Bahçede Kalmak

Uzun zamandır gazetelerden beğendiğim yazıları Babaolmak.com’da yayımlamıyordum. (Hem paylaşmak hem de Babaolmak.com veritabanında saklamak adına sevdiğim yazıları burada da yayımladığımı veya yazılara link verdiğimi biliyorsunuz)

Geçtiğimiz pazar Radikal İki’deki bir yazı özel olarak hoşuma gitti, üstelik de bir baba olarak da (olay her ne kadar bir annenin başından geçip, annenin kaleminden aktarılmış olsa da) algıma takıldı. Yazıya link vermek yerine kaynak göstererek aynen aktarmayı tercih ediyorum çünkü dediğim gibi, Babaolmak.com’un arşivinde saklamak istiyorum.

Bir süre önce okuduğum ve çok beğendiğim diğer bir yazıyı, Gençliğe Hitabe’nin Sevan Nişanyan tarafından yorumlanıp yeniden yazılmış versiyonunu da arşive kaydettim, şu linkten ulaşabilirsiniz: Gençliğe Hitabe (Aklı ermeye başladığında kendisine okutacağım ve hep aklında tut diyeceğim yazılar listesine girdi)

Bahçede Kalmak

Ahu Öztürk, Radikal 2, 8 Kasım 2009

Oğluma baktım, sarışın yeşil gözlü bir çocuk ve böylece Kürtlere benzemekten yırtıyor, fakat işte bu isim, Roni, onu ele veriyor

Yeni taşındığımız apartmanın yeşillikler içindeki bahçesinde geziniyoruz oğlumla. Henüz bir buçuk yaşındaki oğlum, her şeye dokunmak istiyor. Çiçekleri koparmak ve kedinin kuyruğunu çekmek en büyük merakı… Biz oğlumla bahçenin tadını çıkarırken, apartman sakinlerinden üç yaşlı kadın da bahçenin kameriyesinde oturmuş kahve içiyorlardı. Bir yandan bizi seyredip bir yandan da oğluma sevimli sözcüklerle sesleniyorlardı ki, içlerinden biri “Allah bağışlasın, adı ne?” diye soruverdi. “Roni” dedim. “Roni mi? Manası nedir?” diye sordu aynı kadın. “Aydınlık” dedim. Sözün nereye varacağını sezmiş, oradan kaçmanın yollarını bulmaya çalışıyordum şimdi. Sözlüye kalkmıştım ve birazdan karnımın dipsiz kuyusuna bir soru sallayacaklardı ki, “Neyce?” dedi bir diğeri.
Evet, “dananın kuyruğu” ile “zurnanın son deliği” arasında seçim yapamadığım noktadaydık. “Kürtçe” dedim. Sessizlik, çıt yok… Oğluma “Ah talihsiz yavru” gözleriyle bakarak “hımm” dediler ve bize de bahçeden ayrılmak ile kalmak arasında nur topu gibi iki şık bırakmış oldular. Bahçede bitmiş iki diken miydik ki biz oğlumla? Kalmak ve kaçmak arasında biraz oyalandıktan sonra nereye gidebilirdik? Eve çekilmek mi? Hayır, kalmam gerekiyordu. Pazardan satın almadığım ve oğluma da bulaştırdığım Kürtlüğümle, bir “diken” olarak bu bahçede kalmalıydım. Peki ya onlar? Onlar “bahçenin köklü çınarları” olarak ne yapacaklardı?

Çocukken babamın memuriyeti dolayısıyla Diyarbakır’daydık ve ben bir memur çocuğu olarak, aynı lojmanda yaşadığımız diğer memur çocuklarıyla takılıyordum. Bir gün pazara gittik ve çok yaşlı bir kadından acur almaya karar verdik. Kadına fiyatını sorduğumuzda Kürtçe yanıt verdi ve benim dışımda kimse ne dediğini anlamadı. Yaz tatillerinde köyde fark etmeden öğrendiğim bu dille nasıl bir hesabım olabilirdi ki? Köyde konuşulan ve evde annemle babamın gizil hallerini içine sakladıkları bir dil. O an, pazarda, memur çocuklarının pazarcı kadına anlamıyoruz diye çıkışmalarından sonra yerimin onların yanı değil, yaşlı kadın ve beraberinde tüm bir Diyarbakır olacağını hissettim. Sonraki günlerde, Diyarbakır’ın yerlisiydim artık, konuştuklarının hepsini, bilhassa küfürlerini anlayabilen… Ta ki başka bir şehre tayinimiz çıkana kadar.
Oğlum bahçenin evcil kedisinin kuyruğunu nihayet yakaladı… Kedi bir taraftan çekiyor, oğlum bir taraftan. Ve işte şimdi manzarayı tamamlamış olduk: “Vahşi”, “dağlı” tonları manzaramızda buluştu. Yaşlı kadınlardan biri bu manzaraya dayanamadı ve kalktı. “Tat kaçırttık” işte; kahvenin, bahçenin, bütün o korunaklı, yeşillikler içindeki ortamın tadını… Bir anda çevirip kadını “Ya biz sizin sandığınız gibi değiliz, gerçekten iyi insanlarız, bir sürü okul okuduk, hep teşekkür ve takdir aldık, onur kurulunda olmayı arkadaşlarımızı ispiyonlamamak için kabul etmedik, ama gene de iyiyiz işte” mi demek gerekirdi acaba? Peki ya annem? Köylülüğüyle, okuyamadığı okullarıyla ve her seferinde belini kırdığı Türkçesiyle onun diyecek nesi vardı o söze dökülmeyen kine karşı?

İstifa etsek
Anneme anlatıyorum bahçede olup biteni, “Ben size demedim mi gelin hep beraber Kürtlükten istifa edelim” diyor. Gülüyoruz, aslında gülümsüyoruz… Biz Kürtlükten istifa edersek bitecek mi bu dert? Bu ülkedeki varlığımızı, vallahi biz aslında iyiyiz diyerek, sürekli kendini anlatma telaşıyla mı kuracağız ya da zaten ne ayrı gayrımız var, aynıyız mı diyeceğiz? Ya da sevincimizi ve üzüntümüzü gizleyip çizilen sınırlar içinde mi yaşayacağız? Ne zamana kadar üstümüzden dökülmeyecek o elbise?
Oğluma baktım, sarışın yeşil gözlü bir çocuk ve böylece Kürtlere benzemekten yırtıyor, fakat işte bu isim, Roni, onu ele veriyor. Onu da kaldırdık mı, bitti bu “mesele” işte. Peki, kim Kürtlüğü hatırlatan tüm bu şeyleri duyduğunda tüyleri diken diken olma halinden, her seferinde karşı tarafa kendi varoluşunu sorgulama ya da yeniden kurma zorunluluğunu dayatıyor oluşunun o hikmeti kendinden menkul haklılığından utanacak? Sığır geldi sığır gidecek diyenlerden, bir insanı seks kölesi yapmak isteğini bu kadar arsızca söyleyebilenlerden, “Hı hı haklısınız ama Kürtler de” cümlesini hazırda tutup muhakkak paylaşan bilirkişilerden, sessizce bahçeden kalkıp giden sinsi nezaket sahiplerinden oğlum da nasibini alacak mı? Aklıma Blake’in “Bunca bilgiden sonra ne affetmesi! “ dizesi geliyor, hemen kovuyorum, ama soruyu sormadan edemiyorum: “Kim kimi, ne zaman affedecek?”
Evet, ikinci kadın da ayrıldı bahçeden ve o da herhangi bir “iyi günler” dileğinde bulunma tenezzülü göstermedi. Geride kalan son yaşlı kadın, ben ve oğlum bahçede yalnızız şimdi. Gitmeye niyetim yok, burada bir “diken” bile olsak, kalmam gerek. Yoksa kendi yüzüme nasıl bakarım! Üçüncü kadın da ayağa kalktı ve ben apartmana yöneleceğini sanırken o bize doğru yürüdü. Oğlumun yüzünü okşadı, “Sen ne kadar tatlısın Ronicim” dedi. Oğlum da o dünya güzeli gülüşüyle gülümsedi. Hava serinlemişti, kadınla birlikte yavaş yavaş apartmana yürüdük. O kadın da ayrılsaydı bahçeden, ben mi bahçenin sahibi olacaktım ya da ben gitseydim o mu mülkiyeti baki kılacaktı? Birlikte yürümek güzeldi.

0 Comments

  1. Güzel bir yazı, güzel bir anlatım…Radikal2'deki yazılar benim için her zaman takip edilmeye değer :)
    Paylaştığınız için teşekkürler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

© 2020 Baba Olmak

Theme by Anders NorenUp ↑