Category: Baba Olmak (page 1 of 53)

Çok net bir kategoriye giremeyen her yazı ister istemez en genel olan bu kategoride arşivleniyor. Kurcalamakta fayda var; ne olur ne olmaz; ilginizi çeken bir şeyler burdadır belki de.

12!

Hayatın, zamanın ne hızlı geçtiğini anlamak için aslında bir blog tutmaya, düzenli ya da düzensiz aralıklarla bir şeyler yazmaya ve göz önünde tutmaya ihtiyaç yok muhakkak ki. Fotograf çekiyor olabilirsiniz; hatta cep telefonunuzdaki fotoğraf galerisini ara ara tarıyor olabilirsiniz, her şekilde kendinize zamanın nasıl hızlı aktığını gösterecek bir şeyler karşınıza çıkacaktır.

Hem bu dediklerimi yapıp hem de çocuklarınız olduğundaysa zamanın ne kadar hızlı geçtiğini bile anlamayacak kadar hızlı geçtiğini “fark ediyorsunuz”. Zor bir cümle oldu değil mi?

Bu beceriksiz giriş, benim 12. Defa yaşadığımı fark ettiğim 4 Temmuz ile ilgili. İlk 3-5 tanesini çok net hatırlıyorum. Sonrası zaman makinasıyla hızlandırılmış gibi. Tüm bu olanlar ne ara oldu hatırlamakta zorlandığım bir yerdeyim. 12 tane 4 Temmuz nasıl geçmiş gerçekten anlayamıyorum. Yazılarımı okuyan, sosyal medya hesaplarında tüm bu süreci takip eden onlarca yüzlerce kişi var. Aynı şekilde 10-12 sene önce Babaolmak.com vesilesiyle tanıştığım ve bazen bi’ selam ederek bazen sessizce takip ettiğim dostlar var ve her birini (ve varsa çocuğunu, çocuklarını) gördüğümde de aynı şaşkınlığı yazıyorum: Bunca yıl nasıl geçti yahu?

Kızıma –ve bir süredir oğluma- yazdıklarımı burada blog altında kayıt almaya devam etmek konusunda her zamanki kaygılarım aynı şekilde devam ediyor. Okuma yazma bilmezlerken çok daha kolaydı burada bir şeyler yazmak. Bugün artık kızım instagram’da ya da youtube’da paylaştıklarımı görüp bozulabiliyor ya da açık açık kaldırmamı isteyebiliyor. Dolayısıyla artık genelde izin alarak paylaşımda bulunuyorum. (En azından uğraşıyorum) Bu zor ve karışık hatta biraz karmaşık da bir konu ve belki ayrıca yazmaya çalışırım. Şimdilik çok da uzatmadan son bir kaç satırımı yazayım bu günle ilgili:

4 Temmuz 2007 sabahı tam da bu saatlerde (08.30 – 09.00) Okmeydanı Memorial’ın ameliyathanesindeydik. Ne olup bittiğini anlayamadan doktorumuz “henüz başlamadık, biraz sonra başlayacağım merak etmeyin” diye bizi kandırışının yaklaşık 3-4 saniye ardından Z’nin ilk sesini, ilk ağlayışını duymuş, hemşirenin “aa sapsarı bu” deyişiyle sarılık mı acaba diye düşünüp bir an kaygılanmıştım. Sonrasında silinip sarmalanıp bize doğru uzatıldığında nefes almayı unuttuğum anı hatırlıyorum. Sonrasında zaten Z. İle ikimiz dışarı çıkartılmıştık…

Gözümü açıp kapadığımda 4 Temmuz 2018 sabah 7.00, Z. Kendiliğinden uyanıp ranzasından gümbürtüyle atlayıp benim odama gelip koynuma giriyor koskocaman bir günaydın için. Yukarda yazdıklarımın hemen öncesini 12 sene önceki o sabahı anlatıyorum ona, bir süre sımsıkı sarılıyor bana… Sonra kalkıp koşturmasına başlıyor… Bugün onun günü, antreman programını o yazacak, sonra arkadaşlarını eve getirecek…

Yazıya başladığımdan beri Z’ye kısa bir 12.yıl mektubu yazayım diye uğraşıyorum yazının sonuna ama görünüşe göre beceremeyeceğim, içime sinmeyecek. Sanırım bu sene buradan değil, sadece ona vereceğim ya da yollayacağım şekilde yazacağım ona…

Şimdilik 12. Biliyorum göz açıp kapayana kadar niceleri geçecek.

İyi ki doğdun sarı kuşum!

Sabah Ekstra Erken Kalkma Krizleri

Sabah ekstra erken kalkma krizleri derken; normal okul günlerinde kalkmak ve hazırlanıp servise yetişmek konusundan hiçbir sıkıntımız olmadığını da vurgulayarak yazmaya başlamak isterim. Yüzücü velisi olmak konusunda da aslında uzun uzun yazasım var hatta yarış maceraları, havuz maceraları, havuz çıkışında bekleyen velilerin dramı, memleketimden yüzme havuzu manzaraları konulu hazırlıklarım da var. Ama sıcağı sıcağına yazayım dediğim ilk konu; sabahları afyonu zor patlavan yüzücü yavruyu sabahın altısında havuza yetiştirmek (ya da yetiştirememek)

Bu noktada bilinmesi gereken en önemli şey; yetiştirmek ve yetiştirememek konusundaki başarının veliye değil; çocuğa ait olduğu gerçeğidir. (Konu karışık biraz)

Her Şeyi Yazamamak

Tam bu noktada bir önemli not yazmamda fayda var. Daha yeni yazmıştım; çocuklar okumaya başladığında her şeyi yazamaz oldum burada maalesef. Öyle ya bazı ebeveyn (ya da veli) taktikleri olsun; yaşanan bazı gerilim ve çözümlerin kişisel oluşu –ve tüm bunların artık konunun tüm muhatapları tarafından okunabiliyor oluşu- sebebiyle; ister istemez her şeyi tüm detaylar ve tüm açıklığıyla okumanız mümkün olmayacak. (Yapacak bir şey yok) (O değil İngilizce de okuyor yazıyor artık Z.)

Neyse; dün sabah antremana gitmek üzere hazırlanırken gözleri açılmış olsa da kendisi uyanmamış olan Z, yarı yarıya giyinmiş olsa da bir noktada antremana gitmekten vazgeçti ve orta çaplı bir krizin içinde bulduk birbirimizi. Pek çok kriz durumunda olduğu gibi öne sürülen sebeplerle gerçek olan sebepler birbirinden oldukça farklı ve kolay ilişki kurulamaz haldeydi. Öyle kibir noktada benim; “tamam yahu maden siyah tayt istiyorsun akşama çözeriz bu konuyu” sözüm krizi bambaşka bir boyuta sürükleyip “tayt istemiyorum ben” konulu farklı bir gerilime sebep olacaktı. Oldu da…

Sonuç, benim yatağıma birlikte geri dönülüş, biraz gözyaşlı da olsa bir süre sohbet ve sakinleme turları, bu esnada okulda bir arkadaşının koluna kalem kutusuyla vurmuş olmasının getirdiği kol (ve kalp) sızısı da gündeme gelip bir süre daha uyuma ve pırıl pırıl uyanıp okula gidiş. (Bak yine oldu; her şeyi yaz(a)mıyorum artık)

Okul yolunda şöyle bir ricam oldu kızımdan; “bu sabah yüzmeye gitmemene sebep olan sebepleri gerçek haliyle bir kağıda kompozisyon gibi yazar mısın” sonra da başka bir kağıda “konuyla ilgili çözüm önerilerini yazar mısın?” Akşam benim işten dönüşümle de birlikte okuruz.

Yüzmeyi bırakmamak ve bundan sonra Perşembe sabah antremanlarına da sorunsuz gitmek konusunda sözleşmiş olarak yaptık bu sohbet ve anlaşmayı. “Kompozisyon yazmam; madde madde yazarım” demesi benim için zaten uygundu. (Post-it’e maddeleme yapacağını öngörememiştim o esnada) “Okuduktan sonra yırtarım ama” dese de bu konuyu da gerektiğinde ilerde geri dönüp gerekli hatırlamalar için bu tip belgeler yazılır ve saklanır diyerek ikna ettikten sonra dağıldık. (Diyorum ya ne bileyip post-it gelecek sonuçta)

Çocuklarla Gerilim Yönetimi

Neyse; sonuçta burada da paylaştığım iki post-it var elimde. Soruna sebep olan durum daha net; mevsim geçişi ve hem evin hem dışarının de havuzun serinliği; hem de elbette akşam geç yatmanın sabah kalkışa etkileri. Kağıtta göreceğiniz çözümler dışında daha erken uyandırılmaya başlama; antrenörüne havuz sıcaklığıyla ilgili serzenişte bulunma vb. vb.

Neyse; uzun lafın kısası; çocuklarla gerilim anında dalaşmayın; mümkünse sakin kalın. Gerekiyorsa arayı çok açmadan, sakinleşince konuşun ya da yazışın. (Okuma yazmanın getirdiği bir avantaj) Yazışmanın avantajı ise elbette elinizde yazılı belge olması. Yani son söz; birlikte aldığınız ortak kararları yazılı hale getirin. Asın ya da saklayın. Hatırlamakta fayda var; çocuklar ortak alınmış kararlara uymakta bizden daha iyiler.

 

Kişisel Blog Yazıları Üzerine

Yıllar önce (onbir yıl) burada ilk yazılarımı yazmaya başladığımda; takip etmeye başladığım yabancı baba bloglarından bazılarının yayınlarını durdurmalarını ilgi ve şaşkınlıkla takip etmiştim. Oldukça kişisel blog yazıları ve paylaşımlar üzerine bloglar belli bir noktada durmaya başlamışlardı. (Bugün aradığımda artık ilgili domainler bile yok ortada)

Sebep; çocuklarının okumayı öğrenmeleriyle birlikte çocukları hakkında paylaşım yapmama kararlarıydı.

Ben o sıkıntıyı hep zamanı geldiğinde kızım (ve sonrasında da oğlum) da benle ilgili yazarlar ödeşiriz diye bertaraf etmeyi plânlamıştım. Hatta geçenlerde Z ile bir anlaşma da yaptık ve kendi sitesi / blogu olana kadar onun da buraya bir şeyler yazması konusunda anlaştık.

Çocuklu Sosyal Medya Paylaşımları

Onun içinde olduğu sosyal medya paylaşımları konusunda da daha önce bir anlaşmamız var. İstediğim fotoğrafları ondan tekil izin almadan paylaşabiliyorum ancak canlı yayın yapma durumunda önceden haber vermem ve onay almam konusunda el sıkıştık.

Dolayısıyla her an buralarda onun yazacağı bir şeylere denk gelebilirsiniz.

Öte yandan ne olursa olsun onunla ilgili pek çok şeyi artık bu kadar herkese açık bir alanda paylaşmam zor. Ki özellikle de instagram’dan takip edenler görmekteler; 10 yaşını aşöış bir kız çocuğu olarak artık hızla genç kızlığa doğru yol alıyor ve kendisiyle ilgili görsel ya da yazılı paylaşım yapmadan bile ön-ergenlik oldukça zorlu olabilir. (Kendisini tanıyanların da öngördükleri ve şimdiden kolay gelsin dedikleri gibi, bunun bir de ergenliği var)

Kayıt Tutma İhtiyacı ve Kayıt Tutma Alanları

Kişisel olarak bakıldığında kayıt tutma, log tutma alanı artık blogdan ziyade instagrama kaymış durumda. Sadece instagram değil, akıllı telefonlarımızın fotoğraf albümleri bile kişisel bir log tutma alanı artık.

Neyse uzatmayayım; Babaolmak.com’da yeniden yazmaya başlamamla birlikte kişisel de detaylı paylaşım yapmadan nasıl içerik üretirim diye daha fazla düşünmeye başladım. Bu noktada da biliyorum ki bu blogun takipçileri bu konuda ikiye ayrılıyorlar kişisel içerikler üzerinden çocuk gelişimini ve ebeveynlik üzere içerik takip edenler; kişisel içerikle ilgilenmeyip ilgili araştırma, dosya ve web logunu takip etmeyi sevenler.

Sanırım şimdilik gidişata göre bakacağım. Kızın kaydını daha az tutuyor olsam da yakışıklı oğlumla ilgili ilklerimiz ve maceralarımızın daha çok olduğu bir dönemdeyiz. Bakalım neler olacak.

Çocuk Bakıcısı Bulmak

Çocuğunuz ya da çocuklarınız için çocuk bakıcısı bulmak sanırım ebeveynliğin en büyük baş ağrılarından biri. Hele de aynı şehide yaşayan bir anneanne babaanne ya da benzeri destek ekibiniz yoksa. Bu arada şahsi görüşüm hiçbir çocuğa tam zamanlı olarak anneanne ya da babaanne bakmamalı bunu da not düşmekte fayda var.

Çocuğunuza tam zamanlı (tam zamanlıdan kastım yatılı değil; sabahtan akşama) bakıcı bulmaktan daha da zoru ise yarım günlük ya da ihtiyaç duyduğunda emanet etmek üzere düzenli ya da düzensiz çocuk bakıcısı bulmak olsa gerek. İşte benim yaşadığım zorluk da böylesi bir zorluk sayılır.

Sayılır çünkü ben iddiayı biraz daha zorlaştırıp ev temizliği de yapan bir çocuk bakıcısı bulmak istedim. (Zoru seviyorsam demek)

Ev Temizliği Yapan Çocuk Bakıcısı Bulmak

Yazarken çok kolay oluyor ama sadece beli zamanlarda gelecek hem temizlik yapıp hatta tercihan yemek de yapıp aynı zamanda bi nevi çocuk bakıcılığı yapacak birini bulmak gerçekten iddialı bir arayışmış. Bunu öğrendim.

İhtiyacı daha net tanımlamakta fayda var. Benim ev ile ilgili ihtiyacım; ilkokula giden kızımı okul dönüşü karşılayacak birisiydi. En önemli ihtiyaç bu. 16.30 civarında gelen servisi karşılayıp yaklaşık 18.30 – 19.00 civarlarına kadar kızımla vakit geçirecek bir çocuk bakıcısı.

Ama her gün değil. Sadece haftada bir gün. Hatta gün de belli; Perşembe! Çünkü diğer günler ya yüzme antremanı sebebiyle zaten eve geç geliyor ve birlikte geliyoruz ya da zaten annesinin evine gidiyor. Bu noktada iş zorlaşmaya başlıyor işte.

İhtiyaçlar Bitmiyor Tabi

İlk şart tamam; ikinci ihtiyaç ise haftada bir ev temizliği; içinde ütü ve yemek yapımı da var. Yemeğin içinde olmasa da evin içinde iki de kedi var. (Öyle demeyin; her temizliğe gelen kedili eve gelmiyor. Temizlemeyi zor bulan da var kediye alerjisi olan da.

Sadece perşembeleri boş olan; referansları olan, kedi dostu ve çocuk dostu ve ütü artı yemek yapabilen ve Çekmeköy gibi pek de merkezi olmayan bir yere gelebilecek olan birini aradığınızda emin olun hayat o kadar da kolay olmuyor. (Abartmayayım; yaşadığınız apartman, site içinde belli bir sosyal ilişkiniz olduğunda; komşularınız ve çevrenizle yoğun bir iletişimde olduğunuzda muhtemelen daha kolay oluyordur her şey.)

Online Hizmet Almak

Benim gibi sadece kitabını, filmini, biletini, yemeğini değil; peynirini, ekmeğini, çorabını internet üzerinden satın alan biri için kaçınılmaz tek yer yine online hizmet verenler olacaktı.

Ne mutlu ki çok kısa sürede, muhtemelen biraz da şans eseri daha çok yeni hizmet vermeye başlamış olan bir site sayesinde sorunumu çözdüm. İşte bu noktada neden yazının başından beri di’li geçmiş zaan kullandığım da ortaya çıkıyor.

Bu bahsettiğim arayışımın üzerinden tam iki sene geçti. Düşündüğümde herhangi bir ürün ya da servisi iki yıldır kullanıyor olmak sanırım iyi bir referanstır. Bu yazıyı bir advertorial olarak yazmadığım düşünülürse ki babaolmak.com’da tanıttığım istisnasız her şeyi ya kullandığım ya da en azından denemiş olduğum düşünülürse “reklam” yapmıyor olmaktan yana içim çok rahat.

Çocuk Bakıcısı için: Evdeki Bakıcım

Uzun lafın kısası; iki sene önce bir Google araması sonucu bulduğum iki üç sonuçtan geriye çok kısa bir süre içinde sadece EvdekiBakicim.com kaldı. Doldurduğum formun ardından kıacık bir süre içinde telefonla iletişime geçip ihtiyacımı net olarak anlayıp çok ısa süre içinde çözmekle kalmadılar sürekli arayıp sorarak verdikleri hizmetin sürekli olarak arkasında olduklarını da hissettirdiler.

Öyle ki zaman zaman fikir almak için zaman zaman hizmet kalitelerini sorgulamak ve arttırmak adına bazen sadece merhaba demek için arar oldular. Kurucularının bizzat aradığı ya da mail attığı (hatta el yazısıyla mektup yazdığı) zamanlar oldu. Benim de profesyonel olarak dijital iletişim ve pazarlama sektöründe çalıştığımı öğrendikten sonra iyi bir test kullanıcısı olarak da fikirlerime ya da geliştirme önerilerime kulak verdiklerini düşünüyorum.

Hizmetlerini detaylıca burada anlatacak değilim. Her şey sitelerinde (ve mobil uygulamalarında) var. Gerek çocuk için gerekse yaşlılar için saatlik, günlük, haftalık hatta aylık bakıcı hizmetini size özel bir şekilde çözdüklerini söyleyebilirim. Sadece bakıcı değil, yerli ya da yabancı oyun ablası konusunda artık iki yılı aşan bir deneyimleri var.

Benim gibi birkaç şeyi aynı anda aynı günde isteyen birazcık da olsa zor bir müşteriyi iki senedir “hiç” üzmeden memnun ediyorlar. Ola ki bakıcının değişmesi gerektiğinde (iki sene içinde 2-3 kere yaşadık) sadece önceden haber vermekle kalmıyorlar öyle ya da böyle mutlaka hiç boşluk olmadan istediğim profilde birinin gelmesini sağlıyorlar. (Doğru kişilerin seçimi ve eşleştirilmesi konusunda çok beğeniyorum kendilerini)

Ortada hiç nakit olmayan bir sistem var; haftalık olarak kredi kartımdan çekiliyor hizmet bedeli. Bedel de konuşmak gerekirse bugün temizliğe gelen biri için siz ne kadar ödüyorsanız ben de tam o kadar ödüyorum.

Gelen kişilerin tüm bilgileri ve geçmiş araştırması yapılmış oluyor dolayısıyla bu konuyla ilgili bir güven sıkıntısı yaşamıyorum (ki bakıcılar evinizdeyken eviniz sigortalı oluyor diye biliyorum) Anahtar verdiğim, anahtar vermekten öte çocuğumu emanet ettiğim düşünülürse güven konusunda içimi çok rahatlattıkları açık.

Kurulma hikayelerini kurucuları Miraç Bal’dan bizzat dinlediğim; kişisel bir ihtiyaç sebebiyle alandaki boşluğu fark etmeleri sonucu böylesi bir girişime soyunduklarını bildiğim Evdeki Bakıcım hizmetini gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum. Bir start-up olarak her geçen gün büyümelerini; yatırım almalarını ve hizmet alanlarını ve kalitelerini arttırdıklarını gözlemliyor ve ne yalan söyleyeyim çok mutlu oluyorum.

Uzattım biliyorum ama hak ettiklerin düşünüyorum; son olarak da geçtiğimiz aylarda kendisi de baba olan, her aradığımda inanılmaz nezaketi ve hoş sohbeti ile ne desem dinleyen, çözen müşteri ilişkileri direktörü Ali Bey’e de buradan özel olarak teşekkür ediyorum.

El Ayak Ağız Hastalığı

Eskiden el ayak ağız hastalığı diye bir hastalık yok muydu bilmiyorum. Ama neden olmasın değil mi? Ben hiç duymamıştım. Kızım büyürkenki benzer garipsediğim hastalık 6.hastalık idi. (Yoksa 5.hastalık mıydı?) (her ikisi de ismen eğlendiriyor beni)

Oğlumun hastalığa yakalanması ve yemekten içmekten kesilmesiyle tanışmış oldum el ayak ağız hastalığı ile. (Hala yazarken hastalıklara isim verme sektörünün yaratıcılık anlamındaki zayıflığı beni benden alıyor)

Bu kadar rahat ve eğlenerek yazıyor olmamın sebebi elbette hastalığı geride bırakmış olmamız. Özetlemek gerekirse tedavisi ya da bir ilacı olmayıp yaklaşık yedi (7) günde geçen bir hastalık kendisi. Okuduğum yazılarda 7-10 gün diyor; şimdi yalan olmasın.

Bu arada hastalığın İngilizcesi de tam olarak aynı: “Hand foot mouth disease” (yani yaratıcı olmadığımız gibi birebir de çevirmişiz işte)

El, ayak ve ağız hastalığı özellikle 5 yaş altı çocuklarda görülen oldukça bulaşıcı bir viral hastalık. Nadiren daha büyük çocuklarda ve yetişkinlerde de hastalık görülebilmekteymiş. Hastalığın ilk günleri bulaşma ihtimali daha yüksekmiş.

Hastalığın belirtileri şunlar…

Ateş,
Boğaz ağrısı,
İştahsızlık,
Halsizlik,
Ağız içerisinde ve ağız çevresinde, avuç içi ve ayak tabanında görülen döküntüler. (Döküntüler kırmızı, yuvarlak lezyonlar şeklinde olabildiği gibi bazen içi sıvı dolu veziküller şeklinde de görülebilmekteymiş) (Ben vezikül gördüm)

Elbette bu belirtilerin hepsi birden görülmeyebiliyor. Görünen belirtilere dayalı olarak soğuk algınlığı ve griple de çok kolay karışıyormuş. Yanı sıra el ve ayaktaki kızarıklık ve döküntüler sebebiyle su çiçeği ile de karıştırılırmış.

El, ayak ve ağız hastalığı çoğunlukla kendi kendini sınırlayan, ağır hastalık tablosuna neden olmayan bir viral hastalıktır. Hastalar 7 ile 10 gün içerisinde gelişen tüm bulguların kaybolması ile tamamen iyileşiyormuş. Bir aşı ya da özel bir tedavisi yok. Semptom giderici ilaçlar, vitaminler, kaşıntı varsa önleyecek spreyler gibi çözümler olabiliyor.

Ağızda yara olduğunda içmek de yemek de ızdırap olduğu için hastalığın özellikle ilk günlerinde beslenme büyük bir dert olabiliyor. (Bak şekil 1A) Öte yandan bizim oğluşun özelinde hastalığın işe yaradığı nokta bu vesileyle üçüncü yaş gününün hemen öncesinde emzikten kurtulmuş olduk. (Gerçekten de her şeyde bir hayır var)

Hastalıkla ilgili daha fazla okumak isterseniz:

Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü
Ekşi sözlükte el ayak ağız hastalığı
– İngilizce okuyayım deseniz de “hand foot mouth disease” şurada
– Ya da burada okuyabilirsiniz.

Diyeceğim o ki; ilk günler zorlu geçse de endişelenecek bir şey yok. Her yerde yazdığı gibi yedi gün dolaylarında kendiliğinden geçiyor hastalık. Kendinize ve başkasına bulaşmamasına çalışabilirsiniz.

Şimdiden geçmiş olsun… (Okuyan da der ki yemek tarifi verdim, bitiriyorum)

Bu arada fotoğraf oğluşun hastalığının artık iyileşmek üzere olduğu son günlerinde çekildi. Ağızdaki yaralar net şekilde görünebiliyor. Bu yaralar sebebiyle normalde bir şey yeyip içemiyor olsa da karşısında çizgi film açık olduğunda löp löp yutuyordu mantısını. (Bu da tüyo olarak dursun)

Older posts

© 2018 Baba Olmak

Theme by Anders NorenUp ↑