Katılımcı Babalık Diye Bir Şey Varmış


Ben kendime “baba” diyordum. (Üstelik de son dönemde çevremdeki babalar baktığımda da oldukça sıradan ve ortalama bir baba) (Tamam o kadar da değil) ama meğerse bize “baba” değil “katılımcı baba” deniyormuş. Biz gazete haberi için sorular cevaplarken öğrendim bunu…

Söz konusu gazete haberi 13 Nisan 2014 Pazar günü Sabah Gazetesi’nin Pazar ekinde yayımlandı. Ahanda linki. Gazeteyi okuduktan sonra soru cevaplarımı tekrar okudum. Ve Babaolmak.com’da bir ön yazıyla onlara da yer vereyim dedim. Ne de olsa bir takım soru cevaplar üzerinden benim babalık anlayışıma dair ipuçları içeriyor. Ön yazı derken, ahım şahım bir şey değil.

beatles_babaolmakDaha önce köşe yazısı yazdığım bir kaç farklı yerde de bahsetmiştim aslında bu konu ile ilgili düşüncelerimi. Bir çocuğun ebeveynlerini anne ve baba olarak ayrıştırmak hiç doğru gelmiyor bana. Çünkü bu, beraberinde ayrımcılığı da getiriyor biraz. Hatta bazı zamanlarda babaları dışarı itmeye kadar gidiyor. İşin ilginci, bunu en çok yapan da annelerin bizzat kendisi oluyor pek çok zaman.

Bir yandan babaların sürece katılmadığından yakınırken de evet, babaları dışarı itiyorlar farkında olmadan. Bu durum elbette ki babaların da işine geliyor ve “körün istediği bir göz” misali uzaklaşıveriyorlar. Ondan sonra dinle bakalım annelerin yakınmalarını. (Bu yazıyı okumakta olan anneleri yeterince provoke ettim mi bilmiyorum; aşağıdaki “yorum alanı” tam olarak da gaza gelen anneler –ve elbette babalar- için esasen…

Başa dönecek olursak; bir takım babalardan “katılımcı babalık artıyor” diyerek bahsedilmesi açıkçası üzüyor beni. Babaolmak.com’u açmamın en önemli sebeplerinden biri aslında bunun tersini ispat etmek olduğunu hatırlıyorum. “Ben de eşit miktarda ebeveynim” katılmam bir bahis ya da şaşkınlık; bir haber konusu olmamalı diye uğraşıyorum esasen. Üzülüyorum çünkü bu blog açılalı 7 seneden fazla zaman oldu, hala aynı yerdeyiz gibi. (Belki bahsedilen baba sayısı biraz arttı diye bir züğürt tesellisi bulunabilir)

Neyse, uzatmayayım. Demem o ki… Katılımcı babalık, paylaşımcı babalık diye bir şey yoktur, olmamalıdır; adam gibi “babalık” vardır. (Ya da öyle olmalıdır)

-Babalıkla ilgili kaygılarınız var mıydı? Varsa nasıl aştınız?

Babalıkla ilgili kaygım hiç olmadı. Fikren çok hazır olduğumuz bir sırada planlı bir hamilelik süreciydi bizimki. Üstelik çalışmalara başlar başlamaz da değil üç ay sonra başarılı olduk. Dolayısıyla o süreçte zaten insan kendini hazırlıyor.

-Baba olduğunuz ne zaman dank etti. Spesifik bir olay var mı?

Kızım nerdeyse 7 yaşında. Anne karnında olduğu dönemi de hesaba katarsak demek ki 7,5 yıldır babayım. Baba olacağım haberini aldığım anda baba olduğumu düşünmüşümdür hep. Aslında bilimsel çalışmalara göre babalık ilk tanışma, ilk dokunuşla başlarmış. Bense ilk dokunuşta; ilk kucağıma alışta nefes almayı unuttuğumu hatırlıyorum.

-Sonuçta kültürel ve toplumsal kodlar geleneksel babalık rolünü oynamaya yönlendiriyor insanı. Sizi bu rolü reddedip katılımcı baba olmaya karar vermenize iten nedir?

Çok özel bir olay ya da durum yok aslında. Benin inandığım şey “annelik” ya da “babalık” değil “ebeveynlik” diye tek bir pozisyon olduğu. Bir çocuk için her ikisinin de birebir eşit önemde olduğu. Dolayısıyla bir çocukla ilgili her sorumluluğun da bu iki kişi tarafından eşit olarak yüklenilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Dolayısıyla spesifik bir karar anı yok. Aslında karar da yok. Doğal olarak gelişen bir rol bence o. Zorlamayla olacağını da düşünmüyorum esasen. Belki bir yanıyla “paylaşmak”tır bu. Sonuçta sevdiğin, aşık olduğun insanla birlikte bir meyve yaratıyorsun ve yaratım süreci kadar o meyveyi büyütme sürecini de paylaşmak için sisteme dahil olman lazım.

-Katılımcı baba olma sürecinde karşılaştığınız zorluklar neler oldu? En çok neyi öğrenmek zor geldi size…

Öğrenmenin zor geldiği herhangi bir şey olmadı. Özel olarak öğrenilen bir şey de yok bana kalırsa. Yaşıyorsun ve yaşarken de çözüyorsun her şeyi. Bunun yetiştirilmeyle de ilgisi olsa gerek. Dolayısıyla kendi ebeveynlerime teşekkür etmem gerekir bununla ilgili.

Kendimi çok zorladığımda, “bebek tırnağı kesmek” diyebilirim. Bu konuda hala sıkıntım var galiba.

-Çocuğunuzla yaşadığız, iyi ki katılımcı baba olmuşum dediğiniz bir olay var mı?

Bu kadar çok tekrarlayınca “katılımcı baba” terimine yabancılaştım korkarım ki. En baştan beri dediğim gibi, benim anlayışımda zaten tek tip bir babalık var; demek ki günümüzde onun adına “katılımcı babalık” deniyor. İyi ki baba olmuşum dediğim bir durum var mı diye düşündüğümde de o kadar çok şey var ki. Kızıma baktığım, hatta düşündüğüm her an “iyi ki baba olmuşum” diyorum açıkçası.

-Babalık hayatınızı nasıl etkiledi ve siz nasıl bir dönüşüm geçirdiniz? Bu dönüşüm mesela meslek hayatınıza nasıl yansıdı?

– Olmayı bırakamayacağınız belki de tek şey anne-babalık. Dönüp baktığımda gördüğüm zaten içimde babalık olduğu. Bu yüzden de hiç zorlanmadan giydiğim bir gömlek sanırım bu. Öte yandan tabii ki hayatımdaki her şeyin önceliği değişti. Buradaki bir önemli mihenk taşı da belki kızımın annesiyle ayrılışımızdır çünkü o noktada “bekar bir baba” (sizin deyiminizle bekar bir katılımcı baba) haline geliyorsunuz. En öne çocuğunuzu koyduğunuzda hayatınızdaki her şey ona göre organize olmaya başlıyor . Kızımın servisi 18:00’de evde olduğu için kayıtsız şartsız o saate yetişme zorunluluğu gibi; bu yüzden 17:01’de işten çıkmış olmak zorunluluğu gibi. Haftanın belli akşamlarının sadece kızıma ait olması gibi net değişiklikler muhakkak ki olmuştur.

Öte yandan kendi işimi yapıyor olmam sebebiyle; ebeveyn bakış açısının iş hayatıma etkileri oldu. Bir girişimci olarak çocuklara ya da ebeveynlere yönelik işlere yöneldiğim zamanlar oldu; hala oluyor. Bir çocuk kitapçısı açmak; çocuk kitapları basan bir yayınevi kurmak; çocuğun ana okulu çağına geldiğinde senin gibi düşünenlerle bir okul kurmaya kalkışmak gibi tecrübelerim var.

-Açmış olduğunuz blog katılımcı babalar için önemli bir adres. Bu siteye gelen tepkilerden babalıkla anlayışındaki değişimi gözlemleyebiliyor musunuz? Bu değişikliği nasıl değerlendiriyorsunuz?

Katılımcı babaların sayısı artıyor elbette. Site üzerinden benle iletişime geçen babaların sayısı azımsanmayacak kadar olsa da erkekler çok sosyal ve paylaşımcı değiller. Dolayısıyla bloğuma gelen yorumlar ve e-postalar genellikle kadınlardan geliyor.

Erkekler, toplumumuzdaki kodlar sebebiyle de duygularını dışa vurmak üzere değiller. Babaolmak.com’un belki de en önemi başarısı bu konuda iyi bir örnek oluşturması ve arkasından pek çok baba bloğunun ortaya çıkması oldu. Elbette ki anne bloglarıyla kıyaslandığında yine de çok küçük sayılardan bahsediyorum.

* * *

Aslında daha çok uzun yazılabilecek bir konu ama; şimdilik burada bırakayım. Konuyla ilgili düşüncelerinizi gerçekten merak ediyorum. Yourmlar kısmında ses verseniz ne güzel olur…

Özgür

Özgür

3 Comments

  •    Reply

    Özgür selam, ses veriyorum :) Katılımcı baba tanımıyla ben de yeni tanıştım. Bana aynı soru sorulduğunda motivasyonumun tamamen eşime destek olma ve iş paylaşımı yapmayla ilgili olduğunu söyledim. Benim anladığım, otomatikman ebeveyn takımının oyuncusu olarak teknik ve ameli konularda katılımcı olmaktı. Bilmiyorum belki ben yanlış anladım. Çocuğunu seven bir babanın, çocuğa ebeveynlik yapmayı katılım olarak görmemesi gerektiğine katılıyorum :) Etrafımda olaylara 'hiç katılmadan' her fırsatta kendini sorumluluk alanının dışarı atan 'atılımcı' babalar var ve gerçekten bazıları 'geleneksel' baba rolünün konfor alanında takılıyorlar (Örnek: Erkek adam alt değiştirmez). Belki de ebeveynliği doğal olarak yapan babalar ve gelenekselciler arasındaki kontrastı tanımlamak için çıktı bu kavram ortaya.

  •    Reply

    […] Yazının güzel yanı benim de soru-cevaplarla katılmış olmam… Yazıya link vereceğim; Olkan’ın sorularına verdiğim yanıtları; belki biraz daha da ekleme yaparak birazdan ayrı…(Hazır Babaolmak.com’a el atmışken… […]

  •    Reply

    […] Konuyla ilgili olarak babaolmak.com ‘da Özgür’ün bir yazısına rastladım. Okumanızı tavsiye ederim. Bu arada bu ay kendisi ikinci kez baba oldu, yeri […]

Leave a Comment