hediye etti, artık balon almaya gerek yok.
- Bu kuzuyu şimdi sen tut, bana da balon alalım…
Ekim:
Son olarak da birkaç gün önce kulağıma gelen bir lafı var, öğlen yemeğinde bakıcısına kurduğu cümle şu:
- Bas git sen, ben de kendi yemeğimi kendim yerim!
Bu da bonus olsun, daha bu hafta sonu, cumartesi sabahı uyandığında annesine söylediği cümleyi de özel bir keyif alarak yazayım:
- Bugün babamı görmeye gidelim!
En azından uzun zamandır bekleyen resimler
Comments by Deniz 3 Ekim 2009 Kategori: Fotograf, Kişisel.Bakalım bundan sonra vakit bulup da bir kaç bir şey karalamayı becerebilecek miyim hep beraber göreceğiz! Ama bu arada en azından uzun zamandır bekleyen baba-kız resimleri!
Böceğim, kuşum… Bu mektubu sana son 2-3 hafta içinde defalarca yazdım, defalarca sildim, defalarca yırttım, tekrar tekrar başladım, tekrar tekrar yırttım. Hepsini kafamda yazdım. Bazı seferler yazmaktan kaçtım bazen yazmaya sarıldım. şu son bir kaç haftadır seni bir farklı seyrettim. Uyurken, yalnız başına oynarken, birlikte oynarken, denize girerken, yüzerken (evet kolluklarla süper yüzüyorsun), koşarken…
Bu mektubu ilk yazmaya başladığımda her şey çok çok daha fazla belirsizdi o yüzden de çok daha farklı yönlere gittiği başka başka yazılara dönüştüğü oldu. şimdi ise durum öncekinden çok farklı. Belirsizlikler kısmen azaldı. En önemli belirsizlik çok büyük bir şans eseri belki de olabilecek en iyi şekilde somutlaştı…
Kuşum… Bir süreliğine evden gidiyorum. Baştaki kadar büyük belirsizlikler yok ama artık… Uzun yılardır ertelediğim bir işi halletmeye, büyükçe bir kamburdan kurtulmaya gidiyorum. Bu işi bu kadar ertelediğim için ilk kez bu kadar pişman ama daha da geciktirmeyecek olmanın verdiği rahatlamayla askere gidiyorum.
2-3 gün öncesine kadar senden bu kadar süre belirsiz bir şekilde uzakta kalmak nerdeyse büyük bir kabus haline gelmişken şimdi her şey biraz daha kolay. Senle aynı şehirde, bir arkadaşımın deyimiyle “aynı göğün altında” olacağım. Ve muhtemelen başka bir yerde olsaydı görüşemeyeceğimiz kadar rahat ve sık görüşme imkanımız olacak. (Umuyorum)
Son haftalardaki işleri toparlama telaşından hem Babaolmak.com’u çok boşladım hem de senle (ve tabii ki anneyle) istediğim kadar rahat ve bol vakit geçiremedim. Buraya senle ilgili aktarmak istediğim o kadar çok şey benle geliyor ki şimdi. (Muhtmelen birkaç deftere aktarılacaklar bu sürede, ne yapalım, babandan alacağın her şey de dijital olmasın)
Bir sürü ilkini, dediğini, komikliğini, sorunu kaçıracağım… şimdiden seni; kokunu, gözlerini, sarılışını, her şeyini deli gibi özledim, oysa içerden sesin geliyor, dün gece bizimle birlikte çok geç yattığından daha yeni kalktın ve kahvaltını yapıyorsun… Bu aralar bir değişik ilgilisin benle, belki de farkındasın uzun süre rahat rahat görüşemeyeceğimizin…
Dedim ya, çok şey kaçıracağım, diyecek bir söz bulamıyorum… Az sonra çantamı alıp evden çıkacağım, anne beni bırakacak, sense geride evde kalacaksın… Ben gidip askeri bir birliğe teslim olacağım…
Hoşçakal kuşum…
Çok uzun zamandır tanıtmak, duyurmak istediğim siteler var. Bazıları sosyal sorumluluk projeleri, bazıları anne-baba blogları ama bir türlü işte güçten sıyrılıp da ağız tadıyla yazamadım. şu anda bile son derece saçma sapan bir sıkışıklık içinde yazayım da aklımda kalmasın telaşındayım… Hemen başlayayım en iyisi…

BeniKoruyun.com
Benikoruyun.com Doç.Dr. Ayten Erdoğan’ın Çocuklara Yönelik Cinsel İstismar ve Tacize karşı oluşturduğu gönüllü bir platform. Doç.Dr. Ayten Erdoğan‘ı B.Ç. ve Hüseyin Üzmez vakasıyla ilgili olarak Adli Tıp’ı eleştirmek ve konuya dikkat çeken istifası ile hatırlamak mümkün. www.benikoruyun.com (Kişisel sitesi de burada)
HerşeyeRağmenYalnızDeğiller.com
Diğer bir sosyal sorumluluk projesi. Benim de bizzat tanıdığım blogcu bir arkadaş, Davut Topcan’ın öncülüğünde başlayan proje dernekleşerek yoluna devam ediyor. Bana kalırsa kesinlikle desteği hakeden bir proje. Â şu anda il il Türkiye’yi geziyorlar ve her ilde destekçilere ihtiyaçları var. www.herseyeragmenyalnizdegiller.com (Kişisel sitesi de burada)
BebeklereÖzel.org
Link değişimi talebiyle gelen bir mail sayessinde haberdar olsam da aylardır bir cevap yazamadığım siteyi incelediğimde yazıların detayı hoşuma gitmişti. Uzunca bir süredir güncellenmiyor olsa da (ve de Türkiye’nin bir numaralı bebek sitesi” sloganı oldukça iddialı) içerik aslında genel güncel bir içerik ve linki bir kenara not almakta fayda var. www.bebeklereozel.org
Beliktaşlı Efe’nin Sitesi…
Babaolmak.com’u takip eden taze bir babanın hazırladığı bir blog. Efe 27 Mayıs’ta doğdu, ben ancak yazabildim; yuh bana
efesaidoglu.blogcu.com
Minimui
Son olarak da online bir dergiden bahsedeyim. MİNİMUİ! Hamilelik ve sonrasındalk 6 yıla dair bir dergi… Online bir dergi… Aylık… Ve yaklaşık 130 sayfa… Dergiyi önünüze açmadan önce çayınızı alıp vaktinizi ayarlamayı unutmayın…
Emziği Bırakmak (Part 2 veya Mutlu Son)
Comments by Özgür 11 Ağustos 2009 Kategori: Bebek Gelişimi, Bilgi & Kaynak.Temmuz’da yazdığım “Emziği Bıramak” yazısında konuyla ilgili ilk  girişimimizden bahsetmiştim. Arkasından maalesef vakit bulamadığm için gün gün gelişmeleri yazma fırsatım olmadı. Hoş, özellikle ilk günler birbirinin hep aynıydı. Saatler süren uğraşlarla uykuya dalış, gecenin bir saatinde hafifçe uyanıp da el kol mesafesinde emzik bulunamadığında kopan yaygara, kimi zaman kısa kimi zaman uzun süren feryat figan ve uykuya yenik düşüp sızma…
Bu arada ilk günlerde kesik emzik bir çözüm olsa da patlayan krizler esnasında genelde “bunu istemiyorum” diyerek odanın bir köşesine fırlatılıyordu emzik.
Bazı akşamlar “emzik vermiyorsanız elimi de tutmayın” benzeri artistlikler, kimi geceler “elimi de tut” benzeri çözülüşlerden sonra yaklaşık 10-12 gün içinde mutlu sona ulaştık. Malum, her çocuk birbirinden farklı vakalar ama emzik bırakma, emzik bıraktırma konusundan diyebileceğim tek şey “sabır” Â Ağlayarak elde etmeye çalıştığı şeyi, emziği vermediğinizde zaman içinde inadı kırılıyor…
İlk yatma aşamasındaki en büyük problem sakinleşme, konsantre olma ve evin geri kalanında, dünyadan kopup uyku dünyasına geçebilme. Emzik bu konuda çok yardımcı bir alışkanlık olsa da emzik yerine onu sakinleştirecek bir ses tonuyla masal veya hikaye anlatmak, kitap okumak çok işe yarayabiliyor. (1,5 saat de sürebiliyor hazırlıklı olmak lazım)
Gece uyandığında ise elini tutarak, yakınında olduğunuzu hissederek emziğin boşluğunda, yokluğunda idare edebilirsiniz. Zaman zaman inanılmaz krizler de çıkacak… Kendileri sınırları olabildiğince zorlamaya meyilli oluyorlar. Dediğim gibi burda kilit nokta sizin çözülmemeniz. Öyle ki başka hiçbir şeyle dikkatini dağıtamayacağınız şekilde psikopatlaştıkları olabiliyor. Bizim böylesi durumlarda yöntemimiz çok fazla gürültü yaparak herkesi, tüm apartmanı rahatsız ettiğini söyleyip; sakinleşince haber ver diyerek odasının kapısını çekip yan odada beklemek… Z. de yaklaşık 5-10 dakika böğürdükten sonra bir anda susup… “Anne… Annecim, gelebilirsiiiiin, ben sakinleştiiiiim!” diye sesleniyor. Bu tip uzun ve ağlamalı krizlerden sonra (45 dakka sürdüğü de oluyor) sakinleştiğinde o kadar yorgun düşmüş oluyor ki uykuya dalması da oldukça kolay oluyor.
Dolayısıyla işin sırrı kararlı olmakta ve sabretmekte yatıyor. Nacizane tavsiyem kararlılığınıza, sabrınıza ve inadınıza güvenemiyorsanız hiç denemeyin. Yarı yolda geri adım atmak çok daha tehlikeli olacak ve tüm süreci çok daha zora hatta çıkmaza sokacaktır.
Son Bir Not: Emziğin ardından eli de bıraktı sayılır, artık bazı günler elini tutmadan sadece yakınında yatılmasıyla bile uykuya dalıyor. Ona kalırsa çoktan bıraktı eli… Zaman zaman tersleyip “eli bıraktım ben” havası yapıyor. (Hatta sokakta yürürken bile şansını denediği oluyor: “Eli bıraktım ben, artık kullanmıyorum, emziği de bıraktım, Paşa’yı da bıraktım…” tahminimiz kastettiği şey Paşa’nın ısırdığı ve deforme ettiği emziği de bıraktığını söylüyor)
Bu aralar bir şekilde fazlasıyla sosyal sorumluluk modundayım. O yüzden sabah gelen bir e-posta mesajının içeriğini babaolmak.com’da da paylaşayım istedim. (Baba olmanın -tamam ebeveyn olmanın diyelim- sorumluluklarından biri de çevre duyarlılığı değil midir) Mesajın kaynağı benim de bir şekilde karıncacık karınca destekçisi olduğum Greenpeace… Konu Amazon kampanyasının 10.yılı. (Teee nerede, önce kendi ormanlarımızla ilgilensek diyebilirsiniz ama, küresel ısınmanın küserelliği, böylesi büyük ormanların tüm iklime etkisi düşünüldüğünde hiç vakit kaybetmeden desteklemek lazım bence…)
Greenpeace Amazonlar’daki kampanyasının 10. yılını kutlarken desteğinize her zamankinden fazla ihtiyaç duyuyor. Aralık ayındaki Kopenhag İklim Zirvesi’nde Amazonlar’ı sonsuza kadar kurtarabilmemiz için Greenpeace’e destek verin.






