Category: Bebek Gelişimi (page 2 of 4)

Mim: Ana Okulu, Çocuk Evi, Kreş, Gündüz Bakım Evi…

Kitubi.com‘dan (Ya da Nurturia‘dan) Damla beni de mimlemişti… Günler geçti… Sonunda vakit buldum… Ana okulu konusunda işini şansa bırakmayıp Montessori Okulu Veli İnisiyatifi içinde yer aldığımı(zı) biliyorsunuzdur. O yüzden  soruların cevapları biraz farklı olabilir. Veli inisiyatifi montessori okulumuzun adı Küçük Kara Balık Çocuk Evi oldu bu arada… İlgilenenlere de duyurmuş olayım; soruları cevaplayayım:

Continue reading

Emzirme Reformu

Daha önce bu konuda blog yazıları okumuş olsam da iki gün önce gelen mail ve maildeki linke tıkladığımda okuduklarım, bu konunun derli toplu bir şekilde ortaya konulup, bir manifestoyla talepkar olunabileceğini gösterdi. Blogcu Anne ve Çalışan Gebe‘nin konuyla ilgili çalışmalarını takdir etmemek mümkün değil…
Continue reading

Emziği Bırakmak (Part 2 veya Mutlu Son)

Temmuz’da yazdığım “Emziği Bıramak” yazısında konuyla ilgili ilk  girişimimizden bahsetmiştim. Arkasından maalesef vakit bulamadığm için gün gün gelişmeleri yazma fırsatım olmadı. Hoş, özellikle ilk günler birbirinin hep aynıydı. Saatler süren uğraşlarla uykuya dalış, gecenin bir saatinde hafifçe uyanıp da el kol mesafesinde emzik bulunamadığında kopan yaygara, kimi zaman kısa kimi zaman uzun süren feryat figan ve uykuya yenik düşüp sızma…

Bu arada ilk günlerde kesik emzik bir çözüm olsa da patlayan krizler esnasında genelde “bunu istemiyorum” diyerek odanın bir köşesine fırlatılıyordu emzik.

Bazı akşamlar “emzik vermiyorsanız elimi de tutmayın” benzeri artistlikler, kimi geceler “elimi de tut” benzeri çözülüşlerden sonra yaklaşık 10-12 gün içinde mutlu sona ulaştık. Malum, her çocuk birbirinden farklı vakalar ama emzik bırakma, emzik bıraktırma konusundan diyebileceğim tek şey “sabır”  Ağlayarak elde etmeye çalıştığı şeyi, emziği vermediğinizde zaman içinde inadı kırılıyor…

İlk yatma aşamasındaki en büyük problem sakinleşme, konsantre olma ve evin geri kalanında, dünyadan kopup uyku dünyasına geçebilme. Emzik bu konuda çok yardımcı bir alışkanlık olsa da emzik yerine onu sakinleştirecek bir ses tonuyla masal veya hikaye anlatmak, kitap okumak çok işe yarayabiliyor. (1,5 saat de sürebiliyor hazırlıklı olmak lazım)

Gece uyandığında ise elini tutarak, yakınında olduğunuzu hissederek emziğin boşluğunda, yokluğunda idare edebilirsiniz. Zaman zaman inanılmaz krizler de çıkacak… Kendileri sınırları olabildiğince zorlamaya meyilli oluyorlar. Dediğim gibi burda kilit nokta sizin çözülmemeniz. Öyle ki başka hiçbir şeyle dikkatini dağıtamayacağınız şekilde psikopatlaştıkları olabiliyor. Bizim böylesi durumlarda yöntemimiz çok fazla gürültü yaparak herkesi, tüm apartmanı rahatsız ettiğini söyleyip; sakinleşince haber ver diyerek odasının kapısını çekip yan odada beklemek… Z. de yaklaşık 5-10 dakika böğürdükten sonra bir anda susup… “Anne… Annecim, gelebilirsiiiiin, ben sakinleştiiiiim!” diye sesleniyor. Bu tip uzun ve ağlamalı krizlerden sonra (45 dakka sürdüğü de oluyor) sakinleştiğinde o kadar yorgun düşmüş oluyor ki uykuya dalması da oldukça kolay oluyor.

Dolayısıyla işin sırrı kararlı olmakta ve sabretmekte yatıyor. Nacizane tavsiyem kararlılığınıza, sabrınıza ve inadınıza güvenemiyorsanız hiç denemeyin. Yarı yolda geri adım atmak çok daha tehlikeli olacak ve tüm süreci çok daha zora hatta çıkmaza sokacaktır.

Son Bir Not: Emziğin ardından eli de bıraktı sayılır, artık bazı günler elini tutmadan sadece yakınında yatılmasıyla bile uykuya dalıyor. Ona kalırsa çoktan bıraktı eli… Zaman zaman tersleyip “eli bıraktım ben” havası yapıyor. (Hatta sokakta yürürken bile şansını denediği oluyor: “Eli bıraktım ben, artık kullanmıyorum, emziği de bıraktım, Paşa’yı da bıraktım…” tahminimiz kastettiği şey Paşa’nın ısırdığı ve deforme ettiği emziği de bıraktığını söylüyor)

Niye Bağırıyorsun Evladım?

Bugünün araştırma konusu velet milletinin ortalık yerlerde, parkta, bahçede veya markette avazları çıktığı kadar bağırmaları.

Kızımız bu aralar oldukça gürültücü ve zaman zaman bağırarak bir şeyler yaptırmayı denediği oluyor. Sadece bir silah olarak kullanmıyor elbette sesini… Yüksek tonda da konuşulabildiğini fark ediyor, sesini keşfediyor. Bizler de bir şeyleri bağırarak istediğinde en sakin halimizle istediği şeyi elde etmesinin bu şekilde mümkün olmayacağını anlatıyoruz. (Anında sesi de isteyiş şekli de değişiyor elbette…)

Dün akşamüstü kalabalıkta bağırma ile de tanıştık. Aslında yanlış ifade etmeyeyim, ben olay mahalinde yoktum Z ve annesi büyük bir marketteyken olay yaşanmış… Bunun üzeirine de konunun araştırılması şart oldu…

Bu gibi durumlar için ana başvuru kaynağımız Babycenter‘da  konuyla ilgili yazılmış bir yazı bulduk. Birebir olarak halka açık yerlerde (hatta markette) bağıran çocuklar, sebepleri ve neler yapılabileceği ile ilgili yazı.

Yazıyı ingilizce okumak istemeyenler ve armut pişse ağzıma düşse diyenler için ufak bir özet yapayım:

Bu velet meilletinin kalabalık içinde bağırması veya çığlık atmasının ana sebebi genellikle ebeveyne karşı inat etmek, sinirlendirmek, utandırmak, delirtmek olmadığını söylüyor uzmanlar. Ana sebeplerden biri “keşif” hem seslerini hem de kalabalık bir yerde ses kullanımını keşfediyorlar. Yanı sıra talepte bulunuyorlar aslında. “İlgi” talep ediyorlar ve bunu kalablık bir yerde bağırdıklarında daha çabuk elde edebileceklerini biliyorlar… “Benimle ilgilen!” “Ve bunu şimdi yap” demenin bir şekli kalabalıkta bağırmak.

Kişisel tecrübemize dönecek olursak, Z., tek tük kelimeler söylemeye, anlaşılmaz cümnleler kurmaya başladığı ilk günlerden beri sesini bir ilgi isteme aracı olarak kullanıyor. Bunu en net yaşadığımız ortam otomobil yolculukları, ne zaman otomobilde eşimle sohbet etrmeye kalksak ve bir süreliğine kızımızı kendi haline bıraksak hemen o da konuşmaya ve bizlere bir şeyler söylemeye başlıyor ve sesi gittikçe yükselerek bizi kendi aramızda konuşamaz hale getiriyor. (Hala devam ediyor bu)

Konumuza dönelim. Yüksek tavanlı çok geniş mekanlarda bağrıldığında veya çığlık atıldığında oluşan yankının da çozukları cezbettiği söylenenler arasında.

Peki ne yapmak lazım, neler yapılabilir, neler denenebilir?

Continue reading

21. Ay Kontrolünün Ardından

Yaklaşık 10 gündür -maalesef- vakit ayırıp da yazamıyor(d)um. Dolayısıyla şimdi bu ayın en önemli konusunu yazmak durumundayım ilk olarak. (Önemli dedikse  kadar da değil yahu) Malum, 18. aydan itibaren üç ayda bir doktor kontrolüne gider olmuştuk. Dolayısıyla Ocak ayından sonraki ilk kontrolümüz bu ayın başındaydı ve heyecanla bekliyorduk. (Niyeyse)

Ay başında randevumuzu alıp doktorumuz Alev Fırat’a yollandık. Keyfimiz zaten yerindeydi. Z’nin herhangi bir doktor korkusu yok (aşılara rağmen) aksine enteresan bir sükunetle geçiriyor doktor kontrollerini. Ki artık eni konu laf dinler, komutlara uyar bir çocuk olduğundan çok da kolay geçiyor muayeneler. Özellikle stetoskopla vücudu dinlenirkenki hali görülmeye değer oluyor. Hafif bir şaşkınlık, hiç hareket etmeden duruşu ve doktorunu seyredişi…

Kilo artmış (hem de fazlaca), boy uzamış, kafa cevresi genişlemiş. Kilo 12,5 olmuş ve yaş – kilo eğrisinde şimdiye kadar bulunduğu kategoriden bir üst kategoriye çıkmış. Boy 86cm ile ciddi şekilde uzamış, kafa çevresi de 49cm. Bu veriler doktorumuzu pek memnun etti. (Ve evet, taşırken kilosu hissediliyor artık) İlk kez boyu yatarak değil ayakta ölçüldü, aynı şekilde ilk kez bebek baskülünde değil de ayakta durarak tartıldığı çocuk baskülüne terfi etti. Bu arada basküle “kaç kilooo” ismini takmıştı. “Kaç Kilooo”ya çıkıp güzel güzel tartıldı.

Bu arada doktorumuzun yanına ilk girdiğinde konuşmasıyla da şaşırttı kendisini. Muayene masasında otururken oradaki oyuncak kamyonlardan birini eline alıp salladıktan sonra birebir şu cümleyi söyledi: “Kamyonun içinde bir şeyler tangır  tungur ediyor” Hep böyle düzgün mü konuşuyor diyen doktorumuz kontrolün sonlarına doğru Z’nin yaklaşık 4 yaşındaki bir çocuk ayarında konuştuğunu, dil gelişiminin çok ilerde olduğunu söyledi. Bunun için özel bir şey yapmamış olsak da ağzımız kulaklarımızın civarına kadar uzadı elbette; koltuklarımız kabardı. :P Doktorumuza Z’nin birkaç hafta önce eşimle aynı anda eve geldiğimizde kızımızın mama sandalyesinde resim yapmaktayken başını yaptığı resimden bir an kaldırıp kurduğu cümleyi de aktardık: “Anne geldi, baba geldi, anneyle baba geldi, anneyle baba birlikte geldiler, hem anne hem de baba geldiiiii…” Yine muayene günü Z, kendi kendine “çünkü” bağlacına kafayı takmış kendi kendine değişik cümlelerde onun pratiğini yapıyordu. Bu aralar dil konusundaki en enteresan şeylerden biri, her gün yeni bağlaç ve benzeri kelimeleri öğrenip gün boyu farklı şekillerde tekrar ederek pekiştirmesi: Hem, daha, çünkü, zaten, bence, belki, galiba bunlardan bazıları.

Yemek konusunda çok ciddi gelişmeler var; artık gece sütünü içmemesi gerektiğini; bir yetişkin gibi akşam yemeğinden sabah kahvaltısına kadar bir şey yemeyecek duruma geldiğini öğrendik. 21.00 civarı yatıp sektirmeden 00.30 – 01.00 civarında süt içmeye alışmış olduğundan o günden beri sütü kesmeye çalışıyoruz. İlk günlerde çok umutluyduk ancak son birkaçgündür inada bindirdi bu konuyu ve sütünü içmeden sakinleşmiyor ve sabaha kadar sürekli olarak uyanıp süt istiyor. Aynı şekilde emzikle uyumaktan da vazgeçirilmesi gerekiyor. Yanı sıra süregiden bir diğer problemimiz de eli tutulmadan uyumuyor oluşu… :)

Bunun dışında artık “zıplayabilmesi” gerektiğini de öğrendik ve gördük ki zıplayamıyor. (Hiç böyle bir şey denemek gelmemişti aklımıza) Doktorun yanından çıktığımızdan beri zaman zaman denemeler yapıyoruz. Her ne kadar ayakları yerden kesilemese de bir haftanın sonunda artık yaylanıyor ve parmak uçlarına yükseliyor. :)

Doktorumuzla son olarak da sosyalleşmesi hakkında konuştuk. Kendi kendini çok rahatlıkla oyalayabilen bir çocuk olsa da artık daha sık arkadaşlarla bir araya gelmedinde fayda var. Önümüz yaz olduğundan bu sosyalleşme ihtiyacını çocuk parkında giderebileceğini sonrasında bir oyun grubu veya arkadaş grubunda evde sosyalleşebileceğinden konuştuk. Bu arada bu otun grupları konusunu da zaman zaman düşünüp araştırıyoruz, bir ara yazacağım.

Bir de Z’yi doktoruna şikayet ettik. (Ben ettim) Aylardır bir kere bile “doktor” ile korkutmadık veya “doktor” hatırlatmasıyla kendisine bir şey yaptırmaya, herhangi bir şeye ikna etmeye çalışmadık Z’yi. ( Doktor Teyze şöyle dedi; böyle dedi, Alev Hanım ne söylemişti… vb gibi.) Ancak doktora gitmeden bir kaç önce tam tersi gerçekleşti ve kendisi bizi ikna için doktorunu kullanmaya başladı. Pencerenin önüne çıkıp, camın önünde aakta durup dışarıya bakmak istedyip de bizden izin alamadığında “Alev çıksın dedi, Alev tırmansın dedi” gibi söylemlerle bizi ikna etme çalışıyor bu aralar. (Evet, korkutuyor bizi bazen)

Kontrolümüz özetle böyleydi. 21. ayı geride bıraktık; bir daha 24.ayda yani ikinci doğum gününde doktorunu göreceğiz (aşı da var)

(Bu arada kontrolden 3-4 gün sonra üşütme ve öksürük şikayetiyle tekrar doktorumuzu ziyaret ettik, yine çok efendi bir şekilde muayene geçirdik; antibiyotiğe gerek kalmadan şuruplarımızı aldık, durumu toparladık)

Older posts Newer posts

© 2020 Baba Olmak

Theme by Anders NorenUp ↑