Tag: mektup (page 1 of 2)

Cebimde Hala Tokaların Var

Aşağıdaki mektubu ben yazmadım. Yalçın yazdı. Yalçın Mira’nın babası, Mira kızımın anaokulundan Küçük Kara Balık’tan arkadaşı. Aşağıdaki mektubu ben yazmadım ama okurken ben yazmışım gibi hissettim; ben yazsam aynı şeyleri yazardım diye düşündüm. Başlarkenki alıntıdan, bitişteki tokalara kadar; hissettiklerimi kendim bu kadar güzel yazıya dökemezdim herhalde. Okur okumaz burada paylaşmak için izin istedim. Yalçın’ın izni, Mira’nın hoşgörüsüyle paylaşıyorum. (İyi ki doğdun Mira!)

* * *

‘Ne olursan ol beni hayal kırıklığına uğratamazsın; senin kim olabileceğin veya nasıl davranabileceğine dair hiçbir önyargım yok. Seni öngörmeyi istemiyorum, seni sadece keşfetmek istiyorum. Sen beni hayal kırıklığına uğratamazsın.’ — Mary Haskell

miraCanım kızım,
Tam altı yıl önce doğdun. Ben de sana bir altıncı yaş mektubu yazıyorum.
Sana ‘kızım şöyle ol, böyle ol, hep böyle kal’ tarzında şeyler yazmayacağım. Çünkü biliyorum ki anne-babaların yazdığı bu tür şeyler aslında öğüt ve talep içeren sözler, bilinçli olmasa da çocuğu ve geleceğini şekillendirme çabaları. Siz ne istediğinizi ve neye gereksinim duyduğunuzu büyüklerden çok daha iyi biliyorsunuz.

Ben senin için iyi dileklerde bulunabilirim yalnızca. Hayatı istediğin gibi yaşayabilmeni, bunun için sahip olduğun gücün farkında olmanı örneğin.
Daha yeni doğduğunda kıpkırmızı birşeyken bile, seni ölçen, tartan ve kontrollerini yapan hemşireyle olan mücadelen oldukça çetin geçmişti. Bu mücadeleye yorgun düşen diğer iki bebek uyuyakalırken sen hala ağlıyordun. Daha o günden tanımıştım seni.

Üç yaşındayken senin konuşma acemisi olmanın sevimliliğine dayanamayıp gülen biz büyüklere ‘gülmeyin bana!’ demiştin, hemen hemen üç yıl sonra, daha geçen gün yine annenle sana güldüğümüzde ‘bana gülmeyin, hiç nazik değil bu!’ dedin bize. O anlarda seninle nasıl gurur duyuyorum bilemezsin.

Biraz büyüyüp kirpi saçlarına toka takmaya başladığımızda, bazen gün içinde elimi cebime attığımda bazen minik saç tokaları bulurdum ve şöyle demiştim o zamanlar: ‘kız babası olmak cebinde minik saç tokaları bulmak ve onu özlemektir’. Yıllar içinde cebimde tokalardan başka şeyler de bulmaya başladım. Örneğin toplayıp bana emanet ettiğin taşlar, çakıllar, minik kozalaklar, palamutlar…

Bugünlerde artık cebimde pek birşey bulmuyorum. Ama elimi her cebime attığımda minik tokalar arıyor ellerim ve seni özlüyorum.

İyi ki doğdun bir tanem, iyi ki varsın sabah güneşim, cennet kokulum, gülen gözlüm.

 

 

İki Mektup

Önce sana… İçerdekine… Oğluma… Saatler içinde dünyaya merhaba deyip, kendi başına nefes almaya başlayacak olan oğluma… Hem tezcanlı, hem inatçı, haftalardır erkenden gelmeye çalışırken, hadi deyince de gelmeyen, güzel oğluma. Bir Deniz’in oğlu; daha şimdiden pek çok şeyle; hayatla ve mucizelerin gücüyle beni barıştıran Barış’ıma… Aylardır kokusunu içime çekmek için heyecanlandığım, göz açıp kapayana kadar haftaları deviren güzel oğlan… Bil ki çok sevileceksin. Herkes tarafından çok ama çok sevileceksin. Sevimli bir keçi yavrusu, şeytan tüylü bir oğlak gibisin… Sevdireceksin… Çok acayip bir şey olacaksın. Sadece bir annen ve baban değil bir de ablan olacak üstelik. Bazen kafanı karıştıracak olsak da çok sevildiğin bir çevrede, sarılıp sarmalanacaksın…

Sonra ise sana… Dünyalar güzeli, fıstık kızıma; 7 yaşını nasıl devirdiğini hiç anlayamadığım, senin için hastane odasında oluşumuzun dün gibi olduğu, yıllardır her bir gün mucizeye tanık olmama sebep; en büyük güç kaynağım, prensesim, inatçı sarı kafama… Bir Deniz’in kızına; her bir hareketinde hem kendimi hem annesini aynı anda gördüğüm duyduğum minnoşuma… Uyurken arkasından sarıldığımda hala boynundan kokusunu uzun uzun içime çektiğim, hala ilk günkü gibi kokan fıstığım… İlk göz ağrım, bakarken nefes almayı unutturanım… Abla olmak üzeresin… Dünyanın en güzel kızıyken en güzel ablası da olmak üzeresin… Babanla -ve hepimizle- birlikte yepyeni bir maceraya atılmak üzeresin. Öğrendiğin ilk günden beri hem çok heyecanlandığın hem de müthiş bir şekilde baş ettiğin bu yol büyük bir virajla birlikte uzun bir yolculuğa dönüşmek üzere. İçinde sana verilen büyük bir sevgi var; biliyorum ki kardeşinle çok cömert şekilde paylaşacaksın o sevgiyi… Nefis bir abla olacaksın…

Tek mucizeli çok güzel bir yolculuktu; şimdi iki mucizeyle birlikte daha da güzel olacak…

(30 Eylül 2014 / 01.08 / Loş bir hastane odası)

Ayın Yirmi İkisinde Bir Dört Temmuz Mektubu

Liste yapmış bir yerinden başlamış yazarken sanıyorum ilk sırayı en önemli ve aslında bir termini olduğu için daha da önemli yazılar alabilir. Öyle ya hayatımın sanırım en önemli günü, bir dört temmuz daha geride kaldı. Yedinci dört temmuz bu.
Continue reading

Spontan Bir Cevap Mektubu

Burada yazmıştım. Yaklaşık 9-10 haftadır Mahmure.com ve Bebişler.com sitelerinde köşe yazılarım yayınlanıyor. Başlık aslında buradakiyle aynı: Baba Olmak. Köşe yazılarına ayırdığım enerji aslında ister istemez Babaolmak.com’a yazacaklarıma ayırdığım vakitlerden kırpıldığından, konu da aslında aynı olduğundan aynı yazıları buraya da alayım ve orijnal çatı altında toplayayım istiyorum. Yazıları tarihleriyle ekleyip, doğru linkleri ve elbette ki hepsinin derlendiği bir yazıyı yayına alana dek en son yazıyı sizlere aktarayım dedim: Spontan Bir Cevap Mektubu

Continue reading

Bir babadan kızına: Küçük kızım ‘Neynep’

Arkadaşım Serdar Kuzuloğlu’nun blogunda okuduğum aşağıdaki yazıyı paylaşmamın bi’ sebebi, benim kafamda defalarca yazdığım satırların gerçekten yazıya dökülmüş halini yansıtması. (Ki ben yazmış olsam emin olun çok daha uzun ve ağdalı olurdu muhtemelen – O yuzden son bir yıldır özellikle de kızıma yazdığım cok daha kişisel satırlar dijital ortamda değil bir Moleskin defterin yapraklarında okunacakları zamanı bekliyorlar)
Continue reading

Older posts

© 2020 Baba Olmak

Theme by Anders NorenUp ↑