Arşiv Kategorisi: Kişisel
Baba kız küçük kaçamağımızın üçüncü gecesindeyiz. Dün gece o yattıktan ve el ayak çekildikten sonra yazıp bitirdiğim “tefrika”mın ilk bölümünden hemen sonra yaşadıklarımız yazmazsam olmaz… Büyük laf etmemek, dereyi görmeden paçaları sıvamamak lazım, bir kere daha an an yaşadım…
Z ile sinemaya gitmek için üç yaşını doldurmasını bekliyorduk. Aslında biraz da sembolikti bu bekleyiş ama açıkçası artık animasyon filmleri hep üç boyutlu olarak vizyona girdiğinden üç boyut gözlüğüydü, karanlık salonda bütün film boyunca oturmaktı, çişini tutmaktı, yüksek sesten rahatsız olmaktı gibi kaygılardan acele etmiyorduk.
Aslında baba-kız tatili demek doğru olmaz, çünkü yalnız değiliz, ama olsun, sanırım fikir olarak çok hoşuma gittiğinden, ben soranlara baba-kız tatile çıktık diyorum. ;)
Seni bir sabah vakti soğuk bir ameliyathanede kollarıma alışım ve o an nefes almayı unutuşumun, gözlerimin doluşunun ve “hoşgeldin” deyişimin üzerinden tam üç yıl geçti. O gün inanmaya başladığım “mucize” kavramına, o günden beri her gün şahit oluyorum. Bizim küçük mucizemizsin… Her gün…
Z. geri uyumuyordu. Annesi benim yanıma getirmişti ve aramıza almıştık. Normalde sabah bu saatlerde uyandığında yanımıza geliyor ve ayaklarını benim bacaklarımın arasına yerleştiriyor; sarılıp uyumamıza devam ediyoruz. Bu sefer öyle olmadı. Bir süre sonra kulağının ağrıdığını söyleyebildi. Sanıyorum ağrı azalıp artıyordu o da aynı oranda sesli ağlamaya devam ediyordu.
Dedim ya başlıkta… Bana her gün babalar günü… Kızım olduğundan beri her gün babalar günü. Her gün babayım, her gün kızımın babasıyım, her an… Dolayısıyla öyle yılda bir güne sıkıştırmaya gerek yok… Ticarete dökmeye de… En büyük hediyem zaten o; daha ötesi yok…
Müzik dinlemeyi seven bir kızımız var. Belki de bizim hatamızdır, çocuk şarkılarını pek tercih etmiyor… Büyüklere yazılmış olup tını olarak çocukların da hoşuna gidebilecek ayarda şarkıları tercih ediyor. (Ya da büyüklere şarkılar yapmasına alışık olduğumuz şarkıcıların bir takım çocuk şarkıları da denebilir belki; ya da denmese daha iyi de olabilir) Uzun zamandır vakit bulamayıp ertelediğim bir güzelliği yapmış olmanın iç huzuruyla Z’nin favori müziklerinden bahsedebilirim artık.
Cumadan başlayarak tüm hafta sonuna dair anlatacak çok fazla konu, heyecan verici çok şey var aslında… Ama en son yazdığım Travis Bickle vakasıyda çok çok alakalı, bir nevi “Bölüm 2″ olduğu için sadece Cuma akşamüstünü anlatmakla yetineceğim şimdilik…
Travis Bickle ismi yabacı gelebilir. Bir film karakteridir kendisi; 1976 yapımı Taxi Driver filminde Robert De Niro’nun canlandırdığı Vietnam gazisi bir taksi sürücüsü. Filmin en meşhur sahnelerinden biri Travis Bickle’ın elindeki tabancayla ayna karşısında prova yaparak “Bana mı diyorsun?” diye aynadaki aksine diklendiği sahnedir. Bunun bizle ne alakası mı var… Hikayenin başına dönelim…
Mümkün olabilse de BBG evleri gibi, kızımızın her anını kayıt altına alabiliyor olsak. Belki kişisel dünyasına büyük bir tecavüz olur ama özellikle 3-4 yaşlarında kurduğu cümleler, yürüttüğü akıl, kelime seçimleri ileriye yönelik inanılmaz malzeme sağlar…
Tüm babalara açık olsa da “konuk yazarlar” kategorisi neredeyse hiç yazı gelmiyor… (Ama bir iki hain planım var elbette…)
Ama şimdi tam burada elimde özel bir yazı var; az önce kaleme alınmış ve Facebook’tan ualştrılmış …
Bu bloğu sadece okuyarak, arada yorumlarını yazarak, bazen teşekkür mailleri, soru mesajları yollayarak yaptığım şeyin doğru ve güzel bir şey olduğunu fark ettirdiğiniz için “size” teşekkür ederim. “yazdıklarınızdan çok faydalanıyoruz, teşekkürler” yazan ilk maili aldığımda “işte tüm emeğimin karşılı bu satırlarda gizli” demiştim. Fikrim hiç değişmedi.





