Nedir Şu “Baba Olmak”?

Sabiha Paktuna Keskin ile geçen sene bir fotoğraf sergisinde tanışmış ve çok kısa bir süre sohbet etme imkanı bulmuştum. Aslında Çocuk Kitapçıcı: Kipitap.com adına, “çocuk ve kitap” konusu hakkında kendisiyle deha detaylı konuşmak istediğimizi iletmiş ama bu sırada Babaolmak.com’dan da bahsetmiştim.

O toplantıda fazla vakit olmasa da daha sonra görüşmek üzere ayrılmıştık. Nerdeyse bir yıl sonra, geçen hafta, o sohbet esnasında yanımızda olan Sabiha Paktuna Keskin Çocuk Sağlığı ve Danışmanlık Merkezi Genel Koordinatörü Necla Hn’dan bir mail aldım.

Babaolmak.com’u hatırlamıştı, ardından da bana “Baba Olmak” hakkında Sabiha Paktuna Keskin’in bir makalesini iletmişti. Okuduğum o ilk makale ardından konunun devamı niteliğindeki ikincisi derken aslında bilimsel ve kademik olarak “baba olmak” hakkında ciddi bir kaynak geçivermiş oldu elime.

Dilerseniz her iki yazıyı da internette Hürriyet Aile sitesinde okuyabilirsiniz: Konuya başlangıç olarak değerlendirilebilecek ilk yazı burada, konunun derinleştiği ikinci yazı da şurada.

Ve fakat sadece link verecek değilim, ilgimi çeken yerleri alıntı olarak da burada belirtmek isterim:

Mahler ‘Ayrılma ve birey olma’ teorisinde; anne ve bebeğinin birbirlerini bir bütün olarak algıladığını söyler. Ayrı iki bedende olmalarına rağmen her iki taraf ZİHNEN birbirini bir bütün olarak algılar. Bu algı bebek lehine bir birey olma süreci sonunda tamamlanır.

Bebeğin birey olma süreci iyi yönetilmediği takdirde yaşam boyu hem özgüveni açısından hem de bir diğerine güvenmeye dayalı olan karşılıklı ilişkilerde sorunlarla karşılaşır. Kısaca bu dönem, bebek ve anne açısından sancılı bir süreçtir. Üstelik bebeğin yaşamının ilk 5 yılı gibi uzunca bir süre etkinliğini sürdürür. Bu dönemi Bolby ve Ainsworth ‘bağlanma’ dönemi olarak adlandırır.

“Anne ve bebek 5 yıl boyunca bir eküri iseler ben ne olacağım?” der baba.

Teoriye göre bu süreçte babanın rolü yoktur.

Ya yaşamda?

Teori de entresan, yaşam da bana kalırsa… Bu ilk 5 yılın nerdeyse dördünü geri bırakmış bir baba olarak şöyle bir durup düşündüğümde nerdeyse hiç “Ben ne olacağım?” dememişim. Ama öte yandan zaman zaman ister istemez “eküri” durumunun önünde şapka çıkarttığım da olmuş…

Mahler’in anneden ayrılmak ve birey olmak teorisine yakından bakıldığında ise; bebeğin bütünleştiği annenin yokluğunda onun yerini almış diğer önemli biri olduğundan söz edildiği görülür. Yani, bebek açısından bütünleşilecek birine ihtiyaç vardır. Ve bu kişi tercihen annedir.

O halde baba, annenin yerini almış diğer önemli biri olamaz mı?

Hemen “Pekala, olabilir!” denemez. Eğer öyle olsaydı bu sefer “Ben ne olacağım? sorusunu babanın yerine anne sormuş olacaktır. Çünkü bebeğin yaşamsal ihtiyaçlarının tek bir kişi tarafından karşılanması hem yeterlidir hem de gereklidir.

Eee.. Tek kişi yetiyormuş. Üstelik de gerekliymiş de… (Eh o zaman, müjde…) (Şakaydı!)

“Nedir baba olmak?” sorumuza geri dönecek olursak, mesele babadan bir anne yapmak değil bebeğin yaşamının ilk 5 yılında annesi ile olan ilişkisi sürerken ‘babanın rolünün ne olacağı’dır. Yani, annenin olmadığı özel durumlarda babanın üstlendiği ‘annelik’ rolü değil ‘babalık’ rolünün ne olduğudur.

Sorumuzu tekrarlarsak: Bağlanma dönemindeki yani yaşamının ilk 5 yılındaki bir çocuğa BABA ne ifade eder?

Bu dönemde çocuk tıpkı annesine bağlandığı gibi babasına da bağlanır. Ancak buradaki anne ve babaya olan her iki bağın karakteri farklıdır. Annesine yaşamsal ihtiyaçlarının karşılanması için yaklaşan çocuk, babasına aktivite için yaklaşır.

İlk yazıda dediğim gibi sadece giriş varken ikinci yazı daha başlarken kadın erkek arasındaki en ciddi tartışmalardan birine değiniyor. Annelerin babalardan beklentileri, babaların vurdumduymazlığı hatta daha da ötesi yoklukları. Bu durumu Sabiha Paktuna Keskin “İnsan beyni elverdiğince davranır!” diyerek özetliyor:

…Bir gerçeğin kişi tarafından bilinmesi, hatırlatılarak vurgulanması ya da talep edilmesi yoluyla beklenen davranışın yerine getirilmesi aynı şeyler değildir. Uygulamanın/davranışın olabilmesi için, bireyin bunu sağlayacak beyin yapılarına sahip olması gerekir.

Bir başka deyişle, insan beyni elverdiğince davranır. Olmayan mekanizmalar da talep etmekle, hatırlatmakla, bağırıp çağırmakla elde edilemez.

Babalığı anlayabilmek için de babanın beyninin içinden bakmak gerekir
Burada kocaman bir parantez açalım:

Bazı sistemler doğuştan beyinde var olabileceği gibi yaşadıkça edinilen tecrübelerle de kazanılır. Ailenin çocuk üzerindeki rolü de ailenin fiziksel, sosyo-kültürel, etnik ve inanç yapısı ve çocuk yetiştirme alışkanlıkları ile sınırlıdır. Ailenin ait olduğu toplumun etkisi altında edindiği tecrübeleri, aile fertlerine bağlılıkları, birbirlerine ayırdıkları zamanı kullanış tarzları, iletişim yetenekleri, sorun çözme becerileri kendilerinin ve çocuklarının yaşamını etkiler.

Bazı ebeveyn tutumlarının çocuk üzerindeki etkisi ebeveynin cinsiyeti açısından fark gözetmez. Örneğin, çocukların uyum ve kendine güvenli olmalarının sıcak aile tutumu ile doğru orantılı olarak arttığı, buna karşılık reaksiyoner tutum ile baskılandığı anlaşılmıştır. Bu etkinin ortaya çıkmasında anne ve baba tutumları benzer etki göstermiştir. (Haan ve ark., 2009)

Bazı ebeveyn tutumları ise, gerek ebeveynin ve gerekse çocuğun cinsiyetine bağlı olarak farklı sonuçlar doğurur. Örneğin, anne hoşgörüsü özellikle kız çocuklarını anneye yakınlaştırırken; annenin kontrol edici tutumu erkek çocuklarda antisosyal davranışların öngörülebilmesine neden olmuş. Aynı konudaki baba tutumu ise anlamlı bir etki göstermemiş. (Vieno ve ark., 2009)

Annenin sıcak tutumu kız ve erkek çocukları benzer şekilde gündelik streslere karşı korurken, babanın koruyucu rolü, özellikle erkek çocuğa yetişkin döneminde ve büyük stres varlığında soğukkanlılık kazandırdığı tespit edilmiş. (Mallers ve ark., 2010) Demek ki, bir tutumun çocuk üzerindeki etkisinin ortaya çıkışında gerek ebebveyn gerekse çocuğun cinsiyeti önem taşıyor.

Boşanma ile sonlanmış evliliklerde baba-çocuk ilişkisinin daha özel bir anlam ve etkisi olacağı açık. Nitekim boşanma; anneden çok babanın çocuk üzerindeki rolünü olumsuz etkiliyor ve baba rolünün anneninki gibi içgüdüsel olmaktan çok öğrenilmiş bir rol olduğu üzerinde duruluyor. Babalık rolünün uygulanabilmesi için evliliğin olmazsa olmaz bir müessese olduğu düşünülüyor. (Coiro ve Emery, 1998)

Boşanma sonrası babalarını hiç görmeyen çocukların, yaşama bağımsız ve cesaretle bakabildikleri, ancak babaları ile kısmen birlikte oldukları halde babaları tarafından yeterli kabul (ilgi-sevgi-destek vb) görmemiş olan çocukların, kendilerine güvenlerinin zayıf olduğu anlaşılmış. (McCormick ve Kennedy 2000)

Babaya bağlanma ile sorunlarla başetme ve kendine güvenin ilişkili olabileceği kanaatine varılmış. (McCurdy ve Scherman 1996) Buradan tıpkı baba açısından olduğu gibi, çocuk açısından da baba-çocuk ilişkisinin, anne-çocuk ilişkisinden farklı olarak öğrenilmişlik yönü olduğu anlaşılabiliyor.

Biraz fazlaca alıntı oldu ama neresini eksik bıraksam eksikliği hissedilecekti; yukardaki çalışmalardan özetle şu sonuçlar çıkmış:

1. Aile-çocuk ilişkisinde cinsiyet önemlidir.
2. Baba olmanın çocuk üzerindeki en önemli etkisi güvendir.
3. Baba-çocuk ilişkisi içgüdüsel değil öğrenilen bir durumdur.

Bu arada babalığın ne zaman başladığıyla ilgili bir bölüm de var yazıda:

Sevgi hormonu olarak da bilinen oksitosin, sosyal ve duygusal davranışlar ve özellikle çiftler arası bağı güçlendirmekten başka anne duyarlılığı ve empati davranışlarını belirler. Oksitosin seviyesi cinse bağlı değişim gösterir ve kadın ile erkek davranışlarındaki duygusallığın çerçevesini belirler. Nitekim çocuğuna dokunduğu ilk anda babada salgılanan oksitosin ile baba-çocuk ilişkisinin ilk adımı atılır. Bir başka deyişle, anne ve babanın çocuk sevgisinin boyutunu, sahip oldukları oksitosin belirler. Sadece bu gerçeğin bilinmesi dahi bir davranışın talep değil beynin sistemleri doğrultusunda olduğunu anlamaya yeterlidir.

Baba olmanın öğrenilen bir oldu olduğuna dair bir iki çalışmaya da yönlendiriyor yazı bizi:

Babalar çocukları ile birlikte tek başlarına ne kadar çok zaman geçirirlerse, o kadar çok sıcak bir sevginin tadına vardıklarını, eşlerine olan sevgilerinin derinleştiğini fakat bu duygular arasında bazen bunaldıklarını ama yeni tanıştıkları babalık olgusuna uyum sağlamayı sonunda başardıklarını itiraf etmekteler. (Premberg ve ark., 2008)

Öte yandan, eşlerinin çocuk bakımında rol alması gerektiğine inanan annelerin, çocukları ile aralarında güvenli bir bağlanma olamadığı görülmüş. Çocuk bakımında rolleri olduğuna inanan babaların ise, ancak evliliklerinde mutlu iseler çocukları ile aralarında güvenli bir bağlanmanın gerçekleşebildiği anlaşılmıştır. (Wong ve ark., 2009)

Bütün bu araştırma sonuçları, baba olmanın öğrenilen bir olgu olduğu, babaların bu konuda yönlendirilmeye ve yardıma ihtiyacı olduğu şeklinde yorumlanmıştır. Babanın yönlendirilmesinde, eşlerin anne-babalık olgusuna bakış açılarının da önemli olduğunu ayrıca vurgulamak gerekir.

Ee? Ne yapmak lazım? sorusuna ise cevap şu şekilde:

Bir davranışın ortaya çıkabilmesi ve tekrarlaması beynin ödül sistemleri sayesinde olur. Bu sistemler üzerinde soya özgü faktörler etkili olduğu gibi, sevgi gibi öğrenilmiş ödüller de etkilidir. (Kiefer ve ark., 2008) Kısacası duygu ile öğrenme el eledir. Bir başka deyişle, öğrenme huzurdadır, mutlu anlardadır.
Babalık öğreniliyorsa ve öğrenme huzurda ise, ‘evim evim güzel evim’i yaratmak talebimiz ya da beklentimizde değil, davranışı ortaya çıkaran ‘ödül’ü bulmamızda gizlidir.
‘Ödül’ ailede uyum/huzur ise, bu da ancak ‘diğerlerini anlayabilmek’le mümkündür.
‘Diğerlerini anlayabilmek’ de ‘diğerlerinin beyninden bakabilmek’le olur.
‘Diğerlerinin beyninden bakabilmek’, ‘zihin okumak’la olur. Bunun da adı ‘yönetebilmek’tir ve bence kadına da bu yakışır.

Sabiha Paktuna Keskin eşlerinin ya da çocuklarının babalarının yönetilebilmesi, doğru şekilde yönlendirilebilmesi için onları anlamak, onların beyninden bakabilmek ve zihinlerinin okunabilmesinin gerekliliğinden bahsetmiş. Büyük, çok büyük bir çoğunluk için doğru. (Aslına bakılırsa azınlık için de – Oksitosin seviyesi yüksek olanlar diyelim- geçerli bu…)

Bu kadar uzun bir yazıyı paylaşırkenki düşüncem sonunda bir sonuca varmak veya yorum apmak değil aslında. Ancak anne ve babaların (hatta aday olanların) okumaları ve hatırlmaları gerektiğini düşündüğüm çok şey var Sabiha Hanım’ın baba olmak ile ilgili yazılarında…

Ben üstüme düşeni yaptım… Tıklayıp tıklayıp okumak ya da daha da fazlasını araştırmak konusunda top sizde…

Bir sürü de link vereyim… (Ne de olsa tarih öncesinden o ilk weblog ekolünden geliyorum ; )

– Yukarda bahsedilen ilk yazı: Nedir Baba Olmak
– İkinci yazı: Testosteron Kontrolündeki Beynin İçinden Bakabilmek…
Sabiha Paktuna Keskin Çocuk Sağlığı ve Danışmanlık Merkezi
Uzman TV’deki Sabiha Paktuna Keskin cevapları
Hürriyet Aile sitesindeki “Ezberbozan” Köşesi
Mahler’in Gelişimsel Kuramı (ayrımlaşma-bireyselleşme kuramı)
İnsan Yavrusunun Psikolojik Doğumu
Aşk hormonu, kucaklaşma kimyasalı ve güven iksiri

0 Comments

  1. Dönmenize cok sevindim.
    Bir solukta okudum yazınızı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

© 2020 Baba Olmak

Theme by Anders NorenUp ↑