Tuvalet Egitimi 2017

Tuvalet eğitimi hakkında tam yedi yıl önce yazmışım. Yedi yıl (7)… Vay be dedim önce… Sonra Z. İle B.’nin yaş farkının 7 yıl olduğunu düşündüğümde çok da şaşırılacak bir şey olmadığını fark ettim.

Daha acayibi ise oğluşun tuvalet eğitimine başlamasının 3. Gününde aklıma geldi Babaolmak.com’a girip de “tuvalet eğitimi” araması yapmak. Kendi blogumdan önce başka yerlerde turalayıp farklı kaynaklarda (buna Türkçe bloglar da dahil) tuvalet eğitimi konusunu yeniden okudum. (Evet; kafa gidiyor bazen)

Buradaki “tuvalet eğitimi” yazısına girip dolandığımda, 7 yılda yazıda kullandığım görsellerin yer aldığı bazı sitelerin yok olduğunu, resimlerin açılmadığını filan gördüm. Yeni bazı kaynakların da eskiden olmadığını görüp şaşırmam da sonradan ilginç geldi mesela. Bir dikkatimi çeken şey de sayfa gösterimini arttırmak için pek çok içeriğin artık slideshow ya da galeri mantığıyla sayfa sayfa olmasıydı. (Biraz sinirleniyorum bu duruma) (Gören de der ki ilk kez internette geziyor adam yıllardır.)

Bir diğer konu da 7 yıl önce nerdeyse sadece “Bay Bay Bezim” kitabı varken şu anda konuyla ilgili kitap alternatiflerinin çok artmış olması…

Hepsini geçtim malum, artık sosyal medya var. Çoğu zaman can sıkıcı olsa da doğru yer(ler)de iseniz pek çok insanın deneyiminden ve desteğinden faydalanmak söz konusu. Ne mutlu.

Gelelim oğluşun deneyimine… (Baba oğul full time aynı evde olmadığımızdan maalesef konuyla ilgili gözlemlerim ister istemez kısıtlı…)

Daha önce bir ufak deneme yapmış olmakla birlikte henüz erken olduğuna karar verip biraz ötelemiştik konuyu. Bu yakınlarda yuvadaki arkadaşlarının nerdeyse tamamının tuvalet eğitimine başlamaları (hatta biraz yol almış olmaları) sebebiyle biz de okulun tatil olduğu bu haftayı yeni bir girişim için uygun bulduk. Sonraki hafta okula gittiğinde de arkadaşlarının ve öğretmenlerinin gazıyla tuvalet eğitiminin pekişmesi daha kolay olabilir… (Bir önceki yazıda olduğu gibi iş bittikten sonra yazmıyorum bu sefer; yazıyı yazarken 4. Günün sonundayız henüz) Dolayısıyla şimdilik ilk 4 gün ile başlayayım; sonra güncelleyebilirim yazıyı…

0.Gün – Cumartesi

Bugün hep beraber mini bir partiyle tuvalet eğitimine “start” veriyoruz. Hatta konudan oğluşun da haberi var. Ablası ile birlikte minik bir takım pastacıklar ve hatta mumlar ve hepimizden hediyeler almış olarak mini bir kutlama ile kendisine gaz vereceğiz ve “Beze Bay Bay” diyeceğiz. (Dedik de) Pasta üflemekler, hediyeler ve hatta bezin çıkarılışı ve uçaklı roketli ilk külotun giyilmesi… Külotun kuru kaldığı süre, yaklaşık 120 saniye… (Köpek Gofret Efendi partiden hemen önce evin içine öyle bir mıçmıştı ki oğluşun çeyrek çay bardağı çişi dişimizin kovuğuna gitmedi desem yeridir) Anne sakin, asayiş berkemal…

1.Gün – Pazar

Üç günlük (ya da benzeri) tuvalet eğitimi yazılarının da hep bahsettiği gibi zor gün. Belden aşağı fora, evin her yerine çişler fora. Pazar günü anne evde yalnızdı maalesef üstelik… Gün sonu; annede soru işaretleri, tırmanmaya başlayan kaygı.

2. Gün – Pazartesi

İş çıkışı eve geldiğimde uzunca bir tişörtle belden aşağısı çıplak oğluşla karşılaştım; çiş yapma sıklığı 15 dakika civarıydı. Salondaki halı dışarda asılıydı. (Neden acaba?) Annemizin kaygı seviyesi ve soru işaretleri yüzünde okeye dördüncü arar gibiydiler… Acaba erken mi daha; oğlan daha mevzuya uyanamadı galiba gibi sorularla birlikte anne spora gitmek için koşarak uzaklaştı. Evden çıkarken son sözü “Hadi 15 gün sonra görüşürüz” oldu. Ben de biraz gerilmiş olasam da çaktırmayı gözüm yemedi. Anne spordayken kazasız belasız ve hiçbir yere çiş kaka yapmadan idare ettik. Yaklaşık 10 dakikada bir lazımlığa gidip oturmaklar olsun; her çişten sonra sticker ödülleri olsun; sistem oturmaya başlamıştı zaten annemiz sayesinde.

3. Gün – Salı

İşten çıkıp eve geldiğimde oğluşun altında eşofman altı vardı. (Ciddi gelişme) Bir önceki güne kıyasla aralıklar uzamış 30 dakika civarına çıkmıştı; gün içinde pek çok kaza olmuştu, anne çok daha yorgun ama çok hafifçe daha umutluydu gördüğüm kadarıyla. Öte yandan oğluş bir tık daha umursamaz gibi görünüyor “çişin var mı?” sorularına ya “hayır” diye cevap veriyor ya da sorular kendisine çarpıp “tınnnnnnnn” diye geri geliyordu. Salı akşamlarını genelde başbaşa geçiriyoruz; annesi “10 dakikada bir filan oturunuz lazımlığa” uyarısının ardından gittiğinde asayiş berkemaldi açıkçası. Yine de, itiraf etmek gerekirse, oğluşun gelip kucağıma kurulmasına ne kadar bayılsam da bu sefer biraz gerilmekte olduğumu fark ettim. Hatta kucağımda otururken sohbet sırasında halının hala dışarda asılı olmasıyla ilgili (klasik) “niye” sorusuna ben önce dalgınlıkla “havalansın diye orda olabilir” yanıtını verdikten dakikalar sonra bizzat kendisi “çünkü ben ona çiş yaptım” diye yanıtlayınca biraz daha gerildiğimi itiraf etmem gerekir. Yanımda yedek kıyafet yoktu malum…

Uzatmayayım iki üç sefer sorulara ve lazımlığa oturtma taleplerime olumlu yanıt alsam da bir süre sonra “çişim yok” konulu dirençler baş gösterdi. Tam olarak annesinin tariflediği şekilde sorunun ve olumsuz yanıtın 10 saniye kadar ardından yerde oyun oynarken “ben buradan kalkayım da çoraplarım ıslanmasın” cümlesini duydum. Kaza geliyorum demişti. Neredeyse tepkisiz biçimde durumun üstesinden geldik. Üst baş değişti. Akşamın geri kalanında başka bir kaza da yaşamadık. Geri kalan dirençlerde “ben gözümü kapayacağım bakalım sen kendi başına eşofmanını indirip lazımlığa oturabilecek misin” türü icatlarla kendisi lazımlığa gitmeye ikna oldu. Gün sonunda oğlan uyuyup anne eve döndüğünde; anne yorgun olsa da aralıkların açılmış olmasından ötürü biraz daha olumluydu garibim. Evdeyken sorunu çözmek konusunda ruh hali olumlu olsa da “ben bir daha hiç dışarı çıkamayacak mıyım?” “bir daha hiç tatile gidemeyecek miyiz?” “10 dakikada bir tuvalet mi arayacağım” “yanımızda bir sürü yedek mi olmalı” “her yere lazımlık mı taşımalıyım” “vaz mı geçsek” konulu panik ataklar sık sık kendisini yoklar olmuştu. Gözünde de tik başlamış gibiydi sanki ama söylemedim kendisine…

4. Gün – Çarşamba

Bugün anne cephede tek başınaydı ancak aralıklar yaklaşık bir saate çıktığından bana yansıyan hava oldukça olumluydu. En azından her gün biraz daha gelişme var şimdilik.

Bu arada geceleri yatarken beze devam şu anda. (O kadar da değil)

Planım şu anda dört günlük olan gelişmeleri düzenli eklemek yazıya. Şimdilik konuyla ilgili bir kaç linki de paylaşarak bitireyim yazıyı:

– İlk olarak ablamızın konuyla ilgili macerasına BURAYA tıklayarak ulaşabilirsiniz.

– Parenting.com’dan “3 Günde Tuvalet Eğitimi Yöntemi” konulu yazı için ŞURAYA tıklayabilirsiniz. (3 günmüş… Bilemiyorum)

Tuvalet eğitimiyle ilgili en büyük problemlerle baş etmenin 8 yolu

Tuvalet eğitimiyle ilgili 20 ipucu

– Tuvalet eğitimi şarkısına ihtiyacınız olursa diye BURADA bir YouTube linki var.

– “Baskıcı Olmayan Tuvalet Eğitimi” diye bir şey varmış. (Oysa baskı yapmak ebeveynliğin fıtratında var sanki) Bakınız bu link Türkçe bu arada.

– Ben erkek çocuğun sağda solda “küçük pet şişe” yöntemiyle kolaylıkla rahatlatılabildiğini gözlemiş bir kişi olarak “in pet şişe we trust” diye düşünürdüm; pet şişenin cicili bicili ve opsiyonel hayvancıklı olanını yapmışlar meğersem. (Ve üstelik erkek de kız da kullanabilir demişler, emin değilim…)

Potette’yi tek geçerim bu arada… Yıllarca işimize yaradı…

– Hürriyet’te de konuyla ilgili bir yazı var bakınız

– Blogcu (ve uykusuz) anneler ve Blogbabba’nın deneyimlerinin derli toplu durduğu şu dosyayı öneriyorum…

– Pek çok yapılmaması gerekenlerin çok çok yorumla harmanlandığı anne notları için ŞURACIĞA tıklayabilirsiniz.

– Pedogog Adem Güneş’in sitesinde de konuyla ilgili bir yazı bulabilirsiniz.

Tuvalet Eğitimi ile ilgili bir takım kitaplar bakınız şu linkte; arama sonuçlarının alt kısımlarına indikçe Liderlik Eğitimi olsun Çevre Eğitimi olsun Solfej Eğitimi’ne kadar başka eğitim çeşitleri ile ilgili kitap önerileri de var. (Kupon biriktirmeden, çekilişsiz kurasız dev hizmet… )

Şimdilik sanırım bu kadar… Daha ilk yazıdan ne ben ovırdoz olayım ne de siz… ;)

İlkokul Seçimi – Bölüm 2

Geçen bölümü özetlemek gerekirse özel / devlet seçimini yapmış; bahsedilecek okullar listemizi yapmış, yazının amacından bahsetmiştik. (Niye çoğul konuşmaya başladıysam; sanki yemek tarifi programı sunuyorum)
Okumaya devam et

İlkokul Seçimi – Bölüm 1

Geçen yazdan beri yazılmayı bekleyen bir yazı bu. İlkokul arayışımız. Tam da bugünlerde pek çok anne babanın korkulu rüyası… Daha ana okulu yaşından itibaren içe dert, büyük sıkıntı… Hangi okul? Okul seçmek… Çok zor iş çooook…
Okumaya devam et

Otizm… Yaşamın farklı bir penceresi…

Bir şeyler silkeler ya sizi bazen; hayatın akışına kapılmış akıp giderken bir anda fark edersiniz; hatırlarsınız, görmeye duymaya başlarsınız. Nedir bu, bu yazının konusu değil. Çünkü gün bitmeden; 2 Nisan 2013 sonlanmadan bu yazıyı yayına almak istiyorum. Bu da 13 dakikam var demek.

Yazıyı yazan ben değilim; Nazım Özgün’ün annesi İrem Afşin; uzun zamandır hakkını veremediğim Babaolmak.com’un kocama bir sayfasını İrem’e verip Otizm’e ayırdığım için kendimi iyi hissederek gireceğim bu gece yatağıma…

Okumaya devam et

Anne Babalar İçin Montessori Eğitimi – Bölüm 1

Babaolmak.com’u takip edenler biliyorlardır. Yaklaşık 1,5 yıl önce bor grup veli bir araya gelerek bir ana okulu kurduk: Veli inisisiyatifi bir Montessori okulu – Küçük Kara Balık Çocuk Evi

Okul ilk kurulduğundan beri programımızda olan en önemli konulardan biri çocuklar Montessori methoduyla eğitim alırken bunu gerektiğinde evde de detekleyebilmek; daha doğrusu çelişmemek adına anne babaların da eğitimler almasıydı. (Eğitim derken, küçük küçük seminerler demek daha doğru olur sanıyorum)

Okumaya devam et

Meyve Suyu Hakkında Yanılgılar ve Gerçekler

Dünya Meyve Günü ile ilgili etkinlik duyurusunun altında meyve sularıyla ilgili bilgisizliğimi ve bu bilgisizlikten dolayı kaygılarımı dile getirip var mı bu konuda detaylı bilgisi olan demiştim. Malum; bir takım oturmuş yanılgılara sahibiz ve bu konudaki açıklamalar da anne ve babalar için çok faydalı olacaktır.
Okumaya devam et

Tuvalet Eğitimi

Aslında bu konuyla ilgili tecrübelerimizi günü gününe (mesela bir günlük gibi) paylaşmak oldukça faydalı olabilirmiş. Ama benim bunu fark etmem ancak tuvalet eğitimine başlayışımızın dördüncü haftasında oldu. :)  Ve bu tuvalet eğitimi mevzu aslında hiç o kadar da dört hafta boyunca beklenilecek bir konu değil(miş). Tabii, kişiden kişiye değişebilir bir sorun bu. (Uzun zamandır yazmayınca, bu önemli konunun girişi de biraz garip oldu…) Geri sarayım ve konunun en başına geleyim…

Değişik kaynaklar der ki, tuvalet eğitimi konusu 2 yaş civarlarında başlayabilir, küçük insanın durumuna, mevzuya hazır oluşuna, anne babanın kendilerini hazır hissetmelerine göre 2-3 yaş arası bir yerde bu eğitimin yapılması uygundur. Biz de doktorumuzdan aynı şeyi duymuştuk. Öte yandan doktorumuz kıızımızı kastederek “hazır olduğunda o size belli edecektir” anlamına gelebilecek şekilde, kendisinin özgüveni gelişmiş, ne istediğini ve ne yaptığını bilen bir çocuk olduğunu ima etmişti. (Burada anahtar sanıyorum “zorlamama” “olayları kışına bırakma” olarak tanımlanabilir.

Biz de iki yaş civarı bir iki sözel denemenin dışında kendisinin çok üzerine gitmedik. Bakıcısı, Mine Teyze’si ufak tefek denemeler yapsa da -sadece tuvalete oturtmayı denemek şeklinde-  “yoğun” bir “bezi bırakma” denemesine girişmedik. Üç önemli maddemiz vardı: emziği bırakma, bezi bırakma, odada yalnız başına uyuma (uyumaya ilk başlarken odada birinin onunla olmasını tercih ediyor kendisi) Bu üçlüden ilk tercihimiz emzik oldu ve yaklaşık 1-1,5 haftalık bir uğraşla emzikten kurtulduk (hepimiz)

Bezden kurtulmak içinse benim 5 aylık yokluğum esnasında “sözel hazırlıklar” “fikren ayrılığa alışma çalışmaları” yapılarak ısınma turları tamamlandı. Benim askerden dönüşümle birlikte ise, eşimle birlikte açıkçası çok net bir karar ve hazırlığımız olmamasına rağmen bir anda verilen ani bir kararla “bezi bıraktık”

Ani kararın sebebi, dönüşümün dördüncü gününde, bir perşembe akşamı, baba-kız banyonun ardınan sohbet ederken bir yandan da Z’nin bezini bağlarken kendisinin bana inanılmayacak “cool” bir şekilde “bunu neden bağlıyorsun?” diye sorması oldu. “E hep bağlıyoruz ya” cevabımın üzerine, “çıkart onu, ben kendim gidip tuvalete yapacağım cişimi” diyerek benim şaşkın bakışlarıma aldırmadan koşarak tuvalete gitmesi oldu. Bunun üzerine perşembe ve cumayı da bezli geçirip cumartesi sabahı aniden “bez bağlamamaya” başladık. (Hadi bakalım…)

Yazının çok uzayacakmış gibi görünmesine bakmayın, bezi bırakmamızın üstünden dört hafta geçmiş olsa da asıl hikaye ilk 3 günde gerçekleşti. Zor geçen ilk 3 günün ardından işler kolaylaşmaya başladı ve birinci haftanın sonunda nerdeyse tamamdı. İkinci hafta bittiğinde konu kapanmıştı. Ön hazırlık evresine çok önemli bir ekleme yapmak lazım, hiç beklemediğimiz kadar işe yarayan yöntem bir çocuk kitabı oldu: Bay Bay Bezim. Kitaplara, özellikle de yeni kitaplara meraklı olan kızımız bir hafta boyunca yeni kitabını okutup durdu bize ardından yukarda bahsettiğim şekilde artık “hazırdı” ve demin de dediğim gibi bir cumartesi sabahı aniden “bez bağlamamaya” başladık.

Bezi bırakmakla birlikte yepyeni bir kavram girdi hepimizin hayatına… Minicik minicik, rengarenk külotlar. Pembeli mavili, mickey’li, minnie’li külotlar, yanı sıra tercihan gece kullandığımız ii havlu kaplı, biraz daha kalın “alıştırma külotları” Aslına bakarsanız biraz da “resimli külot giyme sevdasına” bezi terketti küçük hanım. Kendinden 6 ay buyuk Ada’ya ufak geldiği için bize ulaşan külotlar ortaya çıkınca onları giyebilmek adına bezinden kurtuldu Z. Çok zorlu geçen ilk hafta sonumuzda sırf bu konuda biz de bir hata yaptık aslında. Eğer ki üstünü ıslatırsa yeni bir külot giymesi gerekeceğini açıklamış bulunduk. Bizim o an fark edemediğimiz şey, yeni ve renkli külotlarının hepsini giyebilmek için minik böceğin sürekli altını ıslatacağıydı… İlk 48 saatin sonunda yepyeni bir yönteme geçtik; eğer altını ıslatmazsa istediği zaman külodunu değiştirip diğer bir külodu güyebileceğini ilettik. Sonuç mucizeviydi. :)  Bu arada büyük bir risk olsa da gece yatarken de bez bağlamadık; sadece ilk 4-5 gece gece yatarken daha kalın olan “alıştırma külotları”nı tercih ettik. İlk haftanın sonunda alıştırma külotları da tarihe karışmıştı.

Bu arada belli hususlara da özellikle dikkat ettik. Banyomuzda bir süredir demirbaş haline gelen lazımlık ve klozet adaptörü hep banyoda durdu, hala da banyo dışında lazımlık kullanılmıyor. Banyoda duran gazetelik/dergiliğe kendimizinkilerin yanı sıra kızımızın dergilerinden de koyduk. (Meraklı Minik – Tübitak Yayınları) (Kaldı ki kendisi çoğu zaman Penguen veya Uykusuz’u tercih ediyor lazımlık tepesinde) Lazımlıkta otururken ilk günlerde bizden kitap okumamızı istediğinde hiç kabul etmemezlik yapmadık. (Evet, banyoda bir de taburemiz var artık) Geceleri yatağa yattıktan sonra uyumamak için bahane ararken 25 dakika içinde dört kere çişim var dese de her seferinde onla birlikte tuvalete gittik, ilk günlerde uykusunu açmak için bir yöntem haline getirdiyse de bunu yavaş yavaş vazgeçti. (Ki inanılmaz bir şekilde azar azar da olsa her seferinde çiş yapıyordu) Çocuklar için paketlenmiş ıslak mendiller var buyuk marketlerde, plastik bir kutunun içinde bildiğin ıslak mendil ama “çocuklar için tuvalet mendili” diye pazarlanıyor; onlar da çok işe yaradı, onları kullanmak uğruna lazımlığını ve hatta klozeti kullanmaya başladı Z…

İlk 3-4 gün elimizde yer beziyle dolaşsak da (ve hatta 2.günün sonunda “konsepti anlayamadı bizim kız, vaz mı geçsek” diye umutsuzluğa kapılmış olsak da) birinci haftanın sonunda %95 çişi geldiğinde haber verir olmuştu. Ancak bir oyuna, televizyonda bir filme, mutfakta yemek yapılması yardım etmeye filan daldığında ve uğraştığı işi bırakmak istemeyip inat ettiğinde ufak kazalar oldu. İkinci hafta sonu arabamıza da yedek bir lazımlık koyarak dışarı bile çıkabilir olmuştuk. (Eve dönüşte çişi gelince kenara çektiğimiz arabada lazımlık kullanmak yerine eve kadar 15 dakika çişini tutup, dışarı çıktığımızda çok fazla sorun yaşamayacağımızın da haberini vermiş oldu bize. (Artık çantasında ıslak mendilin yanında “klozet örtüsü” de taşınıyor dışarı giderken. Bagajda da yedek kuvvet bir lazımlık her zaman var)

Artık gece yatarken ve sabah kalkar kalkmaz çiş yapılıyor. Gece uyanma alışkanlığı olmasa da herhangi bir sebeple uyanırsa bütün karşı çıkışına rağmen binbir atraksiyonla lazımlığına oturutuluyor ve depo boşaltılıyor.  Sabahları aynı şekilde tersinden kalktığı günlerde inatla çişinin olmadığını iddia etse de değişik numaralarla tuvalete itmeye ikna ediyoruz ve mutlaka işe yarıyor. Böylelikle emzikten sonra ikinci (ve en büyük) ayrılıklardan biri de beklediğimizden çok da sorunsuz şekilde hallolmuş oldu… (Darısı gidip yatağında tek başına uyumaya başlamasının başına…)

Son olarak püf noktalarının üzerinden geçelim:
1) Üç dört ay boyunca ön hazırlık. Bizde “deadline” benim askerden dönüşümdü. “Babası dönünce Z de bezi bırakacak” vb…
2) Bay Bay Bezim‘deki, bezi bırakıp lazımlığa ve küloda geçen Ali’nin hikayesi çok işe yaradı. (Ali ana okuluna başlayabilmek için bezinden kurtuluyordu)
3) Renkli külotlar tartışmasız çok yardımcı oldu. Sadece kızlar için değil, erkekler için de önünde arabalar, iş makinaları filan olan modeller mevcut
4) Alıştırma kültlarını atlamamak lazım. (İlk hafta sonu 3 alıştırma külodunu sürekliyıkayıp kaloriferin üzerinde kurutuyorduk)
5) Önerim gündüz bezi bırakıp gece bez bağlayarak değil, bir seferde tam olarak bırakmak. (Varsın yatak 2-3 kez ıslansın, gördüğüm duyduğum gece bez bağlamaya deam edilince bırakma sürecinin aylarca hatta yıllarca uzayabildiği)
6) Azim ve pes etmemek belki de en önemli tavsiyelerden biri.
7) Ceza değil elbette ama minik ödüllerin işe yaradığı tartışmasız bir gerçek.

Bu arada, az daha atlıyordum. Banyomuzun kapısına kocaman bir resim yaptık. Bir portakal ağacı ve gökyüzünde onlarca yıldız. Başarıyla yapılan her çişten sonra yıldız, kakadan sonra da portakal boyuyorduk. Bu da çok işe yaradı… (Askerliğin son günlerindeki elma ağaçlı geri sayım takvimimizve ulaştığı başarı fikir verdi açıkçası)

Babaolmak.com’un en uzun yazılarından biri oldu. Daha fazla uzatmayayım. Bu süreci başarıyla tamamlayan ebeveynlere geçmiiş olsun, yolun başında olanlara da “kolay gelsin” diyeyim; sabredin, pes etmeyin; sonu buyuk ferahlık ve bebeğiniz bir anda çocuk oluverecek….

En baba 10 Yeşilçam karakteri…

Uzun zamandır aklımda olan ama sürekli araya bir şeylerin girmesi sebebiyle Babaolmak.com’a alıp da yayınlayamadığım bir dosyayı sonunda buraya alabiliyorum. Çünkü şu anda bambaşka bir sebeple Madde Bağımlısı‘nı gezerken tekrar aynı dosyaya denk gelip bir kere daha okudum: En baba 10 Yeşilçam karakteri…

şimdi buraya kopyala yapıştır yapmam çok anlamlı olmayacak; dosyayı gidip orijinal mekanında okumanız daha mantıklı benim diyeceğim, Madde Bağımlısı‘nın baş bağımlısı (veya maddecibaşı da denilebilir) Deniz Tan’ın bu listeyi babalar günü şerefine oluşturduğu… Hadi girişini de alalım, tam olsun… Sonra siz de gidin listeyi gözden geçirin…

Babalar günü olur da biz Madde Bağımlısı olarak hiç unutur muyuz sevgili babalarımızı! Bu en sevdiğimiz, şeker adamlar, en şeker halleriyle bana sorarsanız Türk sinemasında resmedilmişlerdir. Binbir çeşit sevimli baba karakteri yaratılmış, tip tip babalar sunulmuştur izleyenlere. He bunca baba arasında benim nev-i şahsına münhasır, her şeyi bilen bi tanecik babama benzeyeni yok ama olsun!

şimdi buyrunuz listeye:  En baba 10 Yeşilçam karakteri…

Dosya: Doğum Fotoğrafçıları 1

Uzun zamandır Babaolmak.com’a açmayı istediğim bölümlerden biriydi “dosya” bölümü ve planladığım dosya sayısı da gittikçe artmaktaydı. Sonunda biraz vakit ayırıp istediğim araştırmayı yaptım, sonra üstünden haftalar geçtiği için bir daha yaptım, sonra bir daha… En sonunda da oturup yazmaya koyuluyorum işte.

Fotografa ve fotograf çekmeye meraklı bir kişi olarak kızımızın doğumuna yakın “doğum fotoğrafları” konusu da beni düşündürmeye başlamıştı. Planım, doktorumuzun da onayını alarak hem doğuma girmek hem de fotoğraf makinemle birlikte girerek o özel dakikaları ve kızımızın “dışarı çıkışını” fotoğraflamaktı. Sonra çok yakın bir fotoğrafçı arkadaşımdan – daha önce bir kere doğum da fotoğraflamış olmasının verdiği gazla- rica ettim ve sağolsun hiç düşünmeden kabul etti. Ama aslında bir “doğum fotoğrafçısı” da değildi. Ben bu planları yaparken bu işi meslek olarak yapmakta olan biri Babaolmak.com vasıtasıyla beni buldu ve blogumu çok beğendiğini ve doğum fotoğrafçımız olmak istediğini söyledi… Böyle olunca da bu son derece nazik teklifi elbette kabul ettik, üstüne da sadece bir doğum fotoğrafçımız ve çok güzel fotoğraflarımız olmadı, bir de arkadaş edinmiş olduk. (Sadece fotoğrafçı değil “internetçi” de çıktı üstelik kendisi)

“O” gün geldiğinde ve hatta üzerinden biraz daha geçtiğinde de oturup düşününce fark ettim ki bu işi kendi başıma yapmaya kalksaydım, tüm tecrübeme ve ekipmanıma rağmen hayal ettiğim gibi olmayacaktı bu iş. Çünkü doğum fotoğrafçılığının çok ciddi tecrübe, alışkanlık, bilgi, birikim gerektirdiği yadsınamaz bir gerçek. Sadece fotoğrafçılık anlamında değil, sağlık ve tıbbi açıdan da biraz donanımlı, tecrübeli olmak gerekli(ymiş)

Uzatmayayım diyeceğim ama malum bu bir “dosya” dolayısıyla dilediğimce uzatabilirim. (Aslında dosya dediğin bir kaç bölüm olmalı belki ama bu ilk dosyayı bir seferde tamamlamaya çalışacağım)

Yaklaşık 1,5 senedir de gördüğüm tüm doğum fotograflarına bakıp kendimce değerlendirmeye çalışırım… Algıda seçicilik bu olsa gerek doktor muayenehanelerinde ve benzeri her ortamda rastladığım “doğum fotoğrafçısı” broşürleri dikkatimi çeker. Baktım ki aslında bir çok kişi bu işi yapıyor ve bu iş aslında gelişmekte olan bir sektör, biraz daha üstüne düşüp inceleyeyim dedim ve hem Google hem de çevremdeki insanlar vasıtasıyla doğum fotoğrafçılığı konusunu biraz kurcaladım.

Doğum fotoğrafçıları; “çakma” doğum fotoğrafçıları, doğum fotoğrafçısı seçerken nelere dikkat etmek lazım, konunun püf noktaları nelerdir gibi anne-baba adaylarını ilgilendirebilecek veriler elde ettim.

(Galiba bu yazı gerçekten de bir dosyaya yakışır şekilde haddinden biraz uzun olacak. O yüzden tam şu anda iki bölüm yapmaya karar verdim… Doğum fotoğrafçılarına dair isim ve siteleri bir sonraki bölümde vereceğim sanıyorum…) şimdi gelelim; doğum fotoğrafçıları konusunda nelere dikkat etmek lazım?

Doğum Fotoğrafçısı Seçmek

– Tahminimce ilk yapılacak şey Google’da “doğum fotoğrafçıları” araması yapmak olacaktır. Karşınıza bir sürü isim ve site gelecek… Ne yapardınız? Sitesi en güzel ve profesyonel olanı mı seçerdiniz? Internet sektöründe çalışan biri olarak öyle profesyonel bir doğum fotoğrafçısı sitesi hazırlarım ki şaşarsınız. Üstelik diğer sitelerden toplama bir de güzel portfolyo yaparım ki, tadından yenmez… Neymiş… Sadece web sitesine bakarak karar vermemek lazımmış…

– Referanslar ve portfolyo sanıyorum en önemli unsurlardan biri, bunu unutmamak lazım. Yanı sıra tecrübe; toplam kaç doğum fotoğrafladığı bence mutlaka sorgulanması gerek bir bilgi. Gerçekten tecrübeli olduğuna ikna olmadığınız biriyle çalışmak risklidir, sadece fotoğraf anlamında değil, doğumhane ya da ameliyathanede sterilizasyon kurallarına uyum ve ortama aşinalık konusunda da hem anne adayına hem sağlık ekibine sıkıntılı anlar yaşatabilirler. (Doğum esnasında ameliyathanede bulunmuş bir baba olarak söyleyebilirim ki orası zaten yeterince kalabalık ve tecrübesiz bir fotografçı muhtemelen orda istenecek en son kişidir)

– Eğitim bence önemli bir unsur. Elbette ki üniversite eğitimini fotoğraf üzerine almamış bir çok büyük usta fotoğrafçı var ama şimdi yanyana koysanız ve seç birini deseniz, fotoğraf eğitimi almış bir doğum fotoğrafçısını tercih ederim.

Okumaya devam et