Category: Sağlık (page 2 of 3)

Bir (Normal) Doğum Hikayesi – 2

Doğum konusunda eğitim almış olmak ve daha önce erken doğum riskiyle hastanede yatıp çıkmış olmanın getirdiği büyük avantajlar var.

Öncelikle tüm süreçleri adım adım biliyorduk. Tüm riskleri, sınırları, neler yapılması gerektiğini, ne zamana kadar beklenebileceğini; korkup kormamak gerektiğini ve nerede ne yapılması gerektiğini. (Tüm bunlar için İstanbul Doğum Akademisi’ne teşekkür etmek gerekir)

Doğum yapacağımız hastanede daha önce iki gece kaldığımız için oradaki prosedürlere, doğum katına hatta doğum katındaki hemşireler, ebeler, görevliler ve günün rutin akışına da hakimdik. Dolayısıyla doğum için gidip hastaneye yatmak sadece kolay değil, eğlenceli de oldu.

Öyle ya son dönemde görüştüğümüz tüm profesyoneller “Her şeyi bir yana bırakın tadını çıkarın” demişlerdi bize. Hastaneye ilk gidişimiz de öyle oldu sanırım, ofisten hastaneye daha önce varan ben kahvemi almış tüm soğukkanlılığımla karşıladım sanırım Deniztan’ı; gelişi degörülmeye değerdi, duşunu almış gelirken daha su damlatıyordu ve her bir damlada da kendini tutamayıp şaşkınlık ve mahçubiyetle gülüyordu. Evrak işleri tamamlanırken de  hiçbir yere oturamayışı hala su geliyor oluşundandı. (Bu yazının başındaki fotoğraflar da tam bu bahsettiğim andan…)

Odaya geçtikten sonra doktorumuz Cem Ayhan gelip kontrol etmiş ve su geldikten sonra 12 – 24 saat içinde bekleriz doğumu demişti. Eskilerin bir sözü varmış, “gebenin üstüne gün doğmaz” derlermiş bu durumda. Ki bu sözün her zaman doğru olmayacağını da ilerleyen saatler ve günlerde gördük biz. :)

Kasılmalar oldukça azdı. Ancak su geldği için süreç de başlamış hastaneye yatmıştık. Ülkemizde su geldikten sonra aktif doğum başlayana kadar verilen bekleme süresi 24 saat. 24 saatten sonra annenin ve bebeğin enfeksiyon kapma riski var çünkü aşağılardaki güvenlik çemberi delinmiş, içerdeki su da akmış durumda. Yurt dışında doğum başlayana kadar gerekirse 4-5 gün beklendiği biliniyor. Ancak ülkemizde pek alınan bir risk değil bu. Eğer kasılmalar başlamamış bir takım ilaçlar verilerek (suni sancı vermek deniyor buna) kasılmaların başlaması sağlanıyor.

Kasılmaların tetiklenmesi için birtakım yöntemler, masajlar da var ki akşam yanımıza gelen Serpil Ebe’nin uzmanlık alanı bunlar ve pazartesi gecesi ufak ufak başlıyoruz çalışmaya ama kasılmalar çok az başlasa da çok artmıyor. Gecenin geç saatlerinde haydi yatıp uyuyalım diyoruz. Öyle ya eleman bugün doğmayacak orası belli oldu. Doğum günü büyük babasıyla aynı olmayacak. Yatmadan önce konuşuyoruz; 24 saat olmadan “suni sancı” başlatacak serumdan istemiyoruz. İlerde keşke dememek için için bekleyebildiğimiz kadar bekleyelim diyoruz şu kasılmaları.

Sabah erkenden doktorumuz geliyor ve “hadi takalım suni sancı” diyor. Yapılan kontrollerde o kadar kasılma yok ki Deniztan’da, geceki durumun bile çok gerisindeyiz. Deniztan’ın vücudu geceleri oturup çalışmaya alışkın. Sabahları ayılması bile uzun sürüyor. Daha gözlerimiz açılmamış; biraz daha beklesek diye rica ediyoruz doktorumuza. “Peki” diyor iki saat sonra bir daha bakalım… Serpil Ebe yanımızda, o sabah başka bir doğum için hastaneye gelmiş olan fotoğrafçı arkadaşımız Latife yanımızda, arkadaşlarımız gidiyor geliyor filan ama tık yok.

Doktorumuz iki saat sonra kontrole gelip bakıp, bi değişikliğik yok, beklemeye devam edeceğiz deyip br hışımla rüzgar gibi gidiyor. Aynı sahne daha sonra da tekrarlanıyor. Odaya artık kimseyi almıyoruz. Serpil Ebe ile kasılmaları arttırmak üzere çalışmalar sürüyor. Tık yok. Akşam oluyor.

Akşam 19.00 sularında doktorumuz geliyor. “Suni sancı?” diyoruz, malum 24 saati de geçmişiz artık. “Ben takalım dediğimde istemediniz, bu saatten sonra takılmaz suni sancı, kontrol ederek bekleyeceğiz deyip” gidiyor. Bizde bir moral bozukluğu ve gerginlik baş gösteriyor. Ortaokuldan bir arladaşım geliyor aklıma, öyle ya, kadın doğumcu o da… Onu arıyorum. Hiçbir şeyden haberi yok ve üstelik de balayında önce şaşkınlığını atması gerekiyor sonra içimizi rahatlatıyor. “Akşam suni sancı takılmaz pek çünkü etkisini gösterdiğinde gece ya da sabah karşı doğum olur, kalkıp gelmek gerekir; onun yerine eğer gece kendiliğinden kasılmalar başlayıp da açılma olmazsa sabah erken takılır suni sancı” diyor. İçimiz rahat olabilirmiş. Arada gelen nöbetçi doktor da gece kontrollere devam edeceğini sürekli kendi doktorumuzla bilgi alışverişinde bulunacaklarını; sabaha karşı 2’deki kontrolde de kasılma ve açılma aynı durumdaysa sabah erken saatte suni sancı için ilaç verileceğini söylüyor. Peki… (Sayesinde) İçimiz rahat o zaman. Yeniden plan yapıyor, ekibi dağıtıyoruz. Bir gece önceden yorgun olan Serpil Ebe eve gidiyor, Latife gidiyor; biz de dinlenelim diyoruz. Demek ki yarın büyük gün…

Evet… Malesef arkası yine yarın…

Bir (Normal) Doğum Hikayesi – 1

Tam 18 gün olmuş. Aslına bakarsanız hiç de o kadar geçmiş gibi değil. Ama Z’ye bakıyorum da; nerdeyse 7,5 yıl geçmiş; aynı şekilde, hiç de o kadar geçmiş gibi değil.

Gelelim en başa.

Çok da zor bir hamilelik değildi. (Bana kalırsa elbette) Bir miktar hamilelik şekeri, dolayısıyla oğlanın normalden biraz hızlı büyümesi söz konusuydu ama zamanında müdaheleyle şeker değerleri istenen sınırlarda tutuldu. DenizTan yediğine içtiğine dikkat etti, ben de zaten dikkat ediyordum, çok zor olmadı.

Ancak Hamileliğin 24. haftası gibi bir ufak kanamayla birlikte bir erken doğum riski baş gösterdi. Sanırım bu bir dönüm noktasıydı tüm gebelik süreci için çünkü erken doğum riskine karşın yorulmamak gerekecekti. Sadece o mu; yer çekimini de ortadan kaldırmak lazımdı. Bu da olabildiğince fazla yatarak dinlenmek demekti. Üstüne de bir takım hormon ilaçları (progestan), rahim kaslarının kasılmalarını engellemek için bir takım tansiyon ilaçları (adalat chrono). DenizTan çok kısa sürede ilaç sepeti sahibi yaşlı ninelere benzemişti. (Duymasın)

24. hafta erken doğum için bile çok erkendi. (Normalde gebeliğin yaklaşık 40 haftalık bir süreç olduğu düşünülürse.) 28. haftadan sonraki bebekleri yaşatmak mümkün olsa da 30’dan sonra riskler azalmaa başlıyordu; 32’den sonra her şey çok daha rahat oluyordu. Hatta kuvöze girme ihtimali de azalmaya başlıyordu.

Öyle böyle hafyaları geçirdik. İlk heden 28’di vardık, sonra 30, sonra 32 derken oldukça iyi bir performansla yola devam ettik. Arada bir takım alarmlar olmadı değil. 28 civarında “nerdeyse doğuracaksın alarmıyla iki günü hastanede geçirmemiz gerekti. 32 gibi gittiğimiz bir doktor kontrolünde “sen doğurmak üzeresiz yahu” paniği yaşadık. Düzenli kasılmalar başlamıştı. Hafta sonu eve gidip dinlenin; pazartesi gelin, ilaçları keseriz, zaten oğlan hemen arkasından gelecek gibi görünüyor demişti doktorumuz. Ki o hafta sonu “nişan geldi” paniği de yaşadık. Pazartesi gittiğimizde cumadan yana durum değişmemişti ve eve döndük.

Her bir hedefe vardığımızda yeni bir hedef kondu. Bir noktadan sonra tıbi riskler nerdeyse hiç kalmadı ancak doktorumuz “küçük bebekle uğraşmak zordur” diyerek hep bir sonraki hedefi işaret etti. “36. haftaya bi gelelim; ilaçları keseriz, akışıma bırakırız, ne zaman isterse gelir o” dedi en son. Ve gerçekten de 36. hafta tamam olduğunda, bir perşembe günü ilaçlar kesildi. Zaten son günlerde 3-4 günde bir NST ve kontrol için hastaneye gider gelir olmuştuk.

Sürece bu noktada kısa bir ara verelim.

En baştan beri DenizTan’ın kararı normal doğumdu. Doktorumuz da bu konuda “çok normal”di aslında. “Adı üstünde normal doğum; başka ne olacak ki” diyerek başlamıştı ilk konuşmalarımız. Sonra erken doğum riskiyle birlikte alternatifler de konuşulur oldu. Bebek anne karnında 2 kiloya ulaşmamışsa normal doğum tercih etmiyorlardı. Yine erken doğumlarda br takım sağlık sorunları riskleri sebebiyle istediğimiz bazı uygulamalara olumlu cevap veremeyebilirlerdi. Evet; doğum esnasında bir şeyler istiyorduk biz… Bu konuyla ilgili çalışmıştık biraz… Çalışma derken…

Hamilelik esnasında normal doğum hakkında iki günlük bir eğitime katıldık. İstanbul Doğum Akademisi’nde çok şeker ve çok değerli iki profesyonelin Kadın Doğum Uzmanı Op. Dr. Hakan Çoker ve Doğum Terapisti Neşe Karabekir’den yaklaşık 15 çiftle beraber bir eğitim aldık. (Normal doğum bu kadar normal bir şeyken bu konuda bilinçlendirilmek gerekiyor olması günümüzde gelinen acıklı durumun  bir özeti gibi aslında) İstanbul Doğum Akademisi’nde aldığımız “Keşkesiz Doğum” eğitimini ayrıca yazacağım. Ama bu yazıda şunu söyleyebilirim ki o iki günde öğrendiklerimiz doğum öncesinde ve doğumhanede kesinlikle çok işimize yaradı. Hatta öyle ki DenizTan en başta epiduralli normal doğum düşünürken İDA’daki “Keşkesiz Doğum” eğitiminden sonra epiduralden de vazgeçti.

İstanbul Doğum Akademisi’nde öğrendiğimiz ve başta gerekjliliği konusunda çok tereddüt ettiğimiz “doğum için özel bie ebe tutma” konusu da yine doğumhanede (ve öncesinde) hayatımızı çok kolaylaştırdı. Dolayısıyla tam burada Serpil Ebe’ye de bir kez daha teşekkür etmek gerekir.

Devam edelim. 36. haftayı tamamladık ve gerçekten de planlandığı gibi ilçaları bıraktık. Artık oğlan her an dışarı çıkmaya karar verebilirdi. Ama doktorumuz br not daha düşmüştü, ilaçların bünyedeki etkisi hemen sıfırlanmayabilirdi; 2-3 gün sürebilirdi. Yapacak bir şey yoktu. Sık sık kontole gidilip sonrasında beklenecekti.

Biz de 29 Eylül pazartesi sabahı; ilaçsız bir hafta sonunun ardından kontrole gittik. Hastaneye yatma ihtimalini de bilerek her gidişimizde hazırlıklıydık zaten. Ama gerek olmadı. Kontrolden sonra eve geri yollandık. Ben işe; DenizTan eve. Biraz daha bekleyecektik…

Ama o kadar da değil… 15.00 sularında önce mesaj sonra da telefon geldi DenizTan’dan. “Suyum geldi” içerikli. Son haftalarda pek çok kez yaptığmız “suyum geldi” esprilerine benzemiyordu bu sefer. (Garsonun getirdiği ve fotoğrafı paylaşılan sular gibi değildi durum) Tereddüte yer bırakmayacak kadar su gelmiş. Doğum süreci başlamıştı…

(Arkası yarın…)

(Fotoğraf için de Latife Tunç‘a teşekkürler tabii…)

Evde Yenidoğan Bakımı

1 Ekim çarşamba sabahı doğan oğlumuzu 3 Ekim cuma günü yüklendiğimiz gibi evine getirdik. Sonra gidip ablasını da getirince evin bayram şekeri ihtiyacı karşılanmış oldu.

Oğlanı eve çıkarmadan önce hastanede ufak çaplı bir taburculuk eğitimi veriyorlar esasen. Hatta sadeve o değil, son iki gün içinde hastane odasına gelen pek çok uzman kendi alanlarında bilgi aktarımında bulunuyor. Emzirme konusundan yenidoğan bakımına, alt değiştirme sıklığından uyku düzenine; bol süt yapmak için neler yenmesi gerektiğinden yenidoğan bebeklerin yıkanmasına kadar ihtiyacınız olacak her türlü bilgiyi hastaneden çıkmadan ediniyorsunuz.

Ve eve gelip de rutin bir hayat düzeni kurmaya başlarken bir bakıyorsunuz ki yine de soru işaretleriniz var. Bu durumda bana kalırsa hislerine güvenmek gibisi yok. Çünkü belli bir noktadan sonra herkesin bir yoğurt yiyişi olduğu gibi bir gerçek var.

Neyse; yenidoğanların evde bakımıyla ilgili bize gerek hastanede gerekse sonra eve uğrayan ebemiz Serpil tarafından anlatılanları bir özetleyeyim dedim. (Yoksa ben de unutacağım, sonra uğraş dur Google’la…)

Yenidoğanlarda Beslenme

  • Bu bebek milletinin çok sık karnını doyurması gerekiyor. Hastanenin emzirma uzmanı diyetisen doktorun verdiği bilgi günde en az sekiz kere emzirilmesi gerektiği. İlkokul ikinci sınıf matematiğiyle konuya yaklaştığımda üç saatte bir emzirmek anlamına geliyor bu. Bu üç saatlerle ilgili bir istisna yapın dedi doktor, geceleyin tek bir aralığı 4 saat yapın; böylece siz de gece biraz daha fazla uyumuş olursunuz. Tabii eğer velet uyanıp da talep etmiyorsa. Böylece bir adet 4 saatlik ara diğerleri 2-3 saat arasında farklı aralıklarda olabilir. Ama dediğim gibi eğer ki velet uyanıp da karnını doyurmak istiyorsa; yapacak bir şey yok her seferde emzirilecek. Eğer uyanmıyorsa da bu aralıklarda (en fazla) uyandırılıp ağzına meme tıkıştırılacak.
  • Ne sürede emzirmek konusu ise gerçekten kişiye özel bir durum. Hastanede olduğumuz ilk 1-2 gün ve sonrasındaki ilk günler her emzirmede yaklaşık yarım saat denmişken; ilk 4-5 günün ardından annenin ürettiği süt kalitesinin ve miktarının artmasıyla bu sürenin 10 dakilara düşebileceği söylenmişti. Her emzirmede tek bir meme; yaklaşık 10-20 dakika süre makul bir süre olarak kendini gösterdi bizde. Zaten karnını doyuran küçük insanoğlu kafasını çevirerek “istemiyorum daha fazla” diyor.
  • Peki ya uyku düşkünü miskin yenidoğan emerken uyuyakalıyorsa ve sizin planladığınız miktarda süt ememiyorsa ne olacak? Haşin davranılacak. Yapacak bir şey yok. Yüzüne çenesine yanaklarına dokunmak kesmiyorsa bizim hemşirelerden öğrendiğimiz falaka yöntemi denenebilir. Ayaklara küçük vuruşlar, gıdıklamalar işe yarıyor. Ayakları soymak, bacakları soymak da işe yarıyor. Ayrıca bu velet milleti ten temasını seviyorlar da. Aklınızda olsun.
  • Son olarak da hiçbiri işe yaramadı, velet her bir emzirmede bir süre emip sonra uyuyakalıyor, bir alternatif de çok sık aralıklarla kısa kısa emzirmek olabilir. Dedim ya; bu işin tek bir doğrusu yok; herkes çok kısa sürede kendi çocuğunu tanıyıp kendisine ve çocuğuna en uygun çözümü buluyor bence.

Yenidoğanlarda Kaka ve Bez Değişimi

  • Vücuda her girenin bir çıkışı var malum. Bu, bebeklerde de böyle. (Kızlarda böye olduğunu zaten daha önce tecrübe etmiştim; erkeklerde de çok farkı yokmuş; tek fark: “Fıskiye Efekti” (Bu konuda yapacak bir şey yok; 3 günlük de olsalar bebekler sizden akıllı olduğundanbu fıskıye golünü er ya da geç yiyeceksiniz. En güzeli tadını çıkarmak.
  • Yenidoğan bebeğin ortalama bez sarfiyatı günde 6 adet olmalıymış. Biraz eksik biraz fazla sorun olmayacaktır muhtemelen; kakaya çişe bakmadan yaklaşık 6 bez kirleten bebek sağlıklı bir dışkılama düzeni içindeymiş.
  • Çiş mevzuu çok sorun değil; açık ya da koyu renk çiş çok dert edilmiyor ama kaka konusunda biraz hazırlanmakta fayda var. Yok balangıç kakası ok geçiş kakası, birinci aşama geçiş ikici aşama geçiş derken yenidoğan kakası hazırlıksız ebeveynler için bir gerginlik konusu olabilir.
  • Veletlerin ilk birkaç kakası aslında daha anne karnındayken yutulan ve vücutta birien amniyon sıvısının atılmasından ibaret. dolayısıyla siyah-koyu yeşil renkli ve balçık kıvamında oluyor. İlk gün zaten pek bir şey emmediğinden, emse de emdiği sıvının içeriği daha pek süt olmadığından verimli bir kaka beklemek yersiz. Bu mukonyum ya da mekonyum denen kakaya hazır olmak önemli. Korkmayın hep böyle devam etmeyecek. Çocuğunuz bir uzaylı değil.
  • İlk birkaç kakadan sonra bu siyahlık – yeşillik azalıyor. Ahanda işte bu geçiş kakası. Renk gittikçe hafifliyor, o yeşillik sarıya dönüşmeye başlıyor. Bu geçişin aşamaları var ama çok da sayılara takılmamak gerekli bence. Birinci, ikinci üçüncü geçiş kakası diye takarak yapmak yerine bu dönemin bir geçiş dönemi olduğunu hatırlamakta ve geçiş esnasında kakanın renginin değişeceğini bilsek yeter bence.
  • Annenin randımanlı süt üretmesi yaklaşık 10 günü bulurmuş. İlk günler üretilen madde kolostrum oldukça zengin bir içeriğe sahip olsa da bir süre sonra doyurucu gelmeyecek ve yerini süte bırakacak. Ancak ilk günlerde çok kıymetli bir sıvı (boşa harcanmamasının önemine vurgu yapıyorum bakınız)
  • Kolostrum da yenidoğan bünyesinde müshile benzer bir etki yaparmış efem. Dolayısıyla yavruyu daha ilk günden ishal ettik; vah yavrumun başına gelenler; nedir benden bizden çektiği gibi kaygılara gark olmak gereksizmiş.
  • Yani; anneden emdiği ilk birkaç günkü sıvılar (kolostrumdan anne sütüne geçiş de denebilir) bebeğinizin kakasının sıvılaşmasına sebep olabilir; sağlıklı sarı renkli yenidoğan kakasına ulaşana kadar br süre sulu zırtlak kakalara denk gelebilirsiniz bezlerde. Neymiş? Panik yok.
  • Süt kakası denen kakaya da “bebek hardalı” denirmiş. (Hardal seven bir insan olarak bu duruma sevnmeli miyim üzülmeli miyim henüz karar veremedim) Ama bu bebek kakası hardalı yenidoğan kakasından nasıl bir kıvam beklememiz gerektiğine dair fikir verecektir.
  • Kakaların miktar olarak adam yerine konması için madeni para büyüklüğünü geçmiş olaması gerekirmiş. Günde 3-4 kaka sağlıklı sayılrımış. BUnları da not ettikten sonra çok da bir şey kalmıyor.
  • Kız bebeklerde ilk günlerde biraz vajinal akıntı olabilirmiş. Bu konuda da panik olmamak lazımmış. Bu akıntının içinde çok az miktarda kan da bulunabilir. Bu ilk adet döneminin bir benzeriymiş. Buna anneden gelen hormonlardaki bir artış sebep olurmuş ve dediğim gibi endişeye mahal yokmuş. Ama gelmeye devam ederse de kıllanmakta ve doktorunuza danışmakta da fayda var elbette.

Aslında yenidoğan bakımı ile ilgili yazacak şey çok. Şimdilik burada durayım oğlanın altı değişecek sonra dürttürülüp annesinin memesine takılacak, sonra gırklatılacak.

Tam da yeri gelmişken; yenidoğanlarda gaz olsun kolik olsun anna babalarda sıkıntıya sebep olan durumlar 21. günden sonra ortaya çıkarmış. Dolayısıyla hazırlıklı olmak lazım. İlk günlerdeki gaz pek gaz sayılmaz yani. Bu arada karnı doyduktan sonra veledi omza atıp sırtını patpatlamak yerine sıvazlamak daha tercih edilesi bir yöntemmiş.

Sağlıklı emzirmeler, gırklatmalar ve hardal renkli kakalar efem.

Çocuklar ve Kediler (Ya da evde hem çocuk hem kedi beslemek)

Buraya uzun zamandır yazmak isteyip de yazamadığım konuların başında evcil hayvan besleme konusu geliyor. Malum çocuklarımızın hayvan sevgisi ile büyümeleri, sorumluluk anlamında gelişmeleri, bir hayvanla arkadaş olmalarının önemi vb. vb.
Continue reading

Otizm… Yaşamın farklı bir penceresi…

Bir şeyler silkeler ya sizi bazen; hayatın akışına kapılmış akıp giderken bir anda fark edersiniz; hatırlarsınız, görmeye duymaya başlarsınız. Nedir bu, bu yazının konusu değil. Çünkü gün bitmeden; 2 Nisan 2013 sonlanmadan bu yazıyı yayına almak istiyorum. Bu da 13 dakikam var demek.

Yazıyı yazan ben değilim; Nazım Özgün’ün annesi İrem Afşin; uzun zamandır hakkını veremediğim Babaolmak.com’un kocama bir sayfasını İrem’e verip Otizm’e ayırdığım için kendimi iyi hissederek gireceğim bu gece yatağıma…

Continue reading

Older posts Newer posts

© 2019 Baba Olmak

Theme by Anders NorenUp ↑