Babalar Anneler Etraftayken Daha mı Umursamaz Oluyor?

Geçenlerde üzerinde etraflıca düşünülmeyi hak eden bir soruyla karşılaştım: “Acaba babalar, anne yakındayken daha mı rahat ve umursamaz oluyor?”

Bu soruya aslında pek çok yanıt verilebilir. Örneğin ilk aklıma gelen “Hayır, her zaman aynı umursamazlıktayız biz!” (Tam burada bir sit-com efekti olarak alkış ve tezahürat girmeli devreye) Ya da öte yandan bu sorunun hemen karşısındaki cevap “Hayır, her zaman aynı şekilde umursuyoruz!” Oysa bana kalırsa cevap -en azından benim cevabım- her ikisi de değil. Ama bu iki cevabın arasında kalan pek çok detay.

Annelerin çocukla ilişkisinin genlerine kodlu, babalarınkininse sonradan öğrenilmiş bir ilişki olduğunu düşünüyorum. Zaten bu konuda akademik çalışmalar; bu iddiaya sahip akademisyenler de var. İçinde çocuk taşımayan taraf olan babanın “babalığının” çocuğuna ilk dokunduğu anda başladığı söyleniyor. Öte yandan filmi daha da geriye sarıp çok çok (ama çok) daha geçmişe gidecek iş evrim teorisine kadar gelip dayanabilir belki de. Erkeğin türünün devamını sağlama amacıyla üremek için kadın arayışıyla ve tek derdinin daha çok üremek oluşundan; kadının ise beğenilmek üzere çabasından başlayıp; erkeğin avcı olarak aileyi doyurduğu, kadının çocuk(lar) doğurup evi çekip çevirip çocuklara baktığı zamandan bu yana doğru filmi hızlı oynattığımızda gördüğümüz bir şey var…

Bu erkek denen millete öğretilmemiş ki pek çok şey. Ya da ne kadar öğretildiyse de kodu kırmak her zaman mümkün olmamış ki. Biraz genlerden biraz ataerkil toplum yapısından bazen işe geldiğinden, bazen de gelmediğinden erkek milletinin önü açılmamış ki… Bazen annesi atlamış önüne bazen kardeşi, sevgilisi daha sonra karısı filan… (Elbette tam tersi olan durumlar da var; bu sayılan kişiler tam tersine kişinin önünü açmış, yol göstermiş de olabilir ama genelleme azınlığa değil, çoğunluğa göre yapılıyor malum) Bir noktadan sonra öğrenmemiş olmak, öğrenememek, becerememek -ya da becermemek- de işine gelmiş; sonuç malum. Hele hele de çocuk bakımı söz konusu olunca, bu sefer kendince daha da haklı sebepleri oluşuvermiş “anne” milletinin. Daha iyi yapıyor olmak, çocuğuna kıyamamak, daha iyisini yaptığını ya da yapabileceğini bilerek öne atılmak, balık tutmayı öğretmek bir yana, balık tutmaktan vazgeçmemek kalın bir set çekmiş adamın önüne…

Kurduğu barajı, yarattığı seti terk eden kimi kadınlar ise bu sefer de karşı atak olarak “sen de yapma ben de yapmayayım, neyse parası verelim, başkası yapsın” kozuyla karşılaşmış, daha da dellenmişler; bir türlü senkron tutmamış. Asıl önemli, özel ve keyifli olanın tüm bunların paylaşılarak yapılmasının olduğu anlaşılamamış, bu anlaşmazlık çok şeylere mal olmuş. Bunu anlayana kadar ne yükler birikmiş insanların sırtlarında, sonra kurtulmak mümkün olmamış.

balik_tutmakDemem o ki kıssadan hisse; her zaman olduğu gibi kadınların belki de bu kadar atak olmaması, gözlerini kapayabilmesi ve kendilerine biçildiği düşünülen iş tanımlarından, pozisyonlardan, mevzilerden uzaklaşmaları, uzaklaşırken de arkalarına bakmamaları gerekiyor. Ne zaman ki onlar biraz yer açacaklar işte o zaman karşılarındaki adamlar isteyerek veya zorla o boşluğu dolduracaklar. Sessiz kalıp içe atarak değil, sakin kalıp konuşarak, yol göstererek ve imkan tanıyarak yapmak lazım bunu sanırım. Yine mi kadına iş düşüyor mu? Korkarım evet; balık tutmayı öğretmek değil belki ama; balık tutmaya alıştırmak lazım… İşte o zaman birlikte balık tutmanın keyfine varmak çok daha kolay olacak.

* * *

Blog Fırtınası‘nda 10.gün ödevi “eski bir yazının girişini yeniden yaz; ona yeni bir ton ver” diye tanımlanmış. Eski yazılara bakayım deyince de insan kayboluyor yahu. İki üç saattir feci kayıp durumdayım yani. Z’nin anekdotlarına bakayım dedim ayrı kayboldum; oraya bıraya yazdığım köşe yazılarına bakayım dedim kayboldum. “Yar bana bir eski yazı” diye dolanıp durdum.

Gün içinde aklıma gelen ilk yazı “Popo vs. Göt” anekdotuydu. Üstelik çok da favori bir anekdot olduğundan blogumda tribüne oynamak; trafik için yazı yazmak, çok paylaşılan bir yazıyı ısıtıp tekrar sunmak adına da çok iyi bir fırsattı. (Ah bir de tüm dürüstlüğümle bunları açık etmeseydim iyiydi…) Sonra okuyunca dedim ki bunun girişini yzsam da tonu pek değişmez… Yazı olarak değerlenebilir beşki biraz daha. Aradım taradım çok da içime sinen, el atayım dedim bir şeye de denk gelmedim. Sonra çok uzun zaman önce Mahmure.clm’da yazdığım yukardaki yazıyı buldum: “Balık Tutmayı Öğretmek” Zamanında üzerinde biraz tartışılmıştı da… Girişi ve belki sonu da değişir belki diye oturdum başına… Yukardaki haline geldi.

0 Comments

  1. bir sürü şeyde geçerli aslında bu dediğin, sadece annelik-babalık değil, kabullenilmiş tüm roller için cinsiyet farketmeksizin…

    "Demem o ki kıssadan hisse; her zaman olduğu gibi kadınların belki de bu kadar atak olmaması, gözlerini kapayabilmesi ve kendilerine biçildiği düşünülen iş tanımlarından, pozisyonlardan, mevzilerden uzaklaşmaları, uzaklaşırken de arkalarına bakmamaları gerekiyor. Ne zaman ki onlar biraz yer açacaklar işte o zaman karşılarındaki adamlar isteyerek veya zorla o boşluğu dolduracaklar. Sessiz kalıp içe atarak değil, sakin kalıp konuşarak, yol göstererek ve imkan tanıyarak yapmak lazım bunu sanırım."

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

© 2019 Baba Olmak

Theme by Anders NorenUp ↑