Evde Bir Travis Bickle Yetiştiriyoruz!

Travis Bickle ismi yabacı gelebilir. Bir film karakteridir kendisi; 1976 yapımı Taxi Driver filminde Robert De Niro’nun canlandırdığı Vietnam gazisi bir taksi sürücüsü. Filmin en meşhur sahnelerinden biri Travis Bickle’ın elindeki tabancayla ayna karşısında prova yaparak “Bana mı diyorsun?” diye aynadaki aksine diklendiği sahnedir. Bunun bizle ne alakası mı var… Hikayenin başına dönelim…

19 Mayıs’ı hafta sonuna bağlayarak çok sevdiğimiz Eski Datça‘ya, orada yaşayan yakın arkadaşlarımızın yanına attık kapağı. Dolayısıyla dört kişilik bir çocuk çetesi oluştu bir anda, en küçüğü Z. olmak üzere; 3, 4, 8 ve 9 yaşlarında bir ekip. Dört gün boyunca gündüzleri eve hiç girmediler, sürekli Eski Datça’nın sokaklarında koşturdular, başka çocuklarla oynadılar, sokaklarda özgürce takılmanın tadını çıkardılar. (Diğerlerinin orada yaşadığı düşünülürse en çok da bizimkine yaradı bu durum)

Ve bu doğal yaşamın ve başka bir çok çocukla birlikte olmanın (ki bazıları ondan oldukça büyük malum) sonunda bir takım yeni kelimeler kazandı kızımız: “Lan” (ve “len”), “Be”, “Yaaa”, “Yuh Sana” ve “Aptal” Ve işin en enteresanı da çok kısa zaman içinde bu yeni sözcükleri inanılmaz doğru şekilde, doğru yerlerde ve doğru vurgularla kullanmaya başladı…

İlk başta bu kelimeleri kullandığında yeterince çabuk gardımızı alamayıp tepki vermemiz ise elbette ki bu kelimelerden kurtulmak yönünde değil de inadına kullanmak yönünde etki etti. Bu sözlerden birini kullanmaya başladığında uzattıkça uzatır oldu… Ve böylelikle “lan”lı “be”li anılarımız olmaya başladı… Bunlardan en unutulmazı ise tatilden döndüğümüz gün bir komedi filmi edasında yaşandı… (Bu yazı beklediğimden çok daha uzun olacak sanıyorum)

Günü dinlenerek geçiririz diyerek tatilden Pazar sabahı son derece vakitlice dönüşümüz hiç işe yaramadı ve tüm günü İstanbul sokaklarında geçirdik. Sabah İstanbul’a ayak basar basmaz (09.30) Z. annesini de beni de şaşırtır şekilde önce “Starbucks’a gidelim, sen kahve içersin, anne su içer, ben de dondurma yerim” cümlesini kurdu, Starbucks’ta dondurma olmayacağını söylediğimizde asıl gol geldi: “O zaman Dondurmacı Ali Usta’ya gidelim” (Daha önce sadece bir kere gitmişti)

Öğleden sonra yolumuz Moda’ya düştüğünde kocaman bir top çilekli dondurmaya kavuştu ve annemiz arkadaşlarıyla biraz önden biz baba-kız oldukça arkada çaybahçelerine doğru yürümeye başladık. Dondurmaya ne kadar güzel hakim olsa da bütün suratı çilekli dondurmaya bulaşmıştı ki böceğin, bir kaldırımdan inerken yere kapaklandı… Elindeki külah paramparça oldu ve Z., tüm Moda’yı inleten bir ağlamaya başladı. (Annemiz metreler öteden bize doğru koştururken ben Z.yi kaldırmış bir şeyi olup olmadığına bakıyordum, gözümün önünde son derece usturuplu düşmüş olmasına rağmen hiç ağlamadığı gibi ağlaması oldukça kaygılandırıcıydı… Ama… “Gidip bir dondurma daha alalım mı?” dememle sel olup akan gözyaşları de feryatlar da bıçakla kesilmiş gibi bitiverdi. Gülümseyen bir surat ortaya çıktı ve “Evet” dedi. Ağlamasının sebebi canının yanması değil, dondurmanın kaybıydı. Z.yi kucağıma aldım ve hızlı adımlarla Ali Usta’ya geri döndük.

Ali Usta’ya vardığımızda Z.sol kolumda, kucağımda; vitrine yapışıp dondurmalara bakmaya yeni başlamıştık ki sol el bileğimde bir sıcaklık hissettim, refleksle dondurma vitrininden kolumu ve Z’yi geri çektiğim anda sol kolum sıcacık ve sırılsıklam olmuştu bile. Z. yere inip ayaklarının üzerinde bastığında sol elimden aşağı çişler damlıyordu… Daha çişinin olup olmadığını sorduğumda olmadığını söyleyip ekledi: “Ben bu sefer çikolatalı dondurma istiyorum” “Önce içeri girip temizlenelim sonra gelip dondurma alalım” dediğimde dondurma vitrinini bırakmaya çok zor ikna oldu. Bu sırada ben eşime telefon edip durumu anlatmış, onun sırtındaki çantadan yedekleri istemiştim bile.

Ali Usta’nın iç kısmına girdik; tuvalete gidip ellerimi yıkarken Z. beni bekledi sonra hızla ayakkabıları ve pantolonu çıktı, ordan alınan bir torbaya kondu; koltukta ayakta, beklenmeye başladı… Koltuğun arkası boydan boya ayna, ben Z. oturmasın ve yere inmesin diye onu koltukta omuzlarından ayakta tutuyorum, çevre masalardaki gençler bizi izliyor, derken Z, aynada kendini izleyerek çatık kaşları ve sert bir ses tonuyla bombayı patlatıyor: “Bıraksana len!” (Güleyim mi, şşrıtayım mı, kızayım mı bilemedim) Derken bir daha, bir daha, suratında inanılmaz muzip bir ifade, bir yandan beni kesiyor vereceğim tepki için bir yandan aynada kendini izliyor, yan masadakilerin bu durumdan eğlendiklerinin son derece farkında, arka arkaya saydırıyor: “Bıraksana len… Bırak diyorum len… Tutmasana len…” Bir yandan inmeye çalışıyor, üstümdeki eşofmanın kolu çişli ve sırılsıklam, hava sıcak, Z’ye hakim olmak imkansız, ısrarla aynada kendisi seyrederek, çatık kaşlarını şekilden şekile sokarak “Tutmasana len!” diye ünleyip duruyor… “Susup biraz sakinleşmezsen dondurma almadan çıkmamız gerekecek buradan” demem bir iki dakikalığına işe yarasa da çok uzun sürmüyor ve tekrar başlıyor… Sonunda annemiz imdada yetişiyor ve ikimiz de temizlenebiliyoruz böylece…

Sonrasında ikimiz de yeni dondurmalarımızla yürüyüşümüze devam ettik. (Bu kaza sebebiyle ben de ikinci dondurmayı haketmiştim elbette… Zeyno’ya yarım top, babaya ikibuçuk top) o Günden beri Z’nin ayna karşısındaki halini hatırladıkça Taxi Driver ve Travis Bickle geliyor gözümün önüne… “Bıraksana len! Bana mı diyorsun len…”

0 Comments

  1. Akşam akşam çok güldüm…Çok alemler bunlar!!
    Bizimki de öğrenmiş böyle şeyler,son bombası: "Heh hiç deee" diyip dalga geçiyor bizimle…
    Ama en sinir bozucu olanı dediklerimizi harfiyen papağan gibi söylemesi…."Yemeğini ye oğlum…" Yemeğini ye anne" gibi:)

  2. Allahtan bisey icmiyodum. Aksam aksam yikildim valla :)

    Bizimki de bu aralar “i said no” demeye basladi lafi gedigine koymak acisindan :)

  3. fikirbaz

    04 Haz 2010 at 07:34

    Başka asabi söylemleri de bekliyorum, yorumlara yazarsanız çeşitlemelerden oluşan keyifli bir derleme olur sanıyorum… Anneler – babalar; bu asabi veletlere karşı birleşmeli, biribirimizi koruyup kollamalıyız…

  4. ayy gözlerimden yaşlar gelene dek güldüm,ben de o sırada tekrar ağlayacak sandıydım.bu z.nin hastasıyım yaa,incilerini bizlerle paylaşmanız öyle güzel ki :)

  5. scorsese görmeli, duymalıydı bunları :))
    oy oy çok güldüm çook

  6. bizde de 'oha' son 1 ayın favori kelimesi…dediğiniz gibi hoşlanmadığınızın farkındalar ve gözünüzün içine baka baka söylüyorlar, ki biz hiç tepki vermeden geçmesini beklememize rağmen sanırım içimizi okuyor :)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

© 2020 Baba Olmak

Theme by Anders NorenUp ↑