Ne zamandır Z.nin sözlerini paylaşamıyorum. Çünkü artık birer kelime ya da cümle değil oldukça uzun diyaloglar halinde akıp gidiyor inciler. Bir yere yazma fırsatı olamadığı gibi kısa süre içinde de üzerine yenileri geliyor, eskiler uçuveriyor…
Burada yazmıştım. Yaklaşık 9-10 haftadır Mahmure.com ve Bebişler.com sitelerinde köşe yazılarım yayınlanıyor. Başlık aslında buradakiyle aynı: Baba Olmak. Köşe yazılarına ayırdığım enerji aslında ister istemez Babaolmak.com’a yazacaklarıma ayırdığım vakitlerden kırpıldığından, konu da aslında aynı olduğundan aynı yazıları buraya da …
Burada yazmıştım. Yaklaşık 7-8 haftadır Mahmure.com ve Bebişler.com sitelerinde köşe yazılarım yayınlanıyor. Başlık aslında buradakiyle aynı: Baba Olmak. Köşe yazılarına ayırdığım enerji aslında ister istemez Babaolmak.com’a yazacaklarıma ayırdığım vakitlerden kırpıldığından, konu da aslında aynı olduğundan aynı yazıları buraya da …
İki üç gündür salladığım bir yazıyı, Bahriye’nin yazısını Babaolmak.com’a girerken bu sefer de favori bloglarımdan birinden gelen linkle irkildim. (Yok canım ne irkilmesi… Cümle öyle geldi de oından öyle dedim…) Kalemini çok beğendiğim bir diğer …
Babaolmak.com’u uzun zamandır takip eden bir arkadaşım (ki bir süredir iş arkadaşım) konuya fazlaca sardırınca “Çok konuşma da konuk yazar ol madem” meydan okumama anında yanıt vererek çok hızlı bir şekilde “kız gözünden” babasının kızı …
Bu sabah 7:30 civarıydı Z’nin “babaaaaaa…” seslenişiyle yatağımdan fırladığımda… Normalde saatimiz 8:00′a kurulu oluyor sabahları. Tam da uyanmamış, mızırdanma sınırındaydı… Yatağından alırken “hadi gel birlikte sabah uyku keyfi yapalım” dediğimde mızırdanmayı bıraktı…
Normalde Babaolmak.com’da basın bülteni pek yayımlamıyorum. Her şeyden önce kendim deneyimlemediğim bir şeyi tanıtmak ya da duyurmak içime sinmiyor. Ama bu sefer gelen basın bülteni oldukça dikkatimi çekti. Daha önce benzer bir çalışma duymamıştım. Algıda …
Bugün yayımladığım aşklı meşkli diyaloglar üzerine ofisten bir arkadaşım Milliyet Gazetesi’nin sitesinde yayımlanan orijinali Formsante dergisi Eylül 2011 sayısında bulunan Yaprak Çetinkaya imzalı bir haberi paylaşmış… Hemen gideyim de okuyayım derseniz tıklayabilirsiniz…
Ben daha Şile’de yaptığımız kampın yazısını yazamadan (ki kamptaki ufak diyaloğumuzu yazmıştım) bu hafta sonu da İzmit’e Menekşe Yaylası’na gittik kamp için… Hem de 25 çadırlı, yaklaşık 80 kişilik organize bir hafta sonu kampına… Bu yazı da yine kamp yazısı değil ama geçen seferki gibi bir diyalog; Z’den inciler yazısı. Üstelik de benim olmadığım bir ortamda yaşanan bana şahit olan arkadaşımın aktardığı iki minik diyalog…
Bu yılın (2011 diyebiliriz kısaca) Nisan ayına kadar “Californication” benim için Red Hor Chili Peppers’ın sevdiğim bir şarkısıydı.
Tam da birkaç hafta önce rahat olma konusunda yazmış ve rahat olmak konusunda anneler ve babaları karşılaştırmaya başlamışken bu hafta çocuksuz bir kadından enteresan bir soruyla karşılaştım: “Acaba babalar, anne yakındayken daha mı rahat ve umursamaz oluyor?
Hani uzun zamandır Z’nin incilerinden yazmıyorum ya… Son zamanlarda en etkilendiklerimden birini her ne kadar çok fazla kişisel olsa da kayıt altına almak adına bir hafta gecikmeyle de olsa yazayım… Aslında bunları hep uzun kamp yazımı yazmayı ötelemek adına yazıyorum…
Z’yle birlikte olduğumuz akşamlar her ne kadar yazacak pek çok şey birikiyor olsa da kendisinin uykuya daldığı 21:45-22.05 aralığından sonra bende de yazacak hal kalmıyor. Bekleyen yazılacaklar listesi, yarım yazılar ise beklemeye devam ediyorlar bilimum elektronik cihazın köşelerinde…